14 Ekim 2013 Pazartesi

Semte Hasret




Çok ama çok olmuş yazmayalı, fena boşlamışız. Twitter denen bela (!) Blogları vurdu sanki..
Zaten Twitter'ın memlekete ne faydası var ki anca millet birbirini galeyana getirsin. Haksızlık yapılan yerde karşı durmaya çalışsın birlik olsun felan.. Hep başa bela şeyler..

Neyse.. Yine biraz küfürlü olabilir daha evvelden okuyanlar biliyorlar darılmazlar herhalde..

Bugün yıkıyoruz, yarın yıkıyoruz derken duvara balyozu vurdular. Ben sezon bittiğinden beri diyordum eğer "Olimpiyat derlerse s.kseler kombine almam" diye. Kaç yıldır tribündeyiz bir sene de belimiz dinlensin evden izleyelim niyetindeydim. Kulüp yönetimi sağ olsun haftalarca bizi sığır gibi beklettikten sonra Kasımpaşa stadında oynayacağız dedi. Oynanacak yer henüz belli olmamışken muhtemel yerler üzerinden tartışıyorduk. "Zeytinburnu olursa gideriz, Saraçoğlu'ndan gel derlerse sıcak bakmıyorum, Seyrantepe'nin ta amk" gibilerinden söylemlerim mevcut. Kasımpaşa denilince hiç yoktan iyidir hem semtten de çok uzaklaşmamış oluruz diyerek düğmeye bastık.

Kasımpaşa netleştiğinde Gezi olayları başlamış mıydı tam hatırlamıyorum. Sanırım başlamamıştı. Çünkü Gezi olaylarındaki duruşumuz ve algımızdan sonra kulüp gidip yine de Kasımpaşa'da oynayacağız demiş olamaz. Haftalar geçti, olaylar çıktı derken Kasımpaşa taraftarı bizi istemediklerini net biçimde ortaya koydular. Taksim'de yürüyüş yapıp polisle çatıştılar. El bildirisi dağıttılar "Karagümrüklülerle yıllardır vukuatımız var semtimizde istemiyoruz vallahi isyan çıkartırız ha!" tadında bir şeyler yazıyordu üstünde.

Efendim nihayetinde lig başladı. İlk maç malum derbi. Zati demişlerdi derbiler ve Avrupa maçlarında Olimpiyat'a bay bay diye.. Avrupa'dan ihracı aldık çok koymadı işin açığı. Bu yol çilesini az çekeriz çok da önemli değil seneye takım daha iyi olur Biliç ile hiç olmazsa UEFA'da belki bir şeyler olur diyerek kendimizi avuttuk. Yollara düştük. Trabzon maçını 'Acıbadem' yazmış zaten üstüne denecek bir şey yok. Sonraki maçlara Gezi olayları korkusu damga vurdu. İlk maçta taraftarımız "Her yer metro her yere metro" diye bağırsaydı sıkıntı olmazdı da tersi olunca uyarıldık muhtemelen. "Takım sahaya alışıyor Galatasaray maçına kadar burada kalalım, hem bilet gelirimiz de var" bahaneleriyle ayarı verdiler. Takım fena gitmiyordu peki dedik sineye çektik. Ama ufaktan kıllanmaya başlamıştık. Bunlar bizi buraya kilitleyecek kesin diyorduk ki, Galatasaray maçında rezaletin daniskası yaşandı.

Cezayı bastılar.

Oralara hiç girmeyeceğim, 1453müş, provake varmış önceden planlıymış gibi..
Yine de bir iki satır yazayım; Dünya kadar adam var. 90.000 kişi içeri girmiş. 8.000 kombine satmışsın her biri çift biletten 16.000 adam öyle gelmiş. Her derbiye gelen sadece büyük maç taraftarı 20.000 adam var onları da ekle hadi. İnönü uzak geldiği için gelemeyen bir 5.000 daha eklesek eder 41.000 taraftar. Bunların iyi kötü huyunu suyunu bilirsin. Maça gelen giden adam dersin. Hayatında maça gelmemiş ilk kez gelen binlerce adamın yanı sıra turnike kıran bedava biletle gelen tonla insan vardı.
Cem Dizdar köşesinde yazmış arkasındaki adam "İzmit'ten geldim kardeşim asgari ücretle çalışıyorum bilet alamadım ama tabi ki gerekirse kırıp turnikeyi gireceğim"diyormuş. Herifin zihniyete bak. Sen asgari ücretle niye geçinemediğinin, o para ile niye sosyalleşemediğinin cevabını ve sorgulamasını sandıkta arayacaksın benim gerizekalı yurttaşım. Gasp zihniyetiyle turnike kırıp içeri girip hayvanoğluhayvanlık etmeyeceksin! Bu ve benzeri it kopuklar da tribündeydi düşünmek lazım.. Sadece şunu açık ve net ifade edebilirim ben bu olayın fitilinin danışıklı biçimde ateşlendiğine inananlardanım O yüzden olayda parmağı olan resmi - sivil ne kadar oluşum ve birey varsa hepsinin ta amk!  Ve o bakımdan Allah belanızı versin diyorum!

Şimdi gel gelelim asıl mevzuya. Bu akşam balkonda oturuyorum aklıma yine Beşiktaş geldi. Cezalıyız malum ama hep öyle kalmayacağız. Bu ceza da bitecek nihayetinde. Nerede oynayacağız yine ses yok kardeşim?! Kasımpaşa mı? İzmit gibi laflar ediliyor bir taraftan. Olimpiyat'ta devam edilsin daha fazla başımıza iş almayalım zihniyetini savunan ve g.tünün korkusundan bunu her yerde söyleyen yönetimden bir takım dallama kişilikler de var. Ama yönetimden pek ses çıkmıyor.

