31 Ocak 2010 Pazar

Seçim Sonucu

Murat Aksu'ya Biçilen Giysi

Korkmayın akide şekeri dağıtılmayacak tribünlerde. Alkol taraması yapılmayacak. Beşiktaş'a şeriat gelmeyecek. Ulan bundan korkan adama sorarım: "Memleketin her yeri tutulurken, korktuğun şey her kuruma posta koyarken kılın kıpırdamaz. Mevzu bahis Beşiktaş olunca eteklerin zil çalar. Bırakalım siyaset ta dibine kadar girsin Beşiktaş'a. Seba'da Mit elemanı değil miydi. Seba değil miydi Alaattin Çakıcı'yı 84 kongresinde salonun koruması yapan. O zaman siyaset yakasından tutmadı mı Beşiktaş'ın?
Varsın kapalıya şeriat gelsin. Demirören gidecekse hoşgelsin sefa gelsin. İnsanları böyle böyle uzaklaştırdılar Murat Aksu'dan. Ülkenin genelinde tutmayan tertip Murat Aksu da tutacak mı bakalım. Korku dağları saracak mı?

Yıldırım Çarpmışa Dönmek

Yıldırım Demirören böyle düşünüyor mudur şimdi bilmem ama ben aynı şekilde düşünüyorum yarın ne olacak diye. Ulan bu Beşiktaş nasıl bir şeyse, maaşlara zam olacak mı diye düşünmüyorum da yine o mu seçilir diye düşünüyorum gecenin bu saatinde... Onu ilk kez bir Kocaeli deplasmanında görmüştüm. Bir elimizde biletler, diğerinde jetonlar (o dönem İsmetpaşa Stadyumu'na jetonla giriliyordu) dışarda kalmıştık. Görevliler tribünlerin dolduğunu iddia ederek İstanbul'dan gelen onlarca otobüsteki bir çok taraftarı almıyordu içeri. Maç başlamış, tribünün en tepesindekiler ara ara aşağıya maçtan enstanteneleri özet geçiyordu. İlhan'ın golüne dışardan sevinmiştik, girememenin verdiği hüzünle karışık. Devre arasında O çıkageldi yanında bir başka yöneticiyle. Etrafını saran "Başkanım dışarda kaldık" diyenlere eliyle sakin olmalarını işaret ederek durumu çözmeye gayret ederken, ben de çok yakınımda olmasının da gazıyla elimdeki bileti göstererek "Başkanım biletimiz var, giremiyoruz" diye veryansın etmiştim. Hiç unutamadığım bir sahne de biz en azından ikinci yarıyı izlemek üzere içeri girmenin peşindeyken, ona yaklaşan, apaçi tayfadan birinin "Başkanım bir sigara verir misin?" ricasını geri çevirmeyerek cebindeki paketten ona uzattığı bir dal sigara olmuştu. O zaman maçın ortasında gelip de dışarıda kalan taraftarıyla ilgilendiği için sempatiyle bakmıştım kendisine. Sayesinde bileti olanlar olarak içeri girip İlhan'ın ikinci golünü canlı izleyebilmiştik tam da pankartımızı asarken. Nerden bilebilirdim ki yıllar sonra 'Başkanım' diye hitap ettiğimiz adamın gerçekten başkan olup da o sigara gibi bizim ömrümüzden çalacağını.

2004 seçimlerinde askerdim. Fikret Orman daha bir yakışıyordu benim gözümde başkanlık koltuğuna, olmadı. Şimdi yakışmayanı görüyor gözlerim. Bakalım yarın akşam kadehimizi keyiften mi yoksa dertten, kederden mi doldurup boşaltacağız. Ya yağmurların ardından güneşli günler göreceğiz ya da yıldırım çarpmışa döneceğiz...

30 Ocak 2010 Cumartesi

Bana Göre

Bizim maçın tahminini oynandıktan sonra eklemiş oldum buraya ama zaten galibiyetten başka bir şey yazmıyoruz...

Antalyaspor-Beşiktaş: 2
İstanbul BB-Kasımpaşa: 10
Diyarbakırspor-Trabzonspor: 2
Bursaspor-Eskişehirspor: 1
Gaziantepspor-Kayserispor: alt
Manisaspor-Ankaragücü: 2
Sivasspor-Fenerbahçe: 10
Denizlispor-Galatasaray: 2

Eller Günahkar

Top falan oynamadan, kaleye etkili bir şut atamadan, tartışmalı bir penaltı ile üç puanı aldık döndük İstanbul'a. Maçtan önce 'Bobo yine yazar mı?' diye makara yapıyorduk ama onun da makarası sarılmış film gibi oyunuyla gol atabilmesi pek mümkün değildi penaltı olmasa. Şu Orhan Ak da ilginç adammış. Forma kısa kollu, muhtemelen içinde atlet yok gibi ama ellerinde eldiven. Başka da bir şey yazılmaz bu maçla ilgili.
Fotoğraf: HaberTurk

29 Ocak 2010 Cuma

Ahmet Dursun Beşiktaş'a Doğru

Transfer dönemini bir kaleci alarak sessiz bir şekilde kapatıyoruz. İkinci devrenin başlamasıyla birlikte kaleyi teslim alır mı almaz mı bilemeyiz ama mecburiyetten kiralanan Ramazan da Beşiktaş tarihine üç maç üst üste penaltı vuruşuna maruz kalan kaleci olarak şimdiden geçmiş olabilir. Tarihe geçen transflerden biri de Ahmet Dursun'du zamanında. Gönlünde Kara Kartal olan başkanımızın aklında Beşiktaş olunca da cebinde hep akrep olurdu. Hiç para savurmayı sevmez, pazarlıksız transfer yapmazdı. Bir tek Ayhan Akman'a verilen bonservis bedeli kaldı akıllarda, O'nun da yüreğinde yara olarak kalmıştır belki de. Ahmet Dursun'u Beşiktaş'a ne kadara almıştı anımsamıyorum ama çok sevinmiştim geldiğinde. Bence başarılı da oldu oynadığı dönemde. Daha uzun yıllar oynamasını çok isterdim ama ilk kez duyduğumuz stres kırığı ve başka sakatlıklar sebebiyle mümkün olmadı. Ahmet de Beşiktaş'tan ayrıldıktan sonra eski günlerinde dönemedi. Bir ara 2005'te tekrar siyah beyazlı forma altında izlemiş olsak da eski şaşaalı günleri gibi olamadı. Gerçi oynadığı yıllar içerisinde hem derbilerde hem de Avrupa Kupalarında golü olan nadir forvetlerden oldu kendisi. Benim için özlenen Beşiktaşlılardan biri olarak geçip gitti İnönü'den. Tek kötü hatırası isminin bir beste içerisinde Seba ile anılmasından kaynaklı oldu. Seba da gitti, Ahmet de. Şimdi tekrar, üçüncü kez Beşiktaş'a dönüyormuş (!). Wikipedia'nın yalancısıyım. Profesyonel kariyerini özetlerken 2009-2010 sezonunun devre arasında Beşiktaş'la anlaştığı yazılmış. İnanmazsanız değişmeden bakın... :)http://3.bp.blogspot.com/_FJtzzCuUnCM/S2LRfR4lURI/AAAAAAAAALQ/tgv_yRd7Ucc/s1600-h/adursun2010.JPG
http://tr.wikipedia.org/wiki/Ahmet_Dursun

27 Ocak 2010 Çarşamba

Bir Kupa, İki Hoca

Bizim maçtan sonra Mustafa Denizli ne dedi bilmiyorum. Çok da önemi yok zaten; muhtemelen beklenmedik şekilde erken veda ettiğimizden ve artık bütün konsantrasyonumuzu lige vereceğimizden dem vurmuştur. Kupa için yola devam eden iki favori takımın hocasının bu akşamki maçlardan son canlı yayında söyledikleriyse oldukça ilginçti. Trabzonspor'un hocası Şenol Güneş bu hava ve saha koşullarında maçın oynanmasına isyan ederken, "Maçı kazandık ama bu akşam bana göre ligi kaybettik, bu saatten sonra bu sahada artık top oynanmaz" dedi. Haklıydı çünkü ağırlaşan zemin doksan dakikanın sonunda kolay kolay onarılamayacak hale gelmişti. Galatsaray'ın hocası F. Rijkaard ise Dos Santos transferiyle ilgili soruyu "Eğer doğruysa iyi bir haber" diyerek cevapladı. Buna şaşıran spiker çevirmene haberin resmi internet sitesinden yayınlandığını anımsatsa da Rijkaard'ın bu olaydan bi haber yorumları şaşırttı hepimizi.

