Şampiyonlar Ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şampiyonlar Ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Kasım 2014 Salı

Şampiyonlar Ligi 2014-2015 Markaları

Şampiyonlar Ligi'nde yer alan 32 takımın ana sponsorları hakkında belki de başka bir yerde rastlanmayacak bir çalışma hazırladım. Şampiyonlar Ligi'nde takımların forma sponsoru olan markaları inceledim. Şampiyonlar Ligi'nde diye özellikle altını çizmemin sebebi ise bazı takımların Avrupa Kupalarında başka bir marka ile kendi liglerinde başka bir marka ile mücadele etmesi. 32 takım arasında yukarıdaki örneklere konu olacak 32 takım var. Eğer atlamadıysam bu takımlar Galatasaray ve Anderlecht. Galatasaray yurtiçinde Huawei ile anlaşırken yurtdışında ise Turkish Airlines markası ile yer alıyor. Anderlecht ise yurtiçinde BNP Paribas yurtdışında ise Proximus. Şampiyonlar Ligi'ndeki 32 takım arasında en çok rastladığımız markalardan ilki Emirliğin şımarık çocuğu Fly Emirates. Arsenal, Real Madrid ve Paris Saint Germain gibi kalburüstü takımları kapatan Emirates'i takip eden marka ise Portekiz'in Telekomünikasyon devi MEO. Portekiz'in Şampiyonlar Ligi'ndeki 3 temsilcisini kapatmış Porto, Benfica, Sporting Lisbon. 2 takımın ana sponsorluğu ile Şampiyonlar Ligi'nde sahneye çıkan diğer marka ise Rusların enerji devi Gazprom'u Schalke ve Zenith ile listenin 3. sırasında yer alıyor. Liste aşağıya doğru tek takım ile Şampiyonlar Ligi'nde boy gösteren markalarla dolu. Aşağıdaki tabloya bakınca Havacılık, Teknoloji, Enerji ve Telekomünikasyon sektörlerinin tam 18 takımı kapattığını görüyoruz. Bir diğer dikkat çekici nokta ise Avrupa'da yer alan ama kendi ülkesinin takımlarına destek vermeyen tek marka Atletico Madrid'in Azerbaijan Land Of Fire adındaki oluşumu. Bir tanıtım fonu gibi de düşünülebilir aslında. Bunun dışında Rusya'nın Gazprom'u Schalke ile ülke sınırına aşarken, Güney Kore'nin teknoloji devleri LG ve Samsung sırasıyla Bayer Leverkusen ve Chelsea ile kıta değiştiren markalar oluyor. Emirliğin Fly Emirates'i ise Fransa, İngiltere ve İspanya pazarlarına uzaklardan atış yapıyor. Bir başka ilginç şey de Roma'nın formasında sponsor taşımayan tek takım olması. Daha bir çok sey söylenebilir. Benim dikkatimi çekmeyen noktalar belki sizlerin dikkatini çeker.

14 Eylül 2010 Salı

Şampiyonlar Ligi'nde İstanbul Semtleri

Suadiye pankartı sık sık gözüme çarpardı Bursa'nın maçlarında ama Etiler ve Nişantaşı semtlerinin pankartları daha önce hiç dikkatimi çekmemişti. Üstelik kale arkasında Texas ve Radikal pankartları ortada görünmezken. Bir de genelde saç sakal görmeye alıştığımız Ali Tandoğan'ın sinek kaydı traşıyla maça çıkışı şaşırttı. 1903'ün yaptığı "Sanki berberden çıkıp maça gelmiş" yorumunu hak eden bir imajdı doğrusu.

