28 Şubat 2009 Cumartesi

Sus Soru Sorma...

Erman Toroğlı yine salladı bize. İnsanların ettiği küfürleri kulaklarının duyması gerek dedi. "Haydi haydi haydi Allah aşkına İstanbul'un .içleri dönsün şaşkına." Bu tezahüratı yapan takım İstanbul takımı değil mi diyor? Nasıl her gazeteci paralı asker değilse, her İstanbullu da .iç değildir. Şu eleştiriyi yapan Toroğlu hayatında tribünden kaç maç izlemiş acaba? Tribünün algısı böyle değildir. Amaç ritmi uydurmaktır. Bir de bugünkü yazısında Galatasaray köpeği dediğimizden bahsediyor. Onu da işine geldiği gibi yorumlamış. Tribünde Galatasaray köpeği denmedi. "Cimbombomun uşağı Abdullah Avcı" dendi. Zaten Galatasaray köpeği diyemezsiniz. Öyle bir melodi yok, ağza oturmuyor, bağırsın kendi kendine Erman Toroğlu oluyor mu? Olmuyor mu? Hayatında tribün nedir bilmeyen adamın tribünleri eleştirmesine de ayar olmuşumdur hep.

27 Şubat 2009 Cuma

Beşiktaş Adama Yatarak Koyar

Abdullah Avcı her basın toplantısında oyun oynamaya çalışan ve bundan zevk alan der. Futbol bir oyundur ona göre. Türkiye'de oyun olarak uzun yıllardır anılmasa da... Ancak bugün oyun oynamaya çıkmamış İBB. Çok enteresan... İBB hangi maçta oyunu bu kadar soğutmaya çalıştı hatırlamıyorum. Ne Galatasaray'a ne Fenerbahçe'ye böyle oynadılar. Çıldırdık tribünde... Kafaları yedik. Başlıktaki söz tribünden, herkesin ortak hislerine tercüman, simultane, yaratıcı, argo, gerçek... Oyun oynamadı iki takımda. Beşiktaş ayakta kalmasına rağmen oynayamadı. Halis Muhlis hakem her 10 saniyede bir üfledi. Fotoğraf bile çekmedim maçta, çekmek istemedim. Yazık günah oyun izlemeye geldik, koyun gibi yattılar... İBB, burs olarak öğrenciye yatar, çimene değil...

26 Şubat 2009 Perşembe

Ey Ruh! Geldiysen...

Skorbord 3-1 Galatasaray diyor. Kameralar o sırada Bülent Korkmaz'a dönüyor. Bülent Korkmaz kendi defansına ıslık çalıyor ve 1996-97 sezonunda Şenol Güneş'in oyuncularına yaptığı ileri çıkın hareketini yapıyor. Maç 3-1... Galatasaray zaten saldırıyor. Defansına öne çık diyor Bülent Korkmaz. Tecrübesizliğini gösteriyor bu hareket. Ama bir şekilde Ali Sami Yen'de destan yazılıyor ve bu destanın havasını da göreve gelen Bülent Korkmaz ve onun 2000 ruhu söylemi yaratıyor. Hatalar olsa da Galatasaray yolunu buluyor bir şekilde. Bu hava hiç değişmiyor sarı kırmızılılarda. İlk maçı unutulmaz oldu Bülent Korkmaz'ın... Ama en büyük handikapı tecrübesizliği, çok tez canlı olması, kulübede biraz sakin olmayı başarırsa ilerisi için daha da umut verecektir. Dikkatimi çeken bir başka şeyse Bülent Korkmaz'ın yere tükürmesiydi. Futbolculuğundan kalma alışkanlığına devam ediyor. Bizim insanımız doğal adamı sever. Olduğu gibi olsun bizim için problem yok ama bir de gelinen mevkiler var tabii. Dikkat etmek gerek.

Beşiktaş Bahane Herkes Cukka Peşinde

Yılmaz Erdoğan’ın şiirinde tarif ettiği gibi sevimli bir çocuk yüzü o. Her basket maçında Beşiktaş’ın tribündeki yegane takipçisi. Adı Murat… Tek muradı var salonda Beşiktaş’ı başarılı görmek. “Haydi Beşiktaş” diye bağırışlarıyla salonu gaza getiren, elleri ağzında Beşiktaş’ın koçuna, hocasına, saha içindeki hakeme akıl veren basketbol hastası. Voleybolda da, hentbolda da… Arma hangi salondaysa o orada. Uçarı kaçarı yok. Kimsenin adamı değil o. Beşiktaş’ın adamı. Kimseden bir çıkarı, kimselere gebeliği yok onun. Bunları düşünecek akıla ihtiyacı –insan aklı böyle çalışıyor işte, insan dediğin ne ola ki- sevigisine kara sürecek kalbe de sahip değil o. Normal olan o aslında ama hepimiz onu anormal görüyoruz. Kaçımız onun kadar sevebiliyoruz Beşiktaş’ı. Gittiğim her salonda o. Maç öncesi şovuyla, sessizlik anında narasıyla salonu ayağa kaldıran o. Salako Ferhat ile birlikte Beşiktaş’ın renkleri onlar… Derbi maç öncesi bileti olmayanlara konuşan tribün büyükleri “sizde basket maçına gidin kardeşim o da Beşiktaş bu da Beşiktaş” diyor. Ama o söz orada kalıyor. Galatasaray-Beşiktaş maçına bilet bulamayanlar tıpış tıpış evine koyuluyor. Sözde deli gibi seviyoruz Beşiktaş’ı… Tribündeki çoğu adam için Beşiktaş bahane, herkes cukka peşinde… Deli gibi sevenler Muratlar, Ferhatlar bu alemde… (Fotoğrafta boynunda atkı olan)

Şampiyonluk Kemeri Ankaragücü'nde

Artık spor medyasına mesafeli durduğumdan bu yana eski dergileri karıştırıyorum. Ne kadar güzel haberler yapmışız da duyan, gören, duyuran, takdir eden pek az olmuş. Yine dergileri karıştırırken muhteşem bir uyarlama gördüm. Okumuşum daha önceleri ama unutmuşum zamanla. Tarihini de hatırlayamıyorum. Yanılmıyorsam Deniz Arslan'ın bir yazısıydı. Şampiyonluk ünavıyla ilgili. Boksta kemer nasıl değişirse futbolda da öyle değişir:) Bunun da kendi içinde bir mantığı var elbette. Galatasaray 2008-2009 sezonunda şampiyonluk kemerini 5 hafta taşıyıp Bursaspor'a devretmiş Bursa'da. Bursa bu kemeri ertesi hafta Eskişehirspor'a, Eskişehirspor ise tam 3 hafta boyunca kemeri Fenerbahçe ve Galatasaray'a kaptırmaktansa Ankaraspor'a veririm diyerek taşımış ve 10. haftada kemer Kocaman'ın öğrencilerinde kalmış. Fenerbahçe, Eskişehirspor'dan alamadığı kemeri bir hafta sonra Ankaraspor'dan almış ve bu sezon bu kemeri en çok taşıyan takım olma ünvanını da kazanmış: 9 hafta. Uzun süre Aragones'de kalan kemeri İBB Spor almış 19. haftada ve kemeri sadece 2 hafta taşıyabilmiş ve kendi evinde Ankaragücü'ne teslim etmiş. Şampiyonluk kemeri bu hafta Ankaragücü ile Hacettepe arasında olacak. Tabii futbol boks olsaydı eğer.