6

Fenerbahçe taraftarının burun kıvırdığı Guiza, bu sezon 10 gol atmış.
Galatasaray'ın küstürdüğü Kewell 10, istemedikleri Nonda 7 gol atmış.
Trabzonspor taraftarının bir türlü sevemediği Umut 10 gol atmış.
Bizim en golcü oyuncumuzun gol sayısı yukarıda.

Trabzon'da Kış




Çıkış Yolu


Rıdvan, İsmail, Necip bir de Cumali'yi izlerken Serdar Özkan çoktan abi bilmem farkında mıyız. İnşallah bu çocukların da kredisini uzatırız Serdar gibi. Serdar gençse diğerleri çocuk daha. Nihat ve Nobre gariban affetmediler dün gece. İnönü'nün havasından mıdır suyundan mı sahaya çıkan rakipler müthiş oynuyor. İshak ve Cafercan müthişlerdi. Yıllar önce aynı renklerde Celal Kıbrızlı'nın Şekerspor'unu izlemiştim İnönü'de. Onlar da müthiş oynamışlardı. Orta sahada Necip'in bölgesinde aynı hevesle tutulduğumuz Yusuf oynardı. Onları da zar zor yenmiştik. 2-1. Tribünler de 33 bin 500 kişi vardı. Hala gözümün önünde İnönü Stadyumu'nun tabelasındaki 33.500 yazısı. Sezonun açılış maçıydı yanılmıyorsam. Hava sıcak. Çok şey değişmiş o günden bugüne. İleri mi gitmişiz geri mi diye bakmak lazım. Bugün Türkiye'de geriye doğru koşan kulüpler sıralamasında kafaya oynar Beşiktaş. Bir takımı alt lige düşmek değil, taraftarının ümidini kesmesi öldürür. Saha içindeki oyun her zaman değişir, bugün kötü yarın iyi. Derdimiz de bu değil zaten. Derdimiz zihniyetin geriye gitmesi. Umudun kalmaması. Sonucunu bildiğin bir seçimde kaybetmesini beklerken tarafsız olma gibi bir açmaza düşmek. Bok değil kaka. Mavi değil lacivert demek. Bu tribün b planını da düşünmeli. Yarın zaferle çıkacak bir yönetim var karşımızda. İster inan ister inanma. Demirören bir dönem daha başkan. Bundan sonra ne yapılacak? Bu sezon şampiyonluk gelse bu kadar protesto sonrasında sevinç yaşanabilecek mi? Buruk bir sevinç yaşamak Demirören uğruna doğru mu? Demirören'in başkanlığı kazanması demek Beşiktaş'ın satılması anlamına gelir diye yüksek perdeden bağıran tribünlerimiz, gün olup rakip tribünler İnönü'ye geldiğinde bu tezahürata alkış mı tutacak? Kendi silahımızla aslında bizim olan Beşiktaş'ın ayağına sıkıyoruz. Ne yapmak gerek bir akıl hocası arıyoruz.

26 Ocak 2010 Salı

Kargalar Bile Dona Kalır

Fotoğraftaki karga gerçekten de konduğu çitin üzerinde donmuş. Olay Çanakkale'de meydana gelmiş ama dondurucu soğuklar ülkenin dört bir yanında etkili oluyor. Aklıma Mustafa Denizli'nin geçen seneki "Kimse bana klavuzluk etmeye kalkmasın. Çünkü bu kargalar bana klavuzluk edemez" sözü geldi bu kareyi görünce. Son İBB maçında spiker ve yorumcu da bir kaç kelam edememiş, anlam verememişti hocanın tercihlerine, oyun kurgusuna vs. Onu aldırdı neden oynatmıyor, buna şans veriyor da ötekine neden vermiyor, beriki ters tarafta oynuyor gibi geliyor bana yoksa şüphen mi var?!... Bu akşam üstü (!) manasız bir kupa maçında öteki, beriki ve diğerleri şans bulur herhalde. Antalya maçıyla da lige ısınmaya başlar başka hedefi kalmayan topçularımız. Sonra zaten hepimiz nefeslerimizi tutup çözülmeyi bekleyeceğiz Pazar gününde.

24 Ocak 2010 Pazar

Başarılarınızın Devamını Dileriz!!!

İnsan uzun yıllar kendi kendine yalan söylerse an gelir o yalanını gerçek zanneder. Tıpkı Yıldırım Demirören'in kendi yalanına kendinin inanmış olduğu gibi. Ben aşağıdaki sözlere kendisinin inandığına can-ı gönülden inanıyorum. Gerçekten kendisinin başarısız olmadığını düşünüyor. Hatta bu kez bir adım daha ileri götürüp başarılı olduğunu iddia ediyor. Biz mesela kendisini dışarıdan izliyoruz ve başarısız buluyoruz. Yoksa biz içinde miyiz? Dışarısı neresi ki? Kendisine Yeni Türkü'den şu şarkıyı hediye ediyor, başarılarının devamını diliyorum.

ya dışındasındır çemberin
ya da içinde yer alacaksın
kendin içindeyken
kafan dışındaysa
çaresi yok kardeşim
her akşam böyle içip kederlenip
mutsuz olacaksın
meyhane masalarında
kahrolacaksın
şiirlerle şarkılarla kendini avutacaksın
ya dışındasındır çemberin ya da içinde yer alacaksın
“Kendimi dışardan izleseydim, hem sportif hem de idari yönden başarılı bulurdum.”
By Yıldırım Demirören

23 Ocak 2010 Cumartesi

Bir Beşiktaşlı Gözüyle Fenerbahçe-Denizli

Teşekkürler Digitürk. Zannediyorum bu hafta tüm takımlar sahaya bu pankartla çıkacaklar. Garip bir ülke burası. Hep asıl kahramanlar geride kalıyor, görmezden geliniyor. Fenerbahçe dün gece kadro genişliği nedir gösterdi dosta düşmana. Beşiktaş'ın kadro genişliği parasıyla rezil olmak anlamında kullanılabilir ancak. Fenerbahçe'nin kadrosu ile Beşiktaş kadrosu arasındaki maliyet farkında uçurumlar yok. Aradaki fark Tabata üstü İsmail Köybaşı kadar.

Tribünlerine göz gezdirdim biraz Fenerbahçe'nin. O hava şartlarında bizim ki kadar dolmuştu. Tribünleri bizim tribünlerin kopyası tabii ki. Karşılıklı tezahüratlarında bir anda desibel yükseltilmesi başka bir yerde karşıma çıkınca o tribünlerin yaratıcılık anlamında rakipleriyle olan yarışlarında beyaz bayrak çektikleri anlamı taşıyor benim için. Hatta içlerinde ıslık çalışlarıyla bir Alen bile bulmak mümkün. Onun ıslığını taklit edip bağırın demek isteyen bir eleman bile mevcut. Onu da geçtim KFY tribünü denen tribün sağlı sollu bağırma işine dahi girişiyor. Bizim kapalının ufak modeli bunlar.

Birşey olmuyor ama. Ne yapsalar ne etseler olmuyor. DNA'larına işlemiş. Denizli dün gece oyunu bence hiç ama hiç çirkinleştirmedi. Yere yatıyorlar kalkmıyorlar, sert oynuyor diye homurdanan tribünler Beşiktaş-İBB arasında geçtiğimiz sezon oynanan maça tanık olsalar sahaya inerlerdi herhalde. Denizli kümeye sloganı ise gecenin kaybedeniydi. Bizim kapalıda Kocaeli kümeye diye bağıran ufak bir grubun susturuluşu geldi aklıma. Herşey benzeyebilir ama tribün aklı asla.