Bu sene kalan maçlar Olimpiyat'ta oynanırsa kulüp bizi kazıklamış olmuyor mu? Kasımpaşa diyerek kombine satıp Olimpiyat'ı itelediler sanki ufaktan. Olimpiyat gibi 4 saatte ulaştığımız yollarda perişan olduğumuz bir yere kombineye 1.850 TL'de (öyle bir şeydi sanki tam hatırlayamadım Kasımpaşa maratondaki yerin fiyatını) para bayıldık o da iyi oldu tabi. Elde kombine nerede oynayacağız ya acaba diyerek yine bekliyoruz maymun gibi...    

Sinirliyim aslında, kafam da allak bullak. Karmaşık duygular içerisindeyim.
Ama Beşiktaş'ı özledim abi. Semti özledim. Rakısını, mezesini, kedisini, köpeğini, Dolmabahçe yolunu özledim de özledim.

Hayatımda hiçbir şeye adak adamamıştım, stadın yerine öyle göz dikti ki herkes yerine yenisi yapılsın yeminle kurban keseceğim, ihtiyaç sahiplerine dağıtacağım. Şu bir kaç hafta bana yetti. Zaten hiç yıkılmasını istemediğim, eski de olsa bizim olan İnönü'nün kıymetini tekrar tekrar anlamam için...

Bu senenin konusu belli işte, Olimpiyat'ı kilitlerlerse yol çilesi ve semte hasret.
Kasımpaşa da oynarsak Kasımpaşa sakinleri, eli palalılar ve polis ile çatışma artı yine semte hasret.

Yani her halükarda semte hasret...


25 Ağustos 2013 Pazar

"Abi Daha Çok Var Mı?"

 

Katakulli bir sözleşme sonucunda Tıkandı Baba'nın deyimiyle bir bilinmeze kombine alarak (hatta 2+1) yeni sezona merhaba demek üzere alışkanlıktan dolayı semtte buluştuk. Lig bitimiyle verilen aranın biriktirdiği muhabbetlerin yine büyük paydası elbette Beşiktaş'tı. Hepimizin yüzünde tebessüm, dilinde umut ama aklında endişeler vardı. Endişelerin bir kısmı da statlardan ötürü malum. Daha neredeyse on sene önce ilk kez gittiğimde bile 'Bir daha bu stada gelinmez' demiş olmama rağmen Cem Karaca'nın şarkısındaki gibi yüz bin kere tövbe eder yine şarap içeriz modundaydık sevdamız yüzünden. Şarap yoktu elimizde ama tribüne girmeden üfletirler mi sorusuna "şüphelendiklerini üfletiyorlarmış abi" cevabı alınca şüphe uyandırmayacak miktarda yuvarladık biraları.

Arabayla düşeceğimiz Olimpiyat yollarının bizi ne kadar sürede stada ulaştıracağı hakkında kısa bir fikir ayrılığı yaşadıktan sonra makul bir zaman diliminde anlaşarak ayrıldık semtten. Uzun lafın kısası İzmit İsmet Paşa Stadı'nda oynasak kat kat daha iyi bu rezilliği çekmekten. Bir ara nereye gittiğimizi bile bilmediğim yollarda etrafımızdaki onlarca şuursuz, akıntıya kapılan araçlardan sürekli çevre esnafına "Abi daha çok var mı?" sorusu yöneltiliyordu. Sıkıntılı bir yolculuk sonrasında arabayı epey bir uzağa bırakıp dağ bayır aşa aşa vardık stada. Kombine ve biletli kapılarının ayrı olduğunu bilmeyerek önce yanlış sırada beklemeye başladık ama neyse ki bu kısa sürdü ve diğer taraftan kum saati sıra şekliyle sıcaktan ve basınçtan eriyerek girdik içeri. Maçın başlamasına az bir süre kaldığı için alt katta ve (Aziz Başkan duymasın) merdiven boşluklarında konuşlanarak izlemeye başladık maçı.

İlk maçlardan şu iyi, bu kötü vesaire gibi takıma ve oyuna dair yorum yapmak bana doğru gelmiyor ama hemfikir olunan şey Beşiktaş'ın kontrollü oyunu ve yeni Kanadalı'nın Aurelio'nun eski ve iyi zamanlarını anımsattığıydı. Bir ara 0-0'a bağlanan maçta gol olmazsa erken mi çıksak acaba düşüncelerine "75. dakkaya kadar olmazsa bakarız" demem ve 74'te golün gelmesiyle nokta konuldu ve hakemin bitiş düdüğüne kadar kaldık. Zaten benimki de blöftü.

Nihayetinde Beşiktaş 2-0 kazanarak oraya kadar gelen on binlerce taraftarının çektiği çileden dolayı düşen yüzlerini güldürdü. Her ne kadar evlere ulaşmamız Pazartesi'yi bulsa ve yorgunluğu Çarşamba günü anca çıkmış olsa da kazanınca insan her şeyi unutabiliyor. Bir hafta önce hazırlık maçında yükselen Taksim protestosuna destek sloganları bu maçta da devam etti. Pek de kolay sonlanacağa benzemiyor. İlk resmi maç sonunda yolumuzun (!) ne kadar uzun olduğunu hem biz hem  Bilic hem de takım görmüş oldu. Yani bu daha başlangıç, mücadeleye devam.

