7 Ocak 2010 Perşembe

Penaltı Kurtaran Kaleci


'Penaltı kurtaran kaleci iyi kaleci midir? Ya da iyi kaleci penaltı kurtarır mı?' Hep tartışılır durur. Ben Beşiktaş'ta ne atılırken ne tutulurken güvendiğim bir isim anımsamıyorum. Eski dönemlere ait Rıza'nın hep sert ve düzgün bir şekilde sol alt köşeye attığı penaltılar ve şimdiki kaleci antenörü Zafer'in kendi soluna oturması kalmış aklımda. Zafer resmen penaltı atılırken dizlerini kırar ve sol lopunun üstüne bırakırdı kendini. Es kaza üzerine gelirse dizinden falan seker, aksi takdirde filelerle buluşurdu meşin yuvarlak. Şimdi turnuva ve kupa maçlarında penaltılara kalınca iş ne diyor kalecilere merak ediyorum doğrusu. Rüştü de ilk gittiği sene bir kupa maçında penaltılarda başarılı olmuştu Barcelona'da ama sonra bir iki hatası ve hocanın tavrı sonucu süreklilik sağlayamadı. Şimdi ayağının tozuyla iki penaltı çıkaran Ramazan'ı ne havalara çıkarmak doğru ne de geldiği takımda 3. kaleciydi diye bir kalemde silip atmak. Bekleyelim görelim. Hele bir ayağının tozu gitsin, İnönü'nün tozunu yutsun ondan sonra not veririz.

Golf Sahasında Başaltı!!!!

"Halkın takımı golf sahasında misket oynar."

6 Ocak 2010 Çarşamba

İlginç Statlar (19)


Singapore's Floating Stadium

Ekran Başındakiler


Hangi maçtı unuttum. Statta seyirci sayısı beş altı bin kadar. Kapalı tribün altlı üstlü "siyah-beyaz" çektikten sonra, yeni açığı ayağa kaldırıp onlarla da "siyah-beyaz" diye bağırıyor karşılıklı. Sonra numaralı ve eski açık da cevap veriyor sıraları geldiğinde ve son olarak bütün stat eşlik ediyor. Dönüyorlar meşhur Beleştepe'ye. "Beleştepe, Beleştepe" diye bağırılnca sahasının yarısını gören yerde maçı izleyenler el sallıyor ve kapalıdan her "siyah" diye haykırıldığında "beyaz" diyor oradakiler de. Kapalı tribün mesajı sona saklamış. Herkes stadı tavaf edercesine tezahüratta bulunduk bitti diye düşünürken "Ayağa ayağa bütün kahve ayağa" sesleri yükseliyor. Peşinden "Oooooooooo... SİYAAHHH!!!"... tabi ki karşılık yok... Son sözleriyle de ekran başındakilere sitemler yollanıyor; "Gelmeyenler utansın"...

1990'ların başı... " Magic Box Inter Star mı ne var ya o verecekmiş maçı" dedi arkadaşım. O zamanlar uydu anteni olanların izleyebildiği Türkiye'nin ilk özel kanalıydı bahsedilen ve bizim evdeki kibrit çöpü ile ayarlama yapılan Beko Hitachi marka televizyon göstermiyordu malesef. Babam dayanamadı ve elimden tutup Acıbadem'deki Hukukçular Sitesi'nin Lokaline götürdü. Orada arka sıralarda kendimize yer bulmuş ve Beşiktaş'ın maçını izlemeye başlamıştık. Peşi sıra gelen iki golle devreyi 2-0 önde kapatmış, 3-2 kaybettiğimiz ilk maçın rövanşında turu cebimize koymuştuk. O onbeş dakikalık arada biz yemek yemeye giderken tura çıkan bir iki araba bile olmuştu. Geri döndüğümüzde her şey değişti ve peşi sıra golleri yiyen bizimkiler oldu bu sefer. 2-2'ye gelen maç dönmedi ve cebimize koyduğumuzu sandığımız turu kapıp kaçtılar İstanbul'dan. Ben ağlamamak için kendimi zor tutarken hemen arkasından yayınlanan Trabzon maçını da başlamıştı. 1-0 kazandığı maçın rövanşında Barcelona'yla deplasmanda oynuyordu Trabzon ve maçın ilk dakikalarında yine 1-0 öne geçmişti. Babam Trabzonsporluydu ve sevinçten havalara uçuyordu. Onun sevinci de uzun sürmedi ve gecenin sonunda ikimiz de çanaklara baka baka eve dönmüştük.

