Gündem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gündem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Haziran 2013 Pazartesi

Yazamadan Geçip Gidenler


Son kez hakemin düdüğü çaldı İnönü Stadı'nda ve perde kapandı. Gözler buğulandı, sesler çatallandı ama yumruklar hala sımsıkı havadaydı. Aynı metrekareler içinde olacaktık aylar sonra ama aynı olmayacaktı işte. Bu başkalaşma da buruyordu içimizi. Alkışlara boğduğumuz takım ligi üçüncü bitiriyordu. Aynı sıralarda şampiyon olduklarında bu kadar alkışı anca almışlardı ve bu kadar gözyaşı herhalde 92-93 sezonunda kaçırılan şampiyonluk sonrasında dökülmüştü anca. Resmisi anca böyle olurdu ama bambaşka bir veda hayal etmişti bu gönül, olmadı. Koltuklar, çimenler ellerde dolaştı ama ben hiç bir anımı söküp alamadan ayrıldım son kez. Günler sonra stada ilk darbeyi vuran kepçenin de aynı günün sonunda bir halk kahramanı simgesine dönmesi işin trajikomik bir yönü oldu.

Sezonun ortasıydı yazıyı kaleme almaya niyetlendiğimde, başlığı da belliydi; 'Samet iyi mi, kötü mü?'. Beğenip, beğenmemek ayrı ama bu soru farklıydı. Menemenin kıvamına ekmek banmadan karar verilmezmiş. Bizim ekmek de bayattı, elimizde dağıldı gitti.  Menemeni de döktüler, olan bizim paramıza oldu. Fikret Orman'a en kızdığım nokta da bu. Biz bir şeylerden arttırarak FEDA derken, yapılan kontrat sonrasında hesapta 'Beşiktaş'ın çocuğu' olan adama hak etmediği paraları ödemek durumunda kalmak kabul edilir bir şey değil.

Düşenin dostu olmaz gerçeğini Beşiktaş'ımızın Yıldırım Demirören sayesinde girdiği sıkıntılar içinde başkan ararken gördük. Paşa'lar kaçtı Fikret Orman elini taşın altına soktu. Sekiz sene önce girdiği yarışta başkan olabilecekken hiç beklenmedik anda kulübün başında buldu kendini. Aslında onun için de bir 'iyi mi, kötü mü?' yazısı yazılabilir. Artılarını da sıralarız, eksilerini de. Biri birinden uzun olur belki ama şimdi üç sene kulübümüzün başkanıdır ve bizi daha iyiye götürmesini bekliyoruz kendisinden.

'Bu alemde kral Çarşı' derken bizim krallığımızın yaşadığımız Cumhuriyet'in içindeki tribün aleminden öte geçmediği sanılırdı. Biz Kızılay'a kanlarımızı, Van'a atkılarımızı gönderirken, nükleer santrallere, ırkçılığa karşı çıkarken uzaktan alkış tutanlar haksızlığın her türlüsüne karşı durduğumuzu gördü geçtiğimiz ay içerisinde.

Başkanımız belli değildi, oldu ama hala ne stadımız ne de hocamız belli değil. Yarına kadar da kulvarımız belli değil. Üç kupada mı yoksa ülke sınırları içerisinde mi aşık atacağımızı öğrenmeyi bekliyoruz. Hissiyatımız ve beklentimiz Kartal'ımızın Avrupa semalarında uçacağı yönünde.

Söylemesi de güzel, yazması da güzel Beşiktaş'ı. Nerede oynarsa oynasın...

