Bursaspor stadının üstünü kapatıyormuş. 7 milyon dolar bütçe ayırıyormuş. 8 Aralık 2009 Salı
7 Aralık 2009 Pazartesi
"Futbol Bilgisinden İyiden İyiye Şüphe Etmeye Başladığım Rijkaard"
Bunlar da aldığı ödüller:
Dutch Footballer of the Year: 1985, 1987
Serie A: Best foreign player 1992
UEFA Manager of the Year: 2005-06
Onze d'Or Coach of the Year: 2006
Don Balón Award Coach of the Year in La Liga: 2005, 2006
Beatles - MFÖ
Aslında şimdi aklıma geldi de en güzel benzetme de Fener için Türkiye Kupası grupları kura çekiminden sonra olurmuş; Yeni Türkü'den geliyor "İstersen Hiç Başlamasın"...
6 Aralık 2009 Pazar
"Düzgün" Bir Adam Portresi
5 Aralık 2009 Cumartesi
İzleyemedik A.Q
4 Aralık 2009 Cuma
Ha Bu Diyar
Peşinde büyük bir kalabalık sürüklese de taraftarı olmayan takımlardan biridir Diyarbakırspor. En son İnönü Stadı'nda iki sene önce Süper Lige yükselme play-off maçında izlediğim takımdan sanırım kimse kalmamış kadroda. O gün üç katlı kale arkasını dolduran Diyarbakırlıların da takımlarına ne kadar destek verdiği tartışılır. Bu şehrin bir futbol şehri olmadığına inanmama rağmen her şehirde futbol aşıklarının olduğuna da inancım tam. Dün taraftar sitelerine şöyle bir göz atınca Grup Birlik adında bir oluşumun varlığından da haberim olmuş oldu. Kaç kişiler, bu maça gelirler mi, gelirlerse elde çekirdek kafada yeşil-kırmızı bir şerit ile maçı izlemek yerine eski açıktan 'biz buradayız' diye haykırırlar mı merak ediyorum.
Son haftalarda futbol dışı olaylarla gündeme gelen Diyarbakırspor bundan hep şikayetçi. Elbette o şehre gelip de top koşturanların veya takımı çalıştıranların bu politik durumda payları yok. Takıma değil, taraftarına karşı da yapılmış olsa, bu sözlü saldırıların haklılık payı olamaz diyorlar ama bu duruma en güzel açıklamayı Eskişehir'li Mustafa Akgören (1965'liler Derneği Başkanı), TRT'deki Tayfun Talipoğlu'nun sunduğu Nasılsınız programında yapmıştı. Play off maçının başında, İstiklal Marşı'nın hemen ardından atılan 'Şehitler Ölmez, Vatan Bölünmez' ve 'Kahrolsun PKK' sloganlarına ıslıkla karşılık vermeleri kabul edilebilir değildi ve "Biraz da suçu kendilerinde arasınlar" demişti 'Diyarbakırlı kardeşlerimiz' diye hitap ederek.
Bu akşamki maçta sahaya çıkmayacaklar belki ama Diyarbakırspor'un kadrosunda eski Beşiktaşlı iki futbolcu bulunuyor. Biri hemen herkesin aklına ilk anda o malum ıskasıyla birlikte gelen Fevzi, diğeri de sessiz sedasız bu takıma gelip giden Tolga. Uzun uzun yazıp da yaralarımızı deşmeye gerek yok, o ıska Fevzi'nin hayatında bir çok şeyi değiştirdi. Benim aklıma bir de İlhan Mansız'ın, Denizli'de yediği çok kötü bir gol sonrası moral olarak çöken Fevzi'ye yaptığı jest gelir. Attığı gol sonrası formasını çıkartarak içine giydiği Fevzi'nin kaleci kazağıyla koşturmuştu. (Son dakikada bir gol daha yiyip maçı kazanamamıştık gerçi). Tolga da hasbel kader 100. yıl kadrosunda kendine yer bulup şampiyonluk sevinci tadan biri olmasına rağmen tribüne çağırılması bile aklımda kalmamış. İkisi de bizden gittikten sonra diyar diyar gezdiler ve bu sene Diyarbakır'da buluştular.