Bir müddet sonra karıncalı da olsa çekmeye başladı bizde de Star, maçları yayınlamaya başladıkları ilk yıllarda gündüz oynanıyordu ve heyecanla ekran başına geçiyordum ben de. Bir dönem seyirciyi stada çekmek için banttan yayın kararı alındı. Gidemediğim maçları merak edip radyodan takip etmek ile hiç sonucu öğrenmeden hemen maçın bitiminde televizyondan izlemek arasında kalıyordum. Bir kaç yıl sonra da Cine5 girdi hayatımıza. Belki de en güzel dönem oydu ekran başındakiler açısından. Üç büyüklerin iç saha maçları şifreli kanaldan, deplasman maçları diğer açık kanallardan yayınlanıyordu. ATV, KanalD vs değişik takımlarla anlaşmış onların kendi sahalarındaki büyük takımlarla olan maçlarını veriyordu. 12:00'de başlayan maçlar unutulabilir mi? Kahvaltı eşliğinde Karabükspor-Beşiktaş maçı ya da ilk üniversite sınavımın son dakikalarından koşarak çıktığımda bindiğim takside şans eseri tv olması ve ekrandaki Kayseri-Beşiktaş maçı...

Hasta Fener'li amcamın yıllarca çalıştığı İsviçre'den dönüp de tribünlerin eskisi gibi olmadığını anlayarak ekran başına gömülmesiyle bizim de onun evinde yancılığımız başlamış oldu. Danışman olarak ben, önce antenle iyi göstermediği için kablolu tv aboneliğine, sonra da ekran boyu küçük geldiğinden 82 ekran bir televizyon almasına vesile oldum. O da sırasıyla Cine5, Teleon ve Digiturk'ün ilk 100 üyesinden biri oldu herhalde. Şimdi 14 Ocak 2010 günü ihale yapılacak ve amcamla beraber milyonların yeni adresi belli olacak.

5 Ocak 2010 Salı

Beşiktaş'a Başkan Olmak?

Beşiktaş'ın yönetiminde söz sahibi olanlar ya da söz sahibi olanları belirlediklerini zannedenler. Beşiktaş'a gerçekten karşılıksız yatırım yapanlar, Beşiktaş olmasa asla tanımayacağımız adamlar. Yaptığı işten çok Beşiktaşlı kimlikleriyle hatırlananlar, Beşiktaşlılık dışında başka bir meziyeti olmayan, hatta Beşiktaşlı olmayanlar.
Yukarıda anlattığım kişilerin hepsi şu an yoğun bir mesai vermekte. Dost meclisinde onun listesi, bunun adamı, dengeyi bozma edebiyatı, işin siyasi tarafı, Demirörenci ya da Aksu'cu olmaktan öte menfaat dünyası, tribünlerce tanınma telaşı, herkes tarafından seviliyorum ayakları, medya da yer alma çabası, gazetenin kimdir köşesinde fotoğrafının yer alması... Bunlar yukarıdaki adamların en önemli olayı şu anda.

Uzun yıllar, cemaatin adamı olduğu gerekçesiyle öcü gibi bakılan, yatına katına Beşiktaş yazan, bayrağını asan adamların neden Beşiktaş'ta görev alamayacağını anlamaya çalıştım. Böyle zamanlarda "Beşiktaş tribünleri sol görüşlüdür, istemezük derler" görüşü hemen egemen olur camiaya.

O zaman tribünlerin sevebileceği kişiler geliyor aklıma. Uzun yıllar milletvekilliği yapmış, CHP'de - CHP ne kadar sol görüşlü dersen ona da sesim çıkmaz tabii- siyaset yapmış. Bakıyorsun hep bir adım geride duruyor. Bir varım bir yokum oynuyor. Yürek mi yok, başka işlerle mi meşgul. Anlamıyorum. Madem sonunda geri yapacaksın neden her seçimde ortaya çıkıyorsun be adam demiyor bizim cenah, bir türlü anlayamıyorum.

Sonra kurtarıcı diye biri çıkıyor. Eski İçişleri bakanının oğlu. Tribünleri arkasına almaya çalışıyor. Alabildi mi? Bence hayır. En büyük avantajı karşısında böyle bir rakip olması. Ama aynı hastalık yine baş gösteriyor. Bu adam hükümete yakın. Gerek yok. Denize düşen yılana sarılır diyorlar kimsenin içine sinmiyor hala.

