
20 Aralık 2009 Pazar
Trabzon Part 1
Böyle böyle uzayıp giderken muhabbet. Sarı laciver polarlı, atkılı, formalı KFY grubu oldukları çok uzaklardan belli olan kel kafalı, kilolu tayfa karşımıza oturuyorlar. Kafaları mı iyi, uykusuzluktan mıdır bilinmez bir garipler. Arada nolur kim yener gibisinden centilmenlik rüzgarı esiyor. Uçağa biniyoruz. Oturur oturmaz bira istiyorlar. Ufak 33'lükler geliyor. Saat 06:45.
Uçak havalanmadan servis yapılıyor bu kardeşlere. Uçaktaki Trabzonsporlular ile Fenerbahçeliler'in oranı hemen hemen aynı. Önlü arkalı sağlı sollu oturuyorlar. Ben de koltuğuma geçeyim diyorum 2 GFB'li oturmuş koltuğuma bira içiyor. Sessiz sedasız oturuyorum yanlarına...
Tribüne takılan adamlar çeşit çeşittir. Kimisi çok efendidir lan bu adam nasıl olur da böyle maç kovalar diye şaşırırsın, kimi vardır tribünün ruhudur apaçilik diyerek, olmayacak şeylerin peşinde koşar, ağzından "yapma be ağğbi" eksik olmaz hani. Ben de ikinci tanımın yanına düştüm uçakta. Uçak kalkmadan sigara içmek istediler bu kardeşler. Hostesi çağırdılar bacım sigara içecektik dediler. Hostes şok tabi. Olmaz dedi. Uçak havalandı. Bu kez çişim geldi diye ayağa kalktı. Hostesler dahil herkesin kemeri bağlı oturuyor bu kardeş 45 derece açıyla yükselmekte olan uçakta yokuş aşağı tuvalete koşuyor. Diğeri de bana bu çocuğun ne kadar sıyırma bir insan olduğundan dem vuruyor. Halen istanbul sınırlarında olduğumuzdandır heralde Trabzonlular'ın hiç sesi çıkmıyor. Ara ara Fenerliler götür beni gittiğin yere şarkısını söylüyorlar. Geçenlerde AcıbadeM dalga geçmişti ben böyle bir besteleri olduğunu söylediğimde. Senin kokunu özledim diyorlar Fenerbahçe'ye :) Fenerbahçe'nin kokusu ne ola ki.
Neyse ki işemeye giden sıyırma gelip oturuyor. Önümüzdeki Fenerlilerle muhabbete başlıyor. Diyor sen nerdensin? Öndeki ben Vamos Bien'den bilmem kim. Heee biliyorum Vamos Bien'i solcusunuz di mi? diyor. Geneli öyle diyor Vamos Bien. Ulan hakikaten farklı birşey şu tribüncülük diyorum. Siyasi partide solculuk yapmaktansa tribünde yapan bunu kendine marka yapan adamı da anlamaya çalışıyorum. Yani her yerde solculuk almış yürümüş de bu adam tribünde de böyle bir sistemden yana oluşuma kendini ait hissediyor. Enteresan birşey hakikaten Bunları düşünürken uyuyakalıyorum.
Alkış sesleriyle uyanıyorum. Uçak iniş yapıyor. Trabzonlular aslan kesiliyor. Haydi başarılar diyen Fenerbahçeli'ye inşallah yenilirsiniz diyor. Hani espridir gülersin öyle birşey de yok:) Cehenneme hoşgeldin diyor kendince. Yaşlı bir teyze Trabzon diye tezahürat yapıyor. Fenerliler atkıları içeri sokuyor.
19 Aralık 2009 Cumartesi
Tıpkısının Aynısı
Yıllar önce yapılmış bir pankart. Gerçi ortadan kaybolmuş bir 'N' var ama ne olur ne olmaz diyerek saklansaymış da her sene duygularımıza tercüman olmasına ihtiyaç duyulan dönemlerde açılsaymış tribünde keşke. 'Beşiktaş arefeyi gösterir, bayramı göstermez' diyoruz ya, bunu bazen rakiplerimize bazen de kendi kendimize söylüyoruz sanki. Güzel hocamıza da soruyoruz 'takım niye oynamıyor' diye ama o cevap vermektense ileriye yönelik tahminleriyle şaşırtıyor hep bizi. Önce dudaklarını ısırıyor sonra olmayan bıyıklarının altından gülüyor.Geçen sene de ilk yarı bittiğinde zirvenin gerisinde kalmış, zirvedeki takımlardan hiç birine karşı galip gelememiştik. Sonra devre arasında Ernst ile Yusuf gelince işler yoluna girmiş ve adım adım yürüyerek şampiyonluğa ulaşılmıştı. Şimdi tablo hemen hemen aynı. Ligin zirvesinden az buçuk uzaktayız. Puan tablosunda bizim üzerimizde yer alan takımların üçüne karşı kaybetmiş, sadece Fener'i yenebilmişiz ve devre arasında çıkıp gelecek bir kurtarıcı bekliyoruz.
