14 Eylül 2009 Pazartesi

Tatangalar Sahada Gol Sevinci Yaşıyor


Sakarya golü atınca cana yakın taraftar tribünleri yıkıyor, saha içinde futbolcularla birlikte gol sevincini yaşıyor.

13 Eylül 2009 Pazar

Tatangalar Beykoz Deplasmanında


Zor oldu ama sonunda ekledim. Tatangalar yıktılar ortalığı. 90+5. dakikada gelen golden sonra çevik kuvvet tribüne girince.

Beykoz: 1 - 1 :Sakaryaspor

Hafta sonunu fırsat bildik, oruç ağız ne yapsak ne etsek diye düşünürken Sakarya'nın Beykoz deplasmanına gidelim dedik. KFY'den Kazım, bizim blogdan Premier ve ben koyulduk yola. Ben anne tarafından Adapazar'lı, KFY'den Kazım manevi Arifiye'li, Premier de Sakaryaspor sempatizanı olunca renklerimiz yeşil siyaha çaldı. Sakaryaspor taraftarıyla Beykoz taraftarı arasında barış var herhalde. Bizi görüp salça olan yoktu. Sakaryaspor atkılı gençlere de Beykozlu'lar hoşgeldiniz çekince dostluk havası hakim oldu Beykoz Stadı'nda. Sakarya tarafına girdik. Sakaryalı'lar doldurmuş tribünü. 600-700 kişi. Stad dediğime bakmayın ufacık bir yer. Beykoz'u yerli amcaları destekliyor, eski toprak sahip çıkıyor Beykoz'a. Her şeye rağmen bir futbol havası hakim. Maç başlıyor. Beykoz daha iyi. Sağlı sollu geliyorlar. Hakem biraz toleranslı Sakaryaspor'a. Sakarya tribünlerinde acı dolu şarkılar. Takım çoluk çocuğa kaldı yorumları. "Bu 10 numara var ya Kerem. Sarayönü'nde nargile içiyor pezevenk" gibi yorumlara şahit oluyoruz. Üzülüyoruz Sakarya'ya. Sahada da eziliyorlar. Beykoz daha çok pozisyona giren taraf. Beykoz tribünleri daha kalabalık haliyle ama pek tribün kültürleri yok. 20-30 kişi bağırıyorlar. İlk yarı böyle bitiyor. 0-0
Tribünlerinde güzel besteleri var Sakarya'nın. Leman Sam'ın gönül şarkısını çevirmişler. Oldukça güzel. Ne işimiz var bizim buralarda tadında cümlelerle süslü dolu besteleri var. Premier alayını kaydetti. Hepsini yukarıda bulabilirsiniz. İkinci yarıda Beykoz golü buldu. Beykozlular ilk kez stadyumda gürültü çıkardılar. Gol sonrası Büyük Beykoz resmi şarkıları çaldı. Enteresan renkler. 100 yıllık çınar Beykoz 1908. Yaşlı amcalar forması, atkısı gelmiş stada. Amca bir fotoğrafını çekelim ta Sakarya'dan geldik, her deplasmandan birilerini çekiyoruz dedik. Tam İstanbul beyefendisi çıktı. Hayhay dedi biz de çektik. Golden sonra Sakarya saldırmaya çalışsa da kadrosu çok kötü olduğu için pek birşey anlayamadık. İki tane koca .ötlü forvetle gol arıyor koca Sakaryaspor. Bulamadılar, taraftar hırçınlaştı. Beykoz yedek kulübesine sulandılar. Taş, çakmak, küfür gırla gitti. Bunu gören Beykozlular karşılık verince Sakarya tribünleri okçuları uzun menzilli atışlara başladı. Tribün ağabeyleri "La olm yapmayın Lan" diye esip gürleyene kadar devam etti. Premier, KFY Kazım ve ben Sakarya'dan umudumuzu kestik. Dakika 90 oldu. Sakaryaspor 25 mt'den serbest vuruş kazandı. Takımın en sevilen oyuncusu Mustafa Sevgi geldi topun başına. KFY Kazım gol olacak oğlum dedi -ki genelde tutturur- Koltuğun sırt bölümüne tırmandı. Vurdu ve inanılmaz bir galeyana sürüklendi tribün. Tribün önce sahaya yıkıldı. Teller tartan piste devrildi. Taraftarlar sahanın içinde golün sevincini yaşamaya başladılar. Hakem düdüğünü çaldı maç bitti. Çevik kuvvet tribüne girdi. Çevik kuvvet çekti copu yer misin yemez misin. Yukarılara tırmanmaya başladık. Ben tırmanırken Premier cengaverlik yapıp bütün olayları kameraya çekmiş. KFY Kazım'da koltukları polise atanlara engel olmaya çalışıyor. Sonra polisler orucumuzu bozuyorlar gaz ikram ediyorlar. Biz de alıyoruz. Gaz sıkılınca tribün ulan kaybedecek ne kaldı oruç da gitti diye çevik kuvvete taaruza geçiyor. Polisin kafasından kaskı alıp polise vuruyorlar. Sonra da yere atıyorlar. Polis kaskını ararken Sakarya'lı 16 bilemedin 17 yaşında bir çocuğun kaşını yarıyor polis. Sonra saha içindeki güvenlikçilere poşet içinde amirleri cop veriyor. Polise karşılık vermem ama özel güvenlik ya vurursa diye gözü karartıyoruz. Aslında bu yaşananları anlatmaya son vereyim. Bir sonraki posta Premier'in videolarını ekleyeceğim.

