Takım tutmanın akıl ve mantıkla izahını yapmak oldukça zor. Birçoğumuz Fenerbahçeli, Galatasaraylı ya da Beşiktaşlı olarak milyonların arasına karışırken kendi yöresinin takımını tutan, daha azıyla yetinen ya da çok uzaklardakini sevenlerde yok değil.Özellikle Anadolu şehirlerinde artan bu anlayışın gazeteciler arasında da eşsiz örneklerini bulabilmek mümkün. Gençlerbirlikli Radikal Gazetesi yazarı Tanıl Bora, İzmirsporlu araştırmacı yazar Erdinç Sivritepe ve çok uzaklardakine tutulan Torpedo Moskova taraftarı Radikal Gazetesi muhabiri Efkan Bucak.Onlarda da futbol sevgisi 3 büyüklerle başlamış aslında. Tanıl Bora ve Efkan Bucak Galatasaraylıyken, Erdinç Sivritepe ise Beşiktaş’a gönül vermiş bir dönemler.
Cafer Düşünce…
Tek ortak noktaları bir maç esnasında “Aslında ben bu takımı tutuyorum” demek olmuş hem de futbolseverler arasında “dönek” damgasını yemekten korkmadan. Tanıl Bora’nın öteden beri bulunurmuş Kırmızı Siyahlılara bir sempatisi fakat en ateşli emaresini Ankara 19 Mayıs Stadı’nda maç öncesi yaşanan bir olayla fark etmiş. Gençlerbirlikliler yine kale arkası tribününü doldurmuşlar geri kalan tribünler ise Cimbomlu. Türk adeti gereği yumruk şov için tribüne Kaptan Cafer’i çağıran Gençlerbirlikliler Tanıl Bora’nın da etkileneceği bir olayın tetiğini çekmişler aynı zamanda. Ayağı kayan Cafer düşünce Galatasaray tribünlerinden yükselen kahkaha sesleri kanına dokunmuş Tanıl Bora’nın ve Gençlerbirlikli olmaya başlamış artık. “Takımdan Ayrı Düz Koşu” adlı kitabında ballandıra ballandıra anlattığı Gençlerbirliği sevdası böyle şekillenmiş. Tanıl Bora’ya göre artık Galatasaray -kendi deyimiyle- “futbolda oligarşi”nin 3 ayağından sadece biridir.
Tam 47 senedir İzmirspor’u destekleyen Erdinç Sivritepe Beşiktaşla olan ilişkisine 12 yaşında 1959-1960 sezonunda bir İzmirspor-Beşiktaş maçında son vermiş. Bir anda tribünde İzmirspor tezahüratı yaptığını hatırlayan Sivritepe o gün bugündür iflah olmaz bir İzmirsporlu. “Zaten İzmirspor’un kalesi sayılabilecek bir semtte büyüdüm” diyen Sivritepe “Bir başka İzmir semtinde büyüseydim bir başka İzmir takımını tutacaktım” diyor. Sivritepe, böyle bir takımı tumanın sadece aykırılık olsun diye tutulmaması gerektiğini “Hep İzmirsporla yaşadık. Üç kardeşim İzmirspor sistemi içinde bir lokal kulüpte oynadı. Sezon açılışları dahil her olayı yaşadık. Metin Oktay’ın İzmirspor’da olduğu yılları da yaşadım, Türkiye liglerinin henüz başlamadığı yılları da” diyor.