Hep bir tehlike var Beşiktaş için. Galatasaray Türkiye'dir diyen Adnan Polat'a inat Türkiye'nin aynası konumunda şu an Beşiktaş. Taraftara göre çevresi sarılmış hiç dostu yok tribünden başka. Aranan kan yalnızca karşılıksız Beşiktaş sevgisi.
O zaman al sana Ümraniye Tesislerine adını vermiş, Beşiktaş sevdalısı, medyada yer bulma derdinde olmayan bir aday. Gözünün önünde yıllardır. Onu da mı küstürdüler? Olmaz mı ondan başkan. Demirören'den olduysa hepimizden olurdu ya. Neden aday olmuyor? Yoksa akıllı adamın işi değil mi Beşiktaş'a başkan olmak.

4 Ocak 2010 Pazartesi

Bir Aşk mıdır St Pauli? Kimdir Eşi Türkiye'de?


Çocukluğumdan beri kapılmışımdır tribünlerin rengine,ahengine... St Pauli'de bu renklerden birisdir.Takımlarının hangi ligde, hangi sahada oynadığı farketmez onlar için.Bağlıdırlar takımlarına en inanmışından. Ülkemde var mıdır dengi diye sorarsanız, Livorno'nun kardeşi ADS'dir bence....

31 Aralık 2009 Perşembe

İçimde Bir Umutsuzluk Almış Başını Gidiyor


Fenerbahçe yönetimi Fenerbahçe Spor Kulübü çalışanlarının yeni yılını kutlamak için bir gece düzenlemiş. Resmi sitede fotoğraflamışlar. Yeni yılı kutladık demişler. İyi de yapmışlar.
Galatasaray'da yeni yılını kutladı. Çalışanlarını motive etti.

Burada da birileri çalışıyor Beşiktaş için ama destekleyen yok.

2009-2010 İnönü Performansları


*İnönü'de en iyi deplasman tribünü

  1. Fenerbahçe

  2. CSKA

  3. Kasımpaşa

*İnönü'de en iyi "kapalı" performansı

  1. Beşiktaş-Diyarbakır

  2. Beşiktaş-CSKA

*İnönü'de en iyi deplasman takımı

  1. Wolfsburg

  2. Kayserispor

  3. Bursaspor

*İnönü'de en iyi Beşiktaş performansı

  1. Beşiktaş-Fenerbahçe

*İnönü'de atılan en güzel gol

  1. Beşiktaş-Fenerbahçe (Fink)

*İnönü'de en çarpıcı slogan

  1. Başkan olsana, başkan olsana, Gaziantep'e başkan olsana

*İnönü'de en güzel beste

  1. UEFA'yı .iktir et saldır Beşiktaş

*İnönü'de komiklik

  1. İbrahim Üzülmez-Krasic (Beşiktaş-CSKA)

*İnönü'de öfke

  1. Yıldırım Demirören

  2. Colin Kazım

  3. Süleyman Hurma

  4. Wayne Rooney

* İnönü'de taraftar ayıbı

  1. Vefasızlık yapma iki kupayı unutma pankartı

Ali Turan Galatasaray'da


Galatasaray,Kayseri Spor ile 125 bin euro+A2 takımdan birgenç oyuncu karşılığında renklerine bağlamış Ali Turan'ı.Hayırlı olsun diyelim...

Siyah Beyaz Nice Yıllara


29 Aralık 2009 Salı

Euro 2016 ve Basın

Euro 2016 ile ilgili toplantı geçtiğimiz günlerde Swissotel'de gerçekleştirildi. Çok alakasız şans eseri ben de oralarda olduğumdan bir gireyim bakayım ne var ne yok diye daldım içeri.

+Basın mısınız?

-Değilim.

Bu cevap yetti girerken. Hep böyle toplantılarda güvenliğin ne kadar kötü olduğu aklıma gelir. İsteyen istediğini yapar bu memlekette ne yazık ki. Neyse...

Toplantı başladı, adaylık süreci ve laleli logo piyasaya çıktı. Şimdi soruları alalım dediler. Hani her blogda spor basınına geçirilir, spor basını şöyle de böyle de diye ve biz bunu yazmaktan da okumaktan da bıkmışızdır ya... Bıkmamak, yılmamak lazım hakikaten. Öyle akla ziyan, öyle soru sormuş olmak için soru soran adamlar var ki insanın kolundan tutup dışarı atası geliyor.

Hatırladığım ilk akla ziyan soru şuydu.

(Mahmut Özgener'e soruyor)

-Konuşmanızda basının üzerine düşeni yapmasını bekliyoruz dediniz. Bizim üzerimize düşen nedir?


(Mahmut Özgener cevaplıyor)

-Bu projenin ayaklarından biri olarak gördüğümüz basının federasyonu teşvik edici yönlendirmesini bekliyoruz.