İkram Ekibi: Rüştü&Serdar

Maçın hemen başında Rüştü'nün hatasından kalenizde golü görüyorsunuz. Kamuoyunun beklediği gibi başlıyor maç. Kendinize gelmeniz, aslında durumun öyle olmadığını ispat etmeniz epey alıyor ilk yarıdan. Önce kafa kafaya geliyor maç kora kor. İkinci yarı bastıran taraf Beşiktaş, bir de posizyon bulsak diyorum içimden buluyoruz da Serdar Özkan'la. Ama yok arkadaş beyin denen şey yok işte. Karşı karşıyasın vur bir kez olsun. Herşeyi geçtim kalecinin sağından atıp solundan geçmek de neyin nesi. O kadar mı heyecanlanıyorsun. Vurmadığı gibi arkadaşına pas vermeyi de düşünmüyor. Yusuf gözümün önünde Serdar, Serdar diye inliyor. Serdar'ın umurunda değil. Kaç sezon oldu Beşiktaş'ta hala güven vermiyor. Olmuyorsa olmuyor, hayat onsuz da devam eder. Gider Anadolu'ya orada şans bulur. Denizli'nin ısrarını da anlayamıyorum ki Denizli'nin hocalığına hiç laf etmedim bu blogda ama nasıl rahatsız etmiyor onu Serdar Özkan anlayamıyorum. Bundan sonra yedek başlamalı maça. Bir ara yedeklere ısınanlara baktım Bobo, Holosko, Fink. Bu maç oynamaları lazımdı bu adamların. Ernst ile tek ön libero macera aramaktı, Denizli macera aradı. İkinci gole kadar kafaları kırdım. Kaçan pozisyonlar Bülent Yıldırım'ın goygoyları... Sonra Rüştü aldı sazı eline. Bir ikram daha çekti. 5. hafta 3 gol atmışız 4 gol yemişiz. İnsanın ağırına gidiyor. Daha fazla yazmadan Manchester maçını bekleyelim. Benim hala umudum var. Çok basit mantıklı değişiklikler ve biraz güven lazım. Küsmedik Beşiktaş'a...