25 Şubat 2009 Çarşamba

Fenercell

Karikatür-Feng Guı Bo

Bu Kez Olsun

İBB maçları Beşiktaş için hep kader maçları oluyor. Geçen sene Liverpool’u İnönü’de 2-1 yendiğimiz haftanın ardından ligde İBB ile karşılaşmıştık ve golsüz beraberlikle ayrılmıştık. O maç ligde zorlanacağımızın işaretlerini veren ilk maçlardandı geçen sezon. Sonra Olimpiyat yolları tutuldu. Şampiyonluk için konvoylar, stadyumu dolduracağız naraları… Ama Bobo’ya çıkan kırmızıyla şampiyonluk ve liderlik de elimizden kayıp gitmişti. Stadyum dolmamış, tribünlerin şampiyonluk beklentisi azalmıştı.Bu sezon Ramazan ayında çıktığımız İBB maçı soğuk havada, tatsız oyunla, ıssız statta oynanmış, sonuçta geleneksele bağlamıştı. O Olimpiyat stadı ki yolumuza hep taş koydu bizim. Beşiktaş ki en sevmediklerimize hep kıyak geçmiştir bugüne dek... Biz ne kadar belediye takımları kahrolsun desek o hep dağıtmıştır puanları haketmeyenlere, olmaması gerekenlere... Kendimi bildim bileli böyledir Beşiktaş. Bu özelliğidir belki de başarılı olmasını hep çok istememizin... İBB Spor lige çıktığından bu yana galibiyet alamadık. Her maçımız beraberlikle sonuçlandı. Cuma günü tahminen tıklım tıklım tribünler önünde yenmeye çalışacağız onları. Umutluyuz cuma günü. Şampiyonluk havasına girmiş bir takım soğuk terler dökecektir İnönü’de. Olası puan kaybı şampiyonluğun uçup gitmesi anlamına gelmiyor. Birilerinin tribünlerin gazını alması gerekiyor. Alınacak bir puan bizi şampiyonluk yolundan alıkoymayacaktır. Bu lig daha çok şey görür. Ama biz de görmek istiyoruz artık şu gereksiz kulüplere karşı 3 puan...

24 Şubat 2009 Salı

Fenercell&Aragones&Şampiyonluk

Bir önceki postta Galatasaray'ın belki de Guardiola'sını bulduğunu yazmıştık. Gelenlerin gidenleri arattığı kulüplerden biri muradına ererken diğeri Fenerbahçe Aragones ile hala devam ediyor. Hatırlıyorum sezon başında hangisi önce gönderilir diye anketler açılıyordu. Ertuğrul gideli çok oldu, Skibbe gönderildi. Aragones hala duruyor. En sabırlı yönetim, istikrara inanan yönetim Fenerbahçe diyebilir miyiz? Bir de bu göndermelerin ekonomik boyutu var tabii. Aragones'i getirmekte .öt isterdi, göndermekte .öt ister. Bakıyorum da Fenerbahçe yönetimi hala Fenercell ile uğraşıyorlar. Spor kulübü değil de ekonomi kulübü olmuş Fenerbahçe. Sezon başında sorulan soruların yanıtı Aragones oldu. Beşiktaş'ın ve Galatasaray'ın da taraftarı şimdi umutlu şampiyonluk hala kaçmış değil. Ancak Fenerbahçeliler öyle düşünmüyor. Aragones ile zor diyorlar. Olsun Fenercell var:)

İlginç Statlar (13)

Kramyra Stadium-Norveç

23 Şubat 2009 Pazartesi

Galatasaray'ın Guardiolası Olur Mu?

Galatasaray Gerets'i, Fenerbahçe ise Zico'yu yana yakıla arıyor... Biz kimi arıyoruz derseniz, bunca sene gidenlere bakınca aklımda keşke gitmeseydi diyeceğim iki teknik direktör var: Del Bosque ve Tigana... Ama bunlarda göreceli tabii...
Galatasaray ani bir kararla Bülent Korkmaz'a yöneldi ve anlaştı. 1 buçuk yıllık anlaşmaya vardıkları Bülent Korkmaz Galatasaray'ın Guardiola arayışıdır... Başarılı olur mu? Bu zamana dek takımları nasıl bir futbol felsefesini sahaya yansıttı derseniz o konuda da net bir bilgim olduğunu söyleyemem ama Bülent Korkmaz Galatasaray'ın özüne dönüşünün sinyalidir. Galatasaray her buhran döneminde içine yönelir ve çoğunlukla da başarılı olur? Bunu o kadar çok gördük ki. Yabancısız oynamalar, Fatih Terim dönemi, yaşlı oyuncuları ağabeylik uğruna kadroda tutarak gelen başarılar... Daha neler neler. Elimizde oynatacağı sistem üzerine bir veri, oynattığı takımlar üzerinden sağlıklı bir argüman olmadığı için nedenlerini, nasıllarını, olurlarını söylemek zor ama ben Bülent Korkmaz'ın Galatasaray'da Galatasaraylılar'ın görmek istediği havayı yakalayacağını düşünüyorum...

22 Şubat 2009 Pazar

Gülleri'n İçinden

Haftanın görünümünde Taner Gülleri 4 büyüklere attığı 4 golü 5'e çıkarabilir mi diye düşünmüştük. İnanılmaz bir performansla Taner Gülleri attığı kadarını daha attı Galatasaray'a. Geçen sene Kocaelispor Teknik Direktörü Kayhan Çubuklu "Çok yetenekli bir oyuncu. Bu zamana kadar, bu yaşına kadar nasıl ön plana çıkamamış hayret ediyorum" demişti.

21 Şubat 2009 Cumartesi

Siyasilerin Atkıları

Seçim yaklaşıyor... Atkılar boyna dolanıyor. Adana'da zaten kaybedeceksin... Hiç değilse dünya görüşüne daha yakın duran Demirspor'u boynuna dola da sabit rengin olsun. Kim dikkat etmiştir Adana atkısının üstte Demirspor atkısının altta durduğuna? Bu demek oluyor ki önce Demirspor atkısı takmış Baykal. Bu kadar da kurcalama kimse senin gibi düşünmüyor diyen olursa ben de soruyorum o zaman: "Bu atkılar neden takılıyor kardeşim. Bu ne samimiyetsizlik. İki atkı birden takılır mı?" Atkıları Recep Tayyip Erdoğan'da kullanıyor. Zaten samimiyeti yok. Bari bu kadar insanların gözüne gözüne sokmayın, şirin olmak adına da gülünç olmayın...