1 Eylül 2012 Cumartesi

Bayan (!) Yönetim


Bayan Basketbol Takımı diyorduk eskiden nedendir bilinmez değişti bu ve Kadın Basketbol Takımı oldu. Değişim bununla da kalmadı yapılan yatırımlar ve biraz ilgi alakayla Türkiye'de kadın basketbolcular bu sporda başarıdan başarıya koşmaya başladılar. En son, geçtiğimiz ay milli takımımız Londra Olimpiyatları'nda madalya kovalıyordu. Beşiktaş ise önce erkek basketbolcuları parasını ödemeyerek kovaladı, sonra da kadınları. Sponsor arayışları, yarı sahanın gerisinden atılan üçlükler gibi sonuçsuz, transfer bütçesi asgari ücretle geçinen bir ailenin mutfak masrafı gibi. Hal böyle olunca bizim isimleri yeni, kafa yapıları eskisinden farksız yönetim kurulu 'ellerinin hamuru ile topa dokunmasınlar', masraf olmasın diye kadın basketbol takımını da ligden çekme kararı aldı dün.

'Hoppala!' dedik ama şaşırmadık. Tombala misali torbadan çıkan kararlar gibiydi çünkü yönetimin kararları. Tutarsız, dengesiz ve isabetsiz. Koskoca Beşiktaş Jimnastik Kulübü'nün bütçesi bir yabancı futbolcunun maliyetinden fazla tutmayan kadın basketbol şubesine yetmemişti. 'Kime sordunuz, ne zaman toplandınız da bu karara vardınız?' gibi boşlukta kaybolan sorular sanal alemin sosyal paylaşım sitelerinde ancak hüznümüzü pekiştirir diye düşünüyorduk. Nitekim bu karardan yirmi dört saat geçmeden yeni proje (!) haberi gündeme geldi. Ligden çekilme kararından vazgeçildiğini ve gençlerle beraber yapılacak üç yabancı transferiyle yola devam edileceğini öğrendik. Her kimse sponsor olan Allah razı olsun. Onun tuttuğu altın, bizim kadınların attığı basket olsun.

13 Haziran 2012 Çarşamba

El Salla, El Salla


Yerli, yabancı, o, bu, şu, öteki, beriki, önceki derken açıklama yapılacak gün geldi. Sürpriz şekilde evvelsi akşam gündeme gelen Eriksson isminden cayan yönetim, apar topar Mustafa Denizli ile toplantıya girdi. O toplantıdan muhtemelen el sıkışılarak ayrılınacak ve yarısından çoğunu tanıdığı takımın başına yeniden Denizli geçecek gibi.

Tayfur Havutçu ile devam edilmemesi hemen hemen herkesin ortak görüşüyken, yeni teknik direktör seçiminin uzaması da hem camiada hem de basında bir çok ismin ortaya atılmasına ve polemiklere sebep oldu. Yönetimden biri çıktı kendi adına 'Ben söz verdim' dedi, diğeri ille yerli olması konusunda ısrar etti. Bizler de taraftar olarak çılgın adam Bilic mi olsun, Beşiktaş'ın yetiştirdiklerinden biri mi olsun bilemedik.

Açıkcası Eriksson mu Mustafa Denizli mi diye düşününce (ki hiç düşünmeye bile gerek duymam) direk ikinci ismi tercih ederim. Kaldı ki başkanımız küçülme konusunda görüş bildirip, gençleştirmeye gidileceğini ve teknik direktör ile uzun süreli bir anlaşma istediğini belirtmişti. Bütün bunları yapacak isim ikisinden ilki olamazdı. Bilic de böyle bir dönemde uygun düşmüyordu. Bazen gittiğiniz bir restoranda menüyü elinize alıp uzun uzun bakar ama karar veremezsiniz bir türlü. Ya yemek isimleri değişiktir, içeriğini anlamazsınız ya da çekici gözükür ama fiyatından dolayı vazgeçersiniz. Sonunda en bildik olan tavuk şinitzel ya da köfte tercihi ile geçersiniz siparişi. Beşiktaş'ın teknik direktör seçimi de biraz buna benzedi bence. Önümüze konanı yemeye alışık bir toplum olmamıza karşın geçmişten hesap sormaya başlayan bir camiayız aynı zamanda. Geçmiş yönetimin de en büyük hataları teknik direktör seçimleri ya da gönderişlerindeydi. Umarım bu sefer Mustafa Denizli veya kim ile anlaşılırsa daha uzun süreli çalışabiliriz. Ellerin erkenden havaya yazı yazar gibi soldan sağa sallanıp 'Hesap lütfen' demesini istemiyoruz. Ellere muhtaç etmeden, tribünlere alkışlatacak bir takım seyretmeyi amaçlayan yerli hoca başımızın tacıdır.