12 Eylül 2009 Cumartesi

Ankara'nın Berlusconi'si


Ankaraspor için birşeyler karalamak lazım. Gözümüzün önünde rezalet kopuyor. Ankara'nın Berlusconi'si Melih Gökçek başkente yaptığı hizmetlerden(!) sonra Türk futbolunu da kalkındırmaya soyunuyor. TFF olayı yargıya taşıyınca "Ankara'yı çekemiyorlar" diyor. Memlekette herkesin Ankara'dakiler gibi tepki vereceğini sanıyor. Süper Lig 17 takımlı şimdi. Yazıklar olsun... Kimse de kardeşim bu nasıl iştir demiyor. Kural hukuk sadece kitaplarda yer alıyor. Yapanın yanına kar kalıyor. Ne olacak Ankaraspor'un sözleşme imzaladığı futbolcular? Kimsenin umrunda değil. Bir sezonda 18 maç yapan 4 takımımız dışında 14 takım 17 maçla sezonu kapatacak. Haksızlık değil mi? O dört takım ligde daha çok yıpranmış olmayacak mı? Bu bile rezaletin daniskası değil mi? Bu kadar mı kolay ligin içine etmek. Güçlü kuvvetliysen herşeyi yapma hakkına sahip misin? Kimse dur diyemiyor bu adama. Başkentin belediye başkanı ve şürekası at koşturmaya devam ediyor. Olayı siyasi taraflara çekip "Bu adamlar böyle işte bakın yaptıklarına" demek de artık bir anlam ifade etmiyor. Berlusconi İtalya'da neyse, bu adam da Ankara'da odur. Ankaragücü gibi duyarlı bir taraftar grubunun Melih Gökçek'e Ahmet Gökçek'e sessiz kalmasını da anlayabilmiş değilim. Kenan Evren bile Melih Gökçek'ten daha çok şey katmıştır Ankara futboluna

11 Eylül 2009 Cuma

Ayhan Akman


Gaziantep-İstanbul uçağı. Sezonun ilk maçı. Kazanılmış dönülüyor. Taraftar-futbolcu aynı uçakta dönüyorlar. Bizim yıllar önce 8 milyon dolar verdiğimiz -Süleyman Seba'nın verdiğini düşünürsek ikiyle çarpabiliriz- sarı kafa " Ben iki takımda da oynadım. Galatasaray ile Beşiktaş arasında dağlar kadar fark var" diyormuş.


Kaç yıl oldu bizden gideli hala bitmedi içindeki kin nefret. Her Galatasaray-Beşiktaş maçında sahada sertliğiyle hınç almaya çalışan adam oldu Ayhan. Sanki biz değerini bilememişiz gibi, sanki biz onu ön libero yapmışız, bir gömlek düşürmüşüz, yeni bir kimliğe büründürmüşüz gibi. Bir adamın ileriye dönük orta sahayken geriye yönelik top oynamasının belirtisidir, sinir, stres, tekme, öfke. 8 yıl öncekiyle şimdiki Ayhan arasında dağlar kadar fark var, onun için daha hayırlıdır değildir, ama bitmiyor bu adamın Beşiktaş'a öfkesi. Ne zaman röportaj verse, fikri sorulsa bir yerden fışkırıyor Beşiktaş. Hala Galatasaraylı Ayhan olamadı da o yüzden belki de bokluyordur sürekli Beşiktaş'ı kimbilir. Christoph Daum'un Ayhan'a ihtiyacımız yok diye açıklamasından tutun da, Gaziantep'e 3-1 yenildiğimiz Antep maçında kulübede gülüyor diye Antep dönüşü havaalanında tartaklanması da onu haklı noktasına getirir mi tartışılır ama aradan geçmiş 8 yıl. Sen hala neden Beşiktaş'a kusuyorsun öfkeni. Beşiktaş maçında sahada olmak istiyorum diye gazetelere başlık oluyorsun. Hedefin bu mudur? Zamanında yediğin kapıya nefret midir? Biz sana dünyaları yatırdık da sen ne verdin bize Ayhan efendi?

Haydi Haydi Haydi Allah Aşkına...

Galatasaray formda, fark olur 3-4 atarız diyen Galatasaraylı dolu etrafımız. Keita'nın İsmail ile neler yapacağının hayalleri üzerine muhabbetler. "Kaç gol attınız 4 maçta söylesene" diyerek üstümüze üstümüze gelmekte Galatasaraylı arkadaşlarımız:) Yeneriz biz sizi diyemiyoruz resmen. Medyası şişirdi durdu Galatasaray'ı, Fenerbahçe'yi. Daha mağlubiyet almamış Beşiktaş'ın şansı mucizelerle sınırlı onlara göre. İddia'nın oranlara bak Galatasaray 1.50, beraberlik 3.50, Beşiktaş 4.00... Galatasaray koyar geçer demiş. Bu maç için en çok yukarıdaki beste yakışır.