Kim Demiş Ne Demiş (21)

Nurullah Sağlam:
"Başarı matematiksel değil bana göre. Sonuçların putlaştırıldığı bir lig olmamalı."

Hakkaniyet

Beşiktaş maçını seyretmek nasip olmadı. Özetleri izleyebildim ancak. Özetlere bakıp şöyle oynadılar böyle oynadılar diye ahkam kesmek olmaz. Ancak maç 0-0 devam ederken Beto'nun ceza sahasında indirilişi maçın kırılma anıymış. Maç sonrası konuşulan konularda da atlanmış bu penaltı. Gazetelerde de öyle. Bize olsa yeri göğü yıkıyoruz. Rakibimize olunca görmezden geliyoruz. Bu da doğal ama doğru mu? Peki Gaziantepsp0rlular neden veryansın etmiyor? Bu pozisyon sonrasında konuşmayan yorum yapmayanlarda suçlu... Bir daha bizim penaltımız verilmediğinde, hakem hatasıyla bir golden olduğumuzda itiraz etme hakkımızın da elimizden gittiğini görmemiz gerekiyor. Anelka eliyle attığın çekin elinizi futboldan diyen bizler Burak eliyle gol attığında da susmuştuk. Hem de peşi sıra haftalardı bunlar. Bu kadar sahte olmaması gerekiyor Beşiktaş'ın. Elden ne gelir. Hakemin dikkatinin çekilmesini istemek sanırım en doğru hareket. Beşiktaş farkını bu şekilde de yaratabilir diye düşünüyorum... Kaybolan saygınlıkları toplamak için böyle fırsatlar kaçmaz. "Saygınlık kimin .ikinde, şampiyon olalım gerisini boşver" diyenlerde vardır mutlaka.

20 Şubat 2009 Cuma

Vay vay vay...

Fenerbahçe Avea'yı safında tutarken, Türk Telekom'u da safına çekmeyi başardı. Toplantı da Türk Telekom Genel Müdürü Paul Doany'nin Türkçe konuşması şaşırttı. Metni İngilizce anlatmak yerine önündeki kağıttan Türkçe okudu. Aziz Yıldırım, Mahmut Uslu, Tahir Perek, Murat Özaydınlı ve Ali Koç toplantıda yer aldılar. Değişik bir şov oldu. Avea forma-bayrak dikmenin bokunu çıkarmış ve sonunda gereksiz bir dünya rekorumuz daha olmuş. İşin ilginci bu toplantıda Göksel Gümüşdağ da yer alıyor. Ne işi vardı acaba? Türk Telekom Fenerbahçe'ye 10 milyon dolar verecek mi gerçekten? Verecekse bunun adı haksız rekabet... Trabzon'un ana sponsoru Türk Telekom, Galatasaray'ın stadının adı Türk Telekom Arena. Hani Beşiktaş'a. Yok... Adamlar tribünlerini pazarlıyorlar. Biz bakınıyoruz etrafımıza. Makas gitgide açılıyor. Fulya Projesi'ne bak şu Fener'in tribünlerinden gelen paraya bak. Anlayana sivrisinek saz...

Haftanın Tahmini (2)

Haftanın görünümünü kendimize göre yorumlamaya, olacakları tahmin etmeye devam edelim. Gaziantepspor evinde Beşiktaş ile oynayacak. Bence Beşiktaş sezonun rahat galibiyetlerinden birine imza atacak. Gaziantepspor'a bu maçta pek şans tanımıyorum. Çünkü Beşiktaş'ın olası puan kaybına klasik tabirle tahammülü yok. Eğer puan kaybı olursa önümüzdeki senenin kadrosunu kurmaya başlasınlar bence. Bu nedenledir ki bu maç Beşiktaş'ın alacağı 3 puan ile kapanır. Sivasspor Eskişehirspor ile karşı karşıya gelecek. Eskişehirspor Sivasspor'a yatar mı? Aklıma böyle iğrenç düşünceler gelmiyor değil. İçimiz fesat işte. Eğer gerçekten kötü niyetliysem ve olmaz öyle şey arkadaşsa bu maçta Sivasspor'un puan kaybedeceğini düşünüyorum. Önce beraberlik sonra Es-Es… Neden derseniz sene başında benim de yanlış transfer gözüyle baktığım Youla'nın performansı. Bir de yanına Batuhan eklenince Es-Es kontradan gol ya da goller bulabilir. Batu indirir, Youla bindirirse tabii. Kayserispor, Bursaspor maçına gelince Ertuğrul Sağlam'ın kilit sistemi öne çıkar diye düşünüyorum. Geçen sene Kayserispor'a puan kaybeden Beşiktaş'ın başında Ertuğrul Sağlam vardı. "Sert bir 11 sahaya süremeyenler Kayseri'ye yenilirler" düşüncesine inandığını ve bu şekilde Kayseri'yi mat etmeyi planladığını düşünüyorum. Ertuğrul maçı ölümüne kilitler. Banko berabere demek en gerçekçi yorum olacaktır. Trabzonspor Denizlispor maçında ne olur? Hiç bir şey olmaz. Sürpriz çıkmaz. Trabzon en kötü seyircisiyle kazanır. Galatasaray Kocaelispor maçı sonucunu en çok üzülerek göreceğim maç olacak. Kocaelispor zor durumda. 3 puan lazım bu takıma yoksa düşecekler. Haftalar bir bir eriyor. Galatasaray'da Antalya'da bıraktığı puanların acısını çıkarır Kocaeli'den. Gönül Kocaelispor'dan, mantık Galatasaray'dan yana. Taner Gülleri 5 yapar mı? İnşallah… Gençlerbirliği Fenerbahçe. Fenerbahçe için zor bir maç olsa da Ankara takımlarının 19 mayısta 3 puan alamama geleneği devam edecektir. İstanbul BŞB Ankaragücü maçı haftanın en zor maçı. İBB 3 maçta 9 yapar mı? Önce Fener sonra Ankara. Bu iki takımda tepelerde olduğu için motivasyon yüksekti. Bu kez aynı oyunu sergilerler mi? Ankaragücü de zor durumda. 3 skora da gebe maç. Ama illa ki birini seç deseler. Beraberlik derdim. Konyaspor Antalyaspor karşılaşmasındaysa, Antalya puan alamaz diyorum. Konya Serhat olmadan da yener. Antalya'ya birileri dur der arkadaşım. Hacettepe Ankaraspor maçındaysa Ankara fark atmadan kazanır.
(Bu yazı Beşiktaş maçından sonra eklense de önce yazılmıştır... Kahrolsun blogu yasaklayan Bilgi İşlemciler:)