Beş Dakikada Beşiktaş
Yağmurlu bir gün görmüştük de böylesini pek görmemiştik. Stada varana kadar ıslanmadık yerimiz kalmadı. Sahada da topun kendi ekseni etrafında bile döneceği kadar kuru bir yer yoktu. Paslaşmanın yerini topu dürtmek, ayak içi plaselerin yerini de burun vuruşların aldığı tam bir kör dövüşünü andıran mücadeleyle başladı maç. Topun kontrolü mümkün olmadığından oyunun kontrolü de kimsenin eline geçemedi bir türlü ama daha akıllı oynayan taraf Bursaspor'du. Beşiktaş yağmurdan etkilenip organize bir atak geliştiremezken Bursalıların özellikle uzun paslarla sağ kanattan etkili gelişlerini seyrettik. Bunlardan birinde de golü kalemizde gördük zaten.18 Aralık 2009 Cuma
Bana Göre
Eskişehirspor-Diyarbakırspor: 1
Gaziantepspor-Denizlispor: 10
Kasımpaşa-Manisaspor: 1
Kayserispor-Antalyaspor: 1
Ankaragücü-Sivasspor: 10
Galatasaray-Gençlerbirliği: 02
Trabzonspor-Fenerbahçe: 1
Cuma Maçları
17 Aralık 2009 Perşembe
Size 'Kardeş' Diyebilir Miyim?
Nereden çıktı bu kardeşlik muhabbetleri anlamadım gitti. Herkes herkesle kardeş. Çiçekler geliyor, çiçekler gidiyor. Yarısı başka yarısı başka rengarenk atkılar yapılıp gözler skor tabelasındaki dakikaları takip ediyor. Plakaya eşdeğer dakika gelince, o an orada bile olmayan bir takım için anlık da olsa tezahürat ediliyor... Ben Beşiktaş'ın maçlarında alakası yokken Fener'e yönelik aleyhte tezahürat edilmesinden bile rahatsız olurken her maçın aynı dakikasında başka bir takım lehine bağırılmasına hiç katlanamazdım doğrusu. Kasımpaşa maçlarında bizdeki Karagümrüklüler'den ötürü "Kara-Gümrük" diye bağırılması istisnai bir durum. Ya da yakın geçmişte kupada eşleştiğimiz Sarıyer'e yapılan "Sarıyer sen bizim kardeşimizsin" tezahüratı geçmişe duyulan özlemi dile getirmek ve özlenen Sarıyer'e sevgileri sunmak içindi. Tek maçlık bir söylem yani.
Alanya zaten konum itibariyle futbol değil turizm cenneti olarak anılıyor. Sezon başları tatilin en cıvıltılı dönemine denk geliyor ve tribünlere koşmak bir çok genç için cazip olmayabiliyor. Zaten tribün profiline baktığımızda henüz dil sorununu aşamamış, çoğu aslında başka takım taraftarı olan ergen dolu. Onlarda bu sorunu aşınca tribünlerden çok barları mesken belliyor. Hakkını yemeyelim, mutlaka içinde futbol aşkıyla bu tereddütlere düşmeden Alanyaspor'un peşinden koşanlar da vardır elbet ama neden Turgutluspor taraftar grubu Kasaba ile kardeşler onu anlamış değilim. Bir Kasaba da Manisa'da vardı benim bildiğim, onlar da Sakarya ile kardeşti. ManiSakarya diye bir birleşim oluşturmuşlardı. Alanya'nın abisi Antalya da Kocaeli ile kardeş olup birinin grup ismini birinin takım ismini alıp Hodri MeydAntalya gibi bir şey yapmıştı. BursAnkara zaten en meşhur kardeşler. Bu kardeşlerden biri yasaklı yarın. Yasağı koyan da Mahmut ÖzgeneRelüG remmauM kardeşler. Hem birinin işeri ters, konuştuğu anlaşılmıyor hem de beraber geri vites yapıyorlar.16 Aralık 2009 Çarşamba
Yassah Hemşerim!