Mesafe Tanımaksızın Sevgi
1992-1993 sezonu UEFA Kupası 2. Turunda Torpedo Moskova-Manchester United eşleşmesi sonucu dikkatini çeken bu takımı takip etmeye başlamış Efkan Bucak. Torpedo’nun iki maçta elde ettiği 0-0’lık skorlar ve penaltı atışları sonucu bir üst tura çıkan takım olması daha da ilgisini çekmiş olsa gerek ki Real Madrid-Torpedo Moskova maçını daha bir hevesle beklemeye koyulmuş. Türkiye’de Galatasaray’ı destekleyen Efkan Bucak yavaş yavaş Torpedo Moskova’ya daha fazla ilgi duymaya başlamış ve Torpedo’nun Real Madrid’e elenmesi ile birlikte Avrupa’daki yeni takımını da bulmuş oluyordu. Daha sonraları TRT’nin Avrupa futbolunu bizlere sevdiren “Avrupa’dan Futbol” programında Rusya Ligi’ni dört gözle bekleyen Efkan Bucak ligde de nasıl bir sıralamada olduklarını takip etmeye başlar. Her haftanın özetlerini seyreden Bucak iyiden iyiye Torpedo Moskova’ya ısınırken fanatik Galatasaraylılığının da törpülendiğinden bahsediyor. Torpedo ile ilk buluşması ise Türkiye’deki bir salon futbolu maçında olmuş Bucak’ın. Daha sonraları Torpedo’nun taraftar forumlarına yazılar yazan Bucak “O dönemlerde Rusya komünist rejimden yeni çıkmış. Oldukça garip buldular, dışarıya kapalı bir ülkenin çok da meşhur olmayan bir takımının nasıl olurda Türkiye’de bir taraftarı olur diye şaşırdılar. Kulübün basın sözcüsü bana mail attı. Çok mutlu olduklarını söylediler ve bana bir düzine soru yolladılar. “Nasıl taraftarımız oldun?”, “İlk olarak nerede gördün?”, “Galatasaray’ı daha önce eledik bundan sana büyüklerin bahsetti mi?” gibi sorular gönderdiler. Birde o dönemler Kocaelispor’da Torpedo Moskova’dan gelen Komantsev adlı futbolcu oynuyordu. Kendisiyle ilgili benden bilgiler aldılar. Kiralık gelmişti Kocaelispor’a. Bu şekilde bir iletişimimiz oldu” diyor.
Yazarlar ayağında böyle bir bolluk varken, tribünlerde görülen boşluklar hakkında neler düşündüklerini sorduğumuzda oldukça enteresan cevaplar alıyoruz. Tanıl Bora, “Gerçekten artıyor mu, emin değilim. Belki taraftar grupları biraz daha görünür oluyorlar, internet siteleriyle, kılık-kıyafetleriyle. Bir yandan, taraftarlığın cazibeli bir kimlik haline gelmeye başlamasının etkisi var bu yönelimde. Taraftarlar, şıklaşmaya, kendini göstermeye çalışıyor. Kulüpler de, “halkla ilişkiler”, “marka” ve “imaj” işlerini modern yöneticiliğin bir icabı olarak benimsedikleri oranda, böylesi girişimlere destek veriyorlar. Ancak toplamda “öteki” takımların taraftar sayısının arttığını zannetmiyorum. Zira istisnalar dışında, benim “oligarşi” dediğim üçlü veya dörtlü grubun bu zamâne cazibelerini sunma potansiyeli hep daha yüksek” diyen Bora’nın büyük takımları oligarşi olarak adlandırması oldukça manidar.
İki Takımı Desteklemek
Bucak ise bu konuda pek de kötümser değil. Genel olarak şehir takımlarına sahip çıkılsa da 3 büyükleri de destekleyen taraftarlar olduğunu buna da en çok Gaziantep’te tanıklık ettiğini söylüyor. Bucak “Ancak 3 büyükler dışında kendi şehrinin ya da yöresinin takımlarını destekleyen insan sayısı gitgide artıyor. Mesela bunlara örnek verebileceğimiz şehirler Bursa ve
Kocaeli başta olmak üzere Sakarya, İzmir, Eskişehir” diyor. “Anadolu takımlarının kuruldukları yılları hatırlayan biri olarak taraftar sayıları o yıllarda daha çoktu diye düşünüyorum” diyen Erdinç Sivritepe, daha sonraları bu takımların İstanbul kulüplerine güçleri yetmeyince seyirci sayılarında da azalma yaşandığını anlatıyor. Sivritepe “Kulüpler başarılı olduklarında sayıları gitgide artan taraftarlar başarısızlıklarda ortadan kayboluyorlar. Kesin bir saptama yapmak zor olabilir, ama ben gene de bu türden bir bilincin yerleşmeye başladığına inanmak istiyorum” diyor.