9 Aralık 2009 Çarşamba

Yurtta 0 Cihanda 4 puan

Şampiyonlar Ligi'nde deplasmanda 4 puan toplayan takımın en azından UEFA'ya gitmiş olması gerekirdi. Çok garip. Evinde sıfır çeken bir takım elenmeyi hak ediyor orası da başka bir gerçek. Maçın başında Tello atsaydı, falan olsaydı diye de kendimizi kandırmaya gerek yok. Futbol sadece rakip kalede bulduğunuz gol pozisyonlarıyla alakalı değil. Maçın her anında aynı isteği gösteremedi takım. Bazı dakikalar umut doldu içimize ama onlarda saman alevi gibi söndü gitti. Mustafa Denizli'nin takım tertibini de yerden yere vurabiliriz. Bir ara İbrahim Kaş, Sivok Ferrari, Ernst, Fink, İbrahim Üzülmez'i saha içinde konumlandırmakta hayli güçlük çektim. İbrahim Toraman orta sahada Ernst ise ileriye dönük oynadı diye çözdüm sonraları ama doğru mu onu da bilemiyorum.
Tribünlerde de İrlanda bayrağı açıldı hakeme inat. Maç başı açamadık tabii. Ne olur ne olmaz. baktılar takımdan bir cacık olmayacak aç gitsin, zaten maç gitti dediler. Artık ligimizdeyiz. Buraya kadarmış.

8 Aralık 2009 Salı

Haydi Bastır Sudafed!!!

Maç henüz bitmedi. Ancak Manchester Wolfsburg karşısında 3-1 önde. Beşiktaş ise 1-1 berabere götürüyor. Ancak 2. golü bulması da yetmeyecek.

Bilindiği gibi CSKA'nın iki oyuncusu Aleksei Berezutski ve Sergei Ignashevich'de doping maddesi tespit edildiği için bu maçta tedbirli olarak ceza kuruluna sevk edilerek oynamadılar. Aslında kullandıkları ilaç Sudafed yasaklı bir ilaç değil. Ancak eğer kullanılacaksa UEFA'ya bilgi verilmesi gerekiyor. CSKA bu bildirimi yapmadığı için bu oyuncular ceza kuruluna sevk edildiklerinden oynayamıyorlar.

Burada önemli olan detay; birden fazla oyuncuda aynı ilaç bulunduğu için diğer oyuncuların da test edilmesini gerektiriyor. Eğer yeni testlerde başka oyuncularda da bu ilaca rastlanırsa o zaman CSKA'nın ihracı gündeme gelecek. (Bu arada CSKA 95. dakikada 2. golü buldu ve maç 2-1 bitti). Maalesef ki Beşiktaş'ın Avrupa mücadelesine devam edebilmesinin tek yolu CSKA'nın ihraç edilmesi.

Ancak durumun çok da yüksek bir olasılık olmadığını belirtmek lazım. Alınan ilacın başka oyuncularda çıkmaması durumunda direk doping maddesi sayılmaması nedeniyle ihraç ihtimali kalmayacak. Beşiktaş'ın puan silinmesi için başvuru yapacağı yazılıyordu bazı kaynaklarda. Ancak bu da yeterli olmayacaktır. Çünkü Sadece Manchester maçındaki puan silinecek kabul edilse bile. O maç da 3-3 bittiği için ilinecek puan sadece 1 puan olacak. Bu da ancak Wolfsburg'u CL'de bir üst tura taşıyıp onları sevindirecek. CSKA'da Avrupa Ligi'nden devam edecek.

Bu durumda şimdi yapılması gereken CSKA'da başka oyuncularda da aynı ilaca rastlanması ve UEFA'nın da bu durumu bir ihraç sebebi olarak görmesi için dua etmek.

09.12.2009 tarihli güncelleme: UEFA tarafından bugün bir açıklama yapılmış. Bu açıklamada sorunun cevabı net olarak verilmiş. UEFA, 2 oyuncunun aldığı maddenin doping maddesi sayılmadığı, bu sebeple ihraç olma ihtimali olmadığı ve sadece bu iki oyuncunun ceza alacağını açıklamış. Yani artık Beşiktaş'ın Avrupa'ya vedası tamamen tescillenmiş oldu. :-(

26 Kasım 2009 Perşembe

Did We Put?