Gelsinler Mi Amirim?
15 Aralık 2009 Salı
1987-1988 Bursa-Beşiktaş Olayları
Statlarda ışıklandırma olmadığından maçlar gündüz oynanırdı ve biz Texaslılar gece saat 12’den itibaren küçük parkta toplanmaya başlardık. Sağa sola erketeler koyup İstanbul tayfasını beklerdik. Arada sırada Çarşamba sokaklarına iner, ortalığı kolaçan ederdik. Özellikle fener o yıllarda geceden mutlaka çok kalabalık bir şekilde gelir ve bizle kapışırdı.
O zamanların meşhur Kasımpaşa grubu ve liderleri Pepe Metin öndeliğinde gelirler ve bizimle cenk ederlerdi. Galatasaray ise gelirdi ama sayıca azlardı. Ama çok sağlamdılar. Beşiktaş ise genelde hava aydınlandıktan sonra gelirdi. Sadece bir kez gece gelmişlerdi.
1987 veya 88 yılıydı. Beşiktaş maçı… Bizim takımın durumu iyi. Millet bilet telaşında. Gelen 2000 kişi bilet kuyruğunda, biz ise 300 Texaslı küçük parktayız. Erketeler Santral Garaj’a gidip bize haber getiriyorlar. Bekliyoruz ama Beşiktaşlılar gelmiyor. Derken sabaha karşı “geldiler” diye haber geliyor. Küçük parktan çıkıp, Çarşamba sokaklarına dalıyoruz. Garaj’a giderken polis arabaları da bizi uzaktan takip ediyor. Bakınıyoruz Beşiktaşlılar yok. Stada geri dönüyoruz. Tekrar küçük parktayız… Tam hava aydınlanırken, Altıparmak tarafından Beşiktaş sesleri ve Bursa’ya edilen küfürleri duyuyoruz. Sesleri duyan gişedeki biletçi Bursasporlular da hareketleniyor. Beşiktaşlılar ise gişedekileri hesap etmiyor ve 500 kişi kadar bize yaklaşıyorlar. Derken bizi görünce afallıyorlar ve ellerine ne geçerse üzerimize atıyorlar. Biz biraz bekledikten sonra, bayii Murat, kro Metin(rahmetli) ve Selim önderliğinde yaklaşık 3 bin kişi “S….. Beşiktaş” çekerek hücuma geçiyoruz. Beşiktaşlılar direnmeden kaçıyorlar. Bazıları şaşırıp dereye atlıyor (o zaman derenin üstü açıktı.) Yakalananlar ise bayağı bir Bursa hatırası almıştı. Beşiktaşlılar kovalanmanın ezikliğiyle maçta bile bağıramamışlardı
Hasan Çetinkaya
Hayret... Fenerbahçe gibi adam harcama beşiği bir camiada gel en tepeye yerleş, yerleştirsinler. İnanılır gibi değil. Henüz 81 doğumlu. Hepi topu 28 yaşında. Ben mi küçümsüyorum yaşımızı acaba. Böyle mevkilerde genç insanları görünce seviniyor insan. 28 yaşa sığan tecrübesi de ayrı bir post konusu aslında. Futbolculuk, menajerlik, üniversiye hayatı, milli takımda futbolcu olarak görev almak, Fransa'da futbol oynamak, Gençlerbirliği'nde uzun yıllar görev almak... Şenes Erzik'in dediği gibi Türk futbolunun ihtiyacı olan pırıl pırıl bir insan.14 Aralık 2009 Pazartesi
Dilbilimci Nihat
1 . özrünü ileri sürerek bir işi yapmayı istememek, bir işten bağışlanmasını istemek: "Onları, ayakta bekleyenleri görünce özür diledi."- N. Araz.
Wolfsburgpare

Bu öğlen yemekhanede mevcut olan tatlı. İsmini kimse bilemedi, yemekleri dağıtan abla da "Şekerpare gibi ama.." demekle yetindi. Tatlıyla aram olmadığı için yemedim. Geçen aylarda örnek gösterdiğimiz Wolfsburg'un taraftar ürünleri arasında mevcut olan tost (waffle) makinesi geldi aklıma. İyi ki 3-0'lık maçın ertesi gün çıkmamış menüde.
