premier etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
premier etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ocak 2011 Cuma

Peki Ya Diğerleri?


Çok eskidir içimde, iyi olan tribünlere kayıtsız, şartsız sempati duymak. Gönül verilen renkler ne olursa olsun, izlerken insan o tribünleri ayrı bir haz duyuyor. Tribünlerden gelen o Asi Ruh dedikleri şey, formanın rengi farklı da olsa, sarıyor bir anda seni. O ruhun ve sinerjinin bir parçası hissediyorsun.
İstanbul'a kış gelmişti artık, soğuk bir istanbul akşamıydı, iş çıkışı ULAN bu havada ne işimiz var derken Köyiçi'nde buluverdik kendimizi son dört gün içinde ikinci defa...
1903'le piize başladık yavaştan, arkadan Tıkandı Baba, arkadan Acıbadem...

Bir yandan piiz, bir yandan orayı burayı kesmece, yanıbaşımızda beliriverdi ekşın. Çiçek abbas filmini hatırlayanlar bilirler. İlyas Salman-Şener Şen atışıyorlar o filmde. Bu atışmanın tribün versiyonuna şahit oldum o soğuk gecede. İki eleman önce atışıyorlar, karşılıklı beste söyleme yarışına girmişler. Başlarda söylenen güncel besteler sonraları yerini nostaljik bestelere bıraktı. Vay be ULAN bu da vardı yaa dedirten cinsten. Arada makaraya kaçıp Urfa'nın etrafı dumanlı dağlar aman aman diye ceylan avlıyorlar inceden, sonra bestelere devam.
Sadet nedir ULAN? Sadet şudur: Orada 20 dakikada söylenen beste sayısıs 70-80 civarı belki atlanmış olunanlarla 100'ü bulur. Beste fabrikasyonu biraz fazla gelişmiş Beşiktaş tribünlerinde. Yaratıcılık hat safhada. Peki ya diğerleri...?

4 Ocak 2010 Pazartesi

Bir Aşk mıdır St Pauli? Kimdir Eşi Türkiye'de?


Çocukluğumdan beri kapılmışımdır tribünlerin rengine,ahengine... St Pauli'de bu renklerden birisdir.Takımlarının hangi ligde, hangi sahada oynadığı farketmez onlar için.Bağlıdırlar takımlarına en inanmışından. Ülkemde var mıdır dengi diye sorarsanız, Livorno'nun kardeşi ADS'dir bence....

31 Aralık 2009 Perşembe

Ali Turan Galatasaray'da


Galatasaray,Kayseri Spor ile 125 bin euro+A2 takımdan birgenç oyuncu karşılığında renklerine bağlamış Ali Turan'ı.Hayırlı olsun diyelim...

24 Aralık 2009 Perşembe

Takım neden 10 Kişi Ulan?


Takım çıkıyor seremoniye,tribünde bir ses Galatasaray 10 kişi! Yok oğlum olur mu oyle sey? Olur tabi falan, muhabbet öyle ilerliyor. İstiklal marşı okunuyor takım hala 10 kişi.

Noluyor ulan derken Servet Çetin ağır aksak adımlarla seremoniye geliyor. Çatlak sesler artıyor tabi tribünde, bu mudur bu takımın disiplin anlayışı falan filan... Benim fikrim mi? Farkeder mi?Neyse bu dünden akıllarda kalan ilginç bir estanteneydi. Maça gelelim...

Hafta içi, hava soğuk, maç başlar 21.30'da, ertesi gün iş var, yabancıların 3 'ü izin, 2'si sakatlık kontenjanından tutmuşlar ülkelerinin yolunu. Yani takım Tobias hariç yerli malı, arayada serpiştirmiş Frank Rijkaard gençleri. Yenilsede takım telafi ederiz diyor aklınca. Saydığım bunca olumsuzluğa rağmen gelmişti yine o eskiden Beşiktaş için aramızda kullandığımız artık yavas yavas Galatsaray'da da oluşan KEMİKLEŞMİŞ TARAFTAR profili. Harbiden destek için oradaydı o profil, çürük elmalar ayıklanmıştı dün gece Sami Yen' de. Ve oraya gelen herkeste bunun farkındaydı. Hal böyle olunca tribünden çıkan o ağzımıza doladığımız bilmem kaç desibellerin oranıda haliyle cok yuksekti diger gecelere göre. İlk defa bu tribunleri özellikle kapalıyı dün gece böyle gördüm. Olsaydı bi DESİBEL ölçme cihazımda :) takım GOL YEDİĞİNDEKİ o bitmeden devam eden Ölüm Varmış Korku Varmış bestesini söyleyenlerden çıkan sesin şiddetini ölçebilseydim.Geçen hafta Gençlerbirliği maçındaki 10 Dakika eski açık, 10 dakika kapalı bağıracak muhabbetinin bu maçta sona ermesi de isabet oldu diye düşünüyorum.