5 Ekim 2011 Çarşamba

Futbolumuzun Kanayan Yarası: Belediye

Gündemin önemli maddelerinden belediye konusunda futbolun güncel durumu aşağıda. Umarım temizlik(!) buralara da uğrar.

Türkiye Futbol Federasyonu'na kayıtlı ve Süper Lig, Bank Asya, 2. Lig, 3. Lig, Bölgesel Amatör Lig ve Kadınlar Ligi'nde yer alan belediye takım sayısı 83.

Bunların 1'i Süper Lig, 3'ü Bank Asya 1. Lig, 2'si 2.Lig, 14'ü 3. Lig, 6'sı Kadınlar Ligi, 57'si Bölgesel Amatör Liglerde mücadele ediyor.

Partilere göre dağılımı
AKP 46
CHP 18 (4'ü Kadınlar Ligi)
MHP 10 (2'si Kadınlar Ligi)
DTP 4
DP 3
DSP1
SP1


İstanbul BŞB STSL-AKP
Akhisar Belediye BA 1. LİG-AKP
Gaziantep BŞB BA 1. LİG-AKP
Güngören Belediye BA 1. LİG-AKP
Tepecik Belediye 2. LİG-AKP
Denizli Belediye 2. LİG-AKP
Diyarbakır BŞB 3. LİG-DTP
Elazığ Belediye 3. LİG-AKP
Belediye Van 3. LİG-DTP
Menemen Belediye 3. LİG-CHP
Sandıklı Belediye 3. LİG-AKP
Nazilli Belediye 3. LİG-CHP
Sivas 4 Eylül Belediye 3. LİG-AKP
Belediye Bingöl 3. LİG-AKP
Kilimli Belediye 3. LİG-AKP
Kepez Belediye 3. LİG-AKP
Sancaktepe Belediye 3. LİG-AKP
Tekirova Belediye 3. LİG-AKP
Diyarbakır Karapınar Belediye 3. LİG-DTP
Erzurum BŞB 3. LİG-AKP
Bayburt Belediye BAL-AKP
Göle Belediye BAL-AKP
Bağlar Belediye BAL-DTP
Fatsa Belediye BAL-AKP
Bulancak Belediye BAL-AKP
Dikbıyık Belediye BAL-DSP
Espiye Belediye BAL-AKP
İlkadım Belediye BAL-MHP
Ünye Belediye BAL-AKP
Kahramanmaraş Belediye BAL-AKP
Elbistan Belediye BAL-AKP
Kilis Belediye BAL-AKP
Şehit Kamil Belediye BAL-AKP
Adıyaman Belediye BAL-AKP
Siverek Belediye BAL-DP
Toroslar Belediye BAL-MHP
Erzin Belediye BAL-AKP
Bozyalı Belediye BAL-MHP
Erdemli Belediye BAL-MHP
Niğde Belediye BAL-AKP
Talasgücü Belediye BAL-AKP
Çorum Belediye BAL-AKP
Sorgun Belediye BAL-AKP
Akyurt Belediye BAL-AKP
Sincan Belediye BAL-AKP
Zara Belediye BAL-CHP
Kazan Belediye BAL-AKP
Sarayönü Belediye BAL-SP
Manavgat Belediye BAL-CHP
Kumluca Belediye BAL-AKP
Beyşehir Belediye BAL-AKP
Demre Belediye BAL-DP
İhsaniye Belediye BAL-AKP
Selçuklu Belediye BAL-AKP
Kestel Belediye BAL-DP
Altınova Belediye BALAKP
Armutlu Belediye BAL-AKP
Uşak Belediye BAL-AKP
Bozdoğan Belediye BAL-MHP
Bergama Belediye BAL-CHP
Didim Belediye BAL-CHP
Turgutreis Belediye BAL-CHP
Kaklık Belediye BAL-AKP
Belediyespor BAL-CHP
Salihli Belediyespor BAL-CHP
Ayvalıkgücü Belediye BAL-CHP
Balıkesir Belediye BAL-MHP
Ödemiş Belediye BAL-CHP
Çiğli Belediye BAL-CHP
Küçükköy Belediye BAL-CHP
Derince Belediye BAL-AKP
Kocaeli BŞB BAL-AKP
Avcılar Belediye BAL-CHP
Sultanbeyli Belediye BAL-AKP
Tosya Belediye BAL-MHP
Belediye Safranbolu BAL-AKP
Beyköy Belediye BAL-MHP
Ataşehir Belediye Kadınlar Ligi-CHP
Konak Belediye Kadınlar Ligi-CHP
KDZ Ereğli Belediye Kadınlar Ligi-CHP
İzmir Belediye Kadınlar Ligi-CHP
İlk Adım Belediye Kadınlar Ligi-MHP
Nazilli Belediye Kadınlar Ligi-MHP