Bak Şu Kurbağalıderenin İşine!!!
Çocukluğumuzdan beri stadın bu derdini hep duyarım. Hatta lisedeyken stadın ve dolayısı ile Kurbağalıderenin yanındaki halı sahada maç yapardık. Derenin kötü kokusu ve kurbağaların
sesleri eşliğinde tabi ki...
Arada uzun yıllar geçti. Artık kokuyok bildiğim kadarıyla. En azından eskisi kadar yoğun değil. Islah çalışmalarından sonra koku ve kurbağa sesleri konusunda gelşmeler kaydedilmiş.
Ancak, statla derenin ilişkisi koku ve kurbağa sesleri ile ilgili değil. Stat dere yatağında olduğu için zemin etkileniyor. Stat zeminine sızan dere suları ve oluşan metan gazının etkisi nedeniyle Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu Stadı'nın zemini çok kısa sürede bozuluyor. Çimler çürüyor, zemin yumuşuyor ve özellikle yağışlarla birlikte zemin tarlaya dönüyor.
Ayrıca stat yapılırken zeminin güneş alması ile ilgili hesaplamalar iyi yapılmadığından zeminin güneş almayan bölümlerinde bozulma çok daha fazla ve hızlı oluyor.
Şubat 2009'da Ali Koç ve Şekip Mosturoğlu bir basın toplantısında Ali Koç: "Stadımızdan sorumlu Ömer Temelli`nin de belirttiği gibi son maçımızdan sonra çimler ve zemin yenilenecek. Bazı yerler güneş alıyor. Tüm bölgelerin yeterli havayı almaması var. AZ Alkmaar maçında tüm sahanın altına borular konuluyor ve bu borularla bakımları sağlanıyor. Biz de çok arzu etmiştik, buna benzer bir planımız var. Yeni sezona da yetişebileceğiz." şeklinde konuşmuştu. Şekip Mosturoğlu da : "Suni güneşle ilgili çalışmalarımız var. Saha tam olarak sökülmeden halledebileceğiz. Stadın bulunduğu bölüm dere yatağı. Bu nedenle inanılmaz bir metan gazı sorunu var. Bu durum çimlenmeyi de zorluyor. Orası sentetik ve doğal çim karışımıydı. Ancak suni çim kullanılmayacak. Bunu düşünmüyoruz." diye tamamlamıştı açıklamayı.
Ancak gelinen noktada anlaşılıyor ki ya bahsi geçen önlemler alınmamış ya da alınan önlemler sorunu çözmeye yeterli olmamış.
Amacım eleştirmek ya da bu sorundan yola çıkıp birilerini öne atmak değil. Bu sorun bu statta bu şekilde ortaya çıkarken, Olimpiyat Stadında ulaşım ve rüzgar sorunu, Ali Sami Yen Stadında çıkış kapısı sayısı, maç dağılınca ortaya çıkan trafik sorunu, İnönü Stadında yenileme yapmak istenirken tarihi eserlere verilecek zararlar sorunu gibi farklı şekillerde ortaya çıkıyor. Yeni yapılan Kayserispor'un stadında bile zemin sorunları yaşandı.
Burada söylemek istediğim; ülkemizde birçok alanda yapıldığı gibi statların yapılmasında da bir sürü eksiklik, hata, plansızlık yapıldığı.
Teknolojinin bu kadar geliştiği, her sektörde gelişmelerle birlikte sorunların kısa sürede çözülebildiği bir zamanda koskoca Fenerbahçe'nin stadının Kurbağalıdere'nin insafına kalması düşündürücü.