Birkaç cümlede Trabzon Tribünleri için kuralım. Yeni oluşumla yani Ultraslan'ın bir kısmının eski açığa gitmesi , ordaki UA UNİ ve diğer alt gruplarla birlikte hareket etmesi, bir yanda Kapalının sıkıştırmasıyla ARADA KALAN deplasman takımı taraftarı görüntüsündeydi yani sonları. Bu sezon Sami Yen'e gelen diğer tribünlerle aynı oldu. Belki dedik 61'de yaparlar bi varyete oda olmadı. 3 lü onu da bastırdı...Velhasıl kelam dün gece herseye rağmen değişik bir eğlence hakimdi tribünlerde, güzellikler hep böyle gider umarız Galatasaray tribünlerinde....

19 Aralık 2008 Cuma

Issız Kuytu Köşelerden Andolsun ki Döneceğiz...

Kimilerine göre birgün başaracak bunu Göztepe , kimileri de endüstriyel futbolda artık yeri yok bu 83 yıllık çınarın diyor. Peki ya tribünler? İzmirin sarı kırmızısına gönlünü vermiş yüzbinler ne düşünüyor acaba? Birçoğu karamsar, kesmişler artık umutlarını. Umudunu kesmiş dediysek desteği kesmiş demedik, hala koşturuyolar İNADINA GÖZTEPE diyerek. Tarih: 20 Ekim 2007 Göztepe amatöre düşmüş, taraftar umudunu kalbine gömmüş, ezeli rakip Kaf Sin Kaf Süper ligi koşturuyor hemde öyle yalandan değil, sağlam temeller atmışlar geliyolar en inanmışından. Durumlar içler acısı uzun lafın kısası İzmir'in sarı-kırmızısında. Göztepe Şirinyer ile oynuyor, arkasında 4 Bin cefakarıyla çıkmış sahaya. Taraftarıyla alıyor Göztepe maçı 1-0 zorda olsa. Amatördeki bir takımı 4 Bin aşığı geliyor desteklemeye ve gelenler gelemeyenlerin yanında devede kulak bile olamaz. Böylesine büyük bir camiayı kim mi bu hale getirdi? Cevabı çok uzaklarda aramayın ben söyleyeyim: Kahrolası endüstriyel futbol. Endüstriyel futbol denilen canavarın midesine inmiş olan Göztepe için şimdilerde bir umut ışığı beliriyor. Altınbaş grubunun kulubü satın almasıyla başladı bu ışık ve kolay kolayda sönmeyecek gibi görünüyor. Bu ışık eşliğinde bizede HA GAYRET GÖZTEPE demek düşüyor tabi... (Söylemeden geçemeyeceğim Göztepeli taraftarların kardeş takım olarak nitelendirdiği Sakarya'nında içler acısı haline bakıp üzülmemek elde değil. Umarım lige verilen arayla birlikte Sakarya da toparlanma sürecine girer ve bu yıl en azından ligde kalmayı başarırlar. Çünkü ipin ucu bir kaçtı mı gerisi geliyor Göztepe'ye olduğu gibi).

13 Aralık 2008 Cumartesi

Senmisin Entelektüel?