10 Ağustos 2011 Çarşamba

Londra'nın Taraftar Haritası

Londra sokaklarında gördüklerimizle Türkiye'de çoğu zaman şahit olduğumuz olaylar arasındaki en belirgin fark göstericilerin holigan gibi davranıyor olması. Bu sebeple Londra'nın taraftar haritasına bakalım derim.

2 Ağustos 2011 Salı

Aziz Yıldırım'a Bunları Yapanlar Benim Defterimi İki Dakikada Dürerler Mantığı

Geçirdiğimiz Temmuz ayı Türkiye tarihinin en kara Temmuz ayları listesinde açık ara önde gider. Bu kadar şehit, bu kadar kavga-gürültü, küfür-kıyamet, istifalar ve zafer çığlıkları, kamplaşmanın ağa babasına şahit olmak...
Allah'ın her belası başımızda dolandı durdu. Bir tarafta ötekileştirilmişlerin zaferi diğer tarafta yeni ötekileştirilenler. Birbirinden nefret eden bu kadar çok insanın hala birlikte yaşıyor olması gerçekten inanılır gibi değil. Bir otobüsün içerisinde hiç sıkılmadan birbiriyle itişen yer kapmaya çalışan insanlar topluluğu gibiyiz. Kimse yadırgamıyor bu durumu. Ülkenin direksiyonundaki adamlar da sallanan otobüsü istedikleri yöne götürmekten geri kalmıyorlar bu arada. Herkes işinde gücünde.


Geçenlerde okuduğum bir yazıda Türkiye'de insanların şehit eşiğinin artık çok yukarılara çıktığından bahsediyordu. Bu aslında en kibar tabirler "Dünya .ikine Eyfel .ötüne" demekti. Ben parama bakarım, ben akarıma bakarım. Gerisi umurumda olmaz. Tüm bunlar yetmezmiş gibi bir de şike adında yarı siyasi, yarı gerçek bir operasyon, -ülkemizden beklendiği üzere- füze kalkanını, özerklik ve şehit haberlerini, zamları, sokak kavgalarını gölgede bırakmaya yetiyor. Paşalar, gazeteciler, suçsuz olduğu halde yatanlar, suçlunun yanında suçsuz olan, komploya maruz kalanlar... Telefonuna yanlışlıkla mesaj yerleştirilen, komplo kurulan teğmenler (kitabı da yeni çıktı şu an adını hatırlayamadım)...