Beşiktaş : 2
Trabzonspor : 0

75' Olcay Şahan
81' Gökhan Töre

24 Haziran 2013 Pazartesi

Yazamadan Geçip Gidenler


Son kez hakemin düdüğü çaldı İnönü Stadı'nda ve perde kapandı. Gözler buğulandı, sesler çatallandı ama yumruklar hala sımsıkı havadaydı. Aynı metrekareler içinde olacaktık aylar sonra ama aynı olmayacaktı işte. Bu başkalaşma da buruyordu içimizi. Alkışlara boğduğumuz takım ligi üçüncü bitiriyordu. Aynı sıralarda şampiyon olduklarında bu kadar alkışı anca almışlardı ve bu kadar gözyaşı herhalde 92-93 sezonunda kaçırılan şampiyonluk sonrasında dökülmüştü anca. Resmisi anca böyle olurdu ama bambaşka bir veda hayal etmişti bu gönül, olmadı. Koltuklar, çimenler ellerde dolaştı ama ben hiç bir anımı söküp alamadan ayrıldım son kez. Günler sonra stada ilk darbeyi vuran kepçenin de aynı günün sonunda bir halk kahramanı simgesine dönmesi işin trajikomik bir yönü oldu.

Sezonun ortasıydı yazıyı kaleme almaya niyetlendiğimde, başlığı da belliydi; 'Samet iyi mi, kötü mü?'. Beğenip, beğenmemek ayrı ama bu soru farklıydı. Menemenin kıvamına ekmek banmadan karar verilmezmiş. Bizim ekmek de bayattı, elimizde dağıldı gitti.  Menemeni de döktüler, olan bizim paramıza oldu. Fikret Orman'a en kızdığım nokta da bu. Biz bir şeylerden arttırarak FEDA derken, yapılan kontrat sonrasında hesapta 'Beşiktaş'ın çocuğu' olan adama hak etmediği paraları ödemek durumunda kalmak kabul edilir bir şey değil.

Düşenin dostu olmaz gerçeğini Beşiktaş'ımızın Yıldırım Demirören sayesinde girdiği sıkıntılar içinde başkan ararken gördük. Paşa'lar kaçtı Fikret Orman elini taşın altına soktu. Sekiz sene önce girdiği yarışta başkan olabilecekken hiç beklenmedik anda kulübün başında buldu kendini. Aslında onun için de bir 'iyi mi, kötü mü?' yazısı yazılabilir. Artılarını da sıralarız, eksilerini de. Biri birinden uzun olur belki ama şimdi üç sene kulübümüzün başkanıdır ve bizi daha iyiye götürmesini bekliyoruz kendisinden.

'Bu alemde kral Çarşı' derken bizim krallığımızın yaşadığımız Cumhuriyet'in içindeki tribün aleminden öte geçmediği sanılırdı. Biz Kızılay'a kanlarımızı, Van'a atkılarımızı gönderirken, nükleer santrallere, ırkçılığa karşı çıkarken uzaktan alkış tutanlar haksızlığın her türlüsüne karşı durduğumuzu gördü geçtiğimiz ay içerisinde.

Başkanımız belli değildi, oldu ama hala ne stadımız ne de hocamız belli değil. Yarına kadar da kulvarımız belli değil. Üç kupada mı yoksa ülke sınırları içerisinde mi aşık atacağımızı öğrenmeyi bekliyoruz. Hissiyatımız ve beklentimiz Kartal'ımızın Avrupa semalarında uçacağı yönünde.

Söylemesi de güzel, yazması da güzel Beşiktaş'ı. Nerede oynarsa oynasın...

6 Mayıs 2013 Pazartesi

Hani Dolmabahçe'de Yürürken



Beşiktaş iki sene üst üste şampiyon olmuş, 1991-1992 sezonuna yine şampiyonluk parolası ile başlamıştı. Ben de iki kere Fenerbahçe Stadı'nda izlediğim takımımı ilk kez kendi evinde ve Beşiktaşlıların arasında izlemek istiyordum. Şenol Güneş'in jübilesinde Trabzon tarafında, Ferdinand'ın müthiş golüyle 1-0 kazandığımız maçı ise Fenerlilerin içinde izlemiştim. Babam işte, mahalledeki çocukları götürünce çoğunluk Fenerli diye o tarafa sokmuştu bizi. O dönemler "Abi, amca beni de sokar mısın?" diye yanaşan ufaklıklar çok olurdu. Hatta  babamın velimiz olarak bizi götürdüğü o maçta yanımıza yanaşarak giren veletlerden biri  turnikeyi geçer geçmez Beşiktaş tarafına doğru bir koşu kopartmıştı. Hala bizim tribünlerde midir acaba?

Maç Gençlerbirliği'yleydi ve İstanbul'da o gün inanılmaz bir yağmur vardı. Ne yaptıysam annemi ikna edememiştim. "Kapalı tribüne gideceğim" dediysem de kadıncağızın içi elvermedi ve beni iki hafta sonra oynanacak olan maça göndereceği sözüyle ikna ederek ekran başına yollayıverdi. 1-1 biten maça mı üzüleyim, gidemediğime mi yanayım bilememiştim. O iki hafta hayatımda geçen en uzun iki haftaydı. Rakip bu sefer Samsunspor'du. Erkenden Beşiktaş'a geçmiş tek başıma semtte dolanmış ve köfte kokularını içime çekerek devre arasında evde hazırlanmış emek arası kaşarımı yemek üzere stadın yolunu tutmuştum. O iki haftanın uzunluğu kadardı ağaçlı yol, bitmek bilmedi.