(Cevap yeterli olmuyor bir daha soruyor)
-Peki ama ne yazalım?

(Mahmut Özgener)
-İşinizi size mi öğreteyim, siz daha iyi bilirsiniz.

Yukarıdaki diyalogda bahsi geçen gazeteciyi hepimiz tanıyoruz. Uzun yıllardır köşe yazarlığı yapıyor.

Bir başkası

Mahmut Özgener'e soruyor:
-Logoda altta yer alan renkler açılımın bir ürünü müdür?
(Hangi renkleri kastettiğini anlıyor herkes)

-Orhan Gorbon: Hiç bu açıdan bakmamıştık. Bir kasıt yok.

-Mahmut Özgener: Medyanın desteği derken işte bu gibi durumları kastediyorum. (Gülerek)

Fanatik gazetesinden biri:

-Euro 2016 için Türkiye'ye birçok önemli kişi ve binlerce insan akın edecek. Bu insanların can güvenliğini nasıl koruyacaksınız?

Bir ajans muhabiri:

-Neden Rusya ile birlikte aday olmadık. Bu şekilde daha çok şansımız olmaz mıydı?

Bu sorudan sonra dinlememeye çalıştım. Kim ne cevap verdi bu aklı evvele hatırlamıyorum.

Hoş Geldin Ya Özcan Ramazan

Kurşunlusu gitmişti dizeli geldi. Hem Bundesliga'da Hoffenheim hem de Avusturya Milli Takım kalesini koruyan 25 yaşındaki Ramazan Özcan ile anlaşılmış. Hayırlı olsun.

Sahte Okey


Rahmetli Vedat (Okyar) ağabeyimiz Juan Fran için böyle söylemişti ilk olarak. Attığı bir aşırtma gol kaldı hafızalarda o kadar. Şimdi köşesinde yazıyor olsaydı, ikinci kez aynı tanımlamayı Tabata için kullanırdı bence. Fran'dan daha çok o hak ediyor aslında bu lakabı, ikinci yarı bir şekilde takımda kalırda bizi bir yerlere taşırsa hepimiz, en başta Mustafa Denizli, şaşırmaz mıyız? Ben Tabata'nın iyi bir topçu olduğuna inanıyorum. Buna karşın büyük takım topçusu ve tabiatıyla Beşiktaş'ta oynayacak bir isim olmadığını düşünsem de Uğur İnceman'ın eline bakacağımıza, ondan medet ummak şansımızı daha arttırır gibi. Devre arası transferleri de yerden taş çekmeye benziyor. Şimdi bu sahte okeyi atsak, yerine geçen seneki gibi bir ara taş (Ernst) mı gelir, alakasız bir şey (Maldaraşanu) mi bilemiyoruz.

Elimiz de kötü değil, sadece çifte gitmişiz gibi aynı rakamların yan yana olmasından sıkıntı çekiyoruz. Bitirici vuruşu yapacağımız yerde alternatifimiz pek yok. Demirören seçimi düşünüp göndermezse ya sahte okey elimizde patlayacak, ya da geçen seneki gibi toparlayıp biz biteceğiz sene sonunda. Kimbilir yine çift okey atarız belki de...

28 Aralık 2009 Pazartesi

Çeyrek Umutlar, Amorti Hayatlar

Bir yılbaşına daha yaklaşırken ellerinde umut dağıtan amcalar ve teyzeler de dolanmaya devam ediyor ortalıkta. Yeni yılı karşılarken daha o gelmeden çıkar gözeten yapay bir kutlama telaşı da sardı herkesi. Gelene bir şeyler ikram edilir bizim kültürümüzde aslında ama biz her yeni yıl gelişinden illa ki ondan bu sefer bize çıkarmasını istediğimiz bir ikramiye arzusu ile kucak açıyoruz. Sonra laf olsun diye sağlık, barış ve mutluluk kelimeleri ile süslü cümleler. Pekiyi kendimize hiç soruyor muyuz; biz yeni yıla neler vereceğiz? Mesela beklediğimiz ikramiye yerine biz ne kadar hediye dağıtacağız sene içerisinde? Onun bize mutluluk getirmesini beklemeden biz kimlere mutluluk vereceğiz? Yeni yıl bize vermeden biz ona ne anlamlar yükleyeceğiz; yeni bir iş, yeni kurulan arkadaşlıklar, yeni bir karar, yeni bir yaşam belki de... Beklemekle ömür geçer. Umut elbette tükenmez bu ömür boyunca ama umutları uyutmadan taze tutmak için beklemekten çok eklemeliyiz. Hayat beklemez çünkü...

