7 Eylül 2011 Çarşamba

Federasyon EA Sports'u İplememiş



EA Sports gelmiş Türkiye Süper Ligi'nin tamamının FIFA 12'de olması için federasyonla görüşmüş. Onlar da bizimle değil 18 takımla anlaşmanız lazım demişler. EA Sports'da sadece Galatasaray'la anlaşabilmiş. Dolayısıyla bu oyunun içinde tüm lig olacağına tek takım var.


Mesele burada Galatasaray'ın olması değil, bilişim çağında ve sporun tüm branşlarının bilgisayar oyunlarının olduğu günümüz dünyasında bu konunun ıska geçilmesi.


Çünkü hiç bir kulüp yöneticisi bu vizyona sahip değil. Bunun bir reklam olduğunun farkında da değiller. Sadece atari oyunu onlar için. Bunun için topluca imzalanmış bir anlaşma olsaydı daha doğrusu birileri bunu düşünüp akıl etseydi federasyon ayaklarına kadar gelen yapımcı şirketi başından savmazdı belki.


Ben de mi anormallik var ama garip geliyor bu tür işler bana. Bunları organize etmek, düşünmek bu kadar mı zor?

Neyse... Ben zaten PES oynuyorum...

20 Ağustos 2011 Cumartesi

Eli Ekmek Tutmak


"Bir baktım kalenin önünde ekmek var..."

Böyle diyordu Tolga. Bilbao maçında kritik kurtarışlarının yanı sıra kale arkasından atılan yabancı cisimler arasından tanıdık olanı da seçip almıştı yerden. Öpüp alnına götürdüğü ekmeği kale direğinin dibine koyduktan sonra tekrar bütün konsantresini oyuna çevirdi. Ekmek yediği takımının gol yememesi için var gücüyle koruduğu kalede devleşirken, yaptığı bu hareketle de gönüllerde yer etti. Yalnız bu ülke insanı için değil, bütün insanlık için önemli bir simge ekmek. Atanı ayıplıyor, Tolga'yı alkışlıyoruz.

19 Ağustos 2011 Cuma

Şehitler Ölür...

Dün golden sonrasında ve öncesinde tüm tribünler "Şehitler Ölmez Vatan Bölünmez" diye bağırdı. Ben bağırmadım. Çünkü "Şehitler Öldü Vatan Bölündü"... Kimse buna iştirak etmek zorunda değil benim siyasi görüşümdür.
Her sabah yaptığım gibi bu sabah da Hürriyet Gazetesi yazarı Yılmaz Özdil'i okumak için bilgisayar başına geçtim. Aynı başlık! Dün içimden geçenler usta bir kalemin elinde kelimelere dökülmüş. Bu bağlamda Almeida'ya teşekkür ederim. Hikaye doğruysa bir taraftarımızın isteğini yerine getirmiş. Güneydoğu'da olanlarla ne kadar ilgilidir bilemem ama bu hareketi bile benim gözümde onu farklı yere taşıdı. Geçen sezonki yazılarımı okuyanlar bilir bazı hallerine ayar oluyordum. Fakat dün geçen seneye göre daha formda gördüm. 9 numara yakışmış. Ayrıca bu ince davranışı beni çok etkiledi. Umarım devam eder.

Penaltı inanılmaz koftiydi bu arada!
Köybaşı ve Holosko klasik sinir bozukluğu.
Guti'nin bir olayını göremedik.
Pektemek ve Egemen umut verdi sağolsunlar.

Kötünün kötüsü bu takıma sidik zoruyla 3 gol beni çok mutlu etmedi ama Allah bereket versin.

Bu arada Kapalı'dan sonra kombine fiyatlarına ve endüstriyel futbola tepki göstererek bu sezon kombineyi Eski Açık'tan aldık. Çok güzel bir koltuk buldum açısı süper. Dürbün almayı düşünüyorum karşı kaleye yapılan ataklar için. Bakalım hayırslısı.

Son dip not: Siyah formayı hiç beğenmedim. Beyaz geçen senekinin aynısı sadece reklam değişik. Umarım diğer iki forma güzel olur da biz de bu sene forma almış oluruz. Bu arada yeni formayı alan çoktu. Milletin Colaturka'dan ne kadar bunalıp nefret ettiğinin bir göstergesi bence. Geçen yıllarda bu kadar yeni forma görmüyordum ilk maçta. Artı Kartal Yuvası'nda arkadaki reklamı nasıl sökeriz formanın üstünden diye hararetli tartışmalar vardı. Sonuç çıkmadı ama ben de çok kastım ama çıkartamıyorum.

Neyse.
Kombine kartımızı besmeleyle soktuk yuvasına girerken, hayırlısı olsun dedik. İnşallah böyle devam eder.

Gol Sevinci(!)

Jovanovic'in 1-2 yapan golü attıktan sonra yaşadığı gol sevinci gerçekten tuhaf. Türkiye'de bir oyuncunun böyle bir sevinç yaşaması durumunda yaşanacaklar ortada. Bence de bu kadarı fazla. Resmen tokat atmış teknik direktörü Ariel Jacobs'a.

18 Ağustos 2011 Perşembe

Kale Filesi ve Yasaklar

Beşiktaş'ın yeni sezon kale fileleri bu cins olacakmış. İyi güzel. Vallahi benim aklıma gelmişti aslında 2 sene önce ama TFF izin vermiyor demişlerdi. Sebep futbol oyun kuralları içerisinde dikkati bozma vs vs sanırım. Neresinden bakarsak bakalım saçmalık. Eğer gerçekten böyle bir sebeple izin verilmiyorsa saha kenarı led ekranlar için ne demeli? Onlar gözü daha fazla almıyor mu? Ben tribünde izlerken bile bazen rahatsız olabiliyorum. Yok nedeni boyanmış ipler daha az dayanıklı olması gibi bir sebepse belki anlaşılabilir ama nunların sonradan boyanmakla yapıldığına inanasım gelmiyor.

TFF yasaklamıştı şu fileye reklam işini de o zaman neden kaleci havlusunu asabiliyordu. Yani dikkati dağıtmaksa mesele kaleye asılı havlu da dikkat dağıtmaktı. Hakemler izin verdiler yıllarda havlunun fileye takılı olmasına.

Bir de Erman Toroğlu söylemişti vakti zamanında. Ben kaleci olsam havlumu köşeye asmam. Futbolcu kaleye bakınca ilk önce o havlunun asıldığı köşeyi görür oraya vurur demişti. Ne kadar doğru ne kadar saçma orasını bilemem.

Bir de TFF'ye şunu sormak lazım. Avrupa'da oyunun kurallarını, futbolcunun dikkatini dağıtmayan şey (Almanya'da ve Hollanda'da yaygın bu reklam mecrası) Türkiye'de nasıl oluyor da yasak oluyor...

17 Ağustos 2011 Çarşamba

Benim Beşiktaş'ım Gelme Demez

Bir ara Garanti Bankası Boğaziçi Köprüsü'nün geçişlerini bedava yapmıştı. Garanti'nin 10. yıl şerefine. Güzel iş idi. Bunu bir yere bağlayacağım. Şimdilik beklesin.