Biletimi alıp kapıya geldiğimde kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Sanki Alis Harikalar Diyarı masalındaki kahramandım ve o kapıdan girdikten sonra bir daha hiç çıkmak istemeyeceğimi daha o günden biliyordum. Polis amcalar on dört yaşında bir çocuk olmama rağmen (o zamanlar tribünlerde yaş ortalaması şimdiki gibi değil) aramadan bırakmıyorlar tabi. Elimde tuttuğum poşetten yarıma yakın bir ekmek arasının yanı sıra irice bir elma ve muz çıkmıştı. Utanmadım değil. Muza takılmayan polis elma için yorumda bulunarak "Bu ne lan? Sahaya atsan hakemin kafası yarılır" deyince hart diye ısırmıştım elmayı. "Neden atayım mis gibi elmayı, yerime geçene kadar bitiririm ben bunu" deyip merdivenleri çıkmaya başlamıştım.

Yirmi yılı aşkın çıktım o merdivenleri ve sahanın yeşilliğini her gördüğümde içim içime sığmadı. Kapalının üst katında en önlerde duruyordum tek başıma. Maça daha vakit vardı ve gelenler tokalaşıp öpüşürken geçen diyaloglara kulak kabartıyordum. Sanki ben ilk kez gelmiştim de herkes ev sahibiydi. "Ooo Ahmet Abi nasılsın? Yoktun geçen maç?", "Yazlıktan dönmemiştik be oğlum, gelmez miyim yoksa"... "Dolmayacak herhalde bugün?", "Yedi, sekiz bin anca olur...Eee televizyon veriyor ya."... Derken maça dakikalar kala bir kalabalık girdi tribüne. "Herkes iki sıra yukarı kaysın" diyerek sete ve civarına konuşlandı. Çarşı dedikleri onlar olsa gerek diye düşünmüştüm orta sıralara ilerlerken. 


İlk golü Beşiktaş yedi. Daha ilk maçımda dakka bir gol bir acıyı tattırmıştı Beşiktaş ama peşine beş attık. O zamanlar sıklıkla atabiliyorduk. Metin var, Şifo var, Feyyaz var. Recep bile uzaktan bir gol attı ki TRT arşivinden zor çıkar, benim bellekten çıkmaz. "Gooooollll" diye haykırıp, ilk kez gördüğüm adamlarla bu sevinci paylaşıp, yüzlerce kere bestelerde 'Beşiktaş'ı dilime dolayıp, siyah-beyaz örgü boynumda güle oynaya stattan çıkmıştım.


Yıllar geçtikçe yine o tribünden bazen güle oynaya, bazense yana yakıla çıkıp gittik hepimiz. Hatta bazı Avrupa maçlarından sonra yeminler edip yüz bin kere o yeminleri bozanları da gördük. Büyüdük o tribünde.Sevinçlerimizle, dertlerimizle yürüdük hep ağaçlı yoldan. Semtte içtik, tribünde söyledik. Oturduk, kalktık, oturanlara kızdık. Meksika yaptık, atkı açtık, soyunduk, dövündük, övündük... Şimdi hepsini bir maça sığdırmak elbette mümkün değil ama sıradan bir lig maçıymışcasına da bakamıyor insan. Gidemediğim bir Gençler maçıyla merhaba diyemediğim stada, tribünlere yine bir Gençler maçıyla güle güle demek koyuyor. 

Gönül gelin gibi süslensin istiyor kapalı. Beşiktaş sahaya çıkmadan önce biri çıkıp eliyle 'geliyorlar' işareti versin tribünlere. Rıza olmasa da başlarında, peşi sıra Kara Kartallar çıkarken sahaya konfetilerle göz gözü görmez olsun. Bir bakalım sahanın ortasında olsun ilk on bir. Alen abi sahaya inmiş olsun maç öncesinde, üçlüyle yıkılsın İnönü. Gol olunca sesi Üsküdar'dan duyulsun. 'Beşiktaş'ım benim' söylensin altlı üstlü, "Övünmekte" diye haykıralım Yeni Açık tribüne. Şıngır mıngır sosyeteyi ayağa kaldırıp eşlik ettirelim "Efsane yazdı tarihe Beşiktaş' bestesine. Beleştepe'yle siyah-beyaz çekelim karşılıklı. Süleyman Seba'nın Kapalı'ya girdiği maçtaki gibi küfür etmeden iğneleyelim Fener'i, Cim Bom'u, 'anlayan anlar' diyelim ardından. Tek tek analım eski topçularımızı. Bir tek "Metin, Ali, Feyyaz koysun" ile kalmasın... ve hatta bu İnönü'deki son resmi maç olsun sadece. Esas özel bir maçla veda edilsin İnönü Stadı'na. Siyah Takım-Beyaz Takım oynasın onu da. Yerli yabancı hayatta olup da bir davette koşarak gelecek olan Kartal yürekliler gelip ıslatsın o formaları. Goller oldukça coşalım yine. Hakem uzatma dakikalarını kaldırıp da yaramıza tuz basmasın ama doksanıncı dakikada O girsin bir başkasının yerine. Kollarına girip de getirisinler kalenin önüne. Sağdan gelen tıngır mıngır ortaya dokunup atsın golünü. İnönü'deki ilk gol gibi son gol de O'nun olsun.


          Siyah kaybetsin, Beyaz kazansın, Beşiktaş sen hep kalbimizdeki hazansın...
.

