Garanti Bankası'nın çoğunluk hissesini İspanyol Bankası BBVA almış. Bizim gibi futbol denyoları için bu devirin bankacılık tarafı değil futbol tarafı ilgi çekici oluyor tabii ki. BBVA La Liga'nın isim sponsoru. BBVA LaLiga ne kadar da tanıdık. Dün haberler çıkınca Türkiye'de bir çok kulübün ve sponsor bulamayanların ellerini avuşturmaya başladığını düşünüyorum. BBVA için Türkiye'nin Denizbank'ı diyebiliriz. Spor sponsorluklarıyla cozutmuş bir markalar zira. BBVA da öyle. NBA ile bir işbirlikleri var. Öte yandan marka temsilcileri Kevin Durant, James Harden, Iker Casillas ve İniesta... İniesta ve Kevin Durant ile bir reklam da çekmişti Garanti Bankası. Ta oradan bu bağlantının olabileceğini düşünebilirmişiz belki de. Yoksa bu kadar rastlantı olması hayli ilginç. Buradan hareketle şöyle bir iddia da ortaya atabilirim kolayca BBVA-Garanti Bankası-Ferit Şahenk-Fenerbahçe. Yani Türkiye'ye yeni girmiş bir bankanın sponsorluk atılımı için birinci sıraya Fenerbahçe'yi yazabiliriz. Bunu da tarihe not olarak düşelim ne de olsa sponsorluk dediğimiz şey ticari kaygılar kadar bağlantılarla da ilgili değil mi zaten. En son 27 Ekim'de aşağıdaki gibi bir reklam filmi yayınlamışlar. Ben bir şey anlamadım bu reklam filminden. Bana verdiği mesaj çatımız o kadar geniş ki basketbol bile oynatıyoruz:) http://www.youtube.com/watch?v=1WGUAXiaYsE
İspanya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İspanya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
20 Kasım 2014 Perşembe
23 Haziran 2012 Cumartesi
İspanya - Fransa: 2-0


Sergio, Xavi ve Alonso ile oyle kapanip acilan bir orta saha var ki hayranlik duymamak elde degil. Kanatlarda ise Iniesta ve Silva Ispanya'nin nereden ve nasil gelecegini anlamanizi zorlastiriyor. Ispanya Italya ve Fransa'yi ezdi. Bu da elde ettikleri unvaninin ne kadar hakli oldugunu da gosteriyor.
Italya kapanarak Ispanya'yi durdurdu. Ama bunu sadece kapanarak yapmadi. Akilli hucum ve orta sahada kaptiklari topla becerdiler. Fransa Italya kadar dik duramiyor sahada. Savunmada en ufak hatanin golu getirecegini Ispanya'nin bunu affetmeyecegi gercegiyle cok erken yuzlestiler. Ispanya bilgisayar oyununda hile bulmus liseli ergenin kontrolundeki takim gibi.
Ispanya mac boyunca kontrolu elinde tuttu. Rakibinin uzerine gitmedigi anlarda rolantiye aldi. Ikinci yarida da Ispanya oyunu kendi kontrolunde tuttu. Rakibi yenik durumda olsa da baski yemedi.
Fransa ilk buyuk tehlikesini 61. Dakikada yakaladi ve sonrasinda daha izlenir bir hal alır mı diye düşündük ama mevzu bahis İspanya olunca hayal oldu. İspanya güle oynaya yarı finalde
18 Haziran 2012 Pazartesi
Hırvatistan - İspanya: 0 - 1
İspanya turnuvada takımların öykündüğü oyun düzenine sahip tek takım. Rakiplerini pas manyağı yapan ve sadece tek oyuncusu -Xavi'nin İrlanda maçında tek başına isabetli pas sayısı- neredeyse rakip takımın pas sayısı kadar rakam elde etme başarısı gösteren İspanya, Hırvatistan karşısında alıştığımız oyun planını sergilemeye çalışıyor. Hırvatistan ise rakibine 90 dakika baskı yapamayacağını 8. dakikada anladı ve engel olunamayacak yarı sahalarına kapanma kabusunu yaşadılar. İspanya karşısında İtalya kadar başarılı olabildiklerini söylemek zor çünkü salon futbolu oynuyor İspanya. Futbolcuların topu ayaklarının altıyla kontrol etmesinden tutunda sürekli yer değiştiren bir takım için salon futbolu benzetmesi gerçekten çok yerinde.İspanya Hırvatistan'a yalnızca ceza sahalarının önünde o da enine pas yapma şansı tanıyor.