Bugün Beşiktaş JK'nın Başkanı Sn. Yıldırım Demirören "Herkes maça parasıyla gelsin. Bilet alarak girsin" demiş. Doğru demiş. Biletsiz içeriye girmeye çalışmak olmaz. Fakat bunu parası olmayan Beşiktaş'lılar için kabul edilebilir bulmuyorum. Yani bir insana paran yoksa gelme demekle eş değer benim gözümde. "Ekmek değil, su değil parası yoksa gelmesin kardeşim" nesi ayıp diyenlere de cevabım var. Zevki için gelme demek ayıp olmaz diyene de Beşiktaş'lı için İnönü'de maç seyretmenin ekmek ve su kadar değerli olduğunu anlatmak lazım. Hal böyleyken ve Beşiktaşlı için maç günü maça gidememek aç ve susuz kalmanın bir başka şekliyse bu adama paran yoksa girme demek bana acımasızlık olarak geliyor.

Peki neler yapılabilir? Mesela ne yapsak da bu Beşiktaş'ı izlemeye parası yetmeyen kardeşlerimizi bir şekilde kanlı canlı Beşiktaş ile buluştursak?

Cevabı aslında gerçekten çok kolay. Ben bir hayal kurdum. Kuranı bir kurmayanı bin kere zaten.

Bir sponsor çıksa ve dese ki. Arkadaş sen belki farkında değilsin ama bu Beşiktaş taraftarı için Beşiktaş'ın stadı, tribünü, çimi ve o sahaya çubukluyla çıkan takımı çok önemli. Gel sen bana bir tribününün yıllık tüm biletlerini peşin peşin sat. Ben de Beşiktaş taraftarına burayı açayım. Beşiktaş taraftarı bunu hakediyor diyeyim. Şimdi bunu yapabilecek olan marka var yapamayacak olan marka var. Evet doğru.

Fakat ben bir hesap yaptım. Belki bakkal hesabı ama buraya yazıp not düşeyim istedim. Şimdi eski açık kombinesi 700 TL. Eski Açık'ın tek tarafı 2.500 kişilik olsa. 2.500 x 700 = 1.750.000 TL. Bu rakamı bir sponsor karşılasa ve ilk hikayemiz gibi bir işe döndürse muhteşem bir geri dönüş alır. Bazen osuruk gibi bir fikir çok değerli oluyor. Bu fikir osuruk olarak kalabilir ama iyileştirme yapılabilirse çok değerli de olabilir.

Her an gidebilecek bir basketbolcu için sponsor ararken her daim arkasında duran Beşiktaş taraftarı için sponsor da aranabilir.

12 Ağustos 2011 Cuma

Masalla Masalla...

Stat yıkılacakmıştı da, bu şike iddiaları varken kombine alınırmıymış da, aklansınlarmıştı da, yıldız transferi yokmuştu da masalla masalla...

Sert bir yazı olacak çünkü sinirliyim.

Fiyatlara tepki koyan taraftarımızı hariç, ykarıdaki gibi sudan bahaneler üretip 'kombine almayacağım' diyen taraftarlarımızı da kınıyorum. Hatta daha ileri gidiyorum ve bu arkadaşların g.tü başı oynamasın iki dakika delikanlı olsunlar diyorum!

Tuncay Özkan'ın "Biz Kaç Kişiyiz?" anketinin bir benzerini Beşiktaş taraftarına yapmak lazım. Çil yavrusu gibi iki dakikada dağıldılar. Zaten gönülsüzlerdi. Malesef bu yaygarayı kopartan sanal alemdeki Beşiktaşlılar. Çoğu sadece Digiturk'ten maç izliyor. Ayrıca "lig oynanmasın, tatil olsun, ertelensin!" diyen bir takım dingiller var ki ayda bir maç izlerler. Maddi gücü yetmesine rağmen kombine almayan, forma almayan, gerçek desteği vermeyen 'kahvehane tipi taraftar' artık boş laf etmesin lütfen!

Kombine alıp almamakla ve kombine fiyatlarıyla ilgili bir eleştiri yapılacaksa; 2011 sezonunda Mersin İdman Yurdu ile sağnak yağmur altında hafta içi oynanan ve taş çatlasın 5.000 kişinin geldiği maçın taraftarları yapsın, diğerleri boşa nefesini yormasın.

Yine ekliyorum %33'lük inanılmaz zamdan sonra tepkisini koyup kombine almayan arkadaşları alınlarından öpüyorum. En azından başka saçma bahaneler üretip, minareye kılıf uydurmaya çalışmıyorlar. Eminim fiyatlar insin onlar yine kombine kuyruğuna girerler. Fakat diğerleri artık beynimizi uyuşturmasın saçmalıklarıyla.

Ayrıca bir de forumlarda ve yorumlarda Barcelona - Real Madrid örneği veren kafasızlar var. Forma ve kombinelerin pahalı olmasıyla büyük takım olunmuyor. Ayrıca Barcelona'nın ligde 30€'a bileti var, sen bu sene Eski Açık'ta 70 TL'ye maç izleyeceksin. İki takım taraftarının ödedikleri para karşılığında ne izlediğini düşünürlerse biraz herkes için daha hayırlı olur.

Biz 3.500 kişiye oynayalım bu sene, üstüne zamma tepki veren 5.000'i de koy zaten o kadarız.
Biz kaç kişiyiz?
G.tü başı oynamayan, 8 bin - 10 bin kişiyiz.
Bence adamız.



Çocuklara Fazla Mesai Yaptırtmayın

Kulübün resmi sitesinde daha bir kaç hafta öncesine kadar "kombinelere yoğun talep" cümleleri dolaşırken, şimdiki açıklama biraz daha gerçekleri kanıksamış vaziyette. Takıldığım bir yer var; "Pazar günleri 11:00 - 17:00 saatleri arasında satışlarımız devam ediyor." denilmiş. Şu an satış rakamları 3.500'ü geçmemiştir eminim. Böyle bir ortamda pazar günü adam çalıştırmanın ne anlamı var?
Ayrıca ben kombile almaya gittiğim gün kasadaki arkadaşın üstünde sarı lacivert bir t-shirt vardı. Yani o pazar malından ne yazık ki farkı olmayan t-shirtlerimizden iki üç tane veremiyor muyuz? Artı o arkadaş Beşiktaşlı'ysa bu ne perhiz bu ne lahana turşusu...

10 Ağustos 2011 Çarşamba

Londra'nın Taraftar Haritası

Londra sokaklarında gördüklerimizle Türkiye'de çoğu zaman şahit olduğumuz olaylar arasındaki en belirgin fark göstericilerin holigan gibi davranıyor olması. Bu sebeple Londra'nın taraftar haritasına bakalım derim.

5 Ağustos 2011 Cuma

Alania

Beşiktaş, Alania ile eşleşti. Rakip Kuzey Osetya'dan. Olmadık bir coğrafyada olmadık bir rakiple karşılaşacağız. Şu an liglerinde ikincilermiş. Yukarıdaki gibi sonuç belli ama beklemediğimiz kadar zorlanabiliriz. Aşağıda ise nasıl bir ortamda oynayacağımız az çok ortada.

4 Ağustos 2011 Perşembe

En Güzel Çağlarımız

Aziz Yıldırım ile Tayfur Havutçu'nun kısa bir süre sonra serbest kalacağı konuşuluyorken Portekizli yardımcı antrenör görece sessiz sedasız takımla çalışmalara başladı. Portekizli olması takımdaki Portekizli oyuncu çokluğundan başka birşey değil tabii. Çünkü gelen ismi ben tanıyorum diyebilecek insan sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Futbolculuk yaşamında geldiği en yüksek nokta Porto (bir sene oynamış ama tutunamamış), teknik direktörlük kariyeri ise bir Portekiz finali (Leisuare yüksek ihtimal yanlış yazdım ama böyle birşey) ile sınırlı. Fakat bunda hiç yerilecek bir taraf yok. Bence oldukça güzel. Çok başarılı bir ismin gelmesi hem Tayfur'u rahatsız eder, hem beklentileri yüksek tutar, hem de medyanın hedefi yapardı.