14 Şubat 2013 Perşembe

Beşiktaş'ın Son 10 Sezonunda 21. Hafta


Beşiktaş'ın son 10 sezonu 21. haftalar itibariyle yukarıdaki gibi. 2002 ve 2003 gibi ezdiğimiz 21. haftalar da görmüşüz, 2010-2011 gibi süründüğümüz de. Fakat önemli olan hangi sezonlarda ipi göğüslediğimiz. 2002-2003 sezonunda ve 2008-2009 sezonunda mutlu sona ulaşmışız. O noktadan hareketle baktığımızda "Şampiyonluk işareti verilmiş puan durumunda" demek çok mümkün değil. Birinde 50 puan almışsın. Averajın 25. Diğerinde 39 puan almışsın, averajın 14.

Bu sezon Feda sezonu olduğundan ve takımdan da beklentiler dipte olduğundan yukarıdaki tablo bizi çok mutlu etti. Ama geriye dönüp baktığımızda "Her şeye rağmen eskisi gibiyiz" diye sevinmekten öte elimizde bir şey yok. Beşiktaş bu sene sürünür gibi kuşkularımız Samet Aybaba'nın şansının yaver gitmesinin yanı sıra takımın kolej havasına bürünmesiyle dağıldı gitti. Çoğu zaman yenilmemiş ama yenemiyorsan yenilmeyeceksini şiar almış bir takım karşımızda. Bununla beraber bol gol atan ama kalesini de boşaltan bir takım görüntüsünde. Yukarıda tabloya baktığımızda takımın zor galibiyet aldığını söyleyebiliriz. 8 beraberlikle en çok berabere kaldığımız sezonu yaşıyoruz.

Geçen maç AcıbadeM sormuştu "Samet iyi mi kötü mü?" diye. Değerlendireceğimiz kriterlere bir de son 10 seneden bakıp konuşunca sorunun cevabı hassas kantara kadar gider bence.

12 Şubat 2013 Salı

Beşiktaş'ı İzlemek Zordur...

video

Beşiktaş'ı izlemek zordur çocuk.
Bazen şartlar izin vermez. Bazen içinden gelmez.
Ama aklın hep ondadır.
Bazen göz ucuyla, bazen can-ı gönülden...

1 Şubat 2013 Cuma

Mamudo Kurban

Ali Ece Niang'a beste yapmış. Dinleyenlerin yalancısıyım ama inanılmazmış. Aşık Mahzuni Şerif'in yıllar önce yazdığı şarkıdaki gibi olmasın da. Biz sadece Ali Ece'nin o efsane bestesini hatırlayalım.

''Adam olmasaydın neydin

Gelir miydin hiç bilseydin''

25 Ocak 2013 Cuma

Acun'un Yeni Projesi: O Beste Türkiye













Tribunculuk Turkiye'de kanayan bir yara. Bu hadise sadece Besiktas tribununun sirtina yuklenmis bir misyon olmamali. Televizyonun dahi cocugu Acun Ilicali bu acigi gorüp asagidaki kurguyu hayata gecirmeye karar verdi.

Juri uyelerini Besiktas Tribunu Amigosu Alen Markaryan, Fenerbahce GFB lideri Nihat Ozpolat (Sefa), Bursaspor Tribun Lideri Selim ve Galatasaray Ultraslan Tribunu Lideri Muzaffer Sirin'den (Sebo) olusturan Acun Medya Ekibi turnayi yine gozunden vurdu.

O Ses Turkiye konseptinin aynen tasindigi O Beste Turkiye yarismasina en az 4 en fazla 8 kisilik gruplarla katilinabilecek. Ilk turda sahneye cikan gruplar tamamen kendilerine ait olan, daha once hicbir yerde soylenmemis bestelerle tribun liderlerini kendilerine dondurmeye calisacaklar.

Eger birden fazla tribun lideri donerse, tribun cocuklari istedikleri lideri secebilecekler.

Sectikleri tribun liderleriyle hafta ici biraraya gelerek calisacak olan tribun cocuklari, ayni zamanda atarli olmak, bedava bilet almak ve efektif dagitmak, takim yoneticileri ile iliskiler, deplasman yolculuklarinda alinacak sorumluluklar ve tribunden maca etki konularinda egitim de alabilecek.

Her tribun liderinin toplam 16 grup sececegi yarismanin ikinci turunda gerceklesecek duellolar yine tribun ruhuna yakisir sekilde olacak.
Tribun liderlerinin verecegi besteleri sirayla icra eden gruplardan yoluna devam etmek istediklerini yine tribun liderleri sececek. Acun'un once gerekcesini sonra kararini soracagi tribun liderleri, cok kararsiz kalirlarsa sete ciktiklarinda yardimciliklarini yapan arkadaslarini yanina cagirip fikir alacak. (Bknz Sefa-Yucel)

Birebir turundaysa tamamen bir tribun gelenegi olan kontralar tribun liderlerinin begenisine sunulacak. Tribun liderlerinin takimlari icerisinden sectikleri iki grup sahnede 3 saniye dusunme hakkina sahip olup, tribunlerde soylenen bir besteyle rakibine karsilik vermeye calisacak.

Kontra gelistiremeyenin elenecegi bu tribun atismasi turunda tribun liderlerinin sonuca etki etme sansi bulunmayacak.

Final turundaysa finale kalan son 4 grup Besiktas Inonu Stadyumu kapalisinda, Sukru Saracoglu Turk Telekom Tribunu'nde, Turk Telekom Arena Kuzey Tribunu'nde ve Bursaspor kale arkası tribununde gercek tribun icerisine yerlestirilerek kac beste baslatabildikleri gözlenecek.