Bilic için tek çözüm sanırım takımına uzun oynatmak olacak. Rakibin arkasına yüksek ve uzun top atarak pozisyon aramaktan başka bir gol yolu gözükmüyor Hırvatistan için. Hikmet Karaman maç içinde pas trafiğinin rakibi yorduğundan bahsetti. Fakat ıskalanan şey o pas trafiğini yapabilmek için İspanyolların sürekli yer değiştirdikleriydi. Pası veren yine kendisini boşa çıkartıyor ve kondisyonu zayıf bir takımın da bu şekilde oynaması çok zor.
Grupta İspanya'yı durdurmak için İtalya'nın yaptığı gibi orta sahayı parsellemek ve kalabalık tutmak gerekiyor. Hatta forvet hattının da top rakipteyken orta sahaya destek olduğunu -Balotelli çıktıktan sonra- gördük. İtalya grupta gösterdiği performansla çıkmayı fazlasıyla haketti. Bunda da İspanya karşısındaki performanslarını gösterebiliriz. Hırvatistan da İspanya'ya yenilmemek zorunda.
İspanya için söylenecek tek eksik hızlı hücum yapmayı bilmemeleri. Rakibi az adamla yakaladıklarında set oyunu kadar etkili olamıyorlar. Pıque ve Ramos gibi iki oyuncusu rakip ceza sahasının önünde asist yapmaya çalışırken Hırvatistan'ın ani atak şansı yakalayamamasını da açıklayamıyorum. Nasıl bir tarikat kurdularsa Barcelona'nın bir mezhebi sadece İspanyol Milli Takımı.
Hırvatistan bugün turnuvanın en sağlam takımlarından biri ama onlar da kendi ceza sahalarına 8 kişi doluşmak zorunda kalıyorlar. İspanya'yı belki yenmek mümkün ama onların yaptığını onlara yapabilmek ya da ezmek imkansız.
Hırvatistan ikinci yarıya da yoğun presle başladı. Tribünde de meşaleler her Hırvatistan maçında olduğu gibi yanmaya başladı. İspanyollar Hırvatistan'ın huyunu suyunu bildiğinden onlar da meşale yaktılar. İtalyanların golü bulması Hırvatistan'ı da cesur oynatmaya itti. Hırvatistan için tek avantaj hızlı çıkan İspanyolların set oyunu kadar tehlike yaratmaması. Bunu Hırvatların risk aldıkça arkada verecekleri açıklara istinaden söyledim ama beklendiği derecede risk almadı Hırvatistan. Modric'in yardıma geldiği ve top kapıp hücuma kaldırdığı ataklardan birinde İspanya turnuva dışı kalma ihtimalini ilk kez ensesinde hissetti. Yenecek bir gol İrlanda ile aynı güne uçak bileti demek İspanya için.
İlk yarıya nazaran Hırvatistan ezilen görüntüsünden sıyrıldı ve golü arayan taraf oldu. Bunda golü bulmak zorunda olan takım hüviyeti de etkili. İspanya'nın cesur görüntüye ceza kesecek hızlı ve tehlikeli hücumlarını göremedik. Golü kalesinde görenin eleneceği oyunda İspanya'nın sanki böyle bir ihtimal yokmuş gibi sakin oynaması da inanılmaz bir olay. Hırvatistan'da yıldızlaşan iki oyuncu vardı biri bizden giden Gordon Schidenfeld diğeri Gürcan Bilgiç'in adını duymadığı Modric.