Sessiz sedasız işini yapsın. Biz önümüzü kış tuttuk yaz çıkarsa bahtımıza. Ben böyle isimlerin başarılı olma ihtimallerini daha yüksek buluyorum. Bilmiyorum dikkatimi çektiği için mi ama sessiz sedasız gelen çok isim var başarılı olmuş.

Önümüzdeki haftalarda alacağı başarılı sonuçlarla Tayfur'un önünü kapatma ihtimalinin olduğunu düşünüyorum. Tayfur'un arkasında yalandan durulduğunun hepimiz farkındayız. Beşiktaş düşene vurmaz ya! Tayfur'un seneye bu takımı çalıştırma ihtimali ne yazık ki artık yok. Sadece vefasızlıkla suçlanmamak için Tayfur'u destekliyor gibi görülüyorlar.

İşin bir de Beşiktaş'a dokunan noktasını düşününce bu kulübün ne kadar şannsız, kısmetsiz olduğunu görüyoruz. Tarihinin en iddialı kadrosunu Schuster'e teslim edip yarım sezondan biraz daha fazlasına tahammül gösterilip takım öz evlat Tayfur ile devam edecekken onun da yarım kalan serüvenini bu kez Portekizli tamamlayacak. Yaklaşık iki sene aldığın yıldızlardan, yakalanan heyecandan gerek kendi hataların gerek konjonktür gereği verim alamıyorken hala Kobe peşinde koşup imaja yatırım yapmaya da devam edilmesi de ayrı bir vaka.


Bir kere de şu transferleri, imaj çalışmalarını ekonomiye, sportif başarıya çevirelim artık. Hep PR, hep imaj, hep duruş, her algı yaratma...

2 Ağustos 2011 Salı

Aziz Yıldırım'a Bunları Yapanlar Benim Defterimi İki Dakikada Dürerler Mantığı

Geçirdiğimiz Temmuz ayı Türkiye tarihinin en kara Temmuz ayları listesinde açık ara önde gider. Bu kadar şehit, bu kadar kavga-gürültü, küfür-kıyamet, istifalar ve zafer çığlıkları, kamplaşmanın ağa babasına şahit olmak...
Allah'ın her belası başımızda dolandı durdu. Bir tarafta ötekileştirilmişlerin zaferi diğer tarafta yeni ötekileştirilenler. Birbirinden nefret eden bu kadar çok insanın hala birlikte yaşıyor olması gerçekten inanılır gibi değil. Bir otobüsün içerisinde hiç sıkılmadan birbiriyle itişen yer kapmaya çalışan insanlar topluluğu gibiyiz. Kimse yadırgamıyor bu durumu. Ülkenin direksiyonundaki adamlar da sallanan otobüsü istedikleri yöne götürmekten geri kalmıyorlar bu arada. Herkes işinde gücünde.


Geçenlerde okuduğum bir yazıda Türkiye'de insanların şehit eşiğinin artık çok yukarılara çıktığından bahsediyordu. Bu aslında en kibar tabirler "Dünya .ikine Eyfel .ötüne" demekti. Ben parama bakarım, ben akarıma bakarım. Gerisi umurumda olmaz. Tüm bunlar yetmezmiş gibi bir de şike adında yarı siyasi, yarı gerçek bir operasyon, -ülkemizden beklendiği üzere- füze kalkanını, özerklik ve şehit haberlerini, zamları, sokak kavgalarını gölgede bırakmaya yetiyor. Paşalar, gazeteciler, suçsuz olduğu halde yatanlar, suçlunun yanında suçsuz olan, komploya maruz kalanlar... Telefonuna yanlışlıkla mesaj yerleştirilen, komplo kurulan teğmenler (kitabı da yeni çıktı şu an adını hatırlayamadım)...

Bunların hepsinin bir anda önüne geçiveriyor futbol. Herkes hukuk kurallarına daha bir sarılır oluyor. Gerçekten de hukuksuz bir dönem yaşanıyor Türkiye'de. Fakat bunu futbol olaylarından sonra dile getiriyor olmamız da bu ülkenin ayıbı. Mesela Balbay ve Tuncay Özkan suçsuz yattıklarını, suçlarının yüzlerine okunmasını istiyor. Bu durum Aziz Yıldırım'ın ya da Tayfur Havutçu'nun içinde bulunduğu durumdan iyi mi?

Şike var mı? Adına şike, teşvik artık ne dersek diyelim olmadığını söyleyen ancak gerizekalıdır. Yok diyen yalan söyler. Şike vardır. Hep vardı. Şu an yaşanan olaylarında altından hiçbir şey çıkmayacağını kimse iddia edemez. Fakat iş suçluyla, suçlu yapılmak istenen arasındaki ince çizgide cereyan edince kafaların bulanması da kolay oluyor. Bir de hukukçular daha iyi bilir ama bir gazetecinin belgelere herkesten önce ulaşması, hatta avukatlardan önce ulaşması linç kampanyasının bir belirtisi değil midir?


Hukuki olarak bir türlü punduna getiremediğin adamı gazetelere rezil ederek itibarını sarsmak bu ülkeye olan inancını bitiriyor insanların. Ulan Aziz Yıldırım'ı bu hale getiren adamlar benim defterimi iki dakikada dürüp elime verir demekten kendini alıkoyamıyor.


Dün Ali Ece'nin radyo programında söylediği gibi Mehmet Baransu'nun bildiğini ben ya da bir başkası neden bilemiyoruz. Bütün gazetecilere neden açmıyorlar. Mehmet Baransu tam 15 saat telefon konuşmalarını dinlediğini söylemiş mesela. Bu nasıl bir iştir anlayan var mı?


Aziz Yıldırım ile Serdal Adalı'nın bir ihale nedeniyle içeride oldukları gibi bir iddia da ortalıkta dolanıyor epeydir. Beşiktaşlı Ali Rıza Dizdar bir hukuk cinayetinin işlendiğini ve Beşiktaşlıların suçsuz yere yattığını bağırıyor Barbaros Meydanı'nda.

Korcan araba almadığını 55 bin euroluk bir araç için bunları yapabileceğinin inanılmasına şaşırdığını söylüyor. Hani Emenike'nin para sayarken görüntüleri vardı? Ne oldu o görüntüler? Son 5 maçın sonucu belliydi ya. Karabük, Ankaragücü ve Buca'dan kimler içerideler şu an?

Bir de bu adamların suçları hakkında eminsiniz ki cezaevinde tutuyorsunuz. O zaman bir an önce kararınızı verin. Futbolcusuna şike teklif edilen kulübün düşürülmesini mesela anlayamıyorum. İBB'nin hiçbir yöneticisi içeride değil. Ama İBB'yi küme düşürmekten bahset. Oyuncunun takımını satmasının bedelini neden kulüp ödesin ki? Eğer tüm bu açıklananlar doğruysa. Yapılacak şey çok basit. Beşiktaş, Fenerbahçe ve Eskişehirspor küme düşürülmeli. Şike yapan yönetici ve teknik heyet kulübü bağlar, futbolcu kendini.