Ne Kadar Destek, O Kadar Futbol

Doksanlı yılların sonunda şimdiki adıyla Süper Lig'e çıkıp sadece bir kaç sene tutunabilen Erzurumspor bugünlerde kayıpları oynuyor. Bu dağlık bölgenin takımına 2. Ligden daha da aşağıları doğru bir yolculuk gözüküyor. Coşkun Birdal'ın attığı gollerle parladığı ve ismini duyurduğu bu kulüp, doğunun diğer illeri gibi sahipsizlik ve ilgisizlik sonucu futbol takımı olarak ayakta kalma mücadelesi veriyor. Milyon dolarlar ayakları altına serilmesine rağmen bekleneni veremeyenlere yönelik tribünden gelen protestoları görmeye alışığız. Nadiren de olsa bunun tersi tabloları sergileyen takımlar çıkıyor. Erzurumlu topçular da uzunca bir süredir para alamadıkları için maça yukarıdaki gibi ellerinde "Bizden Bu Kadar!" yazılı pankartla çıkmışlar. Bir ucundan sökülmeye başlamış olan soluk bir Erzurumspor logolu bayrakla beraber. Arkada görüldüğü üzere tribünlerde de parmakla sayılabilecek kadar az sayıda taraftar var. Onlar da bu protestoya ortak olmuşlar. Yönetim kanadına sahip çıkmayanlar kadar, tribünden takımına sahip çıkmayanların da suçu var bu durumda. O pankartı taşıyanlar, yarın öbür gün işler iyi gider de tribünler dolarsa, iyi gün dostlarına yönelik "Atkıları çıkarın, çıplak izleyin" diye bağırırlar inşallah.

27 Aralık 2009 Pazar

Çiçek Abbas ve Okey


Serencebey Gazetesi'nde çalışırken Beşiktaş'ın 1976'dan bu yana şanlı formasının üzerinde yer alan markalarla ilgili bir araştırma yapmıştım. Vala Somalı'nın kitabından, kulübün çıkartmış olduğu kitaplara, Ergun Hiçyılmaz'ın sakladığı fotoğraflardan, Cumhuriyet Gazetesi'nin arşivine kadar epey uğraşmıştım. Bulduğum markaların hangi yıl giyildiğini, o dönem hangi futbolcuların forma giydiğini de eklemiştim ama yaşça bizden büyüklerin itirazı vardı. Liste eksikti. Hani tipitip, hani Okey? Varsa fotoğrafı, belgesi listeye ekleyelim dedik ama kimse de fotoğraf ya da herhangi bir belge sunmamıştı. Bugün Çiçek Abbas'ı seyrederken şok oldum. Şakir ile Abbas'ın meşhur kahve atışmasından önce arka planda bir Beşiktaş posteri var. Posterin sağ alt köşesinde Okey yazıyor. Futbolcuların göğsünde de çok yüksek ihtimal Okey yazmakta ama okudum dersem yalan olur. Televizyonda daha net tabii. Yukarıdaki posterde Okey yazısını okumak imkansız. Ne zaman ne yapacağı, nerede karşımıza çıkacağı belli değil Beşiktaşımızın. Darısı tipitip ile Ufo'nun başına.

24 Aralık 2009 Perşembe

Avucumun İçi

Yaşadığı yer için " Ben buraları avucumun içi gibi bilirim" diye düşünenlere...

Takım neden 10 Kişi Ulan?


Takım çıkıyor seremoniye,tribünde bir ses Galatasaray 10 kişi! Yok oğlum olur mu oyle sey? Olur tabi falan, muhabbet öyle ilerliyor. İstiklal marşı okunuyor takım hala 10 kişi.

Noluyor ulan derken Servet Çetin ağır aksak adımlarla seremoniye geliyor. Çatlak sesler artıyor tabi tribünde, bu mudur bu takımın disiplin anlayışı falan filan... Benim fikrim mi? Farkeder mi?Neyse bu dünden akıllarda kalan ilginç bir estanteneydi. Maça gelelim...