13 Aralık 2009 Pazar
Bir Vamış, Bir Yokmuş
Haftalar sonra ligde yenen golün yanında bir çok pozisyonu da kalemizde gördük bu maç. Öne geçtiğimiz anda üç puanı cebimize koyduğumuzu düşünmüştüm ama olmadı. Bobo çok hoş bir gol attı ama sonrasında yeteri kadar pozisyona giremedi. Diğer gol umudumuz Nihat pozisyona girdikçe biz depresyona giriyoruz. Fink Fener'e attığı golün bir benzerini atma hayallerinde. Ernst klasik çizgisinde. Ferrari şöyle Ekrem böyle diye gider tek tek yazarsak. Bir tek şeyi merak ediyorum biz haftalardır Delgado gelince kim gidecek diye boşa kafa mı patlatıyoruz acaba? Tabata yok ortada. Şu maçta bile skoru değiştirecek oyuncu olarak Uğur İnceman giriyor sonradan. Uğur İnceman deyince Fener'e ofsayttan attığı golden başka golü gelmiyor hemen aklımıza. Var bir iki tane de hatırlıyamıyorum ben. Nitekim bu maç da öyle geçip gidiyor. Bir atıp bir yiyor, iki puanı bırakıp dönüyoruz. Geçen sene Sivas'ın peşinden takibi sürdürüyorduk bu sene Kayseri'nin peşine takıldık. Nazar değdi, göze battı kapanan puan farkı, iki haftadır kayıplardayız. Haftaya son lig maçında fire vermeden ligin ilk yarısını zirvenin ortaklığında kapatıp, Manisa'yla hesabı kupa maçına bırakalım, bayram gibi yılbaşını da şen kutlayalım.
12 Aralık 2009 Cumartesi
Bana Göre
G.Birligi-G.Antep: 1
Diyarbakırspor-Kasımpaşa: 10
Sivasspor-Eskişehirspor: 02
İstanbul BB-Kayserispor: 02
Denizlispor-Trabzonspor: 2
Manisaspor-Beşiktaş: 2
Badem Kupon
Manisaspor-Beşiktaş: 2 (1.50)
Valencia-R.Madrid: üst (1.45)
Bolton-M.City: 2 (1.60)
Bochum-B.Münih: 2 (1.25)
Toplam Oran: 3.50
Mühendis Oktay Ölmedi
.
Hayat bir garip, hep köşeye sıkıştırıyor insanı. Kimi zaman o köşede için içine sığmaz, kimi zaman içine kapanıp sinersin. Yine de illa ki köşelerdedir bazen yerimiz. Sıkıştığımızdan değil her zaman, orada beraber olmak isteyişimizden. Yolumuz yokuş yukarı, hava soğuk. Önemi olmayan ayrıntılar bunlar. Kolkola yürürken hissedilen sadece içimizdeki sıcaklık. Yağmur hatta fırtına ihtimaline karşın uyarılar var. Bunlar da çevirmiyor bizi yolumuzdan. O yokuşu çıkarken biz kopartıyoruz zaten fırtınayı. Yağmur gözlerimizden düşerse gönlümüzü ıslatır ancak. Her hafta sonu herkesten farklı koşuşturmacalar, anlaşılamayan heyecanlar var bizim için. Hepi topu dakikalara sığdırılan bir şey değil bu. Yıllar boyunca içimize işlemiş bir tutku. Hayatın bizi sıkıştırdığı köşeden kaçabildiğimiz zamanlarda sığındığımız, rengarenk yalanlarından kurtulup sadece siyah-beyazı yaşadığımız bir rüya..
11 Aralık 2009 Cuma
Altyapıların Hali

Altyapıların hali içler acısı. Ailelerin çocuklarına olan tutumu inanılır gibi değilmiş. Öncelikle çocuklara futbolun bir oyun olduğu öğretilmeliymiş. "Bu çocuk futbolcu olacak bizim hayatımızı kurtaracak" gözüyle bakılmamalıysa da maalesef çocuklar "tek umut" konumuna getirilmiş. Her antrenman ve maç sonrasında evde saatlerce maçın kritiği yapılıyormuş. Çocuk hayatının her anında sadece tek bir hedefe kanalize oluyormuş. Baba ya da anne maaşının yarısını verip çocuğuna krampon alıyormuş. Altyapılarda çalışan hocalar çocukları üzmekten çok anne babanın hışmına uğramaktan korkar olmuş.
Batu Hani Nerde, Delgado Deva Mı Derde?
Orta sahada koşan, basan kovalayan Almanların arasında gözlerimizin pasını, skor tabelasındaki sıfırı sildirecek birine ihtiyacımız devam ediyor. Yusuf, Doğa'ya attığı bacak aralarının ekmeğini yiyor hala, bu sene yok ortada. Tabata desen bir türlü, demesen 8 milyon. Delgado geliyor pek yakında. Elleri belinde, ısınıyor antremanlarda.
