Geçtiğimiz günlerde gündemde sıkça yer bulan gözleri görmeyen oğlunu Beşiktaş'ın maçına götüren amcamız yüreklerimizi burkmuştu hani. O konuyla ilgili İngiltere'de yapılan bir uygulamayı yazmak isterim. Arsenal'in Emirates Stadyumu'nda verdiği hizmet yüreği gerçekten burkulan insanların yapacağı bir şey olsa gerek. Arsenal maçlarına gelen engelliler için simültane maç anlatımı hizmeti veriyor. Harika... Emirates Stadyumu'nda bu hizmet var bizde yok. Hadi onu anlarım. Bizde engelli izleyicilerin maçı takip ettikleri yerden ayakta maç izlenemiyor mesela. Bunu anlamak gerçekten zor. Memlekette taraftar kalmamış sen engelli taraftarların stadyumdaki durumundan bahsediyorsun dediğinizden eminim. Haklısınız.... Her kuşu .iktik bir leylek kaldı.
Ayakta Alkışlarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ayakta Alkışlarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
19 Kasım 2014 Çarşamba
10 Aralık 2010 Cuma
Ayakta Alkışlarım (7)
Muhteşem bir yazı. Geç de olsa okudum, es geçmemek lazım. Böyle örnek tribünler de var. Hem de yanı başımızda!
Güzel başladı bayram. Bal-kes maçındaki atmosfer, coşku başka bir yerde yaşanamayacak türdendi. rakibin kim olduğu, ne müsabakası olduğu, kaçıncı lig olduğunun önemi yoktu.
Yeşil Siyah renkli formaları giyen çocukların çoğunun ismini, tribünlerdeki büyük çoğunluk bilmiyordu. Çarşıda gezerken görebileceğiniz adamlardı çoğu. bayram öncesi validen bin lira harçlık almak bile mutlu edebiliyordu onları. çünkü düne kadar sahipsizdiler. tribün dışında kimse sahip çıkmıyor, telefon şarjlarını bile tesislere yakın büfeden yapıyorlar, fırından borç ekmek alıyorlardı belki. antrenmana gelirken bindikleri dolmuşun parasını Cem Sinan abilerinden utana sıkılı istemişti belki. Ancak çok sevdikleri futbola ve yıllardır alt kategorilerden itibaren sırtlarında taşıdıkları formayı A takımda giymişlerdi. bir çoğunun rüyasıydı belki bu. Serdar Topraktepe'yle oynuyorlardı işte. Belki çok büyük değildi hayalleri, beki bu yüzden mutluydular.
Bu kadar özverili, bu kadar arkadaşça bir takım; hani mahalle maçları yapardın herkes senin mahallenden olurdu, mahallenin abisi takımı kurardı işte öyle bir takımız. Büyük Abimiz bu klübün en efsane futbolcularından biri olarak tarihte yer alacak Serdar TOPRAKTEPE!!
Balıkesir maçının sonunda çok eğlendik. Aydın apaçi dansı yaptı. Serdar o kadar yorulmuştuki sevinirken bile zor zıplıyor. gençleri saha içinde yönlendirip oyunu yönlendiriyor onu hepimiz biliyoruz. maç sonunda maratonun önünde toplanan takım arkadaşlarına, kardeşlerine kale arkayı ve numaralyı işaret etti. Sonra tüm takım, tribünleri dolaştı. Her galibiyet sonrası şampiyonlar ligini almış gibi seviniyoruz. Çünkü biliyoruz ne zorluklarla ne büyük özverilerle oynuyorlar. arada tribünde dayanamayıp bağırsamda kızamıyorum hiçbirine.
bayram iyi başladı dedik ya illa ki bi gudubetlik olacak özel hayatta. oldu da. neyseki bugün maç var oradan yırtabiliriz belki yıkıntıyı atlatabiliriz. yenmek önemli değil, o formayı hak eden adamların giymesi olay.