"Tello'nun ayağı ve maç başladı". Spikerin bu sözleriyle başladı karşılaşma. Kamera santradaki topa zum yapmıştı ve Tello'nun ayağı da o topun üzerindeydi. Dakikalar tam 19:00 olduğunda o ayaktan öyle bir şut çıktı ki hiç kimsenin beklemediği anda 1-0 öne geçirdi bizi. Gün içerisinde 'olur mu ki?' diye içimizden geçirdiğimiz skora erkenden kavuşmuş olmanın şaşkınlığıyla sevincini bir arada yaşadık. Bu dakikadan sonra Fink'le bir kez daha gole yaklaştık ama kavuşamadık. İyi savunma yapıp, oyundan hiç düşmeden sonuna kadar mücadele ederek galibiyeti hak ettik.

Pozisyon yokken golü bulduk, yakaladığımız pozisyonda direğe takıldık ve 1-0 olsun bizim olsun hesabı içerisinde attığımız tek golle üç puanı alıp dönüyoruz İngiltere'den. İlle de maçın adamı seçilecekse sahada öne çıkan isim maçın son anlarındaki kurtarışlarıyla Rüştü'dür derim. Geri kalan herkes eş değer bir mücadele sergiledi. Bobo yerine Batuhan'ı belki biraz daha erken kullanmaya başlasaydık heyecanını sarı karttan ziyade farklı biçimde göstererek pozisyon bulmamızı sağlayabilirdi. Bu sene ilk kez forma giydiği karşılaşmanın bu olması hem onun hem de bizim için sürpriz oldu bence. Bir sürpriz de burnu kırılan İbrahim'in yerine oyuna giren Erhan'ı uzun zaman sonra takımda görmekti.

Sık sık seslerinizi duyduğumuz stattaki kardeşlerimize de teşekkür etmek gerekir. Maç günü BBC'de yayınlanan Çarşı haberlerini okuyan İngilizler bir kez daha kendi gözleriyle görmüş oldular Beşiktaş taraftarını. Şimdi sevinç naralarının dindiği sabahta hesap kitap vakti. Sonuçta dün gecenin bitiminde alınan bu anlamlı galibiyete rağmen hala grupta sonuncu olmamız da işin acı ama gerçek tarafı. Gruptaki en önemli golümüz Tello'nun dün attığı gol kadar, puan kazandırmasa da şansımızı son maça taşımamıza sebep olan, Ekrem'in ayağından gelen Moskova'daki son dakika golüdür. Bir sene önce ligdeki puan tablosunda üçlü averajla UEFA'ya giderken iki hafta sonra bu gruba üçlü averajla veda edebiliriz. Dünkü galibiyetle CSKA maçını anlamlı kıldık, Manchester'ın 4,5 yıllık kendi evinde yenilmeme rekoruna taş koyduk. Koyduk mu? Koyduk.

25 Kasım 2009 Çarşamba

Fransız Düdüğü

Fransız öpücüğü meşhurdur aslında ama geçmişte bizi bariz şekilde öpen bir Fransız hakem olunca hep çekinmişimdir bizim maçlara atandıklarında. Bundan on beş sene önce Rosenborg maçında topun kale çizgisini bariz bir şekilde geçişi stadın her yerinden görülebilirken Ercan Taner'in tabiriyle o 'kara gömlekli ve kara vicdanlı' vermemişti golü. Sonrasında Kuntz'un kaleye gitmekte olan bir topunun elle kesilmesine de devam kararı vererek turun uçup gitmesine sebep olmuştu. Bu akşam yine bir Fransız hakem düdük çalacak maçta. En son Henry'nin kendi eliyle adını eklemesinden sonra umarım Stephane Laurent Lannoy da dahil olmaz bu antipatik Fransızlar listesine.

Olmaz Olsun Böyle Yayın!

Yayının başında İlker Yasin'in sesini duyunca tüm gün beklediğim maçı izleme şevkim yarı yarıya kırıldı. Ama İbra'sız, Messi'siz Barça öyle bir ilk yarı oynadı ki değil İlker Yasin, maçı Abidin Aydoğdu bile anlatsa yaşadığım futbol orgazmına engel olamazdı.