Not: Taraftar resimleri diyarbakirspor.org sitesinden alınmıştır.
3 Aralık 2009 Perşembe
O Piti Piti Karamela Sepeti

Fani Tommy Madida

2 Aralık 2009 Çarşamba
Animal Hooligans
Eskişehir-Fenerbahçe Maçına İthafen
1 Aralık 2009 Salı
Siyah&Beyaz Tribünler (4)
Deplasman tribününe sokulabilir mi acaba bunlar?
Dördüncü Büyükte Dördüncü Kez
Şenol Güneş'in yeri ayrıdır benim için. Hayatımda gittiğim ilk maç Kadıköy Fenerbahçe Stadı'nın numaralısından ve babamla Trabzonluların arasından izlediğim onun jübile maçıydı. Onuncu dakikada kale ağlarını öpüşü ve omuzlara alınışından sonra helikopterle sahayı terkedişi beni çok etkilemişti. İşin ilginci bu maçın Beşiktaş'la olması ama ne hikmetse Kadıköy'de oynanmasıydı. 4-1 Beşiktaş'ın üstünlüğüyle bittiğini hatırlamama rağmen goller kalmamış aklımda ama gördüğü kırmızı kart sonucu sahayı terkeden Sinan Engin'e yapılan "Ayı Sinan" tezahüratları kulaklarımda hala.Bin küsür dakika ile en uzun süre gol yememe rekorunu elinde bulunduran Şenol Güneş dördüncü kez, gönlünü verdiği takımın başında hoca olarak göreve başlıyor bugün. Trabzonspor'u seksenli yıllardan sonra şampiyonluğa en çok yaklaştıran, kılıksız (!) olmasına karşın Avrupalı olmayan ülkelerin milli takımlarını yenerek (!) A Milli Takım'ımızla Dünya 3.'lüğü kazanan Şenol Hoca'nın bu defa çok daha uzun süre takımının başında yer almasını ve başarılı olmasını diliyorum. Tabi Türkiye'de başarı eşittir şampiyonluksa, olabilir mi bilmiyorum.
Kabul Ediyorum:)

30 Kasım 2009 Pazartesi
Abdülkadir Yücelman
Kendisini 3 sene öne Cumhuriyet Gazetesi'nin arşiv bölümünü bol bol ziyaret ederken tanımış, sonraları 'Futbolda Sendikalaşma' ile ilgili yazdığım bir haberde görüşlerine başvurmuştum. "Futbolun içine memleketin sorunlarını, gündem konularını ne kadar yedirirsen o derece başarılı olursun" derdi. Allah rahmet eylesin.
Denizli'nin Hesapları
85 dakika pozisyon vermedi Beşiktaş. Kalesi gole uzun süredir kapalı ve bu durum müthiş bir sabrı ve özgüveni de beraberinde getiriyor. Bugün nasılsa bir gol atarız diye oynadı Beşiktaş. Bünyamin Gezer ve yardımcısının yanlış kararları olmasaydı eğer goller de bulabilirdi. Sivas ne olursa olsun zor deplasman. İkinci yarı buradan birçok takım çıkamaz. Bu maçı özetleyen tek kelime ise istikrar. Gol yememeye inandık. Yemiyoruz. Savunmada ikili yaratmak kalıbına inanan futbol alemimiz Sivok ve Ferrari'ye de güzide bir yer ayıracaktır. Gol yemesin şu takım diye çırpınıyorum televizyon karşısında. 2-1 kazansak üzülürdüm. Gol yemeden devam ediyoruz. İlk 6 haftadan sonra böyle bir çıkış yakalanacağına kimse inanmıyordu deniliyor ya ben buna inanmıyorum. Mustafa Denizli bu takımın bu hale geleceğini kestiriyordu bence. Her maç sonrası açıklamasında geleceği yorumlayan Denizli bu takımın böyle devam edemeyeceğini de adı gibi biliyor.Beşiktaş'ın bu çıkışı maç trafiğinin sıklaşmasıyla oluştu. Oynadıkça açıldı Beşiktaş. Bu maç trafiğine hazırlık maçıyla ulaşılabilir miydi? Bence sayı olarak ulaşsa da takımın sezon hazırlıklarına geç başlama durumu sakatlıkları da peşi sıra getirecekti. Oyuncuların belli bir kalıba girmesi ve performansların tavan yapması zamanlama olarak bu haftalara denk geldi. Sözün özü Mustafa Denizli yarattığı tabloyu gururla izliyor. En büyük şansıysa rakiplerinin beklenmedik tökezlemeleri. Mustafa Denizli öyle bir zamanlama hastası ki ikinci yarıya lider olarak girmek istemeyeceğini bile düşünüyorum.