Bu turda televizyon ekrani basindakiler sms ile oy gonderebilecek ve 'O Beste Turkiye' yarismasinin birincisini secebilecekler.


Her yarışmasında ödülleriyle yarışmacıları şımartan Acun Medya bu kez de yanıltmamış ve birinciye toplam 10 sene boyunca istediği takımın istediği tribününden kombine kart, 10 yıl boyunca tuttuğu takımların tüm deplasman maçlarına takım uçağıyla ücretsiz seyahat ve en önemlisi istediği zaman tuttuğu takımın amigosunun yanında sete çıkma ödülü veriyor.

(Burada yer alan herşey hayal ürünüdür)

21 Ocak 2013 Pazartesi

Facebook'ta Süper Ligin Karnesi

Süper Lig'in iddialı ve kurumsal olduklarını söyleyen, yeni düzene ayak uydurduklarını her platformda göstermeye çalışan takımlarımız son 1,5 yıl içerisinde Facebook'ta neler yapmış. Ayrıntılı raporu aşağıda bulabilirsiniz. Daha önce blogda yazmıştık. 1,5 sene önce ilk dörde kendini atan Bursaspor şampiyonluk sonrası gazı kaçmış Uludağ gazozu gibi gerilemiş. Trabzonspor beklendiği gibi ilk dörde girmiş. Fenerbahçe ve Galatasaray'ın rekabetinde fark gitgide açılıyor. Galatasaray 1,5 yılda 400 bin gibi bir rakam yakalamış.

Beşiktaşımız ise haliyle 3. durumda. Fakat burada bizim adımıza şöyle bir değerlendirme yapılabilir. Bu alanda ekstra işler yapmadan, Fenerbahçe ve Galatasaray köpürterek yarışa devam ederlerken yakalanan rakam hayli iyi.

18 Ocak 2013 Cuma

Bir Spor Yaralanması: Ön Çapraz Bağ ve Menisküs

Hep duydugum on capraz bag, meniskus ve kikirdak zedelenmesi sakatliklarinin bir gun basima gelebilecegini hic dusunmemistim.

Pazar Ligi'nde bir mac esnasinda rakibin arkasindan kosarken sol ayagimin ustunde iki kere sekip sag ayagimla topu rakibimden calmak icin yere bastigimda dizim geriye dogru acildi. Zaten diz yaralanmalarinda pozisyon esnasinda ayakta kalma sansiniz olmadigi icin yerde buldum kendimi. Buyuk bir aciyla sol ayagimin ustunde sekerek terkettim sahayi. Saha kenarina geldigimde dizimde gorunurde hicbir sey yoktu. Hemen hastanenin acil servisine gidip doktora olayi anlattim.

Doktor 'Bir ses duydun mu tak tak diye' sordu. Boyle bir ses gelmedigini soyledim. Hastaneye vardigimizda dizim biraz sismisti ama dizimi rahatlikla kirip acabiliyordum. Eliyle diz kapagimin cevresine bastirarak aci oldugunda soylememi istedi. Aci yoktu. Rontgen istedi. Rontgende de bir sey cikmadi. Eve gonderdi ve 'Ustune bastiginda aci cekersen hemen gel MR'a alalim' dedi.

Evde 2-3 gun yattim. 4. gun ustune basmaya calistim ama agrisi dayanilmazdi. Hemen ayni hastanenin ortopedi bolumune gittim. Doktora olayi anlattim ve acildeki doktorun istegiyle cekilen rontgeni gosterdim. Dizim 4 gunde kafam kadar sismisti. Gorur gormez 'on capraz ve meniskusun de sorun olabilir MR'a girmen lazim' dedi.

1999'da bilegim kirildigi icin ayagimda platin oldugunu ve MR'a ayagimdaki platinle girmemin sakincasi olup olmadigini sordum. Bazi platinlerin MR'da problem cikardigini isinma, yanma, titreme ya da makinenin ayagi cekmesi gibi sikinti yasayabilecegimi soyledi. Boyle bir durum yasarsam bana verecekleri butona basarak cikabilecegimi anlatti.

Daha once MR'a girmemisler icin soyleyeyim. Cok sikinti veren bir sey. Ben MR makinesinden bu kadar tuhaf sesler ciktigini bilmiyordum. Toplam 20 dakika surdu. Her 3-4 dakikada bir beni daha da icine cekerek sikintimi katmerledi. Platin korktuğum gibi bir sikinti cikarmadi. MR sonucumu goren doktorum ertesi gun beni aradi ve on capraz bagimın koptugunu ve meniskusumun yirtildigini, kikirdaklarimda da ciddi zedelenme oldugunu soyledi. Ameliyat olmam gerektigini aksi halde yasayacagim sorunlari 'Halay cekemezsin, merdivenden inemezsin, arabaya binemezsin, bir yere ziplayamaz, bir yerden atlayamazsin, en acisi da yangin olsa kacamazsin' diyerek acikladi.
Ameliyatimi hemen yapamayacakalarini dizin icindeki odemin dagilmasini bekleyeceklerini, bunun da max. 20 gun oldugunu soyledi. Ertesi gun doktorumla yuzyuze görüşüp ameliyat tarihini kararlastirmak icin gittim. Dizimi gorunce cok kanaman var bunu siringayla dizinden cekmemiz gerek dedi. Baya buyuk bir igneyle dizimden kapkara 2 tup kan aldilar. Ayagimin uzerine topallayarak basmami biraz daha kolaylastirmisti bu islem. Doktorum ameliyatı ihmal etmemem gerektigini ve kikirdaklarima zarar verebilecegimi guzel bir dille izah edip eve yolladi. Ben bu zaman zarfinda surekli buz ve degneklerle hayatima devam ettim.