22 Ocak 2010 Cuma

Bana Göre


Ligin ikinci devresi bu akşam oynanacak olan maç ile birlikte başlıyor.
Biz de tahminlerimize devam ediyoruz...

Fenerbahçe-Denizlispor: 1
Eskişehirspor-Manisaspor: 10
Kasımpaşa-Bursaspor: üst Ert.
Beşiktaş-İstanbul BB: 1
Ert.
Ankaragücü-Diyarbakırspor: 10
Kayserispor-Gençlerbirliği: alt
Trabzonspor-Sivasspor: 1
Galatasaray-Gaziantepspor: 1
.
Sacripante Banko Kupon
Bochum-Schalke: 2 (1.75)
W. Bremen-B. Munich: 2 (2.00)
Valladolid-Barcelona: 2 (Handikaplı) (1.60)
Celtenham-Rochdale:2 (1.80)
.
Toplam Oran: 10.08
.
Sacripante Sistem Kuponu (4-5-6)
Fenerbahçe-Denizlispor: 02 (4.00)
Eskişehirspor-Manisaspor: üst (1.85)
Bochum-Schalke: 2 (1.75)
W. Bremen-B.Munich: 2 (2.00)
Salernitana-Ancona: 2 (2.30)
Ankaragücü-Diyarbakırspor: 1 (1.65)
.
Toplam Oran: 98.29 / Kupon Bedeli: 22TL / Maksimum Kazanç: 724TL
.
Badem Kupon
Kasımpaşa-Bursaspor: üst (1.65) Ert.
Ankaragücü-Diyarbakırspor: 1 (1.65)
Villareal-Zaragoza: 1 (1.35)
H. Berlin-M'Gladbach: 1 (1.75)
.
Toplam Oran: 6.43

21 Ocak 2010 Perşembe

20 Ocak 2010 Çarşamba

Açık - Kapalı

İki başkan adayımızın listeleri bugün Akaretler'deki kulüp binasında, Divan Kurulu Başkanı Yaçın Karadeniz'e teslim edildi. Murat Aksu bizzat gelerek teslim ederken, Yıldırım Demirören kendi gelmeyerek kapalı zarf içerisinde gönderdi.

Murat Aksu'nun listesi; Ali Baransel, Murat Akdoğan, Emre Berkin, Yahya Kemal Gencer, Merdan Araz, Faruk Pala, Gülengül Altınsay, Bahri Büyükhanlı, Koray Deniz, Mahmut Arslan, Ahmet Nur Çebi, Dündar Yetişener, Adnan Dalgakıran, Mine Kürkçüoğlu Vargı, Cihat Kumuşoğlu, Ender Çolak, Metin Albayrak, Kadir Kılıç.
Gün içerisinde dolanan asparagas haberleri yalanlayan Fikret Orman, Demirören'in listesinde yer almayacağını açıkladı. Buna karşın Demirören'in Alaaddin Aykaç, Fahrettin Curoğlu, Mete Düren, Doğan Küçükemre, Cengiz Zülfikaroğlu ve Serdar Adanalı gibi isimlerle son ana kadar temas halinde olduğu biliniyor.
Zarfların biri açık, biri kapalı. Beşiktaş'ımızın da bahtı açık olsun seçim sonunda, bizim mekanımız hep 'kapalı'...

Kalbimizdekiler


21 senedir bu futbol emekçilerinin acısını kalbimizde yaşıyoruz...

19 Ocak 2010 Salı

Bir Yeni Mesajınız Var

2007 yılında takım otobüsünden indiğinde cep telefonuna gelen bir sms ile öğrenmişti Beşiktaş'tan gönderildiğini. Üstelik bir kaç gün öncesindeki hazırlık maçlarında da sahanın en iyilerindendi. Gönderilmek bir yana 'Fahri Tatan Konyaspor'da' haberini telefonu kapalı olduğu için muhtemelen benden geç öğrenmişti. İki senelik bir aradan sonra hocasıyla Eskişehir'de buluşan Fahri Tatan için bonservisi elinde olduğundan bir bedel ödenmemiş ve kendisiyle de maç başına anlaşılmış. İyi ya da kötü oyuncu muydu bilemiyorum ama asıl, şu anki mevcut kadroda ondan kaç gömlek üstün oyuncular var ki hala aldığımız mağlubiyetler sonrası ellerindeki telefonlardan müzik dinlemeye devam ediyorlar takım otobüsünde, ben bunun merakı içerisindeyim. Fahri'nin suçu neydi, onların meziyeti nedir?

18 Ocak 2010 Pazartesi

Sebeb-i Ziyaretimiz

Geçtiğimiz hafta sonu oynanan İBB maçına neden gitmedik, bu hafta sonu oynanacak olan İBB maçına neden gidelim?

a) Olimpiyat Stadı uzaktı, İnönü yakın.
b) Oraya gidip de para verilmez, İnönü'ye kombinemiz var.
c) O Kupa maçıydı, lig daha önemli.
d) Gelen yoktu, buna herkes gelir.
e) Hava soğuktu, bu hafta sonu daha iyi olacakmış mış mış...
f) Takımdan ümidim yoktu, protesto etmek için.
g) İşim vardı, işim yok.
h) Açık yayın vardı, şifreli yayın var.
i) Gitmek istedik gidemedik, Beşiktaş'ı sevdiğimizden.

17 Ocak 2010 Pazar

Ziraat Bankası Türkiye Kupası Reklamı

Ziraat Bankası'nın Ziraat Türkiye Kupası için hazırlatmış olduğu reklam filmini biraz önce izledim. Kerem Öncel'in reklam dönüşü sesinin yayına çıkmasından, "50'şer Euro'da biz koyalım" demesinden hemen önce:) Bunu başka bir post konusu da yaparız. Reklam dönüşü yakalananlar olur adı. Rıdvan ile İsmet Badem en meşhurları. Neyse...

Ziraat Bankası bugüne dek yapılmış en anlamlı futbol reklamına imza atmış. Ayrıntılara takılan saha içinden çok kenarlara da dikkat edenleri can evinden yakalamışlar. Bir reklam ödülünü hak etmişler. Bu reklamı akıl edene de montajlayana da helal olsun. Halit Kıvanç'ı eklemeleri de kreması olmuş. Tebrikler.

16 Ocak 2010 Cumartesi

Yeteneksizsiniz


M
açın bitmesini beklemeden yazmaya başladım ki doksan dakikanın sonrasına taşımayayım içimdeki sıkıntıyı. "Gitsem mi?" diye aklımın sadece kıyısından köşesinden geçen fikrimi savuşturup da ekran başında gömülüp kaldığım için sevinmeliyim sanırım. Zira maçtan başka her şeye benzeyen bu oyundan sıkılınca Show Tv'yi açıp 'Yetenek Sizsiniz' yarışmasını izleyerek keyiflenmeye çalıştım. Bizimkileri o jürinin önüne koysan bu akşam herhalde üç 'hayır' ile terkederlerdi salonu. Zaten grupta aldığımız üç mağlubiyetle bu durumdan farkımız da kalmamıştı. Mustafa Denizli zamanında CL'de sıfır çekerek tarihe geçmişti, sanırım şimdi sıra Türkiye Kupası'na geldi. Maçın hem statta hem de ekranda reytingi sıfıra yakın. Şu soğuk havada İstanbul - Kültür Başkenti organizasyonları çerçevesinde düzenlenen konserlerde çok daha büyük kalabalıklar var.

Yazıyı yazarken maç tahmin ettiğim üzere yukarıdaki resimdeki skorla sonlanıyor ve kupaya erkenden veda ediyoruz. Spiker ilk yarıda yorumcu Ömer Üründül'e Mustafa Hoca'nın oyun planını yorumlamasını rica ederken cevap alamıyor. İkinci yarıda da beraberce işin içinden çıkamıyorlar ve Tabata'nın hiç bir zaman takımda yer bulamamasına bir açıklama getiremiyorlar. Belli ki onlarda anlatmak ve yorumlamak zorunda kaldıkları maçtan sıkılmışlar. Haksız sayılmazlar, hepimiz sıkıldık. Sadece bu gece izlediğimiz maçtan, düştüğümüz durumdan değil. Siyah-Beyaz forma altında izlemek zorunda kaldığımız, mücadele yoksunu bazı futbolcu müsveddelerinden, umutlanıp utanmaktan ve en çok da Beşiktaş'ın yıllarını çalan başkandan... Hepiniz yeteneksizsiniz!