Hafta içi, hava soğuk, maç başlar 21.30'da, ertesi gün iş var, yabancıların 3 'ü izin, 2'si sakatlık kontenjanından tutmuşlar ülkelerinin yolunu. Yani takım Tobias hariç yerli malı, arayada serpiştirmiş Frank Rijkaard gençleri. Yenilsede takım telafi ederiz diyor aklınca. Saydığım bunca olumsuzluğa rağmen gelmişti yine o eskiden Beşiktaş için aramızda kullandığımız artık yavas yavas Galatsaray'da da oluşan KEMİKLEŞMİŞ TARAFTAR profili. Harbiden destek için oradaydı o profil, çürük elmalar ayıklanmıştı dün gece Sami Yen' de. Ve oraya gelen herkeste bunun farkındaydı. Hal böyle olunca tribünden çıkan o ağzımıza doladığımız bilmem kaç desibellerin oranıda haliyle cok yuksekti diger gecelere göre. İlk defa bu tribunleri özellikle kapalıyı dün gece böyle gördüm. Olsaydı bi DESİBEL ölçme cihazımda :) takım GOL YEDİĞİNDEKİ o bitmeden devam eden Ölüm Varmış Korku Varmış bestesini söyleyenlerden çıkan sesin şiddetini ölçebilseydim.Geçen hafta Gençlerbirliği maçındaki 10 Dakika eski açık, 10 dakika kapalı bağıracak muhabbetinin bu maçta sona ermesi de isabet oldu diye düşünüyorum.

Birkaç cümlede Trabzon Tribünleri için kuralım. Yeni oluşumla yani Ultraslan'ın bir kısmının eski açığa gitmesi , ordaki UA UNİ ve diğer alt gruplarla birlikte hareket etmesi, bir yanda Kapalının sıkıştırmasıyla ARADA KALAN deplasman takımı taraftarı görüntüsündeydi yani sonları. Bu sezon Sami Yen'e gelen diğer tribünlerle aynı oldu. Belki dedik 61'de yaparlar bi varyete oda olmadı. 3 lü onu da bastırdı...Velhasıl kelam dün gece herseye rağmen değişik bir eğlence hakimdi tribünlerde, güzellikler hep böyle gider umarız Galatasaray tribünlerinde....

23 Aralık 2009 Çarşamba

Kapalı Tribünde Kutlansın Yılbaşı , Ölümüne Seviyoruz Biz Beşiktaş'ı

Hiç sevmem yılbaşı kutlaması için dışarı çıkmayı. Evimde sevdiklerimle oturur, sofradaki nimetlerden istifade eder, daha çok da alkolle doldururum mideyi. Yeni sene güzel geçsin diye kafam güzel girerim ilk dakikalarına. Yediğim belli, içtiğim belli rahat rahat yayılırım koltuğuma. Televizyon kanallarına da pek takılmam. Eğlence programlarını ertesi günlerde banttan izlemek daha çok hoşuma gider. Sohbet muhabbetin tadını çıkartırım, onun tekrarı yok çünkü. Her sene bir kez ve illa ki alınan piyango biletleri elde patlasa da kaybolmayan umutla izlerim çekilişi. Sabahı etmeden de yatar uyurum. Dışarı çıkıp tabiri caizse kıç kıça oturmak, tabak tabak üstüne gelen sofralarda çöplük gibi mideyi doldurmak, limitsiz diye şuursuzca alkolün dibine vurmak, kulağıma sokulan klarnete sussun diye bahşiş sıkıştırmak, sallana sallana eve dönüp yeni yıla anca 2 Ocak'tan başlamak eğlenceli gelmiyor bana. Paranla rezil oluyorsun. Onun yerine herhangi bir gecede, güzel bir yerde, bir kaç meze eşliğinde, sevdiklerimle birlikte, iki kadeh yuvarlamak çok daha çekici geliyor.

Her yılbaşına doğru da bi kaç arkadaşımla hayal kurarız; "Bu sene yeni yıla Kapalı'da girsek keşke" diye. Akşam saat 19:00'dan itibaren açılsa kapılar. Kombinelerimizi gösterip girsek ya da biletli olsa. İçerde hep bildik simalarla maç başlıyor telaşına kapılmadan selamlaşıp hoş beş etsek. Köfte ve sucuk ekmeğin yanı sıra başka çeşitlerle dolu standlar olsa. Tabi ki alkol. En azından bira. Konuk sanatçıya falan da gerek yok. Beşiktaş marşlarıi şarkıları yeter. Dev bir perde ekran kurulsun, geçmiş maçlardan görüntüler yayınlansın ara ara, hani maillerde, facebook'da paylaşımlarda dolanan videolar var ya, onlar gelsin ekrana. Misal "Ben Fenerli değilim" diye ağlayan küçük çocuk, Çok Güzel Hareketler Bunlar'daki Beşiktaş temalı skeçler, Optik için yapılan klip, Alen'in en coşkulu üçlüleri, Ferhat'tan 'Salako', maçlarda çekilen kısa videolar vs vs. Zaten hemen hemen hepsinin arası tezahüratlarla geçecektir. Saatler 00:00'a gelirken yapılan geri sayım ve kuvvetli bir üçlüyle yeni yıla giriş. Peşinden çalan samanyolunda elde açılan atkılarla sağa sola sallanan bir tribün; "Bir şarkısın sen, ömür boyu sürecek... "

22 Aralık 2009 Salı

Trabzon Part 2

Nerede kalmıştık...