Tabii Türküz her goren bir seyler soyluyor. Baska doktora git, ameliyat olma, iyice arastir, guven olmaz vs diye. 2 Kasimda basima gelen bu sakatlanmayi 1 ay boyunca ne yapmam gerektigini dusunmekle gecirdim. En sonunda mahalle baskisiyla baska bir doktora gosterdim dizimi.

Volkan Demirel'in Edu ile carpistiginda dizine mudahale eden ve zaman zaman FB yedek kulubesine bile giren efsane bir doktora gosterme firsati buldum. Aradan tam 1 ay gecmisti. Dizim baya baya inmisti. Doktor olayin nasil oldugunu sordu. Ben de pozisyonu anlattim. Doktor oyle bir sey sordu ki ameliyatimi ona yaptirmak istedim: 'Uzun suredir giymedigin ya da daha once giydiginden farkli, sikan ya da rahatsiz bir ayakkabimi vardi ayaginda.' Gercekten de her zaman krampon giyen ben ilk kez o macta hali saha ayakkabisi ile oynamistim. Dizimi 90 derece kirip kendine dogru cekti. On capraz bagin kopmus dedi. MR sonucumun da yanimda oldugunu soyledim. Oradan da bakip evet kopmus dedi. Meniskus ve kikirdakla ilgili de hastanedeki doktorumla ayni seyleri soyledi. Bana birkac hareket gosterdi. Ameliyat olana kadar bunlari mutlaka yap geri donusun kolay olur dedi. Ben ameliyatini yapmak isterim dedi.

Gonul istiyor ama imkanlar el vermeyince solugu hastanedeki doktorumda aldım. Genel olarak efsane doktor ile ayni seyleri soyledigi icin gercekten icim cok rahattı. Doktor dizimin arkasindan bag alip on capraz bag yapacaklarini soyledi. 4 yerden delik acip bir de dizin altini keseceklerini, meniskusume de mudahale edecegini ameliyattan sonra 3 gun hastanede kalmam gerektigini, sonraki 3 hafta istirahat etmem gerektigini, sonrasinda degneklerle fizik tedaviye baslayabilecegimi soyledi. Tam bir yikim oldu benim için bu bir aylık istirahat.

Ameliyat gunune karar verdik. Ameliyat gunu gelip catti. 1 gun oncesinden 4 tup kan alip tum testleri yaptilar. Genel anestezi olacagim icin ameliyattan bir saat once sakinlestirici vurdular. Artik kafada bone ustumde incecik bezle buz gibi ameliyathanedeydim. Anestezist elinde ufacik icinde beyaz bir sivi olan igneyle 'simdi uyuyoruz' diyerek igneyi damardan basti. Saniye surmeden bayildim. Simdi uyuyoruz dedi ve gerisi gercekten yok.

Tam 3,5 saat suren bir ameliyat sonrasi ilk gozumu actigimda hissettigim sey zangir zangir titremekti. Hic bu kadar usudugumu hatirlamiyorum. Sedyeden dusecek kadar titriyordum. Sonra alttan sicak hava ufleyen bir makine getirdiler ve uyumaya devam ettim.

Gozumu actigimda odadaydim. Muthis bir agrim vardi. Bademciklerimin sistigini ancak ikinci gun sonra soyleyebildim. Inanilmaz usutmusum. Resmen hastayim. 1 gun boyunca durmadan agri kesici verdiler. Dizim trasli, 5 yerden delik var. Bir de dizimin altindan 5 cm kadar enine kesik.

İki delikten diren takilmis pis kani tahliye ediyor. Doktor ilk gun gelmis ama ben hic hatirlamiyorum. Ameliyatin iyi gectigini meniskusun sandigindan daha iyi durumda oldugunu sadece temizlik yaptigini, on capraz bagi ise arkadan aldiklari bagla yaptiklarini soylemis. Dizde kikirdagin buyuk bolumunun zedelendigini tahmininden daha buyuk zedelenme oldugunu bu yuzden torpulediklerini soylemis.

Hastanedeki ilk gecem neredeyse uykusuz gecti. Ayagi kipirdatmam imkansizdı. Bu yuzden yana istesem de donemiyorum ve uyuyamiyordum. Ertesi sabah doktorum geliyor ve ayagimi havaya kaldirmami soyluyor. Tum gucumle kaldirmaya calisiyorum. Mumkunati yok. Kipirdamiyor ayagim. 'Normal 1-2 gune kaldirirsin' diyor. 'Denemeye basla' diyor. Her denemem sonucsuz kaliyor. Resmen ayagimi oynatamiyorum. Ikinci gun aciyla milim milim kalkiyor ama deliklerin ve kesigin oldugu yerler daha fazlasina izin vermiyor. Ucuncu gun sabahi doktor ayaga kalkmami istiyor. 'Mumkun degil oynatamiyorum' diyorum. Diger ayaginla indir yataktan ayagini diyerek asagiya dogru sarkitmami istiyor. Sonrasinda degnekleri verip ustune basmami istiyor. Toplam 3 adim atip geri donup yatiyorum. Artik cok uzun bir tedavi surecinin basladigini anliyorum. 3. gun ayagimdan direnleri cikartiyorlar. Oldukca aci verici bir sey. Icinizden hortum cekiyorlar iste.