Bunların hepsinin bir anda önüne geçiveriyor futbol. Herkes hukuk kurallarına daha bir sarılır oluyor. Gerçekten de hukuksuz bir dönem yaşanıyor Türkiye'de. Fakat bunu futbol olaylarından sonra dile getiriyor olmamız da bu ülkenin ayıbı. Mesela Balbay ve Tuncay Özkan suçsuz yattıklarını, suçlarının yüzlerine okunmasını istiyor. Bu durum Aziz Yıldırım'ın ya da Tayfur Havutçu'nun içinde bulunduğu durumdan iyi mi?

Şike var mı? Adına şike, teşvik artık ne dersek diyelim olmadığını söyleyen ancak gerizekalıdır. Yok diyen yalan söyler. Şike vardır. Hep vardı. Şu an yaşanan olaylarında altından hiçbir şey çıkmayacağını kimse iddia edemez. Fakat iş suçluyla, suçlu yapılmak istenen arasındaki ince çizgide cereyan edince kafaların bulanması da kolay oluyor. Bir de hukukçular daha iyi bilir ama bir gazetecinin belgelere herkesten önce ulaşması, hatta avukatlardan önce ulaşması linç kampanyasının bir belirtisi değil midir?


Hukuki olarak bir türlü punduna getiremediğin adamı gazetelere rezil ederek itibarını sarsmak bu ülkeye olan inancını bitiriyor insanların. Ulan Aziz Yıldırım'ı bu hale getiren adamlar benim defterimi iki dakikada dürüp elime verir demekten kendini alıkoyamıyor.


Dün Ali Ece'nin radyo programında söylediği gibi Mehmet Baransu'nun bildiğini ben ya da bir başkası neden bilemiyoruz. Bütün gazetecilere neden açmıyorlar. Mehmet Baransu tam 15 saat telefon konuşmalarını dinlediğini söylemiş mesela. Bu nasıl bir iştir anlayan var mı?


Aziz Yıldırım ile Serdal Adalı'nın bir ihale nedeniyle içeride oldukları gibi bir iddia da ortalıkta dolanıyor epeydir. Beşiktaşlı Ali Rıza Dizdar bir hukuk cinayetinin işlendiğini ve Beşiktaşlıların suçsuz yere yattığını bağırıyor Barbaros Meydanı'nda.

Korcan araba almadığını 55 bin euroluk bir araç için bunları yapabileceğinin inanılmasına şaşırdığını söylüyor. Hani Emenike'nin para sayarken görüntüleri vardı? Ne oldu o görüntüler? Son 5 maçın sonucu belliydi ya. Karabük, Ankaragücü ve Buca'dan kimler içerideler şu an?

Bir de bu adamların suçları hakkında eminsiniz ki cezaevinde tutuyorsunuz. O zaman bir an önce kararınızı verin. Futbolcusuna şike teklif edilen kulübün düşürülmesini mesela anlayamıyorum. İBB'nin hiçbir yöneticisi içeride değil. Ama İBB'yi küme düşürmekten bahset. Oyuncunun takımını satmasının bedelini neden kulüp ödesin ki? Eğer tüm bu açıklananlar doğruysa. Yapılacak şey çok basit. Beşiktaş, Fenerbahçe ve Eskişehirspor küme düşürülmeli. Şike yapan yönetici ve teknik heyet kulübü bağlar, futbolcu kendini.

14 Temmuz 2011 Perşembe

Gidin

Biz 8-0 mağlup olduğumuz zaman bu kadar utanmadık. Ne söyleyecek ne de yazacak bir şey bulamıyorum. Bi gidin lütfen...

7 Mayıs 2011 Cumartesi

Koçum Benim

Ellerin dert görmesin koçum benim. Seni elemişler. S.ktir et. Eğilme, bükülme... Bu memleket böyle. Nihatlar iş yapar. Adamlar iş yapamaz.