20 Temmuz 2011 Çarşamba

Süper Lig'in Yenilerinin Kombineleri


Bizim gibi kombine zamlarından mağdur olan taraftarlar arasında Süper Lig'in yeni ekiplerinden Mersin İdman Yurdu'na gönül verenler başı çekiyor herhalde; kale arkası 500 TL, maraton 850 TL. Geçen sene Bank Asya 1. Lig'indeyken 80TL'ye maraton tribüne kombine alanlar on kattan fazla olan artıştan şikayetçi. Önceki de pek bir ucuzmuş gerçi ama bence esas sıkıntı kale arkası fiyatında.
Mersin İdman Yurdu Kombine Fiyatları

Kombine fiyatlarını belirlerken yaptıkları çalışmayı taraftarlarıyla paylaşan iki Karadeniz kulübü olaya fırsatçılıktan çok tribüncü gözüyle bakarak yaklaşmışlar. Samsunspor kale arkalarının bilet fiyatlarını 10 TL olarak açıklarken, maraton tribüne 20 TL fiyat biçmiş. Bu rakam sadece dört büyüklerle oynanacak maçlarda iki katına çıkıyor. Toplamda 210 ve 420 TL'ye ulaşan bilet fiyatlarına göre kombinelere de 150 ve 300 TL demişler. Üstüne üstlük bayanlara, öğrencilere ve taraftar gruplarına da %50 indirim uygulamışlar.
Samsunspor Kombine Fiyatları


Orduspor yönetimi ise kale arkalarının biletlerini 20 TL, maraton tribününkileri 40 TL olarak belirlemiş ve dört büyüklerle oynanacak maçlarda kale arkası için bu rakamı üç katına (60 TL), maraton için iki buçuk katına (100 TL) çıkarmış. İşin ilginci Ankaragücü, Bursaspor ve Samsunspor maçları için de özel fiyat politikası uygulamışlar; 30-50 TL. Buna göre toplam da 540 ve 960 TL'ye ulaşan bilet fiyatlarına göre kombinelere de 300 ve 600 TL demişler.
Orduspor Kombine Fiyatları

Süper Lige uzunca bir aradan sonra çıkan bu üç kulübün de değişik fiyat politikasına sahip olduğunu görüyoruz. Taraftarına en çok sahip çıkan Samsunspor'a sevgilerimizi göndererek Mersin İdman Yurdu yönetimini de insafa çağırıyoruz. Bizimkiler dinlemiyor bari siz Anadolu insanını küstürmeyin futbola.

14 Temmuz 2011 Perşembe

İade

Serdal Adalı ve Tayfur Havutçu içeride. Serdal Adalı'nın İbrahim'e at teklif ettiği ve bunun karşılığında da şike yapıldığı söyleniyor. Tayfur Havutçu ise final sabahı İskender ile İbrahim'i seneye Beşiktaş'ta görmek istediklerini söylemiş. Bunlarla sınırlı değil sanırım. Çünkü Ahmet Ateş adında kulüp içerisinde genel olarak sevilen, her yere eli kolu değen bir profesyonel çalışan da tutuklu. Fenerbahçe ile aynı pozisyondayız. Geride durup bakınca hiçbir farkımız yok. İki takımın da yöneticileri içeride.

Yıldırım Demirören yine tribünlere oynadı ve kupayı iade etti. Beşiktaş eskiden haklı olduğunda dahi alttan alarak insanların gözünde saygın bir yer edinmişti. Şimdi haksız durumda geliştirdiği irite kontrayla kendine pr çalışması yapıyor.

Tayfur ve Adalı suçluysa Yıldırım Demirören de suçludur. Kupayı iade ederek kendisini potanın dışına çıkartıyor ama kimseler yemiyor.

Hayaldi Gerçek Oldu-Beşiktaş Jokey Kulübü

Beşiktaş'ın Adidas işbirliği sözleşmesini 2016 yılına kadar uzattığı törende Adidas Türkiye Yönetim Kurulu Üyesi ve Genel Müdürü Haluk Özmutlu'nun Beşiktaş Kulübü yerine 'Beşiktaş Jokey Kulübü' demesi başkan Demirören tarafından espriyle karşılandı. Bu hatadan dolayı ekstra para talep edeceklerini dile getiren başkan, "Atçı yaptın bizi, Artık hipodroma götürürsün" derken, "Jokey formaları değişik olacak" diyerek herkesi güldürdü.

Gidin

Biz 8-0 mağlup olduğumuz zaman bu kadar utanmadık. Ne söyleyecek ne de yazacak bir şey bulamıyorum. Bi gidin lütfen...

11 Temmuz 2011 Pazartesi

Bize Ne?

Ne gerek var böyle bir açılış sayfasına. Henüz hiçbir şey net değilken hem de. Çok meraklıyız Trabzonspor'u kutlamaya. Bize ne arkadaş. Üstümüze vazife olmayan işlerde öne çıkmakta üstümüze yok. Farklı olacağım derken komik oluyoruz.

1 Temmuz 2011 Cuma

Halkın Takımı Beşiktaş?

2004-2005 sezonu kombine kart fiyatları
Vip 5000– 1,750
Numaralı 1,200
Kapalı 500 -700
Yeni açık 250
Eski açık 200
2003-2004 sezonu 3. UEFA



2004 yılında asgari ücretli bir Beşiktaş taraftarı 444.150.000 TL kazanıyordu. Bu parasıyla eski açıktan iki kombine alabilir, cebineyse 44.150.000 TL kalırdı. Yeni açık tribününden ise sadece bir adet kombine karta gücü yeterdi.



2005-2006 sezonu kombine kart fiyatları
Vip 6,500-1,305 YTL
Numaralı 1,150 - 810 YTL
Kapalı 800-495 YTL
Yeni açık 200 YTL 180 YTL
Eski Açık 150 – 135 YTL
2004-2005 sezonu 4. UEFA



2005 yılında ise asgari ücretli Beşiktaş taraftarı 488,80 TL kazanıyordu. Bir önceki yıla göre alım gücü artmış. Üç eski açık alabilir duruma ulaşmıştı. Geçen sene bir adet alabildiği yeni açık tribününden ise bu sene iki adet alabiliyordu.




2006-2007 sezonu kombine kart fiyatları
Vip 900-4500 YTL
Numaralı 1125-630
Kapalı 630-450
Yeni Açık 135
Eski Açık 90
2005-2006 sezonu 3. UEFA



2006 yılında ise ilk kez kapalı tribün kombinesi alacak güce ulaşan asgari ücret sahibi Beşiktaş'lı bir düzine ve fazlası eski açık ve yeni açık kombinesi alabiliyordu. Çünkü asgari ücreti 531 TL.

2007-2008 sezonu kombine kart fiyatları
Vip 6.000-1.500
Numaralı 1.750-1.250
Kapalı 900-700
Yeni Açık 300
Eski Açık 250
2006-2007 sezonu 2. Şampiyonlar Ligi



2007 yılında Şampiyonlar Ligi'nin etkisiyle 562 TL kazanan asgari ücretlimiz iki eski açık ve bir yeni açık tribün kombinesi kadar kazanırken, kapalı tribün kombinesi alacak gücünü kaybetti.

2008-2009 sezonu kombine kart fiyatları
Vip 6.500- 1800 YTL
Numaralı 2,100- 1.550 YTL
Kapalı 1.200- 975 YTL
Yeni Açık 400 YTL
Eski Açık 350 YTL
2007-2008 sezonu 3. UEFA


2008 yılında ise yine iki eski açık ve bir yeni açık alacak kadar asgari ücret alan Beşiktaşlı'nın kapalı tribünle arasındaki uçurum ilk kez bu kadar yükseldi. 2008 yılında asgari ücret 608,40 TL idi.