Daha Da Gelmem Olimpiyat'a !

2004 senesinde askere gitmeden önceki son maçımdı. İnönü'den otobüslere yola çıkmış, 'git git bitmeyen' yollarda Olimpiyat Stadı'na varmaya çalışırken tüketmiştik bütün enerjimizi. Galatasaray'ı 2-1 yendiğimiz o maçtan sonra "Bir daha gelmem ben buraya abi" dememe rağmen, Kasımpaşa ve İBB maçları için arkadaşlarımın ısrarlarını kıramayarak iki kere daha yolunu tuttum o stadın. Zamanında duvarlardan birine "Buraya stat yapanın..." diye yazan arkadaş zaten oralara kadar gelen her futbolseverin duygularına tercüman olmuş. Yüz bin kere tövbe eder yine şarap içeriz misali son kez yeminimi bozuşum da bu sene ki Süper Kupa Finali içindi. Artık hanıma yüzüm yok "Ben Olimpiyat Stadı'na gidiyorum" demeye. Beşiktaş için elbette dağlar delinir okyanuslar aşılır ama bugün rahatsızlığımın da sebebiyle izinliyim. Yeminim daha sonra illa ki bozulacaktır eminim ama bugünlük modum "evim güzel evim''.

Fotoğraf Ertuğrul Sağlam zamanında Fener maçı öncesi oynanan İBB maçından. Hani Ümraniye'den konvoylarla gidip de puansız döndüğümüz maçtan. Şampiyonluğa giderken bile sadece şu kadarını doldurabildiğimiz bir tribünde bugün yer alacakların önce ayaklarına sonra yüreklerine sağlık.

Fotoğraf: academybjk.com

15 Ocak 2010 Cuma

Ne İş?

Vakti zamanında...

Biri fason çıktı, diğeri ikinci el oldu bile...

Futbolun Kapalı Penceresi Açılmış

Metin Kurt yine yapmış yapacağını. Spor Sen'in lokomotifi olmuş. Günaydın yeni mi duydun diyenlere ya da diyeceklere benim suçum değil demek en doğru cevap olacak. Çünkü basınımız pek rağbet göstermiyor böyle haberlere. Bildirgeleri hayli enteresan tamamını sıkılmadan okudum. Futbola baktıkları pencere kapanalı kimbilir kaç sene geçti ama denemeye değer demişler. Bekleyelim görelim.

  • Sporcu kesinlikle oyuncu değildir. Spor; sporcunun ekmek parasını kazandığı ya da kazanabileceği varsayımıyla tüm gününü spora adamak zorunda bırakıldığı bir eylem biçimidir.

  • Kısa ve net: Sporcu mesleği spor olan kişidir.

  • Sporun kendi kendinin amacı olmadığı, aksine modern üretim tarzının bir sonucu olduğunu kavramak, bir anlamda sporu kavramak demektir.

  • Günümüzde sporcu, spor kurumlarında lisanslı spor yaptırılan veya bu iş yerlerinde çalıştırılan spor iş kolundaki işçilerdir. İster amatör olsun, ister profesyonel sıfatlı olsun tüm sporcular aynı işi yapmaktadır. Bu nedenle tüm sporcuların sosyal güvenlik hakları vardır, tüm sporcular acilen sosyal güvenlik sistemi içine alınmalıdır.

  • Özel olarak kadın, genç ve çocuk spor işçilerinin sorunlarıyla ilgili bilimsel araştırmalar yapar, yaptırır, geçmişte bu amaca yönelik yapılmış araştırmalardan yararlanır, ayrıca bu amaçları geliştirmek için; araştırma enstitüsü ve buna benzer birimler, mesleki dallarda işlikler kurar. Yapılan araştırmaların sonuçlarına göre gerekli çözümler üretilir. Bu doğrultuda çalışarak, yetkili merciler ve kamuoyu nezdinde gerekli girişimlerde bulunur. Özellikle kadın sporcuların sendikal mücadelede yer almaları için gerekli hür türlü düzenlemeleri ve kolaylığı kadın sporculara sağlar.

  • Yasanın öngördüğü koşullar gözetilerek üyelerin işsizlik, evlenme, doğum, hastalık, sakatlık, yaşlılık, emeklilik ve ölümlerinde olması gereken dayanışmayı sağlar, eğitimlerine destek verir.

Tut Şunun Ucunu

Yaratıcı basınımızdan seçmeler...

Beni Yıka


:)


14 Ocak 2010 Perşembe

Çanaklar... Dekoderler...


Hayır mı şer mi bilmem ama...

Made In Europe

Fotoğraftaki futbolcu Adanaspor'lu Ersan Adem'miş. Son maçta yaptığı bir hata dolayısıyla bütün hafta boyunca antremanlara bu tişörtle çıkacakmış. "Yurt dışında böyle yapılıyor. Ben bugün bu formayı giyerek açılış yaptım. Bundan sonra kim hata yaparsa 1 hafta bu forma ile antrenmanda yer alacak" demiş bir de.

13 Ocak 2010 Çarşamba

Kör Olası Tüpçüler, Aşkımı Süpürmüşler

Yakın geçmişte oynanan bir Gençlerbirliği kupa maçını herkes anımsar herhalde. Hani Beşiktaş'ın maçı bırakmayıp, İlhan Mansız'ın müthiş hırsı ve takımın da ona eşlik ederek ortaya koyduğu mücade ile maça asılışı. Uzatmalarda yenen golle elenişimiz ve alkışlar eşliğinde Kartallarımızı sahadan uğurlayışımız... Bir de düne bakıyorsunuz, tribüne gelene 'ne işiniz var?' diyene verilecek herhangi bir cevap seçeneği bıramayan bir takım. Penaltı çıkardığı için daha ilk maçında göze girdiği sanılan ama henüz ısınamadığı her maçta çıkardığından fazlasını yemesinden belli olan bir kaleci. Ferrari ve Sivok'un yokluğunda çırpınan defans bloğu, Ernst'in açıkları kapamaya çalıştığı yaratıcılıktan yoksun orta saha, kiminin daha golü, kiminin rolü, kiminin de gönlü olmayan kuru forvet kalabalığı. Ballı mı, akıllı mı olduğuna emin olamadığımız bir hoca veee kokan balığın koca başı...

"Tribüne gel, tribüne" dedik onca sığınılacak mazerete rağmen. Bizimkisi yoklama için derse giden öğrenci misali, kart basıp duruyoruz. Sevdiğimizi görür müyüz diye geliyoruz her seferinde ama yerinde yeller esiyor. Bir görünüyor, pir kayboluyor. Onu bu hallere getirenler utanmıyor ya biz utanıyoruz artık. Ne yapacağını da şaşırdı kapalı tribün. Ne olduğunu anlamadan 3-0 geriye düşüldüğünde skora bağlı olarak refleks bir şekilde "Yeter" isyanları başladı malum kişiye. Bunu sadece skora bağlayanlar, aynı skorun lehimize olduğu maçta da bağırılırken sağlı sollu ıslıklayanlar, dün eşlik ederek ellerini kollarını sallıyorlardı sağa sola. Skor için hesap sorulması gereken karşı tribündeki yerinden değil, sahada mücadele etmekten kaçanlardı. "Ayıptır sorması, on beş gündür ne yaptınız?" diye bağırılırken on beş gün değil geldiğinden beri ne yaptığı anlaşılamayanlar da vardı bu slogana maruz kalanlar arasında. "3-0'dan 4-3, çevirilir bu maç. Sizde nerde onur, para olmuş amaç" sitemleri arasında skor 3-1'e gelirken ilk yarı da sonlanıyordu. Taraftarın yedek bekleyen Necip'e yönelik tezahüratları arasında soyunma odasına giden takım ikinci yarıya Holosko ve Necip ile çıkmıştı. Biraz canlılık gelmiş olsa da üretkenlik olmayınca skoru değiştirecek ciddi pozisyolara girilemedi pek. Zaten takım gibi tribün de dakikalar ilerledikçe maçtan kopmuş, remixe başlamıştı. Başkan olsana melodisiyle çeşitli versiyonlar söylenirken ikinci yarının başında alt ve üst katlarda göbekler boşaltılmıştı. "Tık,tık,tık. Kim oooo? Tüpçüüü... Temizlesene bütün tribünü" tezahüratları artık işin makaraya vurma boyutunu gösterirken, maçın son düdüğüyle "Kör olası tüpçüler, aşkımı süpürmüşler" diye mırıldanarak stattan ayrıldık.