10 Eylül 2009 Perşembe

Camdan Bakacağız

Maçın gösterildiği kanalı bilmeden oturdum ekran başına ve sonunda Fox TV'de denk geldim. Her zapladığımda Bez Bebek dizisinden başka bir şeye rastlamadığım kanalda milli maç yayını olmasını yadırgadım. Üstelik de maçın spikeri, Star'ın bir dönem CL maçlarını anlatan at yarışı spikerinden de kötü biri olunca hiç ısınamadım maça. Kameraların açısı da bir enteresandı ve maçın genelini anlamak mümkün değildi. Hep dar alan çekimleri sebebiyle topun nereden nereye geldiğini çözmeye çalıştık resmen. Yersiz zumlamalar yüzünden bir çok pozisyonu kaçırdık. Biz kanala ve spikere alışmaya çalışırken Milli Takım golü buldu daha ilk dakikalarda. Hınca hınç dolu bir statta ve böylesine stresli bir maçta erkenden öne geçmek müthiş bir avantajdı. Bosna üzerimize gelecek biz de hızlı adamlarımızla atağa çıkarak gol arayacaktık. En azından benim maçın golden sonraki bölümü için beklediklerimdi bunlar. Bosna'nın üzerimize gelmesi beklendiği oldu ama bizimkiler doğru dürüst çıkamadı yarı sahamızdan. Her defasında önemli top kayıpları yaşadık ve kalemizde ciddi pozisyonlar vermeye başladık. Bosna'nın ileri uç elemanlarının şanssızlığı, Volkan'ın iyi yer tutuşu, Servet'in yerinde hamleleriyle golün gelişini ancak 25. dakikaya kadar erteleyebildik. Frikikten gelen gol Bosna'yı kendine getirirken skora da eşitliği getirdi. Bu golle birlikte Terim de tribüne çıktı. 'Tam zamanında bir müdahele' ifadesini en az elli kere kullanan vasat spikerin yanında Ersun Yanal bence maçı çok iyi okuyor ve yorumlarıyla golün geleceğini haber veriyordu resmen. Terim'in tribüne çıkışı belki motive gücünü düşürse de oyunu görüp ikinci yarıya yapacağı değişikliklerle fayda sağlayabilirdi. Nitekim ikinci yarıya defansın zayıf halkası Önder'i çıkartıp yerine İsmail'i alması iyi bir hamle olurken, orta sahadan Hamit'i çıkartıp forvete Sercan'ı alarak daha atak oynatmayı planlaması pek de başarılı olmadı. Golü bulmak için orta sahanın topu ileriye taşıması lazımdı ve bizde bu yetenekteki oyuncular yeteri kadar oyuna etki edemediler. Yine de ciddi pozsyonlar bulup harcarken, kalemizde de bir o kadar pozisyon verdik. Arda'nın son dakikalardaki şutu direkten dönmese belki de dün gece her şeye rağmen Afrika biletinin bir ucuna sımsıkı yapışmış olacaktık. Sonuç olarak iyi oynamadığımız bir gecenin sonunda yağmurlu memleketimize geri dönüyor millilerimiz. İki gündür akan sellere camdan bakan arap kızı gibi, onlar da yazın kupada oynayan elin araplarına bizim gibi camdan bakacaklar evlerinde. Bari onun yayın hakkını Fox TV almasa.

9 Eylül 2009 Çarşamba

Şampiyonluk İddiası

Bir bahis sitesinde yayınlanan oranlara göre Fenerbahçe ile Galatasaray at başı gidecek şampiyonluk için. Son şampiyon Beşiktaş ise 10,5 numarasına 4 hafta sonra kavuştuğu ligde birinci olması halinde 6,5 oran veriyor. Şampiyonluğun sadece ismen adayı olarak kalan Trabzonspor kinayeli bir şekilde İstanbul'un plakası olan 34 oranda kalmış. Dört büyüklerden sonra da şampiyonluk hayaline en yakın takım Bursa. Kümde düşmekten son haftalarda kurtulan Es-Es'in bu sırlamada üst sıralarda olması da iyi bir takım kurduklarının göstergesi. Süper Lig'e yeniden merhaba diyen Kasımpaşa içinse şampiyonluk adeta 1001 gece masalları.