http://japonkale.blogspot.com/2010/11/izmit-cocugu.html
Yeşil Siyah renkli formaları giyen çocukların çoğunun ismini, tribünlerdeki büyük çoğunluk bilmiyordu. Çarşıda gezerken görebileceğiniz adamlardı çoğu. bayram öncesi validen bin lira harçlık almak bile mutlu edebiliyordu onları. çünkü düne kadar sahipsizdiler. tribün dışında kimse sahip çıkmıyor, telefon şarjlarını bile tesislere yakın büfeden yapıyorlar, fırından borç ekmek alıyorlardı belki. antrenmana gelirken bindikleri dolmuşun parasını Cem Sinan abilerinden utana sıkılı istemişti belki. Ancak çok sevdikleri futbola ve yıllardır alt kategorilerden itibaren sırtlarında taşıdıkları formayı A takımda giymişlerdi. bir çoğunun rüyasıydı belki bu. Serdar Topraktepe'yle oynuyorlardı işte. Belki çok büyük değildi hayalleri, beki bu yüzden mutluydular.
Bu kadar özverili, bu kadar arkadaşça bir takım; hani mahalle maçları yapardın herkes senin mahallenden olurdu, mahallenin abisi takımı kurardı işte öyle bir takımız. Büyük Abimiz bu klübün en efsane futbolcularından biri olarak tarihte yer alacak Serdar TOPRAKTEPE!!
Balıkesir maçının sonunda çok eğlendik. Aydın apaçi dansı yaptı. Serdar o kadar yorulmuştuki sevinirken bile zor zıplıyor. gençleri saha içinde yönlendirip oyunu yönlendiriyor onu hepimiz biliyoruz. maç sonunda maratonun önünde toplanan takım arkadaşlarına, kardeşlerine kale arkayı ve numaralyı işaret etti. Sonra tüm takım, tribünleri dolaştı. Her galibiyet sonrası şampiyonlar ligini almış gibi seviniyoruz. Çünkü biliyoruz ne zorluklarla ne büyük özverilerle oynuyorlar. arada tribünde dayanamayıp bağırsamda kızamıyorum hiçbirine.bayram iyi başladı dedik ya illa ki bi gudubetlik olacak özel hayatta. oldu da. neyseki bugün maç var oradan yırtabiliriz belki yıkıntıyı atlatabiliriz. yenmek önemli değil, o formayı hak eden adamların giymesi olay.
http://japonkale.blogspot.com/2010/11/izmit-cocugu.html
22 Mayıs 2010 Cumartesi
6 Ağustos 2009 Perşembe
28 Temmuz 2009 Salı
Ayakta Alkışlarım Vol. 4
Sarı saçları, deniz mavisi gözleri, sırım gibi atletik yapısı ve tatlı sert futboluyla ilginç bir sporcuydu Remzi...Lakapların moda olduğu seksenli yıllarda, o'na da Ringo dediler Ankaragücü taraftarları...Dost canlısı sevecen bir insandı...Adana'nın Köprüköy takımından yetişmişti...Tüm köy halkı gibi o da, bir zamanlar atalarımızın egemen olduğu topraklardan gelmişlerdi, yıllar öncesinde...
Ringo futbolumuzun bir dönem iz bırakan kulübü Ankaragücü'nde nice başarılara imza attıktan sonra futbolu bıraktı ve memleketi Adana'ya geri döndü...Ağabeyi Recep ile birlikte küçük çapta bir iş kurarak, yeni bir hayata başladı...Remzi'nin inşaat sektöründeki ilk işi Adana'nın Akdeniz'e açılan sahil penceresi Karataş ilçesinde idi...Bir başka tarifle Galatasaray'ın geçmişteki yıldız oyuncusu Hasan Şaş'ın doğup büyüdüğü yerde...Remzi ağabeyleriyle birlikte 18 konutlu bir sitenin yapım işini üstlenmişti...Bir dönem yeşil alanların geçilemeyen defans oyuncusu bu kez inşat sektöründe başarılı işler yaparak büyümek istiyordu...Hep itiraf ederdi; kendi döneminde futbol bu denli bonkör değildi...Kulüplerin dar olanaklar içinde futbolculara büyük paralar vermesi mümkün değildi...Ringo; çocuklarının geleceğini düşünerek olanca gücüyle çalışmak istiyordu...