30 Mart 2011 Çarşamba

Bu Ne Perhiz Bu Ne Lahana Turşusu


28 Mart günü Sözcü Gazetesi. Spor sayfasında Alex ile ilgili bir haber var. Alex'in formasının önündeki Avea logosu gördüğünüz gibi bantlanmış. Bunu yapan Sözcü gazetesi Avea'nın reklamını yapmamak gibi bir özgürlüğe sahip mi bilemiyorum ama enteresan olan hemen yan sayfadaki Bobo fotoğrafı. Beşiktaş formalı Bobo fotoğrafında Cola Turka kabak gibi ortada. Bantlanma gereği duyulmamış.


Şunu da belirteyim. Ben evime her gün Sözcü gazetesi alıyorum. Yani yandaş medya hayranı falan değilim. Avea'yı bantlayan, Ülker'e eyvallah çeken mantığı anlayamadım.


Türkiye-Avusturya maçında kafamı kaldırıp reklam alanlarına bakınca Coca-Cola ile http://www.sokaktahayatvar.com/ reklamlarını yanyana gördüm. Biliyorsunuz Efes Pilsen artık adını spor müsabakalarında kullanamıyor. Yasaklı. Sebebi alkollü içki olması. Coca Cola ise alkolsüz serbest. Bu ülke için en büyük risk emperyalizm mi alkol mü? Kime göre, neye göre?

9 Mart 2011 Çarşamba

Blog Düşmanı Digiturk

Uzun süredir bloga yazı giremiyoruz. Digiturk insanların hayallerine dokunurken bizim hayallerimize tecavüz etmese çok sevineceğiz. DNS ayarlarını değiştirmek diye bir deyim varken mahkeme kararıyla blogları kapatmak bize has bir üslup. Üstelik bir önceki postta da gördüğünüz gibi Digitürk'ün bu itirazları da yeni değil. Demek ki bir türlü önlem alınamıyor.

3 Şubat 2011 Perşembe

Schuster Kapalıya

3 maç ceza almış hoca. Gönül ister aslında gelsin maçı aramızdan izlesin diye ama elinde telefon numaralıdan talimatlar gönderecektir yardımcılarına. Zamanında Amokachi bir maçta kırmızı gördükten sonra oyundan çıkarken kendisine uzatılan mikrofona şöyle demişti; "He told me 'ibne', I told him 'fuck off'. I think the refree doesn't know Turkish"...

1 Şubat 2011 Salı

Unutamadık...


Gözlerde yaş, kalplerde sızı, unutamadık seni...
Foto: gulseyhan.blogspot.com

12 Ağustos 2010 Perşembe

Al Eline Bülteni, Ara Sergen'i

Sergen'in gençliğinden beri at yarışlarına olan düşkünlüğü bilinir. Sadece oynamakla kalmayıp futboldan kazandığı parayla atlar alıp yarışlara da sokmuştu. Kah havuz başından telefonla yaptırdığı kuponların tutmasıyla, kah atlarının kazandığı yarışlarla bu işten de ekmek yemiştir. Gerçi eline ilk kez kuponu aldığı andan itibaren gelir gider tablosu hesaplanabilse zarar da etmiş olabilir. Beş ay kadar önce 1, 2, 3 gol yetmez blogunda okumuştuk; Gökhan Keskin, kendisiyle yapılan röportajda Sergen hakkında sorulan bir soruya içtenlikle cevap vermiş ve Beşiktaş'a ilk geldiğinde at yarışı oynadığı söylenerek kendisine emanet edilen Sergen'in kendilerini de yoldan çıkardığını ve iki hafta sonrasında Metin'i de yanlarına alarak kupon yapmaya başladıklarını anlatmıştı.

Sergen'in at yarışı tukusu sebebiyle, oynadığı kulüplerde hipodroma yakın ev istediği, antreman saatinde TJK TV izlediği gibi haberler yapılmıştı. O ise at yarışı oynadığını en başından beri saklamamış ve bundan vazgeçmeyeceğini belirtmişti her seferinde. Hali hazırda futbol yorumculuğunu sürdürürken bir yandan da bahis sitelerinde ve gazete eklerinde maçlar için tahminler yapıp, kuponlar doldurmaktaydı. Yarından itibaren bahisseverlerin yanısıra yarışseverlerin de bir kulağı Sergen'de olacak.