Hırvatistan yenilmeden elenen takım olmamak için çok çabaladı. Uygun pozisyonları da yakaladı ama şans yanlarında değildi. Yedikleri golle birlikte turnuvaya havlu attı Hırvatlar. Hoş bir sada olarak kaldılar.
14 Haziran 2012 Perşembe
İrlanda - İspanya: 0-4
İnsan hep mucizeler bekliyor. İrlanda-İspanya maçı da öyleydi. Futbol romantikleri için İrlanda galibiyeti, her yılbaşı alınan piyango biletine vurması beklenen ikramiye gibi... Ya çıkarsa.
Hırvatistan'a mağlup olduktan sonra grupta yapacağı pek birşey de kalmamıştı. Geleneksel ada futbolu oynayan İrlanda maçın genelinde ezildi. Uzun toplarla kanatlara inip orta yapmak için çabalayan bir takım bir kere bile olsa ceza sahasına dolduramaz mı? Dolduramadı.
İspanya güle oynaya turnuvanın şüphesiz en güçsüz -bence en sempatik- takımını kolayca geçti. İrlanda öyle bir takım ki ekran başından dahi 2 forvet 4 orta saha çizgi halinde görülebiliyor. 2-0'dan sonra 3-5-2'ye döndüler bir de gol pozisyonuna girdiler ama sonuç alınamadı. Öyle bir takım ki İrlanda, gol atsalar İspanyollar da alkışlayacak. Oyunun belirli bölümlerinde İspanya rakip kabul etmedi İrlanda'yı. Maçın son 25 dakikasını yedek oyuncuları sürerek değerlendirdi Bosque. Oyunun sonlarına doğru futbol aşkıyla dolu İrlanda taraftarı takımının rakibinin üzerine gitmesine bile sevindiğini gördük. Bu da keyif için futbol oynayan ve izleyen bir ülke için fazlasıyla yeterli aslında.
Sanırım her şampiyonada tarafsız herkesin sempati beslediği bir takım var. İtalya 90-Kamerun, İsveç 92-Danimarka, ABD 94-İsveç ve Nijerya, İngiltere 96-Çek Cum., Fransa 98'de yoktu sanırım, Belçika-Hollanda 00-Türkiye, Japonya-Güney Kore 02-Türkiye, Portekiz 04-Yunanistan, Almanya 06- Gana, Avusturya-Belçika-08 Türkiye, Güney Afrika 10-Kuzey Kore.
Maçın özeti İrlanda'nın yarattığı atmosfer, tribün güzellikleri ve maçın sonunda tüyler ürpertici bağra basma tezahüratı. Bağra basmanın dili olmaz, hissedersin... God save Ireland.
10 Haziran 2012 Pazar
İspanya - İtalya: 1-1

Son iki turnuvanın şampiyonu İspanya yine bildiğimiz Barcelona modelinde oynamaya devam ediyor. İtalya'yı daha maçın başından itibaren kendi yarı sahasına hapsettiler. İtalya top rakipteyken 5-3-2 atakta ise 3-5-2 görünümünde. İlk 10 dakikada takımlar arasındaki kalite farkı ortaya çıktı. Sonrasında ise İtalya daha çok mücadele ederek ve hızlı oynayarak rakip kaleye gitmeye başladı. İspanya yavaş, sabırlı ve çok pas yaparak rakip kaleye giderken, İtalya hızlı toplarla daha kolay sonuca gitme düşüncesindeydi. Sahada bireysel olarak en çok dikkat çeken isimse İniesta'ydı.