Maçın üzerinden çok geçse de gazetelerde olmayanı yazmaya devam edelim. Uçaktan indikten sonra doğruca Yenimahalle'de aldım soluğu. Saat 09:00. İn cin top oynuyor kapalı tribünün önünde. Biraz tur atayım diye maraton tribünün önüne geldiğimde en az 500 kişi maç izliyordu. Maraton tribünün hemen yanıbaşında yer alan suni çim sahada. Bozoyük-Yalı maçı. Pazar sabahı saat 09:00'da futbol izlemeye gelmiş onca futbol sevdalısı arasında ben de yerimi aldım. Maçı bıraktığımda deplasman takımı Yalı 0-2 öndeydi.

Sonra tekrar havaalanına dönmek icab etti. Yolda giderken taksici 96-97 senesinden bu yana Trabzon-Fenerbahçe arasında oynanan hiçbir maçı seyretmediğini söyledi. Dayanamıyorum, o gün o maç yokmuş gibi yaşıyorum diyor. Anlamakta güçlük çekiyor insan. O kadar samimi söylüyor ki sanki futbol dışında hayati bir durumu anlatır gibi aktarıyor.

Havaalanına vardığımda 100 kadar çevik kuvvet hazır nazır. 8-9 Fenerbahçeli'nin başında duruyorlardı. Fenerbahçeliler botlarını çıkarmış gelen yolcu kapısının önünde oturuyorlar, götür beni gittiğin yere şarkısını mırıldanıyorlardı. Muhtemelen onlar da benim beklediğim uçağı bekliyorlardı. Saat 14:50. İstanbul'dan gelen uçak havaalanına indi. Ne olduysa da ondan sonra oldu. O uçakta Fenerbahçeliler ile birlikte gelen arkadaşım havaalanı içinde yaşananları anlattı bana. Fenerbahçeliler uçaktan inip havaalanına girer girmez "Burası Kadıköy Buradan Çıkış Yok" diye bağırmışlar. Trabzonlu iki rakamla 2 taraftar bu 50-60 kişilik grubun arasına Burası Trabzon diye dalmış:) Fenerbahçeliler'in sayıca üstünlüğü delilik falan dinlememiş olsa gerek dışarıdaki çevik kuvvet adam öldürüyorlar diye içeriye akın edince aşağıda gördüğünüz video ortaya çıktı. Fenerbahçeliler havaalanından çıkmaya çevik kuvvet ise içeriye girmeye çalışıyor. Sonrasında Sefa ve tayfası polisten dayak yemeden çıktılar havaalanından. Trabzonlu iki kişinin ne durumda olduklarını görememiş arkadaş:)


Malum Trabzon yenildi. Maç çıkışı herkes barut gibi. Trabzonsporlular'ı kapalı tribün önüne sokmayan bir bariyer sistemi kurmuş Trabzon emniyeti. Trabzonlular emniyetle dalaşa dalaşa evlerinin yolunu tuttular ki böyle bir tavırla İstanbul'da polise diklenseniz alacağınız şey 70 cm'lik cop ya da sprey olur. Çok musamaha gördüklerini bunun sebebininse Fenerbahçe mağlubiyeti olduğu açıktır. Bir Trabzonsporlu için en kötü şey Fenerbahçe'ye yenilmektir diyebiliyorum artık.

Ertesi gün sabah saat 07:00. Havaalanındayım. Gözlerim kapanıyor. Çevremde kim var kim yok ilgilenmiyorum. Bloga belki biraz daha malzeme çıkar diye açtığım radarlar kapansa da Trabzon havaalanında duyduklarıma engel olamıyorum. Önümde uçağı bekleyen adamlar dün geceki maçtan konuşuyorlar. Ah Colman Ah .ıçtı ağzımıza diyor biri. Diğeri de tek iyi oyuncumuz Gabric diyor. Gabric benim kiracım diyor yanındakine. Valla şu maçı alsalardı bu ayın kirasını almazdım şerefsizim almazdım diyor sinirle:)



21 Aralık 2009 Pazartesi

Sözün Bittiği Yer

19,21,23,24... Yaşları..

Bünyamin,Ahmet Muhammet,Serhat,Mesut.. İsimleri..


1 sene önce böyle yazmış Serhat..