Başkası Yapamazdı, Bekir Bile

Bunu da gördük. Daha neler göreceğiz bakalım. Taraftar da zıvanadan çıktı. Ne iyi ne kötü hiç umurunda bile değil. Beşiktaş'ın galip gelmesini isteyen sayısı Demirören'i seven kadardı heralde. Sahadaki takımla ilgili yazacak birşey yok. Bu kadar para döktüğün halde taraftar Necip Uysal diye yırtınıyorsa takke düşmüş demektir. Dün hiçbir başkanın bırakın başkanlığı hiçbir insanın kaldıramayacağı kelimeleri duydu Yıldırım Demirören. Kafasının büyüklüğünden tutun da, Gaziantep'e bile başkan olamayacağına kadar ne tezahüratlar yankılandı. Kader filmindeki Bekir'e Uğur bunları söylese o bile çeker giderdi.

12 Ocak 2010 Salı

Beşiktaşım Bursayla...

Futbol Altyapı takımlarımızın hafta sonu oynadıkları maçlarda elde ettikleri sonuçlar şöyleymiş:) Böyle rastlantılara da hastayım. Mutlaka kupada karşılaştığın takımla peşinden lig de karşılaşırsın ya Beşiktaş'a çok sık olur. Geçen sene Ankaraspor mesaileri mesela. Ama aşağıdaki bambaşkaymış.

Beşiktaş 5-0 Bursaspor (U14 Akademi)
Beşiktaş 5-1 Bursaspor (U15 Akademi)
Beşiktaş 1-1 Bursaspor (U16 Akademi)
Bursa Nilüferspor 3-5 Beşiktaş (U18)

Erdem Ulus: VizonTele

Bir iletişim problemimiz olduğu kesin…
Kulüp - Medya iletişim kopuk.
Kulüp – Taraftar iletişim bozuk.
Belki siz çok iyi anlatıyorsunuz da biz anlamıyoruz..
O zaman var bir iletişim kopukluğumuz…

“Aslında Devir İletişim Devri” deyip bir GSM Operatörü de kuruldu..
Ama bu sefer de Televizyon kısa devre yaptı..
“Cep Telefonu ile hava atıyoruz” ama “Televizyonumuz bozuk”..

F.Bahçe ve G.Saray’ın “Var” olduğu bir alanda olmamak ayıp değil.
Ama onların var olduğu bir alanda “Tutunamamak” biraz öyle olmuyor mu ?…
Trabzonspor, Kayserispor ve Bursaspor bile TV kurarken, biraz ayıp olmuyor mu?

F.Bahçe’nin “Şakşakçı”sı mı kalmamıştı ekranlarda ve sayfalarda, illaki FB TV dediler.
Yoksa G.Saray Medya’nın yalakalığından sıkıldı da mı? Kendi kabuğuna büründü..
Herkes lazımda bu Televizyon, bir tek bize gelince mi Vizon Tele…

Kimse maliyet yüksek falan da demesin!
Bu işin yıllık maliyeti dördüncü kaleciye yarım sezon için verilen paradan daha da az…
Tabata demiyorum bile, onunla uzay üssü bile kurulur…

İşin özü bir iletişim Problemimiz var.
Reha Muhtar, Fikret Ercan, Gülnaz Arsel, en son Numan Ceyhan … Ondan sonrası da “Tufan”…
Önce iletişime geçtiler, sora kapsama alanı dışında kaldılar..

Tartışmasız Beşiktaş Yönetiminin değirmen koltuğu iletişim..
Yeni yönetim veya yeniden göreve gelecek eski yönetim bunu önemsemeli.
Başkanlar’ın yönetime alacağı kişiler oy potansiyellerine göre, göz boyama amaçlı değil, ihtiyaçlar doğrultusunda olmalı...

Ben hala paylaşım sitelerinde taraftarların Neden? sorularına cevaplar yazıyorum..
Hiç Üşenmeden, Sıkılmadan, Utanmadan…
Ama resmi sitemde Gayri-Resmi de olsa bir açıklama bulamıyorum…

Biz değil miyiz, “İki büyük yaratılmaya çalışılıyor” diyen.
Biz değil miyiz “Hep ikinci plandayız diyen”.
Biz değil miyiz “Gazete köşelerinde “Şu kadarcık yazılıyoruz” diyen.
Ve yine maalesef biz değil miyiz kendimizi zorla gerilere iten ?..

Bu süreçte kıskançlıklarım da oldu tabii…
Bu Televizyonun yetim çocuğu olarak…
Bir Ozon tabakasını kıskandım mesela…
Keyfine baksın denilen Hasankeyf’i…
La Liga’dan Etoo’yu…Jüpiter’i,,Plüton’u…
Sahip çıkılan her durumu…
Ama kimse alıcılarımızla oynamadı.
Siz Bir dokunsaydınız;Biz çekerdik belki…

Erdem Ulus / Haber1903

Güven'i Verdik



Siyah beyazlı forma altında sadece bir kaç maça çıkabilen Erhan Güven Antalyaspor yolcusu.

Demirören'in listesine yazalım bir isim daha...

Tribüne Gel Tribüne

Hafta içi, dolayısıyla yarın da mesai var. Mesai var da acaba bu ay zam var mı? Dün de yediğim bir şey mi dokundu ne, baş ağrısı, mide bulantısı ve terleme şikayeti ile erken çıktım işten. Tansiyonum yerlerde sürünüyordu ve doktor bana serum bağlarken hayatımda ilk kez yediğim serumun etkisinden midir yoksa ertesi günkü maça gidememe riskinin oluşumasından mıdır bilemiyorum hemen düzeldim. Zaten Salı maçları, Perşembe halı sahalarının gölgesinde kalınca hanım burun kıvırmaya başlıyor. Hafta içi oynuyoruz, hafta sonu izliyoruz diye sesini çıkartmazken şimdi verilen uzun aranın alışmışlığıyla üç gün içinde iki futbol gecesi küçük homurtulara sebep oluyor tabiatıyla. Annem de mesaj çekmiş "kaç gündür bize uğramıyorsunuz, kuru fasulye yaptım gelin" diye. Uğradık uğramasına da yemek yiyip gittik diye kadının gönlünü alamadık besbelli. Ana yüreği ne yaparsın. Yeni bebeği olan iki arkadaşım var bir de ,'hayırlı olsun' ziyareti bekleyen. Geçen biri "Oğlana yoklama kağıdı geldi geçen askerlik şubesinden" diye sitem ediyor. İstanbul'un havası da bir garip bu günlerde; bir bakmışsın fırtına kopuyor peşine yağmur, bir bakmışsın güneş açmış gömlekle kalmışsın. Maçı da TRT veriyor ki bu başkalarının bahanesi...

Hepsine karşı boynumuz kıldan ince ama senenin ilk maçında yine siyah-beyaz atkımız var boynumuzda ve biz yine tribündeyiz bu akşam.

Demirören'e Boncuklar


"Stadına kavuşturacağım" denen Beşiktaş'ın rakipleriyle yaptığı maçları takip eden herkes etkilenip dönüyor memleketine. Çok değil Aralık ayının sonlarına doğru İngiliz Independent gazetesinin muhabiri Ian Herbert ''Futbol izlemek için harika bir yer. Dünyada iki kıtayı da gören tek stat'' diye bahsetti İnönü'den. Aynı haberde Pele'nin de övgü dolu sözlerine yer verildi.