Ayagin goruntusu moral bozucu. Neresi baldir belli degil. Incecik kol gibi bir bacak. Her yeri delik desik.
Doktorum beni eve gonderiyor. Yapmam gereken hareketlerle birlikte kan sulandirici 10 adet igne ve agri kesici veriyor. Uykusuzluk had safhada. Artik evdeyim ve ayagimi yataktan 5 cm kaldirabiliyorum. Sol tarafima donup sag ayagimi sol ayagimin ustune koyup uyuyabiliyorum.

Bu inanilmaz mutluluk verici bir sey. Bu gazla dizimi yatakta 90 derece kirabiliyorum. Yataktan 10 cm havaya kaldirabiliyorum. Degnekle ayagima hafif hafif basarak ilk haftami tamamliyorum. Surekli egzersizlerle ayagimi toparliyorum.

Dizim sonraki hafta daha da iyi bir performans veriyor. Artik degnekle ustune basarak yuruyebiliyorum. Doktorun karsisina iki hafta sonra tekrar gidiyorum. Bagirsak dikisler kendiliginden dusmus artik. Dizde sadece sislik var. O da dizimin ustunde sadece. Doktor gordugunde "sislerin inmis ama dizini hep kirmissin tam olarak acilmiyor. Boyle yaparsan duzelmez hemen fizik tedaviye baslayalim" diyerek ameliyattan 2 hafta sonra fizik tedaviye baslatti.

Fizik tedavi hayli zorluydu. Ayagima 40 dakika boyunca 8 ayri noktadan ben diyeyim elektrik siz deyin akim verdiler. Once geriyor sonra kendi haline birakiyor. Sonrasinda ayaginizi icine koydugunuz 120 dereceye kadar kiran ve -5 dereceye kadar duzleyen bir makinede 20 dakika boyunca dizinizi calistiriyorsunuz. Ardindan dizin altina koydugunuz sunger yastiga asagi dogru basinc uyguluyorsunuz. Dizinizin arasina alip sikistiriyorsunuz. Bisiklete biniyor, tramplende ziplamaya calisiyor, merdivenden cikiyor, dizinizle hafif kilolar kaldirmaya calisiyorsunuz. Toplam 15 gun boyunca gunde 2 saat dizinize yukleniyorsunuz.

Inanilmaz bir sekilde toparlayarak degnegi 3. seansta atiyorsunuz. En zor tarafi fizyoterapistinizin dizinizi en son noktaya kadar kirmasi ve yuzustu yatirip topugunuza agirlik koyarak duzlemeye calismasi oluyor. Dizinizden ayaginiza kadar kalan kisim yatak disinda yuzustu yatarken topugunuza 5 kg koydugunuzda saniyeler gecmek bilmiyor. Tum fizik tedavim boyunca beni en cok zorlayan hareket bu oldu. Bu yaziyi 15 gunluk fizik tedavim bittigi gun yaziyorum. Yarin doktora ameliyatimdan tam bir ay sonra gorunmus olacagim. Bu spor yaralanmasi erkeklerde en çok futbol oynarken, kadinlarda ise kayak yaparken oluyormus. Böyle de bir istatistik varmış.

Fizyoterapistime gore protokolun onunde gidiyormusum. Ayagimin kirilma performansi sol ayagimdan daha iyi fakat acilmasinda halen problem var.Merdiven inerken aci cekmiyorum ama uzun mesafe yurudugumde topalliyorum. Ayakta kaldigimda dizim hemen sisiyor. Aslina bakarsaniz bu yaralanma sonrasi ameliyat olanlar 2 ay evde istirahat ediyorlarmis. Ben biraz erken basladim ama dezavantajlari ya da avantajlarini yazacak kadar vakit gecmedi. Her ameliyat sonrasi farkli oldugunu, her bunyeye gore farklilik gosteren bir toparlanma sureci oldugundan bahsediyorlar. Burada en kritik konu sabir. 6 ay icinde kosmayi akliniza bile getirmemek gerekiyor. Kalabaliklara girmemek, cok ayakta kalmamak ve merdivenden dikkatli inmek en cok dikkat edilmesi gereken konular.

16 Ocak 2013 Çarşamba

Rengimizle Isıtıyoruz


 
Bu soğuk kış günlerinde, Doğu’daki Beşiktaşlı çocuğu mutlu edecek, onun içini ısıtacak bir atkıdır, bir beredir, bir eldivendir…
Bunları göndermek bizim için çok zor değil ama o çocuk için çok önemli olabilir. Bilmediği, tanımadığı birinden gelecek bir hediye onun yüzünü güldürmeye yetebilir.
Beşiktaş taraftarı olarak bu doğrultuda 19 Ocak Cumartesi günü saat 14:30’da İnönü Stadı Kartal Yuvası önünde buluşup alacağımız ürünleri kargo ile göndereceğiz.
Siirt’te, Ağrı’da, Şanlıurfa’da birçok öğretmenle temas kurulmuştur. Göndereceğimiz atkılar, bereler, eldivenler onlar vasıtasıyla öğrencilerine verilecektir.
Küçük kardeşlerimizi Beşiktaş atkısıyla, beresiyle, eldiveniyle ısıtalım…

Maddi destekte bulunmak isteyenler için iletişim adresleri:

Yusuf Koç; yusufkoc3@gmail.com
Recep Özerin; rasheedrec@gmail.com
Ergin Aslan; aslanergin@hotmail.com
Gökhan Gürses; gokhangurses@yandex.com
Atkı, bere ve eldivenlerinizi kargo yoluyla göndermek için iletişim adresleri:
Recep Özerin; Davutpaşa Cad. No: 34 34020 Topkapı/İSTANBUL