Galatasaray 1,90
Fenerbahce 2.00
Besiktas 6.50
Trabzonspor 34.00
Bursaspor 51.00
Sivasspor 201.00
Kayserispor 251.00
Eskişehirspor 251.00
Ankaragucu 301.00
Gençlerbirligi 301.00
Manisaspor 301.00
Istanbul Bld. 301.00
Gaziantepspor 301.00
Antalyaspor 401.00
Diyarbakırspor 401.00
Ankaraspor 501.00
Denizlispor 751.00
Kasımpaşa 1001.00

Eurobasket 2009


Basketboldan anlamam, yorum yapacak düzeyde bilgim yok. Basketbol bana hep futbolu beceremeyenlerin sporu olarak gelmişti uzun yıllar -evet ağır bir itham ama bana öyle geliyordu- Beşiktaş'ın ve Milli Takımın maçları dışında hala ilgilenemem. Otursam da ekranın karşısına bir müddet sonra sıkılır kalkarım. Litvanya ve Bulgaristan maçlarını büyük bir zevkle seyrettim. Teknik taktik analiz yapamayacağım için sadece gördüklerimi toparlıyorum.


- Semih Erden diye bir adam var. Zamanında bir haber için Şehremini Lisesi'ne gittiğimde okulda iftihar tablosunda ismini görmüştüm. Arda, Orkun Uşak, Ferhat Torun, Sabri bir de bu adam vardı. Bir arada bozuk para atmıştım bu adama BJK tribününden Akatlarda. Neyse Litvanya maçında gözüme batmıştı kötü oyunu ama komşuyla yaptığımız maçta 5 tane saçma sapan faul alıp çıkınca epey bir küfür ettim kendisine. Mahallenin huysuz çocukları gibi. Sorunumu var anlamadım. Tanjevic 3-4 dakika a.... sıçtı kendisinin benchte otururken. Ben de huzura erdim sonra.

- Bizim taraftar hayli etkisiz. Bulgarlar bile kocaman kocaman bayraklarını asmışlar. Bizde bir numara yok. Litvanya maçında şaşırmıştım epey "Adamlara bak nasıl da doldurmuşlar" diye. Meğer komşuymuş Polonya'yla.

-Takımda formda çok adam var. Hido, Ersan çok iyilerdi. Kerem, Sinan, Ender ve Oğuz'da bu ikiliden sonra en çok göze batanlar. Gerisi çorbada bizim de tuzumuz olsun diyor.

-Tanjevic'e turnuva öncesi giydiren giydireneydi. Adam iyi takım sürüyor sahaya. Değişiklikleri de iyi yapıyor. Mustafa Denizli'den iyi:)

-Ntv de bir türlü ayarlayamadı ekranın genişliğini hababam değişiyor. Alıştık sonra sonra batmadı gözümüze.

-Extra basket diye de birşey öğrendim. Bunlar olmalı falan diyorlar. Skorer oyunculara katkı yapanlar daha önemliymiş. Futbolda da böyle mi acep düşünmek lazım.

-Turkcell reklamı bokunu çıkartmış. Hido ile Nuri ikilisinden bıktık vallahi. Nasıl bir reklam anlamak mümkün değil. İbrahim Tatlıses ile Güçlü gibi bir ikili olmuşlar, anlattıkları ise teknolojik yenilik. Allah akıl fikir versin...

-Polonya maçında başarılar diyerek bitirelim. 2001 yılındaki şampiyonadan bu yana akşam basket maçı var demedim vallahi. Merakla bekliyoruz. Başarılar...

8 Eylül 2009 Salı

Muhalefet Ortaya

Geçen sene bir ara şöyle bir beste dolanıyordu dillerde; "Senelerdir bir delikanlı çıkmadı, şu kocaman camiada. Muhalefet çık ortaya, son ver artık uyumaya". O dönemlerde dillerde dolanan sadece bu besteydi. Hiç kimsenin ismi geçmiyordu başkanlık için ve taraftar da buna sitemini hatta isyanını dile getiriyordu. Şampiyonluk ve kupa ile her şeyin üstü örtülmüş gibi olsa da kimse memnun değil hala yönetimden. Var olan yönetim öyle bir fatura çıkartıyor ki yerine gelecek olana da Allah kolaylık versin. 2010 yılında seçimler var. Ramazan bayramı sonrası adaylığını açıklayacak olan ilk isim de Murat Aksu gibi gözüküyor. Murat Aksu denince akla Delgado transferi ve Tümer'e söylediği şu söz geliyor; " Fenerbahçe ile transfer görüşmesine giden bir Beşiktaş kaptanı ile görüşecek bir şeyimiz yok!"