19 Şubat 2009 Perşembe

Yorum

Geçenlerde Genç Fenerbahçeliler'in güçlendiğini en azından dışarıdan bakan biri olarak Aziz Yıldırım'ı kendileriyle muhatap bir hale getirdikleri için güçlü gibi göründüklerini yazmıştım. Tribünü kovalayan arkadaşlarımdan biri "Atma lan prim yaptıkları falan yok" diye kafa göz girişince "Ne peki olay söyle öyle yazalım" dedim. "Genç Fenerbahçeliler prim yaptı demişsin prim yaptıkları falan yok. Zaten güçlüler bu adamlar. Tribünü kovalayan herkes Aziz Yıldırım'a düşman, başkan biz staddan çıkarken ışıkları söndürüyor koridorlarda kapkaranlık iniyoruz. Bizim deplasmandaki maçların biletlerini kendi istiyor rakip kulup başkanlarından. Biz deplasmana gitmeyelim diye herkese ceza veriyor, verdiriyor. Haklı haksız… Eskişehir'de meşale yakıldı diye şimdi önümüze koyup ceza veriyor. Meşaleleri sen dağıttın diyor. Belge yok, kanıt yok… Cezalara, hak mahrumiyetlerine ve paranın gücüne… Kafa tutulan şey bu ve tüm bunlar Aziz Yıldırım'ın emriyle oluyor Şükrü Saraçoğlu'nda. Genç Fenerbahçeliler prim yapmadı bu işlerden… Primden kastın güç kazanmaksa zaten güçlülerdi bu insanlar…"

17 Şubat 2009 Salı

Irkçılığın Ağa Babası

Uruguay-Şili maçı... Güney Amerika Kupası... Tarih 1916... Avrupa cayır cayır... Maçı 4-0 Uruguay kazanıyor. Şili Milli Takım heyeti itiraz ediyor: "Maç ertelenmelidir. Çünkü Uruguay Milli Takımı iki zenci futbolcu oynattı. Zenciler futbol oynayamaz."
Sözün özü 9 kişiyle 4-0. Şaka lan şaka.

Beşiktaş'ın Eto'osu

Beşiktaşlı Fercani Bey... Belki de Beşiktaş'ta oynayan ilk çikolata renkli futbolcu. Beşiktaş'ı şampiyon yapan forvet oyuncusu. Soner Yalçın'ın "Siz Kimi Kandırıyorsunuz" adlı enfes kitabının futbola ayrılan sayfalarında buldum. Bilmeyen Beşiktaşlılar varsa ismiyle google'da aratırlarsa mutlaka daha ayrıntılı bilgi sahibi olacaklardır. Beşiktaş'ı İstanbul Ligi'nde şampiyonluğa ulaştıran Fercani Bey'in asıl olayı ise şu: Türkiye ilk kez olimpiyatlara katılacaktır. Futbolda Çekoslavakya ile eşleşilir. Ama Fercani Bey takıma alınmamıştır. Vala Somalı yıllar sonra gider sorar Fercani Bey'e: "Bu söylenenler doğru mu? Renginden dolayı mı almadılar seni?".... Fercani Bey cevaplar: "Bana böyle açıkladılar." Vala Somalı sonrasında araştırır ki olay doğrudur. Fercani Bey'i rengi yüzünden almadılar diyen Vala Somalı hala yaşıyor. Bilenler bilir:)
Ama burada ben müdahale etmek isterim konuya. Fercani Bey siyahi olduğu için değil Beşiktaşlı bir futbolcu olduğu için alınmamıştır kadroya. Şimdilerde puzzle birleştirmek daha kolay tabii. Bizden futbolcu almazlar. Böyle gelmiş böyle gitmiyor mu zaten. Şaka lan şaka.

Bulgar Mehmet'in Oğlu


Fenerbahçe'nin efsanevi oyuncularından Bulgar Mehmet'in oğluymuş.

En Etkileyici Tribünler Galatasaray'da!

Milan Baros, Liverpool'da, O.Lyon'da, B.Ostrava'da, Portsmouth'ta, Aston Villa'da ve Galatasaray'da forma giydi. "Hayatımdaki en etkileyici iki taraftar grubu Liverpool ve Galatasaray tribünleri oldu" demiş. Geçenlerde de buna benzer bir açıklamayı Lincoln yapmıştı. O da Galatasaray tribünlerini gördüğü en iyi tribünler olarak nitelemişti. Bugün Avrupalılara sorsak Türkiye'deki tek cehennem de Ali Sami Yen değil mi zaten. Galatasaray tribünlerinin 90'ların ikinci yarısından bu yana hiçbir zaman iyi olduğunu görmedim. Sezonun geneline bakıldığında 3 büyüklerin hatta Anadolu'nun bazı tribünlerinin bile gerisinde kaldığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Ama ne hikmetse Ali Sami Yen cehennemi diye anılmayı da başardılar onlar. İnönü cehennemi, Saraçoğlu cehennemi nasıl da sırıtıyor Sami Yen'in yanında. Türkiye'nin en iyi atmosfere sahip statlarından biri sandı Avrupalılar yıllarca. Oysa işin aslı öyle değil. Galatasaray tribünleri koreografi alanında -ki çok iddialılar- dahi rakiplerine üstünlük sağlamış değil. Yaratıcılık anlamında rakiplerinin yanına dahi yaklaşamaz. Takıma bağlılıkta birçok tribünün ardında kalır. Galatasaray taraftarının dahi en iyi tribün bizde dediğine, bunu dese de buna inandığına inandıramaz kimse beni. Etkileyicilikte sonlarda gelir Galatasaray. Saygı duyulacak tribünler sıralaması olsa Beşikaş'ı, etkileyici tribünler sıralamasında da Galatasaray'ı sonlara saklardım. Bu sezon hiçbir maçı kapalı gişe oynamamış Galatasaray tribünlerini etkileyici diye haberlerde görünce bu yazıyı da yazmak farz oldu kardeşim.

15 Şubat 2009 Pazar

Adaletin Terazisi 1-1 Şaşarken

Evden çıkıp Beşiktaş’a geçerken Selimiye’de bir amatör maçın oynandığını gördüm. “Müsait bir yerde” diyerek indim dolmuştan ve stadyumun mütevazı tribünlerine kuruldum. Tepebağ ve İdealtepe spor kulüplerinin minibüslerini stadın önünde görmesem kim kiminle oynuyor onu da öğrenemezdim herhalde. Tribünlerde 25-30 kişi toplanmış pazar günü futbolun mutfağını izlemeye koyulmuşlar. Tribünlerdeki bu futbol sevdalıları aralarında konuşurlarken süper amatör maçı olduğunu öğrendim. Siyahlar Tepebağ, turuncu beyazlar İdealtepe… Maç başladı. İki takımın oyuncuları da sertliğiyle meşhur amatör maçlara nazaran oldukça düşük sertlikte oynuyorlar. Sadece futbol oynuyorlar. Hakeme itiraz yok, ayağa tek top, ters kanada top açmalar, pozisyonlar, kanat bindirmeleri, ters kademeler… Bu güzellikleri sahaya yansıtan siyahlar yani Tepebağ… Yine öğrendim ki maçın ikinci yarısıymış ve maçın skoru 2-0… Tepebağ önde sanıyorum. Öyle oyuncuları var ki yıllardır birbirleriyle oynuyor gibiler. Rakiplerini eziyorlar. Bacak araları, rakibi üçgene almalar… İdealtepe öndeymiş ve siyahlar küme düşmeyi garantilemişler. Nasıl olur diye düşünüyorum tabii… İdealtepe ilk yarıda iki tane atmış ama maçı izleseniz turuncular, siyahlara iki tane nasıl atmış diye düşünürsünüz. Maçın bitmesine yakın çıktım Selimiye’den. Muhtemelen öyle de bitmiştir. Şu futbolun adaleti yok.