Remzi'ye akşamın alaca karanlığında Karataş'taki inşaatın başında bulunan ağabeyi Recep'ten bir talimat geldi;
" Gece olmadan on beş işçi bul, kamyonete bindir getir..."
Remzi gereğini yaptı, işçilerin yoğun olduğu kahvelerden topladıklarıyla yola koyuldu...Bir dönemin ünlü futbolcusu direksiyon da, kalfa denilen usta işçi yanında sohbet ederek Karataş'a doğru gidiyorlardı...Adana ile Karataş arasında Mihmandar adında küçük bir belde vardı...Karayolu bu beldenin tam ortasından geniş bir alanı ikiye bölerek uzanıyordu...Remzi'nin kullandığı araç beldeye girdiğinden iki grubun birbirleriyle kıyasıya kavga ettiğini gördü...Remzi aracın hızını kesti, grubun arasından çıkma gayretine girdi...Kavgacılar, taşlı sopalı, yumruk ve ellerine geçirdikleri kesici aletlerle hoş olmayan görüntüler eşliğinde kavgayı sürdürüyorlardı...Birden iki el bir silah sesi duyuldu...Ve sonra da Remzi'nin yakaran sesi;
" Yardım edin bana birşey oldu.."
Eski futbolcu, yeni iş adamı Ringo Remzi'nin son sözleriydi bunlar...Şakağından ince bir kan yanaklarına doğru indi, başı direksiyona düştü...Klakson sesi acı bir siren gibiydi...
Aradan yıllar geçti...Remzi aklıma geldiğinde dramatik ölümü bir sinema filmi gibi oynar, beynimde...Hüzün yüreğimi kaplar kahrolurum...Onu sarı saçları, deniz mavisi gözleri, atletik yapısı ve Ankaragücü forması altında yeşil alanlara indirir ve öylece dondururum...Sevgili kardeşimi hep böyle anımsamak isterim...
-Metin GÖREN TRT Spor-
Ringo futbolumuzun bir dönem iz bırakan kulübü Ankaragücü'nde nice başarılara imza attıktan sonra futbolu bıraktı ve memleketi Adana'ya geri döndü...Ağabeyi Recep ile birlikte küçük çapta bir iş kurarak, yeni bir hayata başladı...Remzi'nin inşaat sektöründeki ilk işi Adana'nın Akdeniz'e açılan sahil penceresi Karataş ilçesinde idi...Bir başka tarifle Galatasaray'ın geçmişteki yıldız oyuncusu Hasan Şaş'ın doğup büyüdüğü yerde...Remzi ağabeyleriyle birlikte 18 konutlu bir sitenin yapım işini üstlenmişti...Bir dönem yeşil alanların geçilemeyen defans oyuncusu bu kez inşat sektöründe başarılı işler yaparak büyümek istiyordu...Hep itiraf ederdi; kendi döneminde futbol bu denli bonkör değildi...Kulüplerin dar olanaklar içinde futbolculara büyük paralar vermesi mümkün değildi...Ringo; çocuklarının geleceğini düşünerek olanca gücüyle çalışmak istiyordu...
Remzi'ye akşamın alaca karanlığında Karataş'taki inşaatın başında bulunan ağabeyi Recep'ten bir talimat geldi;
" Gece olmadan on beş işçi bul, kamyonete bindir getir..."