Kim bilir kaç kez haykırdılar "Uğrunda ölmeyen Fenerli olsun...Tabutumuz bordo mavi! Cehennemde,ateşinle,kavur bizi bordo-mavi!" diye..Nereden bileceklerdi ki bir Fener maçı dönüşünde üzerlerindeki Trabzonspor formalarıyla vereceklerdi son nefeslerini..


Fotoğraf herşeyi anlatıyor; Trabzonspor aksesuarları, Trabzon çıkışında muhtemelen akrabalar için alınmış ve etrafa saçılan Vakfıkebir ekmekleri..



Buraya koymadığım diğer fotoğraflarda gözüken Ts Club poşetleri.. Vefat eden kardeşlerimizden birisinin üzerindeki kanlı forma ve kaşkol..



Ölümün soğuk yüzü.. Kelimelerin bittiği , boğazımızın düğümlendiği, duygularımızın gözlerimizden oluk oluk aktığı yerdeyiz..



İçlerinden Serhat kardeşimiz vefatından önce forumlarda sürekli dile getirmiş " Bu takıma Tekke lazım!". O yazıyı yazdığında nereden bilebilirdi bir Fener maçı dönüşünde Samsun -Tekkeköy 'de son nefesini vereceğini... üzerinde Trabzonspor formasıyla..

Üzgün öldünüz..

Öbür Dünya'da gülsün yüzünüz..

Trabzon Sevgisi

Bu amcanın yaşını sordum 90 dediler. Ne de kolay söylediler. Trabzon'un hastası. "Bordo maviye canımı veririm" diyor. Trabzon başka bir şehir, herkes gidip görmeli. Beni şok eden şeylerle karşılıyorum her seferinde. Adı büyük kendi küçük Trabzon'un. Belki de o yüzden büyük kimbilir. Trabzon Part 2'den önce şu videoyu ekleyeyim istedim.

Manisa'da Sene Sonu

Zurnanın zırt dediği yere geldik nihayet. On gün sonra yine Manisa'da olacak takımımız ve seneyi yarın oynayacağı bu kupa maçı ile tamamlayacak. Üç maçtır kazanamıyoruz. Bunların içinde on gün önce Manisa'daki de var. Grubun ilk maçının kazanıp erkenden rahatlamak için kazanmamız iyi olur. Sonra gidecekler, kalacaklar belli olacak. Yeni geleceklere yer açılacak.

Lig maçında iyi bir deplasman tribünü vardı, hafta içi bu performans tekrarlanır mı bilemiyoruz ama gidecekler için bilet fiyatı oldukça uygun.

Manisaspor-Beşiktaş maçının bilet fiyatları şöyle;
Protokol tribünü 70 TL
VIP tribün 50 TL
Kapalı tribün üst A-B 30 TL
Kapalı tribün alt 20 TL
Açık tribün 10 TL
Kale arkası (Spil) tribün 5 TL
Misafir seyirci kale arkası (Gediz) tribün 5 TL

20 Aralık 2009 Pazar

???

Geçen sene Bursa'da Sercan'ın son dakikada attığı kabak gibi ofsayt olan bu golle liderliği kaybetmiştik.




Bugün de 3 metre 47 cm farkla ofsayt olmayan bu pozisyonda kalkan ofsayt bayrağıyla belki de bu sezon için havlu attık.


2 pozisyonda da tam hizada olan bu hakemlerin bu pozisyonları görmemeleri mümkün mü?
Son 10 senede İstanbul takımlarına karşı oynadığımız 60 maçtan lehimize yapılan bariz bir hakem hatasıyla kazandığımız 1 tane maç hatırlayamamamız tesadüf mü?
Hakem dediğin hata yapar,tamam ama bu hata hiç mi lehimize olmaz? Ya da hep aleyhimize oluyorsa bu hata mıdır?
Aziz Yıldırım'ın çıkıp federasyonu,hakemleri alenen tehdit etmesini müteakip 2 haftada Fenerbahçe lehine gerçekleşen hakem hataları tesadüf mü ya da bunlar hata mı?
Türkiye Ligi; Adnan Polat, Yıldırım Demirören, Aziz Yıldırım, Ali Koç, Mahmut Uslu ve benzer karakterdeki insanların kişisel mastürbasyonlarını yaptıkları bir "düzen"dir. Ama bu düzen elbet yıkılır.. Ve bu kadar insanın ahı bir gün bir şekilde muhakkak çıkar..

Trabzon'da Koreografi


Trabzon'un bugüne dek yapılacak en büyük koreografi hazırlığı.
(Foto: 1903)