Düzeltilmeye çalıştığın taraftar kalitesi, verilen cezalarla sağlanmaya çalışırken, her kesimden takdir toplayan bu taraftara ödüller gelmeye devam ediyor. 2010'un ilk ödülü de Feyziye Mektepleri Vakfı (FMV) tarafından verildi. Işık İlköğretim Okulu tarafından düzenlenen ``Spora Işık Tutanlar Ödül Töreni`nde yılın taraftar grubu seçilen ` Çarşı ` grubunun ödülünü Çarşı grubu lideri Alen Markaryan aldı.

Son söylemde haklılık payı yok denemez. Küfürün savunulacak bir yanı olmayabilir ama birini suçlayacaksanız önce kendinize bakacaksın. Edilen küfür çok kısa sürdü ve oraya gelene kadar nazik sözler içeren tepkilere hep kayıtsız kalındı. Ne stattaki tepkilere ne de medyadaki eleştirilere kulak asılmadı. Her ne kadar sevmesek de Ahmet Çakar'a canlı yayında onun seviyesine inerek verilen cevap da hafızalarda. Ben orada olmadığım halde Süleyman Seba'ya edilen aynı küfür için içimde duyduğum üzüntüyü hala yaşıyorum. Edilen küfürlere verilen cevap yüzünden kimilerinin ağzı kapatılırken, O Beşiktaş sevgisini içine gömerek kendini Adapazarı'ndaki köye kapattı.

11 Ocak 2010 Pazartesi

Demirören'den İnciler

Foto:Acıbadem'den


''Yeniden seçildiğim takdirde Beşiktaş'ı stadına kavuşturacağım."

Bir anket yapılsa ve İnönü Stadyumu'nun mevcut halinin bir-iki ufak düzeltme ile şahane yapısı korunabilir şıkkı en tepede çıkacakken, böyle bir ihtiyacı karşılamak için durumdan vazife çıkarmak komik değil mi? Beşiktaş'ın yeni bir stadyuma ihtiyacı var mı?

"Beşiktaş taraftar kalitesini hep beraber düzelteceğiz."

Beşiktaş'ın taraftar profili kendiliğinden bir kalite getirirken ve birçok kulüp başkanı, yöneticisi hatta teknik direktörü bu taraftara methiyeler düzerken, o da yetmez birçok tribün Beşiktaş tribününü örnek alıp öykünürken neyin kalitesini düzeltmeye çalışıyorsun?

"Hiçbir Beşiktaşlı taraftar, başkanına küfür edemez."

Peki başkan taraftarına küfür eder mi? Tribünde sizi zor tutarlarken ağzınızdan dökülen kelimeler neydi acaba? Bir kulüp başkanı taraftarının kafasını gözünü kırdırır mı?

9 Ocak 2010 Cumartesi

Mevzu Bahis Futbol

'Postponed' kelimesi bizim için sadece ertelenen maçın kupondan çıkması ve toplam oranın azalması demekti. Oysa ki Londra'ya giden 400 Bolton taraftarı için daha farklı anlamlar içeriyor. İngiltere'de etkili olan kar yağışı sonucu ertelenen maçlardan biri de Arsenal-Bolton maçıydı. Arsenal bu durumdan en çok mağdur olan deplasman seyircisinin yol masraflarını üstlenerek alkışı hak etmiş.

8 Ocak 2010 Cuma

Kim Suçlu? İsteyen mi, Veren mi?



Yine bir transfer dönemi geldi. Gerçi basın daha yaz transfer dönemi bittiği günün hemen ertesinde ara transferde alınacak oyuncuları sıralamaya başlamıştı. Ancak şimdi artık basının büyük kısmını, özellikle yazılı basındaki sayfaların neredeyse tamamını transfer haberleri kaplıyor.

Tabi ki haberlerin çoğunluğu üç büyüklerle ilgili. Biraz diğer Türk takımlarına değinip, biraz da Avrupa transfer gündemine değindin mi al sana spor haberleri.

Son yıllarda özellikle transfer dönemlerinde sıklıkla dile getirilen bir konu var: Yerli futbolcular için istenen fahiş bonservis bedelleri. Özellikle bir oyuncuyu üç büyüklerden biri isteyince fiyatı otomatik olarak yükseliyor. Özellikle yabancı sayısının kısıtlı olması, hatta FIFA ve UEFA'da ilerleyen yıllarda bu sayılarda daha da azalma olabileceğine ilişkin gündemlerin yer alması yerli futbolcu piyasasını kızıştırıyor.

Üç büyükler kendi altyapılarına yeterli yatırımı yapmadıkları ya da yaptıkları yatırımların karşılığında ellerinde bulunan genş yeteneklere yeterli şans tanımadıkları için başka takımlarda az da olsa pişmiş, tecrübe kazanmış ve bir çıkış yakalamış hazır gençleri takımlarına kazandırmada bir hayli iştahlı oluyorlar.

Buraya kadar her şey normal bir durum gibi gözüküyor. Ancak konuya biraz daha detaylı bakınca anadolu kulüplerinin bazı oyuncular için istedikleri bonservis bedellerinin bir yıl içerisinde, hatta bazı kulüpler için 2-3 yıl içerisinde harcadıkları toplam transfer miktarını karşılayacak kadar yüksek olduğu görülüyor. Yani örneğin Kayserispor bir yıl içerisinde yerli-yabancı aldığı futbolculara toplam ne kadar bonservis ödüyor? Net rakamlar değil ama kabaca bakıldığında 5-6 milyon euroyu geçmiyor. Hatta bu meblağdan bile düşük olabilir. Ancak öyle ki sadece Mehmet Topuz transferinden aldıkları 9 milyon euro bütün bu transferleri finanse ediyor hatta cebine para kalıyor gibi gözüküyor.

Tabi ki bunu ticari bir başarı olarak değerlendirmek mümkün. Ancak işin başka önemli noktaları da var. Zaman zaman birden fazla takımın talip olduğu ya da elinden çıkarmak istemediği bir oyuncu için büyükler talip olduğunda yükselen bu bonservis bedelleri, o futbolcu da gitmek istiyorsa bir soruna dönüşüyor. Yakın zamanda örnekleri çokça var. En son örneği de Ali Turan ve Sercan Yıldırım sanırım.

Peki bu bedeller nasıl oluyor da bu kadar yükselebiliyor? Milan Baros'un 5,5 milyon euroya, Keita'nın 3 seneye yayılmış olarak 7 milyon euroya, Brezilya milli takımı oyuncusu Elano'nun yine yıllara yayılmış olarak 8 milyon euroya alınabildiği bir transfer borsasında nasıl oluyor da Mehmet Topuz, Sercan, İsmail Köybaşı gibi ortada henüz çok net ortaya koydukları bir başarı olmayan tecrübesiz gençlere 8-9 milyon euro bonservis bedelleri istenebiliyor.

Bu fiyatların bu kadar yükselmesinin tek sebebi anadolu kulüplerinin açgözlü başkanları mı? Yoksa bu genç yerli oyuncular için birbiriyle kapışırken transferdeki rakibini ekarte etmek için sürekli fiyat yükselten ve bu paraları ödemekten imtina etmeyen büyük kulüplerin başkanları mı?

Büyük kulüplerin başkanları yukarıda birkaçını örneklediğim yabancı yıldızları daha ucuza aldıklarını öne sürüp yerli futbolcular için istenen fahiş rakamları zaman zaman eleştiriyor, sitem ediyorlar. İyi ama daha önce rakibinin teklifinin üstüne çıkacağım diye paraları saçan, hatta yanına genç takımdan gelecek vaad eden futbolcuları da takasa veren (ki bu biraz köle düzenini andırıyor ki o ayrı bir yazı konusudur) kulüp yöneticileri ve başkanları da aynı kişiler değil mi?

Yakın geçmişe kısa bir bakış yapalım.

Mehmet Topuz, Kayserispor'da geçirdiği başarılı birkaç sezonun ardından Beşiktaş-Fenerbahçe kapışmasının ardından 9 milyon euro ve kısa süre önce bonservisine 1milyon 250 bin euro ödenen Gökhan Emreciksin'i vererek yaklaşık 10 milyon euroluk sadece bonservis maliyeti ile Fenerbahçe'ye geçti.