Selimiye’den Üsküdar’a oradan da Beşiktaş’a… Üsküdar’da motorların oraya doğru yürürken “seni beeeeen değişmem hiçbir şeyeeee, tat vermiyor inaaaaaan, sensiz geçen saniyeeeee” tezahüratını hani şu Nilüfer’in içime işlerken şarkısına uyarlanan bestemizi duydum uzaklardan. Beşiktaşlılar Üsküdar’dan başlamışlar tezahürata diye düşünürken bestenin başındaki “Trabzonum”u duymamışım. Yaklaşık 40 kişilik bir grup Trabzonsporlu grup iskelede bağırıyorlar. Aynı motora bindik Trabzonlu kardeşlerimizle… Marmara Üniversiteli, Gurbetçi Gençler ve bilumum aklı başında Trabzonsporlu. Adamların pislikle işi olmaz belli. Maç izleyecekler, gidecekler... Gider yapmak, Beşiktaş'a sallamak yok. Trabzonlular motorun üstüne çıktılar bizde alta indik. Beşiktaş’a gidene dek tepemizde horon, kolbastı… Ne biliyorlarsa oynadılar gönüllerince. Motorda 10 Beşiktaşlı ya varız ya yokuz. İsteseler bizi karşıya kadar dövebilirler. Dostluk kardeşlik diyoruz:) Yanımda oturan Beşiktaşlılar ellerinde biralarla içe içe geçiyorlar Beşiktaş’a. İçlerinden biri telefonda arkadaşına Trabzonlularla geliyoruz. Bir karşılama hazırlarsınız artık diyip kahkaha atıyor. Ciddiye almıyoruz tabii hiçbirimiz. Motor yanaşmaya yakın çıkıyorum motorun baş tarafına 3-5 Beşiktaşlı velet Kabataş iskelesinde elleri arkalarından bağlı bekliyorlar. En önce ben atlıyorum motordan arkamdan Trabzonlular, Beşiktaşlılar derken bir hurra oluyor. Taşlar sopalar, etraf Beşiktaşlı kaynıyor. Trabzonlulara girişecek halim yok çekiliyorum kenara. Gördüğüm kareler arasında kürek vardı bir Beşiktaşlının elinde Trabzonlulara sallıyor. Benim arkamdan ya iki ya üç Trabzonlu iniyor kafaları gözleri yarılmadan tekrar binmeye çalışıyorlar. Motor biraz uzaklaşıyor iskeleden, bu kez taş yağmuru başlıyor motora. Motordan inmek isteyen Beşiktaşlılar ve Trabzonsporlular Kabataş’a inemeden uzaklaşıyorlar iskeleden. Şöyle bir yuvarlak çizip tekrar yanaşmaya çalışıyor motor. Trabzonlular bir önceki çıkartmada kendilerine atılan taşları atmaya başlıyorlar. Ama daha büyük bir karşılık buluyorlar. Caminin yanındaki taşların hepsi denize fırlatılıyor. Beşiktaşlı sayısı da her saniye daha da artıyor. Motor yanaşmaktan vazgeçiyor ve yan taraftaki şehir hatlarının iskelesine yanaşmaya çalışıyor. Oraya da yetiştiriyor Beşiktaşlılar taşlarını. Yetmiyor o iskeleye doğru koşuyorlar. Bende izlemeye koyuluyorum olayları. Yaklaşık 10 dakika kimse çıkmıyor iskeleden dışarı. Bir ekip otosu bir de ambulans geliyor. Ambulans muhtemelen bir Trabzonluyu alıp hastaneye götürüyor. Beşiktaşlılar da dağılıyor.
Stada giriyorum, biraz daha kalabalık ortalık. İyi maç olunca doluyor tribünler. Kemik taraftarlar rahatsız:) Maç başlıyor saldırıyor bizimkiler, sürekli yan top ama kolpadan. Kimse yok çıkıp vuracak şu toplara. Denk de gelmiyor şansı da yok biraz ama Trabzon korkak oynuyor besbelli. Çıkamıyorlar. Yarı sahada oynanıyor maç. İnanamıyoruz. Kesin aldık diyoruz. Dakikalar ilerliyor, Trabzon yok ortalıkta ama biz de basiretsiziz. Olmuyor olmuyor derken Tello bir anlık hatasının bedelini ödetiyor Beşiktaş’a. Beşiktaş’tan kuşkumuz yok. Böyle devam ederse döner bu maç diyoruz. Trabzon golden sonra iyice siliniyor sahadan. Türkiye’de şampiyonluk kazanmış hiçbir takım şampiyon olduğu sezon bu kadar kötü bir maç oynamış mıdır? Sanmıyorum. Beşiktaş korner rekoru kırıyor, Trabzon’a koca maç pozisyon vermiyor. Ersun Yanal’ın böyle bir takımı olacağı aklımın ucundan geçmezdi. Oluyormuş demek ki. Hücum futbolu, yerini bu kadar mahkum bir futbola nasıl bırakır inanamıyoruz. Çift forvetle 90 dakika kapandı Trabzon. Unutulmaz maçtı. Beşiktaş hiçbir takımı kendi sahasın bu kadar ezmedi ezemedi. Trabzon için iyi sinyal diyenlerde çıkacaktır. Bu kadar kötü oynadığın maçta yenilmiyorsan helal olsun diyenler de çıkacaktır tabii. Gün sonunda şu hayatın adaleti yok diyorum. Selimiye’de, Kabataş’ta, İnönü’de…

14 Şubat 2009 Cumartesi

1949...


13 Şubat 1949 Fenerbahçe Stadyumu

Irkçılık Bu Olsa Gerek

Ajax'ın Hollanda'daki yahudilerin takımı olduğunu bilmeyen yoktur herhalde. Feyenoord-Ajax maçlarında yahudilerin Ajax'ına yapılan tezahüratlar ırkçılığın sınırlarını çoktan aşmış. Bambaşka bir hal almış. Galatasaraylılar yanında halt etmiş. Bunun adı resmen soykırım tezahüratı. Simon Kuper'in Ajax adlı kitabında okuduğum tezahüratlara bırakıyorum sözü...