Tanıl Bora’nın Gençlerbirliği
“Gençlerbirliği’nin ismi hoştur. Bir şehir veya mahallenin adı değildir, futbolun eski romantik zamanından kalma folklorik bir addır. Köklü kulüptür; öğretmen, öğrenci, memur, velhasıl şehrin tahsilli zümresine dayanan, kendine mahsus bir kuruluş ve büyüme hikâyesi vardır. Her zaman az taraftarlı, problemli olmasına rağmen hayatta kalmayı başarmış olmasından gelen bir sihri vardır. Ben peşine takıldığımda, isimsiz emek kahramanlarıyla “büyüklere” müşkülat çıkarma marifetini de ortaya koymaya başlamıştı. Renkleri de şahânedir.”
“Moskova’nın 4. büyüğü Torpedo”
Moskova takımları arasında en az tanınan ve bilinen takım Torpedo Moskova. Torpedo Rusya’daki kamyon fabrikasının takımı en az taraftarı olan kulüp. Ancak statları oldukça büyük. 2008 Avrupa Şampiyonlar Ligi finali de Luzhniki Stadyumunda oynanacak.
“İzmirspor işçisi bol bir tabakaya sahip”
İnternet yolu ile bir yabancı haber ajansına muhabirlik yaptığım için maçlara istediğim sıklıkta gidemiyorum. İzmirspor’un genelde 5-10 bin arasında değişen bir seyircisi var. Sezondaki başarı ve iklim koşulları bu sayıyı doğru orantılı olarak etkiler. Seyirci yapısı olarak diğer İzmir kulüplerine göre daha fakir, işçisi daha bol bir tabakanın takımı. Benim gibi yaşı ilerlemiş kişilerden, babasının elini tutarak gelmiş çocuklara dek çok farklı yaş gruplarından oluşan seyirci sayısında kadın seyircilerin son yıllarda giderek arttığı görülüyor.
“Gençlerbirliği’nin ismi hoştur. Bir şehir veya mahallenin adı değildir, futbolun eski romantik zamanından kalma folklorik bir addır. Köklü kulüptür; öğretmen, öğrenci, memur, velhasıl şehrin tahsilli zümresine dayanan, kendine mahsus bir kuruluş ve büyüme hikâyesi vardır. Her zaman az taraftarlı, problemli olmasına rağmen hayatta kalmayı başarmış olmasından gelen bir sihri vardır. Ben peşine takıldığımda, isimsiz emek kahramanlarıyla “büyüklere” müşkülat çıkarma marifetini de ortaya koymaya başlamıştı. Renkleri de şahânedir.”
“Moskova’nın 4. büyüğü Torpedo”
Moskova takımları arasında en az tanınan ve bilinen takım Torpedo Moskova. Torpedo Rusya’daki kamyon fabrikasının takımı en az taraftarı olan kulüp. Ancak statları oldukça büyük. 2008 Avrupa Şampiyonlar Ligi finali de Luzhniki Stadyumunda oynanacak.
“İzmirspor işçisi bol bir tabakaya sahip”
İnternet yolu ile bir yabancı haber ajansına muhabirlik yaptığım için maçlara istediğim sıklıkta gidemiyorum. İzmirspor’un genelde 5-10 bin arasında değişen bir seyircisi var. Sezondaki başarı ve iklim koşulları bu sayıyı doğru orantılı olarak etkiler. Seyirci yapısı olarak diğer İzmir kulüplerine göre daha fakir, işçisi daha bol bir tabakanın takımı. Benim gibi yaşı ilerlemiş kişilerden, babasının elini tutarak gelmiş çocuklara dek çok farklı yaş gruplarından oluşan seyirci sayısında kadın seyircilerin son yıllarda giderek arttığı görülüyor.