Özer Hurmacı, yetenekleri konusunda hep olumlu bildirimler yapılan ancak kendini tam olarak ispatlamamış, hatta geçen sezonda önemli ve uzun sakatlıklar nedeniyle çok forma giyememiş bir isimdi. Hatta önceki yıllarda Ankaraspor, Galatasaray ile Özer için anlaşmaya varmıştı. 3 kiralık futbolcu karşılığında sezon sonunda geçiş yapmak üzere 1 milyon TL'lik bonservis bedelini kabul etmişti. Ancak Galatasaray bu anlaşmanın gereği olan peşinatı ödemeyince transfer iptal oldu. Sonrasında bu sezonun başında Özer, 4,5 milyon euro bonservis bedeli ve yanında genç takımın gelecek vaad eden oyuncusu Özgür Çek karşılığında yine Fenerbahçe'ye geçti.

Yakın zamanın bu özellikteki bir başka transferi İsmail Köybaşı. Gerek top hakimiyeti, gerek ileri çıkışlardaki başarısı ve hızı gerekse sorunsuz kişiliği ile genç sol bek transferin gözdelerinden birisi idi. Üç büyüklerin hepsinin talip olduğuna ilişkin birçok haber çıkmıştı. Ancak Beşiktaş sezon başında İsmail Köybaşı'nı, 5,5 milyon euro bonservis bedeli artı piyasası en kötü 500 bin euro edecek olan Serdar Kurtuluş karşılığında renklerine kattı.

Trabzonspor da Gökhan Ünal'ı birçok takımın yoğun taleplerinin ardından 5 milyon euroya yakın bir bonservis maliyeti ile aldı.

Şimdi denebilir ki alan memnun, satan memnun kime ne!!! Yok işe alan pek memnun değil. Çünkü bu örneklerdekine benzer yüksek bonservis bedelli her yerli genç transfer bir sonraki ismin transferini neredeyse imkansızlaştırıyor. Sezon başında Fenerbahçe Mehmet Topuz'a o parayı vermese iddia ediyorum Özer'in çok daha ucuza alabilirdi. Aynı şekilde Beşiktaş ta İsmail Köybaşı'nı...

Çünkü Gaziantepspor ve Ankaraspor başkanları Özer ve İsmail ile ilgili yaptıkları açıklamalarda hep "Mehmet Topuz'un 9 milyon euro ettiği bir ortamda bizim oyuncumuz bundan aşağı olamaz" şeklinde cümleler kurdular.

Yine o zamanlardan beri Bursaspor Sercan için hala Topuz, Özer ve İsmail'i örnek göstererek inanılmaz yükse bonservis bedeli talep ediyor. Belki Beşiktaş, Fenerbahçe o dönemde kendi aralasında anlaşıp Topuz'a o parayı vermeseler şu anda almaya çalıştıkları ama yüksek bonservis bedeli istendiği için alamadıkları birçok genç ismi alabilirlerdi.

Yani bence başkanlar yüksek bonservis bedellerini zaman zaman bu paraları verenler olduğu için istiyorlar.

Kayserispor, Mehmet Topuz'u o rakamlara satabildiği için 4 ay sonra sözleşmesi bitecek Ali Turan'a 1,5 milyon euro bonservis bedeli isteyecek cüreti gösterebiliyor.

Kaldı ki büyük kulüperden tekif alan gençler bu transferler gerçekleşmeyince artık eski performanslarını gösteremiyorlar. Akılları kaldığı için mi, moralleri çok bozulduğu için mi, kendilerine gelen fırsatı engelleyen yöneticilerine ders vermek için mi bilinmez bu transfer dönemlerinin ardından bir anda sönüyorlar. Bakınız; Sivassporlu Abdurrahman, Musa Aydın, Mehmet Yıldız, Manisaspor'lu Sezer Öztürk...

Demek ki bu paraları veren çıkarsa iyi. Ama parayı çok bulup vazgeçtiklerinde elde kalan oyuncuların performansı düşünce kötü. Hatta sene başında Bülent Uygun, Galatasaray'a "Mehmet Yıldız'ı istediler, parada anlaşamadık geri adım attılar sonra vazgeçtiler. Oyuncumuzun performansı düştü." diyerek sitem etmişti. Sanki talip olan herkes o parayı vermek ve transferi sonlandırmak zorundaymış gibi... Kimse de "yahu Bülent, sen ne diyorsun? Tabi ki bir kulüp bir oyuncuya talip olur. Gelmiş istemişler, Yüksek bonservis istemişsin. Uygun olmamış onlara vazgeçmişler. Bundan daha doğal ne olur?" demedi. Zaman zaman gerçekleşen uçuk bonservis bedelli transferler satıcıların da şirazesini bozuyor.

Demek ki kimse şikayet etmemeli.

Buradaki hesap "Yumurta mı tavuktan çıkar, tavuk mu yumurtadan?" meselesidir. Öncesi sonrası yok. Rekabetle teklifleri yükseltip uçuklaştıran başkanlar da, bir-iki kötü örneğe takılıp her oyuncusunu milyon eurolara satmaya çalışıp ayarı kaçıran başkanlar da hatalıdır gelinen noktada.

Bu nedenlerden dolayı yakında yetenekli gençlerin büyük takımlara transferi imkansız hale gelecek. Bu kadar büyük meblağların konuşulduğu rekabet ortamında kulüpler arası gerginlikler artacak, sevgisizlik, kavga ve kaos ortamı artacak. Ülke futbolu kaybedecek.

Tabi ki birileri çıkıp bu işe bir dur demezse!!!

WC

:)

IMF Gibisin Gaddar ve Zengin


IMF gibisin valla. Önce borçlandır, sonra da "yiyorsa seçmeyin" mesajları ver. Pişkin pişkin "Benim karşıma çıkan aday bunu zaten düşünmüştür" diye ahkam kes. Başkanlıktan terfi et, lider olacağını açıkla. Ben "müdür" olabilir miyim diye hiç kendine sorma. Başarısızlıklar insanları ne zaman bir üst noktaya taşımış diye iki dakika düşünme. Sözün özü bir Hugo Chavez lazım bize.

7 Ocak 2010 Perşembe

Gol Yemem!



Çıplak ayaklı bir taraftardan, asla!

Penaltı Kurtaran Kaleci


'Penaltı kurtaran kaleci iyi kaleci midir? Ya da iyi kaleci penaltı kurtarır mı?' Hep tartışılır durur. Ben Beşiktaş'ta ne atılırken ne tutulurken güvendiğim bir isim anımsamıyorum. Eski dönemlere ait Rıza'nın hep sert ve düzgün bir şekilde sol alt köşeye attığı penaltılar ve şimdiki kaleci antenörü Zafer'in kendi soluna oturması kalmış aklımda. Zafer resmen penaltı atılırken dizlerini kırar ve sol lopunun üstüne bırakırdı kendini. Es kaza üzerine gelirse dizinden falan seker, aksi takdirde filelerle buluşurdu meşin yuvarlak. Şimdi turnuva ve kupa maçlarında penaltılara kalınca iş ne diyor kalecilere merak ediyorum doğrusu. Rüştü de ilk gittiği sene bir kupa maçında penaltılarda başarılı olmuştu Barcelona'da ama sonra bir iki hatası ve hocanın tavrı sonucu süreklilik sağlayamadı. Şimdi ayağının tozuyla iki penaltı çıkaran Ramazan'ı ne havalara çıkarmak doğru ne de geldiği takımda 3. kaleciydi diye bir kalemde silip atmak. Bekleyelim görelim. Hele bir ayağının tozu gitsin, İnönü'nün tozunu yutsun ondan sonra not veririz.

Golf Sahasında Başaltı!!!!

"Halkın takımı golf sahasında misket oynar."