Dünya'nın her yerinde, taraftarın maç sırasında verdiği tepkiler farklıdır. Mesela; İngiltere'de bir gol kaçtığında, " uuhh.." diye bir ses duyulur. Gol atıldığında ise; " yeaah.." diye bir ses duyulur. Bu, Dünya'nın her yerinde farklılık gösterir. Türkiye'de ise, " lay lay " kelimesi anonim olarak girmiştir tribünlere. Şimdi gelelim Sayın Hıncal Uluç'a; Sayın Uluç; hangi mevkii, hangi makam, tüm Türkiye'de harçlıklarını biriktirip, kar, kış, yağmur, çamur dinlemeden, otobüslerle deplasmanlara giden, iyi günde, kötü günde, takımının yanında olan ve tek derdi 90 dakika boyunca sesinin son noktasına kadar takımını desteklemek olan bu taraftara "gerizekalı" deme gücünü size veriyor?
Aynı taraftar, sahaya yabancı madde atsa, küfür etse, takımını sabote edecek bir davranışa veya saha içi ya da saha dışı olaylara sebebiyet verse, o zaman, bu taraftarı hakaret etmeden, ağır bir dille eleştirip, yorumlarınızı yapabilirsiniz ki; zaten sizin işiniz de bununla sınırlıdır. Fakat, siz tribünlerdeki herkesi "gerizekalı" zannedip, önyargılı yaklaşımınızla, ülkemizdeki taraftarların, bu dilden anlayacağını sanıp, konuşmalarınızı ve ithamlarınızı talihsiz bir biçimde gerçekleştiriyorsunuz.
Ancak unutmayınız ki, bu ülkedeki tek akil, tek entellektüel ve yegane ulema siz değilsiniz. Hiç bir güç size Büyük Galatasaray Taraftarı'na, hatta ülkemizdeki takımlarını destekleyen diğer takım taraftarlarına "gerizekalı" deme hakkını vermez.(alıntı:ultraslan com)

İyiki Varsın John Houlding Amca...

Kim bu adam acaba, neden bu kadar önemli olabilir? Gelin hep birlikte İngiliz futbol tarihinin tozlu sayfalarını biraz olsun aralamaya çalısalım. Tarih: 8 Eylül 1888... Yer: Liverpool... Şimdilerde pek çok sporsever tarafından futbolun mabedi olarak kabul edilen stadlardan birisi Anfield Road, o gün gözlerini açar bu mabed futbola ama o Liverpool'a ait olan kırmızıyla değil Everton'un mavisiyle yapar bunu.Ve yaklasık 3 yıl hizmet eder Everton TAKIMI'na (alıntı:Sergen Yalçın). Everton 1891'de burada birde şampiyonluk kazanır. Everton takımı 118 pound olan stad kirasını ödemekte zorluk çekince Anfield'ı terkeder. Birazda rastlantı sonucu John Houlding amca tamamen ticari bir içgüdü ile yani tamamen para kazanmak amacı ile günümüzde Asya'dan Avrupa'ya, Uzak doğudan Amerika'ya uzanan yolda, milyonlarca insanın kalbine taht kuran futbol efsanesini kurmaya karar verir. O zamanlar İngiltere'de futboldan günümüzdeki kadar büyük boyutlarda olmasa da baş döndüren miktarlar kazanıldıgını gören Houlding sonunda bu amacı dogrultusunda Liverpool'u kurmuştur. Ve bu takım zaman içerisinde önce küçük balıkçı şehrini, daha sonra ada sınırlarını aşarak ününü dünyaya yayma becerisini göstermiştir. Şimdilerde ise dönüp arkaya baktıgımızda, 18 kez İngiltere lig şampiyonluğu, 7 kez FA CUP şampiyonluğu, 7 kez lig kupası şampiyonluğu, 3 kez Uefa şampiyonluğu ve 5 kez de eski adı Şampiyon Kulüpler Kupası yeni adı ile Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu ile önüne geçilemeyen bir efsane halini almıştır bu kulüp.(bu arada şampiyonlar ligi demişken alakasız biraz ama Houlding Amcanın Liverpool'u tarihi boyunca şampiyonlar ligindeki en farklı galibiyetini Beşiktaşımıza karşı almıştır). Belki sevgili Beşiktaşlı kardeşlerimiz kızacaklar, darılacaklar, içleri cız edicek ama bu efsaneyi yaratığın için teşekkürler, iyiki varsın John Houlding Amca...