Remzi gereğini yaptı, işçilerin yoğun olduğu kahvelerden topladıklarıyla yola koyuldu...Bir dönemin ünlü futbolcusu direksiyon da, kalfa denilen usta işçi yanında sohbet ederek Karataş'a doğru gidiyorlardı...Adana ile Karataş arasında Mihmandar adında küçük bir belde vardı...Karayolu bu beldenin tam ortasından geniş bir alanı ikiye bölerek uzanıyordu...Remzi'nin kullandığı araç beldeye girdiğinden iki grubun birbirleriyle kıyasıya kavga ettiğini gördü...Remzi aracın hızını kesti, grubun arasından çıkma gayretine girdi...Kavgacılar, taşlı sopalı, yumruk ve ellerine geçirdikleri kesici aletlerle hoş olmayan görüntüler eşliğinde kavgayı sürdürüyorlardı...Birden iki el bir silah sesi duyuldu...Ve sonra da Remzi'nin yakaran sesi;
" Yardım edin bana birşey oldu.."
Eski futbolcu, yeni iş adamı Ringo Remzi'nin son sözleriydi bunlar...Şakağından ince bir kan yanaklarına doğru indi, başı direksiyona düştü...Klakson sesi acı bir siren gibiydi...
Aradan yıllar geçti...Remzi aklıma geldiğinde dramatik ölümü bir sinema filmi gibi oynar, beynimde...Hüzün yüreğimi kaplar kahrolurum...Onu sarı saçları, deniz mavisi gözleri, atletik yapısı ve Ankaragücü forması altında yeşil alanlara indirir ve öylece dondururum...Sevgili kardeşimi hep böyle anımsamak isterim...
-Metin GÖREN TRT Spor-
8 Mayıs 2009 Cuma
Ayakta Alkışlarım (3)
Neden Beşiktaşlıyız? Çünkü...
http://123golyetmez.blogspot.com/2009/05/besiktasl-olunmazms.html
http://123golyetmez.blogspot.com/2009/05/besiktasl-olunmazms.html
17 Aralık 2008 Çarşamba
Ayakta Alkışlarım Vol. 2
Zeki Demirkubuz anlatıyor...
Yıllar önceydi. Bir akşam uzun zamandır görmediğim annemleri ziyarete gittim. Gece, o zamanlar 12 yaşlarında filan olan kardeşimin odasını paylaştık. Yerimi yadırgadığım için sabah ezanında uyanmışım. Evdekileri uyandırmamak için kalkamadım tabii ve yatağımda, sessizlik içinde beklemeye başladım... Sıkıntıdan yıllar önce benim, artık kardeşimin olan odamızı incelemeye, burada geçmiş yıllarımı, gençliğimi, anılarımı düşünmeye başladım. Benden sonra pek bir şey değişmemişti. Köşede eski bir büfe, üstünde yattığımız karşılıklı iki çekyat, yerde çocukluğumdan beri kullandığımız Isparta halısı ve boyaları dökülmüş duvarda bir benim, bir de Che'nin gençlik fotoğrafları... Tek değişiklik ikisinin ortasına özenle asılmış büyükçe bir posterden yarısı ayakta, yarısı oturarak bana bakan, üstlerinde siyah beyaz çubuklu formalarıyla Beşiktaşlı futbolculardı... Ben de Beşiktaşlı sayılırdım ama o zamanlar futbolla da, futbolcularla da pek aram yoktu. İçlerinden bir tek arada bir üniversitede gördüğüm Metin Tekin’i tanıdım. Tam posteri incelemeye başlamış, futbolculara, formalarına filan dalmıştım ki, bir anda içim ürpererek tam karşımda yatan kardeşimi fark ettim. Bana doğru yan yatmış ve gözleri açıktı. Ne bir kıpırtı, ne de bir hayat belirtisi olmadan öylece bana, aslında beni de aşıp ötelere bakıyordu. Nasıl korktuğumu anlatamam... Uzun süre hareket edemeden, bir tek kelime söyleyemeden, aklıma gelen bin bir kötü