6 Ocak 2010 Çarşamba

İlginç Statlar (19)


Singapore's Floating Stadium

Ekran Başındakiler


Hangi maçtı unuttum. Statta seyirci sayısı beş altı bin kadar. Kapalı tribün altlı üstlü "siyah-beyaz" çektikten sonra, yeni açığı ayağa kaldırıp onlarla da "siyah-beyaz" diye bağırıyor karşılıklı. Sonra numaralı ve eski açık da cevap veriyor sıraları geldiğinde ve son olarak bütün stat eşlik ediyor. Dönüyorlar meşhur Beleştepe'ye. "Beleştepe, Beleştepe" diye bağırılnca sahasının yarısını gören yerde maçı izleyenler el sallıyor ve kapalıdan her "siyah" diye haykırıldığında "beyaz" diyor oradakiler de. Kapalı tribün mesajı sona saklamış. Herkes stadı tavaf edercesine tezahüratta bulunduk bitti diye düşünürken "Ayağa ayağa bütün kahve ayağa" sesleri yükseliyor. Peşinden "Oooooooooo... SİYAAHHH!!!"... tabi ki karşılık yok... Son sözleriyle de ekran başındakilere sitemler yollanıyor; "Gelmeyenler utansın"...

1990'ların başı... " Magic Box Inter Star mı ne var ya o verecekmiş maçı" dedi arkadaşım. O zamanlar uydu anteni olanların izleyebildiği Türkiye'nin ilk özel kanalıydı bahsedilen ve bizim evdeki kibrit çöpü ile ayarlama yapılan Beko Hitachi marka televizyon göstermiyordu malesef. Babam dayanamadı ve elimden tutup Acıbadem'deki Hukukçular Sitesi'nin Lokaline götürdü. Orada arka sıralarda kendimize yer bulmuş ve Beşiktaş'ın maçını izlemeye başlamıştık. Peşi sıra gelen iki golle devreyi 2-0 önde kapatmış, 3-2 kaybettiğimiz ilk maçın rövanşında turu cebimize koymuştuk. O onbeş dakikalık arada biz yemek yemeye giderken tura çıkan bir iki araba bile olmuştu. Geri döndüğümüzde her şey değişti ve peşi sıra golleri yiyen bizimkiler oldu bu sefer. 2-2'ye gelen maç dönmedi ve cebimize koyduğumuzu sandığımız turu kapıp kaçtılar İstanbul'dan. Ben ağlamamak için kendimi zor tutarken hemen arkasından yayınlanan Trabzon maçını da başlamıştı. 1-0 kazandığı maçın rövanşında Barcelona'yla deplasmanda oynuyordu Trabzon ve maçın ilk dakikalarında yine 1-0 öne geçmişti. Babam Trabzonsporluydu ve sevinçten havalara uçuyordu. Onun sevinci de uzun sürmedi ve gecenin sonunda ikimiz de çanaklara baka baka eve dönmüştük.

Bir müddet sonra karıncalı da olsa çekmeye başladı bizde de Star, maçları yayınlamaya başladıkları ilk yıllarda gündüz oynanıyordu ve heyecanla ekran başına geçiyordum ben de. Bir dönem seyirciyi stada çekmek için banttan yayın kararı alındı. Gidemediğim maçları merak edip radyodan takip etmek ile hiç sonucu öğrenmeden hemen maçın bitiminde televizyondan izlemek arasında kalıyordum. Bir kaç yıl sonra da Cine5 girdi hayatımıza. Belki de en güzel dönem oydu ekran başındakiler açısından. Üç büyüklerin iç saha maçları şifreli kanaldan, deplasman maçları diğer açık kanallardan yayınlanıyordu. ATV, KanalD vs değişik takımlarla anlaşmış onların kendi sahalarındaki büyük takımlarla olan maçlarını veriyordu. 12:00'de başlayan maçlar unutulabilir mi? Kahvaltı eşliğinde Karabükspor-Beşiktaş maçı ya da ilk üniversite sınavımın son dakikalarından koşarak çıktığımda bindiğim takside şans eseri tv olması ve ekrandaki Kayseri-Beşiktaş maçı...

Hasta Fener'li amcamın yıllarca çalıştığı İsviçre'den dönüp de tribünlerin eskisi gibi olmadığını anlayarak ekran başına gömülmesiyle bizim de onun evinde yancılığımız başlamış oldu. Danışman olarak ben, önce antenle iyi göstermediği için kablolu tv aboneliğine, sonra da ekran boyu küçük geldiğinden 82 ekran bir televizyon almasına vesile oldum. O da sırasıyla Cine5, Teleon ve Digiturk'ün ilk 100 üyesinden biri oldu herhalde. Şimdi 14 Ocak 2010 günü ihale yapılacak ve amcamla beraber milyonların yeni adresi belli olacak.

5 Ocak 2010 Salı

Beşiktaş'a Başkan Olmak?

Beşiktaş'ın yönetiminde söz sahibi olanlar ya da söz sahibi olanları belirlediklerini zannedenler. Beşiktaş'a gerçekten karşılıksız yatırım yapanlar, Beşiktaş olmasa asla tanımayacağımız adamlar. Yaptığı işten çok Beşiktaşlı kimlikleriyle hatırlananlar, Beşiktaşlılık dışında başka bir meziyeti olmayan, hatta Beşiktaşlı olmayanlar.
Yukarıda anlattığım kişilerin hepsi şu an yoğun bir mesai vermekte. Dost meclisinde onun listesi, bunun adamı, dengeyi bozma edebiyatı, işin siyasi tarafı, Demirörenci ya da Aksu'cu olmaktan öte menfaat dünyası, tribünlerce tanınma telaşı, herkes tarafından seviliyorum ayakları, medya da yer alma çabası, gazetenin kimdir köşesinde fotoğrafının yer alması... Bunlar yukarıdaki adamların en önemli olayı şu anda.

Uzun yıllar, cemaatin adamı olduğu gerekçesiyle öcü gibi bakılan, yatına katına Beşiktaş yazan, bayrağını asan adamların neden Beşiktaş'ta görev alamayacağını anlamaya çalıştım. Böyle zamanlarda "Beşiktaş tribünleri sol görüşlüdür, istemezük derler" görüşü hemen egemen olur camiaya.

O zaman tribünlerin sevebileceği kişiler geliyor aklıma. Uzun yıllar milletvekilliği yapmış, CHP'de - CHP ne kadar sol görüşlü dersen ona da sesim çıkmaz tabii- siyaset yapmış. Bakıyorsun hep bir adım geride duruyor. Bir varım bir yokum oynuyor. Yürek mi yok, başka işlerle mi meşgul. Anlamıyorum. Madem sonunda geri yapacaksın neden her seçimde ortaya çıkıyorsun be adam demiyor bizim cenah, bir türlü anlayamıyorum.

Sonra kurtarıcı diye biri çıkıyor. Eski İçişleri bakanının oğlu. Tribünleri arkasına almaya çalışıyor. Alabildi mi? Bence hayır. En büyük avantajı karşısında böyle bir rakip olması. Ama aynı hastalık yine baş gösteriyor. Bu adam hükümete yakın. Gerek yok. Denize düşen yılana sarılır diyorlar kimsenin içine sinmiyor hala.

Hep bir tehlike var Beşiktaş için. Galatasaray Türkiye'dir diyen Adnan Polat'a inat Türkiye'nin aynası konumunda şu an Beşiktaş. Taraftara göre çevresi sarılmış hiç dostu yok tribünden başka. Aranan kan yalnızca karşılıksız Beşiktaş sevgisi.
O zaman al sana Ümraniye Tesislerine adını vermiş, Beşiktaş sevdalısı, medyada yer bulma derdinde olmayan bir aday. Gözünün önünde yıllardır. Onu da mı küstürdüler? Olmaz mı ondan başkan. Demirören'den olduysa hepimizden olurdu ya. Neden aday olmuyor? Yoksa akıllı adamın işi değil mi Beşiktaş'a başkan olmak.

4 Ocak 2010 Pazartesi

Bir Aşk mıdır St Pauli? Kimdir Eşi Türkiye'de?


Çocukluğumdan beri kapılmışımdır tribünlerin rengine,ahengine... St Pauli'de bu renklerden birisdir.Takımlarının hangi ligde, hangi sahada oynadığı farketmez onlar için.Bağlıdırlar takımlarına en inanmışından. Ülkemde var mıdır dengi diye sorarsanız, Livorno'nun kardeşi ADS'dir bence....