Kim Demiş Ne Demiş (23)

"Benim felsefem şudur; bir ülke federasyonunun en önemli işi o ülkenin çocuklarının futbolunu organize etmektir."

Ali Durak Örnek'in hayatını kaybettiği şu günlerde düşünmemiz gerekiyor.

7 Eylül 2009 Pazartesi

Yüzde Elli Bir ?

"Sancılı süreçler aşılır. Böyle dönemleri ilk defa yaşamıyoruz. Bu kadro her güçlüğün altından kalabilecek kaliteye sahip. Bu takım biraz geç devreye giriyor ama devreye girince de çıkmaz" demiş Mustafa Denizli. Bu Beşiktaş sancısı, böbrek taşı sancısından beterdir. Takım devreye girene kadar bizim devreler yanmaz inşallah.

Geçtiğimiz haftalarda Fatih Terim'in yerine milli takımın başına geçeceği söylentilerine yalanlama getiren ve böyle bir şeyin abestle iştigal olduğuna deyinen Mustafa Denizli, Bosna Hersek maçıyla ilgili de "Benim Ermenistan karşısında izlediğim Bosna Hersek'i milli takımımızın paramparça etmesi lazım." diye konuşmuş. Kesin kazanacağımızı iddia eden Denizli, beraberlik halinde bile Afrika'ya gitme şansımızın yüksek olduğunu belirtmiş. Şans bu; takımın başındayken elli bir, ekran başındayken bellidir.

6 Eylül 2009 Pazar

Alın Verin Demirören'e Ödül Verin

Sloganın ne kadar gerizekalıca olduğunu, vatandaşla .aşşa. geçmekte sınır tanımadıklarını gösteriyorlar epeydir ekonomimize yol verenler ya da eline verenler mi demek lazım neyse işte. Bence işe Yıldırım Demirören ile başlamalılar. Simitçi, çiçekçi, oyuncakçı yetmez. Bir de tüpçü koymak lazım. Tabata, İsmail Köybaşı gibi adamlara döküyor 15 milyon dolarları. Napıyor alıyor sonra veriyor zararına Schidenfeld, Diatta, Higuain... Amme hizmeti yapıyor adam. Ekonomiye can veriyor. Ali Babacan'ın bir ödül ayarlaması lazım en büyük alan veren diye.

Allah Güney Afrika'da Olmamızı İstiyor


Tarihte Bugün


Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Bülent Ecevit işçilere hitaben; "Tribünlerden sahaya ininiz" demiş. Bundan 29 yıl önce. Futbolla alakası var mıdır söylediklerinin... Ya da neden futbolu tercih etmiş?

5 Eylül 2009 Cumartesi

Helal Olsun


Galatasaray'ı izleme sebebim. Galatasaray tribünlerinde otururken topun oynandığı alandan çok Arda'nın topsuz alanda neler yaptığını izliyorum. Ne zaman, nerede duracağını bir oyuncuya anlatamazsınız bence. Hele hele topsuz oyunu öğrenmesi için uzun yıllar gerekebilir ama Arda'ya bakınca içgüdüleriyle hareket ettiğine daha çok inanıyorum. Futbol saniyeler içinde yapılan hareketler oyunu. İstediğiniz kadar çalıştırın, antrenmanlarda anlatın uygulatın ardarda saniyeler içerisinde pozisyonu yoktan var eden yeryüzünde kaç futbolcu vardır ki. Uzun yıllar izlemek ister bünye Arda'yı ama pek fazla zamanımız yok gibi. Tadını çıkarmak lazım. Çoook büyük beden bir futbolcu bu yarımada futbolu için. Beşiktaşlı olsaydı İnönü'ye her maç omuzlarda gelirdi.