29 Kasım 2009 Pazar
Baka Kaldım
28 Kasım 2009 Cumartesi
Zar Zor
Kötü günde eksikleri herkes görür, herkes söyler. Ne spor ne de skor yazarı olmadığımıza göre şu anki durumda kendimizce artıları eksileri yazalım. Bir kere şampiyon takım olmanın ve aynı hocanın başta olmasının avantajı var. Her ne kadar şampiyonluk sonrası kontratını yenilemek istemeyen hocanın bu sene için yeterli motivasyonu sağlayamayacağını düşünüyor olsam da şu anki tablo beni haksız çıkartıyor belkide. Erken form tutan takımların düşüşü gözlemlenirken Beşiktaş yeni yeni form tutuyor ve bu formunu kritik maçlarda skora yansıtıyor ama hala takımın forvet oyuncuları yerine diğer bölgelerinde oynayan oyuncular skora katkıda bulunarak, galibiyette pay sahibi oluyor. Defans taş gibi ve Allah muhafaza sakatlık yaşamıyorlar diye düşündüğümüz günlerde İbrahim Toroman'a nazar değdi. Ernst bu takım için çok önemli. O ishal olunca, takım da kabız oluyor (bkz. Wolfsburg maçı). Geri kalan yabancılar için 'kim gitsin?' diye anket yapılsa Ferrari hariç hepsine oy çıkar. Oynanan futbol hangi gözlere hoş hangilerine boş geliyor bilemem ama puanlar üçer üçer haneye yazılırken oynayan oynamayan herkes ucundan tutuyor kalemin. Kazananın haklı olduğu oyunda, Sezar'ın hakkını Sezar'a vermek kolay değil. Beşiktaş da zaten hep zoru sevmiştir. Şampiyonlar Ligi'ndeki grupta üçüncü olup UEFA Avrupa Ligi'nde devam etmek için 10 gün sonra bu senenin en zor maçına çıkacak. Yoktan var edilen bu şansın biraz da yüzümüze gülümsemesi lazım tabi.
Öte yandan Beşiktaş taraftarının yaratıcılığının yönetime de sıçramasını şaşkınlıkla takip ediyoruz. İngiltere'de elde edilen zafer sonrasında "Yetmez Demirören" ve "Barcelona'ya başkan olsana" şeklinde tezahüratta bulunmuşlar. Öyle görünüyor ki Beşiktaş için maçlar düşeş geliyor ama başkanlık seçiminde hep yek.
26 Kasım 2009 Perşembe
".ike .ike Demirörenci Olacaksınız"
Tüm bunları düşünürken, maçı izlerken, eve dönerken, buraya yazı yazarken aklımın bir köşesinde de Demirören zebellah gibi duruyor. Mustafa Denizli adına seviniyorum, hayatımda yer alan, tribünde gördüğüm, etrafımda bildiğim, okuduğum aynı duyguları paylaştığım insanlarla aynı şeyden mutluluk duymanın değeri klasik tabirle paha biçilemez. Ama...