2009-2010 sezonu kombine kart fiyatları
Vıp 6.900-2.500 TL
Numaralı 2.500-1.900 TL
Kapalı Üst 1.400 TL
Kapalı Alt 1.150 TL
Yeni Açık 600 TL
Eski Açık 500 TL
2008-2009 sezonu şampiyonu Şampiyonlar Ligi


2009 yılında ise 666 tl kazanan asgari ücretli alım gücünü hızla yitirerek bir eski açık ya da bir yeni açık kombinesi alabilecek fiyatlarla kafa kafaya çıkıyordu.



2010-2011 sezonu kombine kart fiyatları
Vıp 7.500-2.750 TL
Numaralı 2.750-2.100 TL
Kapalı Üst: 1600 TL
Kapalı Alt: 1.350 TL
Yeni Açık: 700 TL
Eski Açık: 550 TL
2009-2010 sezonu Avrupa Ligi


2010 yılında da durum değişmedi yine fiyatlar kafa kafaya. Asgari ücret 729 TL. Bu da bir eski açık ya da bir yeni açık demek.



2011-2012 sezonu kombine kart fiyatları
Vıp:8.250-3.100 TL
Numaralı: 3.100-2.500 TL
Kapalı Üst 2.000 TL
Kapalı Alt 1.800 TL
Yeni Açık 900 TL
Eski Açık 700 TL
2010-2011 sezonu Avrupa Ligi



Ve günümüz. Asgari ücret 837 TL. Yalnızca eski açık alabiliyor. Yeni açık için ek iş yapmak lazım. Evet evet halkın takımı Beşiktaş!

Garanti Bankası & Power FM


Garanti Bankası müşterisiyim. İnternet bankacılığına girdiğinizde "Kart İşlemleri" menüsüne tıkladığınızda doğrudan karşına gelen manzara bu! Bir çok kulüple kredi kartı anlaşması yapmış olan bankanın bu Fenerbahçe taraftarlığı nedir anlamak mümkün değil? Ben bankacılık işlemi yaparken bu kartı veya logoyu görmek zorunda değilim ki... Diğer takımlardan benim gibi müşterilerine ayıp ediyorlar. Merkezlerine de yazdım bakalım sonuç alabilecek miyim?


Bir de Power Fm... İki gün önce yazacaktım ama fırsat olmadı. Sabah haberlerinin spor bölümünde "Fenerbahçe Kulübü kombine kartlarının dağıtımına bugün başladı" şeklinde bir haber çıktı ve ilk haberlerdendi. Şimdi bir kulübün kombine kart dağıtımı öncelikli haber midir bunu anlamış değilim.

Kombine fiyatlarına canım sıkkın zaten küfürü basarım şimdi, susayım.

Üç Büyükler ve Semtleri

Beşiktaş: Diplokiyon (çifte sütün) ve Zagokiyon (birleşik sütünlar) olarak anlırmış. Sütunların üzerinde beşik figürü olması sebebiyle halk arasında "beşikli taş" olarak kabul edilip zaman içerisinde Beşiktaş'a dönüştüğü kabul ediliyor.

Galatasaray'ın kurulması: 3.Beyazıd av zamanı karlar içerisinde barınacak bir yer ararken ormanda bir karartı görüyorlar. Meskenin içine gittiklerinde yaşlı bir adam etrafında taze muhteşem güller görürler. Geceyi burada geçirdikten sonra Beyazıd sabah ayrılırken "Gülbaba benden bir isteğin var mı" diye sormuş. "Padişahım şu zirveye bir mekteb-i irfan tesis ve tertip buyur da okuyup yazanları hizmet-i hümayununda istihdam eyle. Vaktin birinde devletine lazım olur" demiş. Bunun üzerine şimdi bilinen Galatasaray Lisesi kurulmuştur. (Gerçi şimdi Aslantepe oldu o coğrafya ile ilgili olarak tarihi bir araştırma yapamadım ama tarladır muhtemelen oralar...)

Kadıköy (Körler Memleketi - Fenerbahçe zaten fenerli evlerin ve yoğunlukla alkollü gece eğlencelerinin yapıldığı yerler olduğu için Kadıköy'ü baz aldım): Megaralılar kendilerine havası, suyu, toprağı iyi bir memleket aramaktadırlar. Delh kainine bize gidip yaşayacak bir memleket göster demişler. Kahin 'siz körlerin memleketi karşısındaki yere gidiniz, orası yer yüzünün en rahat en güzel yeridir, orada oğullarınız gürbüz siz sıhhatli olacaksınız' der. Megaralılar Atina civarında yaşamakta olup bu salıktan sonra yola çıkarlar. Bir süre yol kat ettikten sonra bir gece Sarayburnu'na gelip konaklarlar. Sabah uyandıklarında Reis Vigas:
-Kahinin sözü çıktı

-Körler memleketi nerede?

-İşte orası! (Eliyle Kadıköy'ü İşaret ederek)

(Sonra etrafındaki yeşillikleri göstererek) Yeryüzünün bu kadar güzel yerini
görmeyip karşısını beğenenler elbetteki ancak körlerdir.


*Tarihi ve Efsaneleriyle İstanbul Semtleri - Niyazi Ahmet Banoğlu kitabından alıntıdır.

30 Haziran 2011 Perşembe

28 Haziran 2011 Salı

Are You A Fan?



Kartal Yuvası ürünleri artık hepsiburada.com üzerinden değil kendi internet sitesinden satılıyor. Üstelik dolar ve euro'yla da alabiliyorsunuz. Hedef kitlesi nedir tartışılır ama esas ilginçlik baz alınan dolar kurunda. Bilindiği üzere otellerde para bozdurmaya kalkarsanız güncel kurdan daha farklı olarak geçirirler size. Bizim Kartal Yuvası bunu abartmış biraz. Merak ettim başkan kendi yaptığı/yapacağı otellerde de kuru bu şekilde mi ayarlayacak...


An itibariyle $ için;

TCMB Alış Kuru : 1.6354 TL

Piyasalarda Kur : 1.6350 TL

Kartal Yuvasında : 1.2372 TL


Not: Euro'ya bakmaya gözüm yemedi.

25 Haziran 2011 Cumartesi

Kazım Koyuncu Röportajı


1903 eklemişti bu röportajı bloga. Kazım Koyuncu'yu daha yakından tanımak isteyen herkesin okumasında fayda var...

Mart 2004'te -yani ölümünden 15 ay önce- Trabzonspor Dergisi muhabiri Aytekin Akay'a verdiği röportaj..

Nur içinde yat Kazım Abi..

KAZIM KOYUNCU: "GÜÇLÜLER’ İN İKTİDARINA KARŞI HAYDE TRABZONSPOR’A"


"Trabzonspor’u tutmak sadece o yörenin çocuğu olmakla açıklanabilecek milliyetçi bir davranış değildir. Benim için Trabzonspor, en güçlülere karşı koyan ve herkesi yenen hayali kahramandı. Öyle bir kahramandı ki statükoyu bile devirmişti.”