düşünceyle bekledim. Ve sonunda kendimi toparlayıp usulca “Cemil” diyebildim. Cemil bir ölünün canlanışı gibi yavaşça kıpırdadı ve daldığı yerden sıyrılıp sessizlikte fısıldadı. “Efendim abi” Rahatladım. “Ne yapıyorsun sen, uyumuyor musun?” “Yok abi...” “Oğlum ne oldu, korkutma beni, sabahın bu vaktinde ne düşünüyorsun?” Cemil biraz bekledi ve seslendi “Abi, Feyyaz ne yapıyordur şimdi?” Che kıskanırdı!Cemil’in ne kadar kendine dönük, ne kadar saf bir çocuk olduğunu biliyordum, ama duyduğuma yine de inanamadım. Uzun süre cevap veremeden öylece yüzüne baktım, sonra başımı kaldırıp duvardaki postere... Önce bu Feyyaz'ın, bu siyah beyaz çubuklu formalının içlerinde hangisi olduğunu bulmaya, sonra da bir futbolcu parçasının beni, belki Che'yi bile kıskandıracak bir biçimde bir çocuğun kalbine, düşlerine, hayallerine böylesine nasıl girebildiğini anlamaya çalıştım... Ama bunu anlamak zordu. Hele benim gibi kendini beğenmiş bir solcunun anlaması daha da zordu. Çünkü bunu anlamak için maç sabahları erkenden ve kalbin ağrıyarak uyanmak gerekiyordu. Sıkıntı içinde, sinirle maç saatini beklemek, çubuklu olmasa bile siyah ya da beyaz bir forma giyip kar demeden, çamur demeden yollara düşmek gerekiyordu. Bunu anlamak için Dolmabahçe'ye yakınlaşıp tezahüratları duyduğunda panik olmak, geç kaldım endişesi ile adımları sıklaştırmak gerekiyordu. Bunu anlamak için yağmurda bilet kuyruğu beklemek, en acısı yemeden içmeden bütün hafta biriktirdiğin harçlıklarınla açıktan da olsa bir bilet alıp İnönü'de mümkünse Kadıköy’de ya da başka bir yer, mesela İzmir'de, bir FB maçında Beşiktaşlı bir taraftar olmak gerekiyordu... Neyse, Cemil şimdi 30’un üstünde. İşsiz. Onun bu Feyyaz sevgisi yetmezmiş gibi üstüne bir de Sergen Yalçın, Tümer Metin, İlhan Mansız ve Pascal Nouma sevgisi de eklenince kaldıramadı çocuk, kendisi de çok çekti, bize de çok çektirdi. Beşiktaş’ta oynayabilmek için çok ter döktü, çok çalıştı, stat kapılarında ömrünü yedi. Ama bu …… hayatı Fener’e bir gol atma fırsatı vermedi çocuğa. Olsun hiç önemli değil. İyi, dürüst ve namuslu bir adam oldu Cemil. Hiç yoldan çıkmadı. Bendeniz abisi, arkadaşları ve ailesi onu seviyor. Ama bu aralar sabahları pek erken kalkmıyormuş. Duyduğuma göre 4 Mayıs sabahını bekliyormuş... Madem bu hikâyeyi anlattım şunu da eklemeden geçemeyeceğim. Biz, Cemil büyüdükten sonra birbirimize ilk kez İnönü'de, kapalıda, bir FB maçında Carew gol attığında uzun uzun sarıldık ve ikimizde neredeyse ağlayacaktık.Büyük Beşiktaş’ımızın sevgili futbolcularına.
(Ergin Aslan, Serencebey Gazetesi)
(Ergin Aslan, Serencebey Gazetesi)
14 Aralık 2008 Pazar
Ayakta Alkışlarım Vol. 1
” Orospu çocuğu olmak için ille de anasının orospuluk yapması gerekmiyor. Memlekette bu yüzden bu kadar çok orospu çocuğu var. Ama neden hepsi beni buluyor arkadaş ?!!! “
Kral Hüseyin
http://www.fasulyeden.com/mecmua/hayat/orospu-cocugu#more-1104
Kral Hüseyin
http://www.fasulyeden.com/mecmua/hayat/orospu-cocugu#more-1104
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