4 Eylül 2009 Cuma

Burası Rosario

Rğsario'daki görüntüler dünyanın hiçbir yerinde olamaz heralde. Fotoğraftaki insanlar gündüz sırada, gece stadın yanına kurdukları çadırlarda kalıyorlar. Tek amaçları maça bilet bulmak. Böylesine bir daha şahit olur muyuz? Sanmıyorum. Tarihinde Dünya Kupası'nı bu kadar riske attığı bir dönem olmamış. Maçın skoru kadar tribünleri de merak ediyorum.

Kümede Kal Yılmaz Vural

90'ların başında henüz Yeni Açık müdavimiyken bir Bursapor maçında gördüm onu ilk kez. Yanılmıyorsam Metin'in golüyle 1-0 öne geçmiştik. Gol sevincini hem topçular hem de taraftarlar doyasıya yaşarken skor tabelası da değişmişti çoktan. Biz tribünde kendimize geldiğimizde gördüğüm sahne hala gözlerimin önünde. Santra yapılmasını bekleyen Beşiktaşlı futbolcular bir yerde, orta hakem, yan hakem, Bursasporlular ve Yılmaz Vural bir yerde. Golle birlikte kulübeden fırlayan Yılmaz Vural ne yapmış etmiş, golü de iptal ettirmişti dakikalar sonra. Orta hakemin eliyle iptal işaretinden sonra da santradan hakeme doğru bizimkilerin hücumu başlamıştı. Sonuç değişmedi, gol iptal oldu ve maç da 0-0 bitti. O maça dair bu pozisyonun dışında aklımda kalan 37 bin küsür biletli seyirci olduğuydu. Evde sakladığım biletin arkasında kesin rakam yazar.

Dün akşama doğru Denizli'den sonra teknik adam değişikliğine giden ikinci kulübün de Kasımpaşa olduğunu öğrendik. Bu gibi değişimlerde isimler hep tanıdık olurken Kasımpaşa en bilindik isme tutunmuş ve takımı Yılmaz Vural'a emanet etmiş. Yıllardır "Şu Fener'i bana verseler, şampiyon yaparım" iddiasıyla ülkemizin liglerinde çalıştırmadık takım bırakmayan Yılmaz Vural'ın hedefi yine takımı kümede tutmak. Merak edip başarılarını araştırdık ve en gerçek bilgilere hocanın kendi sitesinden ulaştık. 06.10.1986'dan beri antrenörlük yapan ve sadece Trabzon'da şampiyonluğa oynama fırsatını ele geçiren Vural, çeşitli takımlarla TSYD ve Başbakanlık Kupası sevinci yaşamasına rağmen henüz Türkiye Kupası kazanamamış. Buna karşın Eskişehirspor, Sarıyer ve Antalyaspor takımlarını Süper Lige (eski adıyla 1. Lig) taşımayı başarmış fakat genelde çıkardığı takımların başında ertesi sezon devamlılık gösteremesi de meşhur. Dört sene amatör, dört sene de profesyonel olarak futbol oynamış. Bitirdiği okullardaki derecelerinden, aldığı ödüllere, katıldığı seminerlerden, gazete ve televizyon çalışmalarına kadar her şeyi yazmış sitesinde. Üstelik sonuna şu notu düşerek; 'CV’de geçen tüm bilgilerin resmi evrakı bulunmaktadır!'. Sitesindeki galeride kulübe önünde attığı taklalardan ve topçusuna savrulan tekmelerden kareler bulamadık ama yeni kulübünde yine değişik enstantanelerle objektiflere takılacağından şüphemiz yok.

AcıbadeM

,2001'den beri Tribündergi'ye üye. 2004'ten beri -Pankartlarından tanırsınız AcademY'i- academybjk.com'da maç yazıları yazıyor. Deneme amaçlı blog açtı ama iş güç ve evlilik arasında içine sinmedi. Bizi kırmadı. AcıbadeM de Rakamla 10 da.