İşte böyle diyor Kazım Koyuncu...1992 yılında Mehmet Ali Beşli ile kurdukları dünyanın ilk Laz Rock grubu "Zuğaşi Berepe (Denizin Çocukları) ile tanıdık O’nu... İstanbul Siyasal’dan siyasi nedenlerle ayrılan Kazım için 90’ lı yılların ortasında yol, müzik yoludur, tabii bir de Trabzonspor vardır hayatında... Üç İstanbul takımının iktidarıyla kafasını bozmuş çoğu insana inat Trabzonspor’u hep içinde taşır Kazım... O herkes gibi sonuçlarla yaşayan biri olmasa da, sonuç da bekler tuttuğu takımdan. Her yıl, "Artık bu yıl şampiyonuz” diye düşünür. Çünkü O’na göre Trabzonspor’da oynayan her futbolcu, 'şampiyon olacak takımın futbolcusu’ psikolojisiyle sahaya çıkmalı. fiampiyonluğa inanmayanın, halkını, taraftarını da inandıramayacağını hatırlatan Koyuncu, "Hiç kimse boşuna Trabzonspor’un şampiyon olup olmamasını tartışmasın. Mazimiz her şeyi tüm çıplaklığıyla yüzümüze vuruyor.” şeklinde konuşuyor. Tünel’deki ZB stüdyolarında bizi ağırlayan Kazım Koyuncu, "Siz bulmasaydınız ben bulacaktım sizi” demesi ve derginin her sayısını takip etmesi "Trabzonsporlu sanatçı duyarlılığı” olsa gerek. Futbolu O’na iki isim sevdirdi: Trabzonspor ve Armando Dieogo Maradona...Trabzonspor’u da Maradona’yı da aynı nedenlerle seviyor; iktidarın iktidarlarını yıkan ve farklılığı getiren eylemleri... Karadeniz müziğine getirdiği yeniliklerle Türkiye’ye malolan Koyuncu, yakın bir zamanda Trabzonspor gibi Avrupa sahalarında boy gösterecek. Tulumuyla, gitarıyla, Trabzonsporluluğuyla...

- Trabzonsporluluğunuz, yöresel bir takım nedenlere mi dayanıyor?

- Hayır, sadece bununla açıklanamaz. Trabzonspor’un bendeki ifadesi, statükonun karşısında yer alması, statükoyu parçalaması, güçlülere karşı güçsüzlerin var olduğunu ve onların da bir şeyler yapabileceğini göstermesidir. Trabzonspor, sadece bir yöre takımı olarak ben de ifade bulmuş olsaydı, bu lokal bir şey olurdu ve de çok doğru temellere oturmamış olurdu. Oysa Trabzonspor, sadece Trabzon’ u değil tüm Karadeniz’i aşmış bir olgu. Evrensel değerlere sahip olan benim için de Trabzonspor, Türk futbolunun en evrensel değeri ve en önemli unsurudur.

- Siz Karadenizli ve Laz bir sanatçısınız ama sizi Urfalı da dinliyor, Muğlalı da...

- Karadenizli dışında çok sayıda dinleyici kitlem var ve sık sık onlarla konserlerde buluşuyoruz. Urfalı, Diyarbakırlı, Mardinli o kadar fazla Trabzonspor taraftarı var ki, bu memleketlilikle açıklanabilecek bir olgu değil. Aslına bakarsanız, yoksulların, ezilenlerin, "farklı olanların” var olduğu ve birbirleriyle dayanışma içinde olacağı duygusunu ifade ediyor. "İnsan neden Diyarbakır’dan Trabzonspor’u tutar?” diye bir soru sorulduğunda, "Güçlülere karşı direnen ve statükoya hayır diyen anlayış nedeniyle” cevabını buluyorum.

- Trabzonspor, sizin söylediğiniz anlamda hala "güçsüz”lerin yanında bir felsefeye mi sahip; yoksa o da “güçlüler”in kıyısına çoktan geçti mi?

- Sorunun düğümlendiği yer burası işte. Kendine has yapısından dolayı Trabzonspor var oldu. fiimdi modern zamanların birtakım ilişkilerini yaşıyoruz. Trabzonspor, modern zamanların kendine dayattığı ilişkilere girdiği andan itibaren çöküşü de başladı. Biz, varlığımızı anlamlandıran değerlerimizi unutmaya başladıkça ne anlama geldiğimiz de anlaşılmıyor. Eğer kendimizi üç büyük kulübün yanında dördüncü kulüp olarak adlandıracaksak, alınacak şampiyonlukların da bir anlamı olmayacak. Oysa kazanacağımız şampiyonluklar, tıpkı eskisi gibi oynanan futbol, kazanma hırsı, diğerlerinden farklılığımızı ortaya koyacak. Trabzonspor olarak, o eski değerlerimizin peşinden koşmalıyız.

- Sevgili Kazım, Zuğaşi Berepe’de farklı bir müzik ve farklı bir Kazım Koyuncu vardı, şimdi ise daha farklı bir Kazım Koyuncu var. Tıpkı Trabzonspor’un 70’ li yıllardaki Trabzonspor olmadığı gibi...

- Evet ancak, ben çok farklı bir hayat yaşıyorum. Her ne kadar eskiye göre daha popüler biri olsam da, popülaritenin getirdiği yaşam biçimini hayatıma sokmadım ve hayatımın sonuna kadar da sokmayacağım. Televizyonlarda görünür olmaktan gurur duyan bir insan değilim ve asla da bununla gururlanmam. Eski arkadaşlıklarım, dostluklarım sürüyor. Hakkını vererek müzik yapmak, doğru bildiğim ne varsa peşinden gitmek benim için çok önemli. Değişen ne? Eskiden 10 bin satıyordu albümlerim, şimdi 100 bin satıyor. Hayatım daha da zorlaşmıştır; Trabzonspor gibi. Ben kendimle ilgili bir takım seçenekler koyabiliyorum, Trabzonspor da son bir yıldır bu seçenekleri koymaya başladı. Ben de farklıyım Trabzonspor da farklı. Albümüm 1 milyon da satsa kimse beni albümü 1 milyon satan diğer şarkıcılarla aynı kefeye koymayacaktır.

- Değişime kayıtsız kalmayalım ancak değişirken de başkası olmayalım. "Kendimiz olarak - kalarak nasıl değişebiliriz?”i tartışalım...

- Değişirken, eskiye dair olan her şeyin bir kısmını da ortaya çıkartmak gerekiyor. Trabzonspor, Türkiye’de sürekli şampiyon olanlar dışında olan her şeyi temsil etmeli. Bendeki Trabzonspor sadece futbolu temsil etmiyor, zaten etmemeli de... Yöneticilerden, futbolculardan, sizden daha çok başka insanların hayatlarını etkileyen bir olgu. Mesela bununla ilgili büyük sorumluluk taşıdığımı düşünüyorum.

- Hissettiğiniz sorumluluğu tam olarak nasıl açıklarsınız?

- Bir sanatçının çok sevildiğini bildiği noktada ürününü koruma güdüsü onun için beladır. Hani, bir albüm yaptım çok sevildi, bunu koruyayım, onu devam ettireyim güdüsü...Etliye sütlüye dokunmama gibi kaygılar da taşır böyle sanatçılar. Sanatçının kişiliğini bitirmeye doğru giden yoldur bu ve ben de karşılaşıyorum böyle hallerle. 2 bin kişinin alkışını aldıktan sonra, "Ben ne kadar müthiş bir adamım” duygusuna kapılıyorum...Ve bu saatten sonra da kendime çekidüzen vermek için mücadeleye girişiyorum. Bireysel olarak böyle düşünüyorum. Konu Trabzonspor olunca, mesela, orada oynayan futbolcuların kendini çok özel hissetmesi ve insanlara bir şeyler vermek zorunda olduklarını bilmeleri gerekir. Bu duygu saf bir duygu olabilir ama böyle düşünüyorum.

- Bir yerde, "Hopa da Trabzonspor’u tutmazlar” dediniz. Neden Hopalılar Trabzonspor’u tutmaz?