Nalkapon out
Sergen in

30 Temmuz 2010 Cuma

İstifa Et Alpay Özalan

Bank Asya Birinci Lig takımlarının merak ettiğim bazı sponsorluklarına bakarken sıra Diyarbakırspor'un web sitesine geldi. Şans bu ya bir son dakika haberine rastladım. Habere göre Fadıl Akgündüz Diyarbakırspor'u ikna edebilirse Doğu Ligi'ni kurabilmek için önemli bir yol kat edecekmiş. Diyarbakırspor kendisini kırmazsa Jet Fadıl'ın şirketinden 10 milyon dolar pay alacakmış.

Ülkenin gündemi ortada. Ateş yakılmış. Herkes elinde odunla ateşe koşuyor. Jet Fadılın yapmak istediği şey de bu işte. Başka bir anlam yüklenebilir mi bilemiyorum? Alpay Özalan'da Siirt Jet Pa Spor'un başkan yardımcısı. Hani İsviçre maçında milliyetçi duygularla gözyaşı döken Alpay. Ben kendisinin şu dakika itibariyle istifa etmesi gerektiğini düşünüyorum. Kendisini istifa etmeye davet ediyorum. Ha "Fare dağa küsmüş dağın haberi yok" haklısınız ona da diyecek birşeyim yok.

Hani zaman ve mekan farklı olsa. Biz Kuzey Avrupa ülkesi olsak. Kulüplerin haksızlık karşısında birleşmesine gerçekten kızmam. Haksızlık var mı onu da anlayamıyorum. Zamanında Van, Elazığ, Siirt Jet Pa, Erzurum 1. Lig de değil miydi? Garibim Trakya'ya ne demeli. Adamlar liglerde 20 seneden uzun süredir yok. Hadi onu da geçtik Jet Fadıl'ın hakkında çıkan haberleri görmesek, kendisini tanımasak, imza marka otomobilini bilmesek bir ihtimal bazı şeyleri düzeltmek istiyorlar derim, inanırım, hakkını arayandan yana yeminle olurum.

Sinirlendim... Anla beni ey okur.

7 Mayıs 2010 Cuma

Mehmet Uzun (Şifo) Mutlu Gitti


SSPE bir tür kızamık virüsüydü ve düne kadar hiç rastlamadığımız bu hastalık yapışmıştı yakasına Şifo lakaplı Mehmet'in. Her şeyi unutturan bu hastalık Mehmet'e bir tek Beşiktaş'ı unutturamamıştı. Sıkı sıkıya sarıldığı Beşiktaş aşkından dolayı da hepimizin gönlünü fethetti, buruk bir şekilde... Bir ay kadar önce en büyük dileğini gerçekleştirerek, o dönemlere yetişemediğinden Şifo'nun olmasa da İbrahim Toroman'ın elinden tutarak İnönü Stadı'na hem de üzerinde o çok sevdiği forma ile çıkmıştı. Ömrü yetmediği için bir daha o stadyuma ayak basamayacak belki ama taht kurduğu bu gönüller sayesinde, Temmuz'da gidişlerine alışılan diğer Beşiktaş aşıkları gibi hep o tribünlerde olacak o da...
.
Başımız sağolsun.