Hem Beşiktaş güzel oynuyor hem de taraftar yaratıcılıkta tavan yapıyordu. Hakem Hüseyin Göçek avantaj kuralını İnönü Stadı'nda bilmeyen tek kişi olduğunu gösterince bu kez de "Pozisyon avantaj Allah belanı versin" tezahüratını işitti. Hakem hakemlikten çıktı bizce o an ve o dakika. Belki verdiği tüm kararlar doğruydu ama tribün kendi doğrusuna inanmış hakemi etkilemeyi başarmıştı. O dakikadan sonra Beşiktaş inanılmaz bir oyun sergiledi. Eskişehir Youla'nın uzayıp gitmesine dayandırdığı sisteminde İbrahim Toraman'ın sülüklüğünü hesaba katmayınca neredeyse pozisyonsuz kapadı maçı. Holosko ikinci yarıda muhteşemdi ama aynı Holosko için ilk yarıda noldu bu adama demeniz de çok normaldi. Aradığı boşluğu ikinci yarıda bulunca o da yazıldı Eskişehir'e. İkinci golden sonra tribün koptu ve Fener'e çalıştı. Fenerle eğlenirken Eskişehir karambolden bir gol bulmayı başardı ama hakemin kalkan bayrağı da bir oldu. Bu kez "Pozisyon goldü Allah belanı versin" tezahüratları yükselmeye başladı. Maçın içine dönmek gerekirse sahada tek bir isim için parantez açmamız lazım. O da Ekrem Dağ. Daha önceki yazılarımızda bu oyuncunun Beşiktaş'ın oyuncusu olmadığını söylemişiz. Fena halde yanılmışız. Bu formanın hakkını veren isimlerden biri oldu Ekrem Dağ. Sanıyorum Mustafa Denizli'de kendisinden kolay kolay vazgeçmeyecek. Görevini fazlasıyla yerine getiriyor. Tıpkı Nobre gibi yeteneklerinin yüzde yüzünü sergiliyor. Gecenin kayıp adamı Delgado. Hiç yoktu. Sürekli varyete peşinde. İnce hareketler her zaman tutmuyor işte. Keyif adamı bu Delgado. Cisse ise geldiğinden bu yana iki maç iyi oynayıp yatmaya devam ediyor. Cisse yerine Uğur İnceman'ı şimdiden ısındırmak gerekiyor. Denizli neden sırtını dönüyor Uğur'a bunu da anlayamıyoruz tribünden. Cisse'ye gösterilen sabır Uğur'a da gösterilmeli. Haftaya Fenerbahçe maçına taraftar ve takım tavan yapmış gidiyor. Son sözü de Eskişehir taraftarına açalım. Bu sene İnönü'de en çok bağıran onlar oldu. Maç sonunda da takımı bağırlarına bastılar. Helal olsun.

İnönü Stadyumu içerisinde yapılan değişiklikleri de yorumlayan Fazıl Aysu, stadyumun orijinal halinin bozulmasını doğru bulmasa da günün şartları gereği bu değişimlerin mecburen yapıldığından bahsediyor. Beşiktaşlı yöneticilerin stadyumun yenilenmesi için kendisinden gerekli izni aldıklarını da sözlerine ekleyen Aysu, şehrin göbeğinde yer alan stadyumların daha da genişletilmemesi gerektiğini ve genişletilmiş stadyumun son noktaya ulaştığını da iddia ediyor. Aysu, İnönü Stadyumu gibi bir yapının bozulmaması gerektiğini ancak bu konuda Beşiktaş Kulübü’nün rakiplerinin bu alandaki atılımlarına karşılık olarak İnönü Stadyumu’nun yapısını bozacağından korkuyor. Aysu “İsterlerse yıkarlar. Ben aslında İnönü Stadyumu’nun son haline dahi karşıydım. Açık tribününün üst katının kapanmasına dahi karşıydım. Buraya 10 bin kişi aldılar” diyor.