"Ne tür Yahudi bu?

Bu Yahudi Amsterdam'dan!

Kendi çocuğunu düzer

Danny Blind bu!"


"İşte Ajax treni geliyor Auschwitz'ten"

"Tıssssssssssssssssssssssss" (Gaz sızıntısı sesi)

"Sieg sieg sieg" (Bu sözlere Hitler selamı eşlik ediyormuş)

Antiazizcilik...

Turgay yine bilgilendirdi sağolsun. Fenerbahçe'de sular kaynamaya devam ediyor. Tribünlerdeki bölünmüşlük had safhaya ulaşıyor. Genç Fenerbahçeliler Aziz Yıldırım'a karşı cepheyi genişletmeye çalışıyor. Aziz Yıldırım'a akıl sır erdirmek zor. Şu grubu kendine rakip gördü, o uğraştıkça bu grup prim yaptı. Prim yapınca Aziz Yıldırım'ın rakipleri de bu gruba daha sıcak gelmeye başladı. Genç Fenerbahçeliler'e kimse kızmasın bence. Neyse bu benim şahsi görüşüm tabii... Mevzu açılan yeni antiaziz sitesinden doğuyor aslında. Bu sitenin amacı belli isminden de anlaşılacağı üzere. KFY bu durumu eleştiren bir yazı yazmış. CK'da yazmış. Yine bana göre en tutarlı yolu KFY izlemiş. Yazıda şu nüans çok önemli "Severiz sevmeyiz mevzu bahis Fenerbahçe'yse..." çok doğru bir tespit. KFY adına yakışır bir duruş sergilemiş ama CK için aynı şeyleri söyleyemem. Bağlantılar kısmına izinsiz koyulduklarını belirtmişler. Bağlantılar kısmı internette ne anlama geliyor ben mi yanlış biliyorum acaba... CK'nın tepkisini anlayamadım. Bir panik havası sezdim. Unutmadan Feder de gayet güzel anlatmış derdini. Saflaşılıyor Fenerbahçe tribünlerinde... Daha çok olaya gebe bu işler. Bekleyelim görelim.

13 Şubat 2009 Cuma

Yenilgi

"Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır." Bu kadar güzel bir söz uzun süredir duymamıştım. Az kelimeyle çok şey anlatan, bu kadar güzel bir cümleyi şiirinde kullanan şair Sezai Karakoç... Sürekli başarısız sonuçlar alan bir teknik direktörün ağzından çıkması muhtemel bir cümle aslında. Bunu diyen teknik direktör, kaybedilmiş bir şey yok, hayat devam ediyor, uzun bir maraton diyen teknik direktörden daha revadır kuşkusuz.

İlginç Statlar (12)

Bizarre Stadium

Basketbolda Dolu Tribünler

Basketbolda yoğun haftasonu. Beşiktaş-Efes Pilsen Akatlar'da olacak. Bizde orada olmaya çalışacağız. Anadolu Yakası'ndaysa çok ilginçbir maç ar. Fenerbahçe-Galatasaray bayan basket maçı. Hocalar gitti geldi. KFY 96 bekliyoruz diye gönderme yapmış. Salon ufak önce Caferağa sonra da Saraçoğlu diyorlar. Enteresan bir hafta olacak Beşiktaş ve Fenerbahçe taraftarları için.

Fatih Akyel

"Güiza şu an daha oturaklı" demiş Fatih Akyel. Biz de soralım "peki ya sen?" Fenerbahçe'den ayrıldığında Galatasaray'dan ayrıldığından daha çok üzüldüğünü söylemişsin. Peki ya sen Fatih? Sen şimdi oturaklı mısın? Hala eski hesaplardasın. Kocaeli'de oynadığının bile kimse farkında değil. Bence sen oturaklı olamayacaksın, ayakta yolcu olarak kalacaksın. Hatırlanmayacaksın...

Haftanın Tahmini

Haftanın en önemli iki maçı Beşiktaş- Trabzon ve Bursaspor-Sivasspor. Evsahipleri bu maçları alır. Bursa ve Beşiktaş atarlar sonra da yatarlar. Kocaelisspor-Kayserispor maçında da ev sahibi yenilmez diyorum. Kocaeli bundan sonra içeride kolay kolay kaybetmez. Belediye savaşında da evsahibi Ankaraspor İstanbul'un ayaklarını yere bastırır bu hafta. İstanbul en iyi ihtimal 1 puan alır. Fenerbahçe Hacettepe 5 olur. Antalya'da Galatasaray kazanır, zor ya da kolay ama kazanır. Eskişehirspor-Gençlerbirliği maçından beraberlik çıkmaz. Eskişehir dengeyi değiştirecek takım olur. Ankaragücü'de Antep'e bu hafta dur der. 3 puana yakın Ankaragüçlüler. Haftanın en zor maçı Denizli-Konya. Herşey olur. Ama golsüz olmaz.

Çamlıca Gazoz Ne Kadar?

Burada amaç promosyon olamaz. Dalga geçmek düpedüz. Ah ulan ah mahalle bakkalı dedik bağrımıza bastık. Süpermarketçiyiz bundan sonra...

12 Şubat 2009 Perşembe

Yüksekova'da Bayan Futbolu

Rakım 2 bin. Nefes yarım. Burun kılları donar adamın. Güney Amerikalı sosyalist liderler dağların tepesinde top sektirince tav olanlara Türkiye'nin son durağından futbol karesi... 2009-2010 sezonunda Bayanlar İkinci Ligi'nde mücadele edecekmiş bu takım. Başarılar...

Deriniz Derin...

Bugüne dek Süleyman Seba'nın kulüplerde başlattığı dönemin tahlili pek yapılmamış. Bu yazdıklarım Tuncay Özkan'dan. Okumayanlar olabilir. Yazıda geçen isimler hayret verici. Aşçıoğlu, Demirören, Seba... Aşçıoğlu aynı aşçıoğlu mu yoksa benzerlik mi araştırmak lazım tabii. Ama aynı isimlerse geçen günde Fulya'da biraraya geldiler. Neyse yazıyı aynen ekliyorum:

"O hep tonton, babacan bir MİT'çi olarak anıldı. Peki ya arkasında olanlar? 1982'de Erdoğan Demirören, kırk milyon lira ile Beşiktaş'ı destekleyeceğini açıklayınca ve bu desteğin yönü başka bir işadamını, Mehmet Üstünkaya'yı işaret edince, Süleyman Seba adaylıktan çekildi. Mehmet Üstünkaya Beşiktaş'ın başına geçti. Üstünkaya silah ticaretinden, gümrüksüz mağazalara ve madencilik sektörüne kadar uzanan geniş bir yelpazede siyasi bağlantılarıyla da önplana çıkan bir isim. Bunun rövanşını 1984 yılında Süleyman Seba, Mehmet Üstünkaya'dan almayı başardı. Bir MİT mensubu bir işadamının elinden Beşiktaş'ı kapmayı başardı. Seba önce Demirören'e gidip Üstünkaya'ya verdiği desteği çekmesini sağladı. Demirören, kapattığı fabrika nedeniyle sendikacılardan gördüğü "Beşiktaş'a verdiğiniz parayla fabrika kurulurdu" tepkisine "Yapmayın orada da bir sektör var. Kokoreçciler ve simitçiler var" diye cevap verdi. Seba Demirören'den aldığı destekle yetinmedi hayali ihracatçılardan da parasal destek sağladı. Süleyman Seba'nın beraber hareket ettiği isimler arasında parasal yükü çekenler ünlü hayali ihracatçılarımız Ertan Sert ve Turan Çevik. Mehmet Aşçıoğlu adlı işadamı da kırmız bültenle kaçakçılıktan aranıyordu. Gerçi listeye giremedi ama Seba'ya sonuna dek destek oldu. Hatta sonra çekilen yönetim fotoğraflarında listede olmadığı halde 15. kişi olarak fotoğraf karelerinde kendine yer buldu. Gerçi onun işi altın kaçakçılığıydı. Süleyman Seba o dönemler Mit'in İstanbul Personeli'nden sorumluydu. Yanına aldığı bu işadamlarıyla Beşiktaş'ı yönetmeye talip oldu. MİT kadrolarından da isimleri yanına eklemeyi unutmadı. Onlar da dönemin aktif görevlileri Mesut Pandır ve Esat İnanç. Kadroya polis desteğini sağlayan kişiyse Affan Keçeci'ydi. Bu kadroyu biraraya getiren ünlü isimse MİT'in bölge başkanı Nuri Gündeş'ti. Gündeş haraç vermekten bıkan Ertan Sert'in yanına emekli MİT'çi Nihat Yıldız'ı yerleştirdi. Bununla da kalmayıp Sert'i Seba'nın listesine ekleyerek buradan sağlanan parasal destekle Beşiktaş operasyonunu başarıyla sonuçlandırma kararlılığını ortaya koyuyordu. Ertan Sert dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Şükrü Balcı'nın parasal taleplerinden çok bunlamış ve Mit'e sığındı. Nuri Gündeş'in Beşiktaş operasyonu da Seba'yla birlikte başladı. 1984 yılında Şan Sineması'nda yapılan Beşiktaş kongresi, Seba ile Üstünkaya arasında geçti. Seba ezici üstünlük sağladı. Üstünkaya listesinde bulunan Niyazi Adıgüzel'e rağmen yönetimi Seba'ya bıraktı. Salonda hava oldukça gergindi. İşte o sırada salonda bulunanlar 40 kadar genç adam gördüler. Sağa sola yayılmışlardı. Seba aleyhine bir durum olursa müdahale edeceklerdi. Seba'nın bu durumdan haberi var mıydı bilinmez ama MİT'in bu 40 kişiden haberi vardı. Bunlar Çakıcı'nın adamlarıydı. Çakıcı MİT adına salon güvenliğini sağlıyordu."

11 Şubat 2009 Çarşamba

Atsuto Uchida

Kardeşimiz Mustafa Taha yorumculuk yapınca ben de 90 dakika oturup izleyeyim dedim ama hakikaten çok sıkıcı bir maçtı. Dünya Kupası Elemeleri için karşı karşıya gelen bu iki devin mücadelesi fare doğurdu. Avustralya artık Asya'dan mücadele edecekmiş. Kendi kıtasında bu kadar zorlanmıyordu ama Japonya gibi güçlü ekiplerle daha sık karşılaşacaklar artık. Maçta Mustafa Taha ve Caner Eler'in özellikle dikkat çektikleri Japon Uchida transfer edilesi bir oyuncu. Sağ bek, sağ açık hiç farketmiyor. İnanılmaz bir ciğerle oynuyor. Sıkıcı maçın tek keyifle izlenen ismi Atsuto Uchida. 1988 doğumlu, Kashima Antlers takımında oynuyor. Fiyatı 2 milyon 700 bin avro.

Seba Belgeseli

Türkiye'nin en iyi belgeselcilerinden biri Rıdvan Akar. Araştırmacı gazeteciler ekolünden. Şimdi de Süleyman Seba belgeseli çekmeye hazırlanıyor. Edit: Süleyman Seba'dan konuyla ilgili icazet aldıklarını söylüyor. Merakla bekliyoruz. Süleyman Seba'ya hakkını teslim edecek bir çalışma olacağı kesin.

Kim Demiş Ne Demiş (20)

Baba Hakkı:
"Bu formayı bana taraftar giydirdi. Şimdi onlar isteyince de çıkarırım"
Beşiktaş taraftarı kendisini ıslıklayınca

10 Şubat 2009 Salı

Budur Abiler...

Henüz çıkmadı Serencebey Gazetesi ama yazmanın zamanı geldi diye düşünüyorum. Keşke dün aklıma gelseydi de Moda Kartalları'nın gerçekleştirdiği "Seba Sonrası Beşiktaş" panelinde söyleseydim. Ergin Aslan'ın Okay Karacan ile yaptığı, uzun olduğu kadar güzel röportajın en can alıcı yeri dünkü panelin aradığı cevaptı şüphesiz. Rıdvan Akar, Fatih Doğan, Adnan Dinçer, Esra Kahraman, Sinan Vardar ve Hürser Tekinoktay sürekli Beşiktaşlı duruşunu tarif etmeye çalıştılar, kaybolduğundan yakındılar. Ne biçim şey şu Beşiktaşlı duruşu... Vakur olmak, erdemli olmak dışında somut, elle tutulur, gözler görülür bir örneği "Aha budur" diyeceğimiz bir belirtisi yok mu diye düşünmüşümdür hep. Sağolsun Okay Karacan Beşiktaşlı duruşunun nasıl olması gerektiğini de anlattı bize. Herkes duruşu tarif ededursun, meğer Beşiktaşlı duruşu buymuş abiler.
Beşiktaş'ın 90'lı yıllardaki son şampiyonluğu. Christopher Daum ve Süleyman Seba. Beşiktaş şampiyonluğa çok yakın. Televizyonlar, gazeteler Beşiktaş'ın futbolcularını, teknik direktörünü ve Süleyman Seba'yı programlarına konuk almak için yarışıyorlar. Dansöz oynatacaklar, futbolcular kalkıp oynayacak, Daum gerdan kıracak falan. Beşiktaş şampiyonluğu garantiler ve televizyonlarda futbolcular ve Daum görünürler ama Süleyman Seba yoktur hiçbir yerde. Okay Karacan o dönemler TRT Radyosu'nda çalışmaktadır. Şampiyonluk kutlamalarının ertesi sabahı saat 8'de taş bina radyo evinin önüne bir araba yanaşır içinden mütevazi Süleyman Seba iner. Yavaş yavaş çıkar merdivenleri ve TRT Radyosu'nda çok sevdiği akranı bir Beşiktaşlı radyocuya şampiyonluğu anlatmaya başlar. Televizyonu değil radyoyu tercih etmiştir. Okay Karacan bu anısını Serencebey Gazetesi'nde ayrıntılı ve doğal olarak benden daha güzel bir şekilde anlatıyor. Duruşun hasını tarif ediyor. Edinmek lazım, saklamak lazım...