22 Nisan 2010 Perşembe

Futbol Fahişeliği

Haldun Boysan'ı gemide filminden hatırlıyorum. Yamulmuyorsam biraz da Laleli'de Bir Azize filminden. Ha bir de Kurtlar Vadisi'nden. Kendisinin bu kadar ateşli Beşiktaşlı olduğunu bilmiyordum. Emre Belözoğlu'na "Futbol Fahişesi" damgası vurmuş. Zannediyorum İlker Duralı'nın programında olmuş bu konuşmalar. İlker Bey'in de bu kadar müsamaha göstermesini anlayamadım. Yayından alsaydı bu kadar olay olmayacaktı. Konuştuğu an kafasının güzel olma ihtimalini çok fazla buluyorum filmlerinden kalan intiba bu yönde. Sürekli cigara saran bir adamın söyleyeceği sözleri sarfetmiş:) Ama konuşmasında en çok Futbol Fahişesi lafına takıldım. Fahişe dünyanın en eski mesleğidir diyerek de olaya ayrı boyut katmış Haldun Abi. Hani Emre'ye laf konduruyorum ama bakın boş adam da değilim fahişeliğin terminolojisine de hakimim diyor kendince. Yani parayla yatan profesyonel hayat kadını demek istiyor Emre'ye. Parasını verirsen seninle de yatar çünkü fahişe diyor. Daha önce Galatasaray'da oynadı şimdi de Fenerbahçe'de oynadı diye söylediğini düşünüyorum. Aslında adam Endüstriyel futbola karşı. Bu açıklamalarının hepsinin altında da bu yatıyor. Beşiktaşlılığı yüzünden böyle bir maç sonrasında bu görüşlerini destekler nitelikte hezeyanlar atıyor ortaya. Lucarelli bile Futbol Fahişesi iken Emre olmuş çok mu?

26 Şubat 2010 Cuma

İki Foto, İki Yorum

Dün gece hem Galatasaray maçını hem de Fenerbahçe maçını seyretme şansı buldum. Bu iki kare benim en çok dikkatimi çeken şeylerdi. İlki yukarıda görülen fotoğraf. Pankartta şöyle yazmakta "Bin Yılın Sonu 28 Şubat, Erken Final, Darbeye Karşı 70 Milyon Adım". Olabilir... Bu düşünceye sahip insanları yargılamak adına koymuyorum bu fotoğrafı. Fotoğraf Galatasaray-Atletico Madrid maçının başlamasına 5 dakika kala çekildi. Stada dayanmış bu pankarta dokunan yok, indiren yok. Polisin siyasi pankartlara hem de stadyumun tel örgülerine asılan bu pankarta ses çıkarmaması çok sıcak yaşanan gelişmelerle de örtüşmekte. Aklıma hemen başka bir siyasi düşüncenin olası pankartı oraya asılsaydı kaç saniye durabilirdi sorusu geliyor. Polisimiz o pankartı oradan kaldırır mıydı? Kaldırmaz mıydı? Asılan pankarttaki düşünceye, yapılan organizasyona bir itirazım yok. Polisimizin futbol maçlarındaki hassasiyetini, siyasi söylemlere olan ön yargısını tahmin eden bir vatandaş olarak bu pankartın hala orada duruyor olması çok şey anlatıyor. Doğrudur yanlıştır. Bu benim ilk dikkatimi çeken şey oldu dün gece.


Metrobüsle varıyorum Kadıköy'e. Fenerbahçeliler metrobüste radyodan maç dinliyor. Atl. Madrid ataklarında heyecanlanıyorlar. Hiç yadırgamıyorum. Olabilir. Fenerbahçeli bir taraftar Galatasaray'ın Avrupa Kupası maçında yenilmesini isteyebilir. Bu insan vatan haini değildir. Bir Türk takımı gözüyle bakmayabilir. Dünyanın birçok yerinde bunun örnekleri var. Bu sabah işe gelirken radyoları dinliyorum. Herkes ağız birliği etmişcesine çok üzüldüm, Galatasaray'ın yenilmesine sevinenlere üzüldüm gibi cümleler duydum bol bol. Tribünlerin gerçeği yukarıdaki fotoğraftadır. Fenerbahçe'nin maçlarını sürekli takip eden Fenerbahçe ile yatıp kalkan adamın Galatasaray'ın tur atlamasını isteyeceğine inanmıyorum. Yukarıdaki fotoğrafı çektikten hemen sonra bu topluluk havalara zıpladı. Çünkü Galatasaray elenmişti.