Nefes filminde ".... ..... bakkalı" diye yataktan fırlayan asker gibi oluyorum yatağa yatınca, zafer sarhoşluğunu atlatınca. Biliyorum ki biz sevindikçe "Yola geliyorlar" diyecek. Mağdur adamı oynayacak. Ağır ağır konuşacak, küfüre karşıyım diyecek, medya yalakalarını -ki o yalakalar Galatasaray tribünleri kendisine 35 dakika (bknz GS-Netanya) küfür ettiğinde dut yemiş bülbül idiler- peşine takacak. Gün gelecek bu gözler şöyle cümleler de görecek: "Süleyman Seba'dan sonra Demirören'e de ayıp ettiler.", "Allah bunları kahretsin", "Çapulcu bir grup"...
Beşiktaş kazanınca Demirören kalmayı garantileyecek mi? Kongre üyeleri de mi tabelacı?Demirören taraftarla arasının iyi yapma yolunu Beşiktaş'ın galibiyetlerinden geçiriyor ya, Beşiktaş kazandıkça kucağa geliyoruz sanıyor ya, o koyuyor adama. Yukarıdaki başlıkda o hesabın ürünü.
Did We Put?

"Tello'nun ayağı ve maç başladı". Spikerin bu sözleriyle başladı karşılaşma. Kamera santradaki topa zum yapmıştı ve Tello'nun ayağı da o topun üzerindeydi. Dakikalar tam 19:00 olduğunda o ayaktan öyle bir şut çıktı ki hiç kimsenin beklemediği anda 1-0 öne geçirdi bizi. Gün içerisinde 'olur mu ki?' diye içimizden geçirdiğimiz skora erkenden kavuşmuş olmanın şaşkınlığıyla sevincini bir arada yaşadık. Bu dakikadan sonra Fink'le bir kez daha gole yaklaştık ama kavuşamadık. İyi savunma yapıp, oyundan hiç düşmeden sonuna kadar mücadele ederek galibiyeti hak ettik.
Pozisyon yokken golü bulduk, yakaladığımız pozisyonda direğe takıldık ve 1-0 olsun bizim olsun hesabı içerisinde attığımız tek golle üç puanı alıp dönüyoruz İngiltere'den. İlle de maçın adamı seçilecekse sahada öne çıkan isim maçın son anlarındaki kurtarışlarıyla Rüştü'dür derim. Geri kalan herkes eş değer bir mücadele sergiledi. Bobo yerine Batuhan'ı belki biraz daha erken kullanmaya başlasaydık heyecanını sarı karttan ziyade farklı biçimde göstererek pozisyon bulmamızı sağlayabilirdi. Bu sene ilk kez forma giydiği karşılaşmanın bu olması hem onun hem de bizim için sürpriz oldu bence. Bir sürpriz de burnu kırılan İbrahim'in yerine oyuna giren Erhan'ı uzun zaman sonra takımda görmekti.25 Kasım 2009 Çarşamba
Fransız Düdüğü
Olmaz Olsun Böyle Yayın!
Asıl değineceğim konu ise; 2. yarı 2-0 mağlup durumdaki İnter çok açılmadı, skora razı gibiydiler. Elbette ki bunun bir sebebi vardı; zira D.Kiev'in son maçta Barça'yı yenemeyeceğini varsaydığımızda şu an için puanları ve averajları eşit olan İnter ve Rubin Kazan, Milano'da da berabere kalırlarsa şu an attığı ve yediği gol Rubin Kazan'dan 1 fazla olan İnter üst tura yükselecek takım oluyor. Ancak bugünkü maçı 2-0 değil de 3-0 kaybetselerdi; Milano'daki maçta beraberlik Rubin'i üst tura yükseltecekti.. Mourinho fantezi yapmamayı tercih etti. Barça da R.Madrid maçı öncesi vitesi düşürünce, İnter istediğini aldı..
İnter'in 2-0 mağlupken ısrarla defans yapmasının nedenini bir maç boyu akıl edemeyip seyirciye söyleyemeyen İlker Yasin'e sevgilerimi sunuyor, NTV'de izleyeceğim Şampiyonlar Ligi maçlarının hayallerini kurup kendim tatmin etmeye çalışıyorum.. Belki birgün..
Bu arada; koydu sağdan araya!