- Açıkçası Hopa da Lazlar daha çok Fenerbahçe’ yi tutar. Benim ailemdeki herkes de Fenerbahçeli’dir. Normal olan benim de Fenerbahçeli olmamdır ancak kafayı biraz kaldırdığımda, biraz farklı olduğumu hissettiğim anda farklı olanla buluşabildim. Farklı olan Trabzonspor’du. Mesela kazara Fenerbahçeli olsaydım hayatımda futbolun bu kadar yeri olmazdı; en fazla arada bir Fenerbahçe maçlarının özet görüntülerini izlerdim; futbolun bende bir karşılığı olmayabilirdi.

- Türkiye’de size futbolu, futbol ötesi yaşatan takım Trabzonspor, ya yurt dışında?

- İngiltere’de Liverpool ’u, renk ve karakter benzerliğimizden dolayı da Barcelona’yı çok fazla seviyor ve tutuyorum.

- Sevgili Kazım, ünlü ve popüler bir sanatçısın. Popüler olan insanların eski takımlarını bırakıp popüler takımları tuttuğuna şahit olduk...

- Bazen, "Aaa Trabzonspor’u mu tutuyorsun?” diyenler var; şaşırıyorlar yani. Eee, "Ne var diyorum?” ben de...

- Albümünüz 10 bin satarken Trabzonspor’u tutmak normal gibi görülüyor. Çünkü böyle düşünen insanlar, "Trabzonspor, albümü 10 bin satan bilmem kaçıncı sınıf sanatçıların takımı” diye düşünüyor...

- Hayatta doğru bildiğim şeyleri şüphesiz soru işaretiyle algılamışımdır ancak o soru işareti kalktığı yerde de o doğruları sonuna kadar savunmuşumdur. Trabzonsporlu olmakla kendimi ayrıcalıklı ve farklı hissediyorum. İlla bir futbol takımının peşinden gidilecekse bu takım bana göre Trabzonspor’dur. Bir futbol hareketi olarak Trabzonspor’u desteklemek de bana göre ayrıcalıklı ve elitist bir durumdur.

- Trabzonspor da Kazım Koyuncu da Karadeniz’ den yola çıktı; ulusal bir müzisyen oldu...

- Karadenizli insanlarla müzik ya da konser noktasında tam bir tanışma sağlamamışken beni Türkiye’nin diğer yörelerinden insanlar dinliyordu. Dört Diyarbakır konserim var, Tunceli’ ye gittim. Yine bu ay içinde Doğu-Güneydoğu turnem var. Trabzonspor da ben de Karadeniz’den yola çıktık ama nereden yola çıktığı kadar nereye ulaştığı da çok önemlidir. Biz büyümek zorundayız ve herkesle bir şeyleri paylaşmak zorundayız. Karadenizliler, evrensel değerleri üst noktalarda olan topluluklardır. Gerek Trabzonspor, gerekse bizim gibi sanatçıların yaptığı iş bunu daha iyi gösteriyor.

- "Zuğaşi Berepe”, "Dinmeyen”, "Viya” derken şimdi de Hayde... O eski radikal söylemi hafiflettiniz...

- Yoo, radikal söylem yerinde duruyor aslında, ancak arayışlarım var. Zuğaşi Berepe’yla yaptığımız Karadeniz müziğinden ziyade rock müzikti. Lazca’yı kullanmamız, bu dilin yok olmamasını istememekti. Rock, özgün-rock karışımı müzikler, hatta son 5-6 yıldır elektronik müziklerle de uğraştım. Tüm etnik müziklere karşı duyarlılığım var; Karadeniz müziğini de yeni yeni öğrendiğimi düşünmüyorum. Hayde, biraz daha olgunlaşmış Karadeniz müziğiyle batı müziği konsepti diye düşünüyorum. Ama hayatımın sonuna kadar da Karadeniz müziği yapacağım diye bir kuralı da kabul edemem. "Zuğaşi Berepe” daha çok rock, "Dinmeyen” özgün müzik, "Viya” ne olduğu tam belli olmayan işaret veren bir albümdü. fiunu belirteyim, idealimdeki sounda yaklaşmak için epey daha sürem var.-

Volkan Konak’ın müziğinde de sizin müziğinizde de Karadeniz’de olmayan pek çok çalgıya rastlayabiliyoruz...

- Karadeniz türkülerine elektrik gitar, bas gitar sokan bir insanım. Karadeniz müziğini yozlaştırdığım noktasında eleştiriler gelebilir. Ama o enstrümanları müziğime sokmak için yırtınıyorum. Emek verilsin Karadeniz müziğiyle caz yapılsın. Ama lütfen emek verilsin.

- Şu an ünlü biriyle konuşuyorum. Sizin gibi ünlü olamayacağım nasıl olsa, hiç olmazsa ünlü olmanın hayatınıza getirdiklerini anlatın da kendimizi teselli edelim?

- Çok ünlü olduğumu düşünmüyorum. Ancak, çok ünlü olduğunu düşünen ve de onları çok sevdiğini sanan binlerce insan var. Bu sevginin yalan olduğunu düşünüyorum. Beni seven çok insan var ve sadece o sevgiye inanıyorum. Neden inanıyorum? Çünkü, beni televizyonlarda görmeden, sadece yaptığım marjinal albümlerle seven insanlar bunlar. Beni sevenler, elbette televizyona çıkmamı istiyorlar ancak saçma sapan yerlerde de görmek istemiyorlar. Müzik yapıyorum ve yaptığım müzik sadece şarkı söylemek değil. Hayat dışarıdan bakıldığında çok karmaşık, çok yoğun ama bu hayatı seviyorum çünkü çok sevdiğim bir şey yapıyorum, müzik yapıyorum.

- Çevreniz genişledi, zaten gazeteciler ve televizyonlar da buraya akın ediyor...

- Çok açık söylüyorum, bunu birileri yanlış da anlayabilir, hep müzikle, konserlerle, dizi ve film müzikleriyle anılmak isterim. Üretmek istiyorum.

- Müziğinize etnik müzik desek, sanatınızı sınırlandırmış olacağız gibi geliyor bana...

- Aslında ne isim vereceğimi ben de bilmiyorum ancak "Hayde”yle birlikte esas yapmak istediğim müzik noktasına yaklaştım. O da, Tiflis’ten Trabzon’a bir hat izlemekti. Gürcistan’a gittim, orada çok değerli sanatçılar ve eserler var. Beri tarafta Trabzon ve civarında su yüzüne çıkması gereken öyle değerli eserler çıktı ki karşıma. Yani yeni çizgimizi, Tiflis-Trabzon konsepti olarak adlandırabiliriz. Bundan sonra, bütün dünyaya hitap eden Karadeniz ve modern müzik anlayışını bir araya getirme niyetindeyim.

- Statükoyu, ayrıcalığı kabul etmeyen, özgürlük düşkünü pek çok kişi ya futbolu hiç sevmiyor; sevenler de Trabzonspor’un kazanmasını istiyor...

- Futbola karşı durup da, futbol sevgisi üst düzeyde olan çok solcu, demokrat, aydın insanlar tanıyorum. Onların birçoğu futbol sevgisini söyleyememiştir. Aslında futbol, dünyanın en kolektif toplu hareket ve eğlence biçimidir. Ancak hangi güçlerin elinde olduğu çok önemlidir. Ve bugün de kötü niyetli kişilerin elinde olduğundan, futbol zarardır... Futbol üstünden siyaset yapanlar, ihaleler alanlar, inşaatlar yapanlar varsa, futbol içinde çok günah barındıran bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır. Bunlara rağmen futbolu çok seviyorum ve Trabzonspor’u tutuyorum.

- Duruşunuza uygun bir de Türk futbolu ve futbolcusu yorumu dinleyelim mi sizden?