Eylül'de Gel Nihat

BJK Paf Kadrosu:
Mesut Kumcuoglu, Huseyin Anekli, Savas Kaya, Emre Yeşilova, Seymus Demir; Tolga Ozturk, Emrah Eroglu, Zafer Koyuncu, Barbaros Yavasoglu, Nıhat Kahveci, Aydin Tuna
( 1997 Stuttgart, Ergenzingen)

Kaç yılda bir yetişiyor bizden Nihat gibiler belli değil. Ben diyeyim 15 siz deyin 20. İşte çıktığı takım yukarıda. Aydın Tuna biraz tanıdık. Bir ara kadroda yer buldu sonra yalan oldu gitti. Bir de Toschak'ın heveslendirdiği Hüseyin sonra Ankaragücü'nde oynadı o da yalan oldu. (TSYD 6-0 Galatasaray- bu kadrodan çok adam vardı.) Savaş Kaya'dan da umutluyduk bekte ama o da olmadı.
Nihat geçen 12 yılda kendisinin de beklemediği bir sıçrama yaptı. Beşiktaş A Takımı, Milli Takım, Real Sociedad ve VillaReal... Şimdi yeniden başa döndü. Çoğumuz yerden yere vuruyoruz onu. Nihat'ın nasıl bir değişim geçirdikten sonra başa döndüğünü, psikolojisini, alışma devresini düşünmeden yazıyoruz. Onun geldiği yerin İspanya olduğunu geçirdiği 8 senenin azımsanmaması gerektiğini, sakatlıklarla boğuştuğunu, uzun süre İspanya'da gol atamadığını, sezon öncesi bir ay askerlik yaptığını atlıyoruz. Notunu ben de dahil olmak üzere çok çabuk verdik, medyada öyle. Nihat'ın form tutmasına da çok ihtiyacı var Beşiktaş'ın. Bu hafta Galatasaray'a atacağı bir gol kendisine getirir belki. Eylül'de Gel Nihat. Eylül'de Gel.

3 Eylül 2009 Perşembe

Türk Futbolunun Kaderi

Arkadaki dayıya dikkat! Pano düşmesin diye Galatasaray Kulübü'nün görevlendirdiği abi rüzgarla savaşırken önünde bilmem kaç milyon dolarlık Keita poz veriyor. Haldun Üstünel hangi birine koşsun. Panonun düz durması için gereken bir su torbası ama bunu oraya koymak için de biraz özen, biraz yediğin kaba saygı lazım tabii.

Az Bekle Afrika

Bu hafta lig maçı yok. Transfer dönemi bitti, Şampiyonlar Ligi’nde Beşiktaş’ın, Avrupa Ligi’nde de Galatasaray’ın ve Fenerbahçe’nin rakipleri geçen hafta içinde çekilen kuralar sonrasında belirlendi. Kulüp bazında futbola ara verip milli heyecana yöneliyoruz hep birlikte. Milletçe her işimizi son güne bıraktığımızdan milli maç havasına da son anda giriyoruz. Yazılı ve görsel basında hala transferlerin yorumları dönüyor ağırlıklı olarak. Ya Estonya’yı hafife alıp esas Bosna Hersek ile deplasmanda oynanacak olan maçı beklediğimizden ya da maçın Kayseri’de olmasından dolayı heyecanı sadece onlara bıraktığımızdan. Kalan maçların hepsini kazanıp, Bosna’nın puan kaybını bekleyeceğiz Afrika bileti için. Bunlardan biri de İspanya ile yapacakları son maç. İspanya erken rezervasyonla biletini çoktan cebine koydu. Erken rezervasyon her zaman ucuz olur, bizimki ise son dakikaya kalacağından pahalıya patlayacak. Yaza vuvuzelaları dinleyebilmek için şimdi zurnanın zırt dememesi lazım. "Bekle bizi Afrika!" diye çıktığımız yolda biraz endişeli de olsa yürümeye devam ediyoruz.

2 Eylül 2009 Çarşamba

En Çok Bu Gol İzlenmiş

2009'un En Çok İzlenen Golü from GollerCepte4515 on Vimeo.

Turkcell açıklamış. 2009 yılında cep telefonundan golleri izleyen futbolseverler en çok bu golü izlemek istemişler.

Zagreb Sokakları ve Graffiti

Zagreb sokaklarında graffiti almış başını gitmiş. Üzerine bir çizik atan. Buraya bunu çizenin anasını yazan yok. Helal olsun demekten başka birşey gelmiyor içimden. Beşiktaş için böyle birşeye kalkışsam ilk işim Metin Ali Feyyaz olur.