10 Aralık 2009 Perşembe
"Beş Abi Beş"
FIFA kriterleri çerçevesinde çalışmalarını sürdüren Türkiye Futbol Federasyonu, işe ilk olarak stadyumdaki seyircilerin profilini değiştirmeye başlamakla hazırlanıyor. Federasyon yetkilileri özellikle maç öncelerinde kamera gördüklerinde, "5 işareti" yapan taraftarların futbolun ruhunu zedelediklerini belirterek, yeni alınan kararla beraber bundan böyle stat çevresine onlarca kamera yerleştirip, kamerayı görünce refleks olarak "5 işareti" yapan taraftarların stadyumlara alınmayacaklarını ifade ettiler. Tribündeki kalitenin artırılması için her türlü önlemi almaya hazır olduklarının üzerinde duran yetkililer, gerekirse gezici ekiplerin de kurulabileceğinin müjdesini verdiler.Tabi ki bir espri. Bu ve benzeri bir çok esprili haber zaytung.com sitesinde göze çarpıyor. Diğer seçme spor başlıkları şöyle;
-Takımdan Ayrı Düz Koşu Yapan Futbolcu Ortadan Kayboldu
-Tekerlekli Sandalye Su Topu Takımı Oyuncuları Ebediyete Uğurlandı
Beni en çok güldüren de ana sayfasındaki ' Türk Dil Kurumu'ndan Şok Açıklama: "Türkçe Acaip Esnek Bi Dil Yaa :)" ' haberi oldu. Burcu Güneş TJK'nın Yeni Yüzü Olma Yolunda' haberiyse komik olmasına karşın biraz ağır kaçmış. Boyalı basının hayatın içinden saçma haberlerini fantazilerlerle süsleyen enteresan bu mizahi siteye göz atmak isteyenlere duyurulur.
Kapatıyoruz
Avrupa defterini evvelsi gün kapattık. İki Manisa ziyaretinin arasında İnönü'de Bursa'yı ağırladıktan sonra ligin ilk yarısıyla beraber bu seneyi de kapatmış olacağız. Bu sene içinde bir çok şey kapandı Türkiye'de. Kapansın istediğimiz başka başka şeyler varken bazen istemediklerimiz de kapandı gitti. Kimi zaman da gözlerini kapattı kimileri kapanmayan yaralarımızı görmemek için.Hafta sonu Kadıköy'de gezerken kriz dolayısıyla dükkanını kapatmak zorunda kalan bir vatandaşın astığı pankart dikkatimi çekti, hemen fotoğrafladım. Hem mütevazi bir protestoyla serzeniş, hem de mallarını satabilmek için halka sesleniş. Biz de kaç senedir bir sezonu kapatıp bir yenisini açarken hep zararına satış yapıyoruz aslında. Gordon'lar, Zapo'lar vs. Önceki postlarda "ooo piti piti" diye sayılsın demişti Sacripante. Demirbaşların yanı sıra birer adım farkla menşeisi değişik zayıf halkalar da var takımda. Bakalım zararına satışta kim vitrine koyulacak, kaça gidecek.
9 Aralık 2009 Çarşamba
İbo Doğru Söyle, Sana Ne Dedi?
Maçın ikinci yarısının ilk dakikalarında Rüştü'nün enteresan bir pozisyonda geçirdiği sakatlık sonrası saha içinde tedavisi yapılıyordu. Oyun epey durdu ve bu süre içerisinde orta sahada yan yana bekleyen İbo ile Krasniç muhabbete başladılar. Tribünde de makaralar dönmeye başlamıştı; "İbo Rus kızları mı soruyor nedir?". Hatta ilerleyen dakikalarda önce "Allah, Allah, Allah, Allah, saldır Beşiktaş. Ümitler tükenmedi saldır Beşiktaş" diye yapılan tezahürat zamanla "UEFA'yı s.. et, saldır Beşiktaş" diye devam ederken maç koptuktan sonra bir grup da "İbo Rusça öğrendi, saldır Beşiktaş" diye söylüyordu. Merak ettik durduk ne konuştu, nasıl konuştu diye. Bugün basın öğrenmiş, hesapta Krasniç CSKA'dan ayrılmak istediğinden ama hocasının izin vermediğinindan bahsetmiş İbo'ya. Gönlünde yatan kulübün Liverpool olduğunu da eklemiş. Bu bilgilere nereden ulaştılar, İbo'yla mı röportaj yaptılar belirsiz. Dediği öğrenildi cinsinden bir haber. Kaynaksız yani. Sormazlar mı adama "Peki İbo sen ne dedin?" diye. "Beni ne Barcelona'lar ne Milan'lar isterdi de orta yapmasını geç öğrendik."