Bu turnuvanın dikkat çeken en belirgin özelliği ise hakemlerin inanılmaz hatalar yapması oldu. Cassano'nun Casillas'a tekmesi sarı karttı. İtalya ilk yarıda sergilediği oyundan güç alarak ikinci yarıya daha öz güvenli başladı. Fakat sonrasında İspanya yeniden oyunda üstünlüğünü kabul ettirdi. Balotelli'nin ne kadar şımarık ve sorumsuz bir oyuncu olduğunu kaybettiği yüzde 100'lük gol pozisyonunda bir kez daha gördük. Kalecinin gözüne hem de karşı karşıya kalmışken 3 saniye bakarsan başka şeyler düşünürüm. Şımarıklığın sınırlarını zorlayan bir adam gerçekten.
Prandelli hemen Balotelli'ye cezayı kesti. Bu kadar önemli bir turnuvada laubaliliğin bedelini ödetti. Prandelli bu değişikliğin ödülünü ise hemen aldı. Maçın başından beri dengesiz dikine oynayan İtalya defansından çıkan bir sabırsız top kalelerine gol olarak geri dönünce Arap baharı gibi kısa bir mutluluk yaşadılar. İtalya'nın maça çıkmadan önce beraberlik ihtimalini ana hedef olarak belirlediği kesin. Fakat galibiyete bu kadar yakın olacaklarını onlar da düşünmemişlerdi.
İtalya bu maçın motivasyonunu turnuvaya yayabilirse finallerin çeyrek ya da yarısını görebilir. Onların kaderini motivasyonlarını ne seviyede tutacakları belirleyecek. İspanya için ise bu maç turnuvaya başlangıç maçı olması sebebiyle hoşgörülü karşılanacaktır fakat kanatların kullanılmasında ve bu bölgede görev alan oyuncuların değerlendirilmesinde aceleci olmalılar. Bir diğer kesin olarak söylenecek şey Del Bosque ve Prandelli bir sonraki maçta bu onbirlerle başlamayacaklardır.
12 Temmuz 2010 Pazartesi
Casillas'tan Zafer Öpücüğü
10 Temmuz 2010 Cumartesi
İspanya Soyunma Odası
Almanya maçı sonrasında İspanya kraliçesi futbolcuları tebrik etmek için soyunma odasına inmiş. Çoraplar ortalığa fırlatılmış, pet şişeler yerlerde, kadın neredeyse birinin üzerine basıp düşecek. Tek tek ellerini sıkarken en son duştan çıkan Puyol'la karşılaşıyor. Yarı çıplak Puyol'a laz muamelesi yapan arkadaşları da "Uy uy!" tezahüratları ile karşılıyor sanki onu.
9 Temmuz 2010 Cuma
Sweinsteiger'in Zor Anları
4 Temmuz 2010 Pazar
Camacho Çıldırır!
İspanya'nın Paraguay karşısında bulduğu golün sevinciyle İspanya'nın eski teknik direktörlerinden Camacho kopar...
Yutup açamayanlar, videosu için burayı tıklayınız .
13 Nisan 2010 Salı
Bir Dilek...
Adını çok duymadığımız bir vakıf var. Hayati risk taşıyan hastalığı olan küçük çocukların dileklerini yerine getiren bir vakıf. Bugüne kadar yapılması hayli zor dilekleri dahi gerçekleştirmişler. Örneğin; denizaltıyla seyahat, disneyland ziyaretleri, dünyanın çok absürd yerlerinde hepimizin görmek isteyeceği mekanlarda bir gün geçirmek gibi bir bakıma büyük hayalleri gerçekleştiriyorlar.Bugün o vakıfta gönüllü olarak çalışan arkadaşımla rutin futbol muhabbetimiz bir ara Barcelona'ya kadar geldi haliyle. Öyle takım, böyle takım derken geçenlerde hayati risk taşıyan hastalıkları bulunan çocuklardan birinin dileğinden bahsetti. Barcelona'nın şu anki popülaritesinin de en büyük göstergesi şüphesiz.
"Barcelona'yı Nou Camp'da izlemek."
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)














Bursaspor stadının üstünü kapatıyormuş. 7 milyon dolar bütçe ayırıyormuş.