- Türk futbolunda parlak, farklı futbolcu pek yok. Maç sonunda bir sürü konuşmalar yapıyor ya futbolcular, "Ulan” diyorum, ben bu adamların konuşmalarını nasıl dinliyorum? Klişesiz, anlamsız, zekadan eser taşımayan konuşmalar... Yurtdışında arada farklı portrelerle, olaylara karşılaşırsınız. Mesela Maradona, futbolu sevmemde en önemli etkisi olan adamdır. Sadece büyük futbolcu olduğu için değil, o uçarı hali, yenilse bile dimdik ayakta kalabilmesi ve hala sevilmesi, özgürlükçü hali beni futbola çekmiştir.

- Trabzonspor’un şampiyon olması mı, şampiyon olma konusunda gösterdiği çaba mı daha önemli?

- Bu kadar konuşmadan sonra, şampiyon olma konusunda gösterdiği çaba demem lazım ancak şampiyon olmalıyız. Burada, belki ilk kez “sonuç”tan yana olacağım ama şampiyonluğa ihtiyaç var. Böyle bir mazi, böyle bir tarih bunu hak ediyor. Türkiye’de Trabzonspor, Almanya’da St.Pauli. Bu tür takımlar liglerinde şampiyon olmalı.

- Neden St. Pauli?

- Çok aykırı bir takım. fiimdi ikinci ligdeler, tribünlerinde diğer takımların tribünlerinde göremeyeceğiniz insanlara ve daha başka farklılıklara rastlarsınız.

- Trabzonspor takımı karşınızda olsa neler söylerdiniz onlara?

- Bir kere her sene şampiyonluğa oynayan bir takımın oyuncusu olarak sahaya çıkmalarını isterdim ki o seneyi sondan beşinci bitirseler bile. Mazimiz bunu hak ediyor.

- Müzisyen Kazım Koyuncu’nun müzik yolculuğu soluksuz sürecek mi?

- Tasarladığım iki albüm daha var. Belki arada extra bir albüm daha yapabilirim. Bir de kendime yaptığım eserler var. Onları internet siteme döküp yayınlamak istiyorum. Müzik dışında ise, Türkiye’de yaşadığım konser çoşkusunu yurt dışında da yaşamak istiyorum. Bu sene sonunda kendi şarkılarımı, Amerika, Fransa, İngiltere, Almanya, Gürcistan gibi ülkelerde söylemek istiyorum. Karadeniz müziği bu projeler için büyük avantaj. Çünkü, kemençe ve tulum, çok ilgi çeken enstrümanlar.

- "Hayde” albümünüzdeki "Uh Aha”yı Trabzonspor tribünleri için yazdım dediniz...

- Evet, tribün ambiansını iyi yansıtan bir eser diye düşünüyorum. "Oy Fadime” de öyle... İnsanların alıştıkları seslerden biraz uzaklaşmaları gerekiyor. Böyle söylediğim iyi de oldu, sizlerle buluştum. Zaten bu buluşmayı ne zamandır bekliyordum... İyi ki geldiniz...

- Biraz zor bulduk sizi..

- Siz bulamamış olsaydınız ben bulacaktım sizi. İnanın bu buluşmayı çok özlüyordum.


SATIRBAŞLARI..

.- "Bendeki Trabzonspor sadece futbolu temsil etmiyor, zaten etmemeli de... Trabzonspor, Türkiye’de sürekli şampiyon olanlar dışında olan her şeyi temsil ediyor”

- Karadeniz dışında dinlenmek, sevilmek beni çok memnun ediyor.. Ama ben Karadenizsiz müzik yapmak istemiyorum. Karadeniz’e daha özel ve özgün hazırlanıyorum.

- Yaptığım müzik siyasi tavrımdan daha önemlidir hem de dünyanın bütün siyasetlerinden daha önemlidir. Siyasetler, devrimler, karşı devrimler bir gün bitebilir ancak türküler, şarkılar yüzlerce yıl kalır.

- Diyelim ki albümüm 1 milyon satacak, bu satıştan gelen parayla pek çok kişinin de hayatı değişecek.

- Zuğaşi Berepe çok bilinçli bir gruptu ancak grup olarak devam etmek çok zor. Esas olarak Mehmet Ali Beşli ve ben grubun öncülüğünü yaptık. Zaten o gruptan pek çok arkadaşla çalışmaya devam ediyoruz. Ben onları orkestra gibi görmüyorum, onlar da beni artist-sanatçı gibi görmüyor.

- Solcu bir insanım. Genel anlamda solculuğun anlamı da, ezilenlerin, yoksulların, emeğiyle hayatta kalmaya çalışanların yanında olmak. Solculuğumun bir adım ötesi de, estetik anlamda anarşizme daha yakın bir duruştur.

- Bütün dünyanın bütün toprakları hepimizindir. Bütün şarkılar, dünyadaki tüm insanlarındır, tüm topraklar da memleketimizdir. Yunanistan’a giderken vize almaktan hiç hoşlanmıyorum, zoruma gidiyor. Oradaki toprakla buradaki toprak aynı.

- Futbolda saha dışı olaylar var ama futbol o kadar basit bir oyun ki! Yapmanız gereken tek şey, yediğinizden daha fazlasını atmak.- Babam, çok özel bir insandır, aydındır da. O da hak-hukuk-adalet kavramlarını “değer” olarak gören ve önemseyen biridir. Şu anda Hopa da 2 sandalyeli bir berber dükkanı var.

- İstanbul bir aşk... Nefret edebiliyorsun ama ayrılamıyorsun. Hopa ise benim memleketim ve Hopa’yı çok seviyorum; en son gidip öleceğim yer de orası... Şu da var; Afyon’a gittiğimde de, Berlin’e gittiğimde de yabancılık çekmiyorum.

- 100 bin üye projesini önemsiyorum. Bunu düşünenler, camiaya demokrasiyi sokmuşlardır. Trabzonsporluluğumla bir kez daha gururlandım.

Hangisi Kartal?

Beşiktaş Sportif Ürünler A.Ş. Genel Direktörümüz Bülent Karabıçak yenisezon ürünlerinde sürprizler olacağını açıklamış. Eyvallah... Görmeden konuşmayalım, yazmayalım. Pekiyi ama sürprizlerden önce klasiklerden vazgeçmeden sade düz bir tişört almak için her adım atımışızda neden eli boş çıkıyoruz biz bu Kartal Yuvası'ndan?

Fotoğrafta bayanlara özel tasarlanmış iki tişört modelinden küçük birer kesim var. Erkeklerinkinde de durum buna yakın. Amblem desen yamuk (!), amblemsiz kartal desen ne olduğunu anlamak için yakınlaşmak gerekiyor. Hali hazırda amblemin üzerinde kullanınlan bir kartal figürümüz var ki bu Kartal Yuvası'nın logosunun üzerinde de kulanılıyor. Onun yerine kartal olduğu anlaşılması zor bir figür kullanılmasının beğenilmemesi benim şahsi fikrim olabilir ama Beşiktaş ambleminin yamuk olarak basılması ve satışa sunulması kabul görülür bir durum değil.

23 Haziran 2011 Perşembe

İnci Sözlük Şakası

Fenerbahçe'nin Topuk Yaylası'ndan sonra Beşiktaşım Dedeler yaylasından yer arıyor. Cazibe merkezi Bolu olmuş haberimiz yok. Tesis tesistir. Hayırlı uğurlu olsun. Yukarıdaki fotoğraf Dedeler yaylası'ndan iyi seyirler.