Yurtta 0 Cihanda 4 puan
Şampiyonlar Ligi'nde deplasmanda 4 puan toplayan takımın en azından UEFA'ya gitmiş olması gerekirdi. Çok garip. Evinde sıfır çeken bir takım elenmeyi hak ediyor orası da başka bir gerçek. Maçın başında Tello atsaydı, falan olsaydı diye de kendimizi kandırmaya gerek yok. Futbol sadece rakip kalede bulduğunuz gol pozisyonlarıyla alakalı değil. Maçın her anında aynı isteği gösteremedi takım. Bazı dakikalar umut doldu içimize ama onlarda saman alevi gibi söndü gitti. Mustafa Denizli'nin takım tertibini de yerden yere vurabiliriz. Bir ara İbrahim Kaş, Sivok Ferrari, Ernst, Fink, İbrahim Üzülmez'i saha içinde konumlandırmakta hayli güçlük çektim. İbrahim Toraman orta sahada Ernst ise ileriye dönük oynadı diye çözdüm sonraları ama doğru mu onu da bilemiyorum. 8 Aralık 2009 Salı
Haydi Bastır Sudafed!!!
Maç henüz bitmedi. Ancak Manchester Wolfsburg karşısında 3-1 önde. Beşiktaş ise 1-1 berabere götürüyor. Ancak 2. golü bulması da yetmeyecek.
Bilindiği gibi CSKA'nın iki oyuncusu Aleksei Berezutski ve Sergei Ignashevich'de doping maddesi tespit edildiği için bu maçta tedbirli olarak ceza kuruluna sevk edilerek oynamadılar. Aslında kullandıkları ilaç Sudafed yasaklı bir ilaç değil. Ancak eğer kullanılacaksa UEFA'ya bilgi verilmesi gerekiyor. CSKA bu bildirimi yapmadığı için bu oyuncular ceza kuruluna sevk edildiklerinden oynayamıyorlar.
Burada önemli olan detay; birden fazla oyuncuda aynı ilaç bulunduğu için diğer oyuncuların da test edilmesini gerektiriyor. Eğer yeni testlerde başka oyuncularda da bu ilaca rastlanırsa o zaman CSKA'nın ihracı gündeme gelecek. (Bu arada CSKA 95. dakikada 2. golü buldu ve maç 2-1 bitti). Maalesef ki Beşiktaş'ın Avrupa mücadelesine devam edebilmesinin tek yolu CSKA'nın ihraç edilmesi.
Ancak durumun çok da yüksek bir olasılık olmadığını belirtmek lazım. Alınan ilacın başka oyuncularda çıkmaması durumunda direk doping maddesi sayılmaması nedeniyle ihraç ihtimali kalmayacak. Beşiktaş'ın puan silinmesi için başvuru yapacağı yazılıyordu bazı kaynaklarda. Ancak bu da yeterli olmayacaktır. Çünkü Sadece Manchester maçındaki puan silinecek kabul edilse bile. O maç da 3-3 bittiği için ilinecek puan sadece 1 puan olacak. Bu da ancak Wolfsburg'u CL'de bir üst tura taşıyıp onları sevindirecek. CSKA'da Avrupa Ligi'nden devam edecek.
Bu durumda şimdi yapılması gereken CSKA'da başka oyuncularda da aynı ilaca rastlanması ve UEFA'nın da bu durumu bir ihraç sebebi olarak görmesi için dua etmek.
09.12.2009 tarihli güncelleme: UEFA tarafından bugün bir açıklama yapılmış. Bu açıklamada sorunun cevabı net olarak verilmiş. UEFA, 2 oyuncunun aldığı maddenin doping maddesi sayılmadığı, bu sebeple ihraç olma ihtimali olmadığı ve sadece bu iki oyuncunun ceza alacağını açıklamış. Yani artık Beşiktaş'ın Avrupa'ya vedası tamamen tescillenmiş oldu. :-(
Euro Futsal 2010
Katılan ülkeler aşağıda;
Bu da 30 Ocak'ta finalin oynanacağı salon, Debrecen'deymiş..