Şişli'ye İki Yeni Stadyum

Mustafa Sarıgül'ü izliyorum Kanal 1'de. O da futbol hastası malûm. Feriköy Stadyumu'nu ve Ayazağa Stadyumu'nu yenileyecekmiş. Feriköy Stadyumu'nu çok sevdiği Monaco stadına benzetmek istiyormuş. Maketini de gösterdi. Seneye bu stadı diker bu adam. Ayazağa Stadyumu'nun altına alışveriş merkezi yapacakmış. Maketinden anladığım kadarıyla alışveriş merkezinin çatısı saha olacakmış. Allah akıl fikir versin.

9 Şubat 2009 Pazartesi

Ormanlara yazık

Hiç gazeteciyim diye tanıtmadım kendimi, tanıttıysam da buna kendim hiç inanmadım. Gazetecilik öyle oldum demekle olmuyor çünkü. Bir dergide, gazetede, internet sitesinde karalayıp bırakmak ve sonrasında da gazetecilik yapıyorum demek kolpalıkla eşdeğer gözümde. Bu kadar kolay olmamalıydı. Buna inandığım için mi böyle oldu onu da bilemiyorum ama yazı yazarak para kazanma dönemim bitti artık. Kader beni bambaşka bir noktaya itti şimdilik. Medyada bir yerlere gelmek hele hele babanız, amcanız, abiniz hayli zor. Bugüne dek yaptığım işle alakasız bir departmanda çalışacağım artık. Bir yandan da hem bu bloga yazarım hem de dışarıdan yazı gönderirim diyorum. Kafa karışık yani. Bunları neden anlattın derse okur, bundan sonrasını da okusun derim. Sabah aldım elime gazeteyi açtım ne var ne yok diye. Karşıma Ercan Saatçi'nin yazısı çıktı. Yazı değil aslında bu, bildiğin karalama yapıyor abi köşesinde. 3 başlık atıyor köşesindeki yazıya. Böylece daha az yazı yazmış oluyor. Bu üç yazıdan birinin başlığı aynen şu: "Kimsenin bunlara hakkı var mı?" Lan bu nasıl başlık. Sen o köşede yazıp para kazanıyorsun, biz bu işi bırakmak zorunda kalıyoruz ya o koyuyor adama. Yazık senin yazın için kesilen ağaca.

Konya Deplasmanı

video

Gece Taksim'den çıktık yola. Konya'ya vardığımızda saat 11'di önce Mevlana'yı ziyaret ettik ardından etli ekmek... Etli ekmek ve Konya birleşince muhteşem bir yemek yiyeceğiz sanmıştık ama yanıldık. Bildiğin lahmacun bu. İstanbul'da daha güzelini yapıyorlar. Ama Konya çok güzel bir şehir. Tertemiz... Stadyumlarıysa iddia ediyorum Türkiye'nin en kötü stadyumu. Stadyumun tribünlerinde simetri adına hiçbir şey yok. Bizim üstümüz yarı kapalı yanımızdaki rakip tribün tamamen açık. Sanki onlar deplasman takımı. Nalçacılar da fos. Biz seslerini duymadık. Sahadaki Konyaspor ise Serhat Akın ve Giray Bulak ile havasını bulmuş durumda. Çok iyi oynadılar. Özellikle defansta hatasızdılar. Beşiktaş ise bu defansı nasıl açacağını bir türlü bilemedi. İbrahim Üzülmez takımın ne yazık ki en iyisiydi. Biraz da Ernst güzel işler yaptı. Gerisi tatsız tuzsuz... Bobo'nun karşı karşıya kaldığı pozisyon dışında bir heyecan yaşamadık. Dedik ya bu takım gereksiz maçları almayı çok seviyor. Konyaspor karşısındaki Beşiktaş kupa maçlarındaki Beşiktaş değildi. Maçın 85. dakikasından sonra Konya tribünleri "Şampiyonluk adayı aldı babayı" diye bağırınca çok güldük. Maç 0-0 bitince Konya stadında Konyalım yürü şarkısı çalar diyorduk yanılmadık. Yanıbaşımızdan tel örgülerin ardından evinin yolunu tutan Konyalılar elleriyle 5 işareti yapıyorlardı. Bunu da anlayamadım:) ve çok sayıda Fenerbahçe formalı arkadaşımız Konya tribünlerinde boy gösteriyorlardı. Biz de Konya kümeye diye bağırdık. Onlarda Şampiyon Trabzon diye bağırdılar. Saha içinden yazacak birşey bulamadım. Sıkıldık izlerken işte. Teptiğimiz yola çektiğimiz eziyete değmez.


7 Şubat 2009 Cumartesi

Boğaz'da Yoğun Haftasonu

Gece menemenimiz tuttu. Nerede güzel olur diye düşünürken Çengelköy'e Fiko'nun kahveye gidelim dedik. Oldum olası sevmişimdir Çengelköy'ü. Kasaba gibi havası var. Herkes birbirini tanıyor. Ufacık, güzel, insanları rahat... Sitelere, resortlere, residencelara değişmem böyle bir semti. Sözü uzatmadan yukarıdaki fotoğrafa bırakayım. Yukarıda gördüğünüz karton bildiri Çengelköy'de her ağaca asılmış durumda an itibariyle. Böyle takımlara ihtiyacı var futbolumuzun. Belediyesporlardan ziyade böyle kartona yazı yazarak semtin sakinlerini toplamaya çalışan futbol sevdalısı insanların takımlarına çok ihtiyacımız var... Gelmeyen Beykozlu olsun demişler. Boğaz'ın bir başka rekabeti işte...
Bu da aynı gün Çengelköylülere bir başka çağrı. Ama ben burada gönül koyuyorum çocukluğumun geçtiği mor menekşelerden, Gebzespor'dan yana kalbim. Gebzespor'un Mekansızlar'ı gelir mi? Konya'da olamazsam bu maçta olacağım...

6 Şubat 2009 Cuma

Sık Sık Sık Sık...

Beşiktaş'ın Kurtlar Vadisi karakterlerinden Abdülhey'e bir bestesi vardı: "O baron bu baron farketmez bize- Kılıç'ın ipini çekicez yine- 30 sene hizmet ettin sen bu devlete-İnleyecek her yer Abdülhey diye." Bunun üzerine kendisine de beste istemişti. Şimdi yakınıyormuş... Şu Memati'ye de yaranılmıyor:) Beşiktaş maçlarına gidemiyorum demiş. "Beni gören Memati hakemin ayağına sık" diyor demiş...