Asıl değineceğim konu ise; 2. yarı 2-0 mağlup durumdaki İnter çok açılmadı, skora razı gibiydiler. Elbette ki bunun bir sebebi vardı; zira D.Kiev'in son maçta Barça'yı yenemeyeceğini varsaydığımızda şu an için puanları ve averajları eşit olan İnter ve Rubin Kazan, Milano'da da berabere kalırlarsa şu an attığı ve yediği gol Rubin Kazan'dan 1 fazla olan İnter üst tura yükselecek takım oluyor. Ancak bugünkü maçı 2-0 değil de 3-0 kaybetselerdi; Milano'daki maçta beraberlik Rubin'i üst tura yükseltecekti.. Mourinho fantezi yapmamayı tercih etti. Barça da R.Madrid maçı öncesi vitesi düşürünce, İnter istediğini aldı..


İnter'in 2-0 mağlupken ısrarla defans yapmasının nedenini bir maç boyu akıl edemeyip seyirciye söyleyemeyen İlker Yasin'e sevgilerimi sunuyor, NTV'de izleyeceğim Şampiyonlar Ligi maçlarının hayallerini kurup kendim tatmin etmeye çalışıyorum.. Belki birgün..

Bu arada; koydu sağdan araya!

2 Kasım 2009 Pazartesi

"Hölle" Olsa İyi Be

Wolfsburg cehennemde demek istemişler herhalde. Şu cehennem kelimesini Avrupalı'lar kullanınca aklıma hep ASY gelir. O nedenle çok da önemli değil buralarda onların cehennem benzetmesi.

Yarın İnönü Stadyumu'nda yine çok önemli Avrupa maçlarından birine çıkacak Beşiktaş. Daha önce bu denli tamam-devam maçı oynadık mı Avrupa'da hatırlamıyorum.

Hatırladıklarım hep eve dönüş yolunda aklımda kalanlar. Nasıl da boş heveslerdeymişim mırıldanmaları.

Lise 1 kışında PSG, Göteborg galibiyetleri sonrası gecenin körüne kadar Eurosport'ta özetleri beklediğini de hatırlar bu kafa aslında. Yabancı spikerin ağzından çıkacak Beşiktaş kelimesi uğruna okula geç kalmalar, kameraya takılacak bir tribün görüntüsü çok önemliydi benim için. Hala da öyle. Avrupa kanayan yaram hala.

En açı biziz zafere bu memlekette. Yarın İnönü'yü hayal edebiliyorum. Tıklım tıklım her taraf. United maçı gibi olmayacak bu sefer. Kafada soru işareti yok artık. Ne olacak , ne bitecek, yenilsek de gitse şu adam mantığı uzaklarda artık. Her gol sonrası bir bayram tebriği gibi farz ve taraftarca da bu ısrarlı ve anlamlı duruş yeterli.

Bu sefer medyatik olayım, duruşumu göstereyim toyluğu da olmayacak kapalıda. Maça konsantre, kavgasız, gürültüsüz yalnızca gole kilitlenmiş bir kalabalık bekleyecek Wolfsburg'u.

Cehennemden anladıkları ne bilmem ama onlara cehennemi aratacak yarın İnönü. Ben öyle hissediyorum. Bu blogda bir kaç kez yazmıştım herhalde. Bülent Timurlenk'ten duymuştum Jock Stein'ın sözünü beğenmiştim ama Jock Stein Beşiktaş tribünlerini görseydi der miydi diye de sormuştum kendi kendime: "Ben gol atan tribün görmedim"

28 Ekim 2009 Çarşamba

Yersen

Soldaki bizim Kartal Yuvası'nda satılan kurabiyeler. 10'lu paketin fiyatı 79 TL. Sağ taraftaki de Wolfsburg'un lisanslı olarak kendi mağazalarında sattığı çikolataları. 125 gramlık paketlerin fiyatı sadece 3,95 € (8,75 TL).
Hesapta halkın takımıyız...

26 Ekim 2009 Pazartesi

Ramos Out, Slutskiy In


CSKA Moskova'da kısa bir süre önce Zico'nun yerine Ramos getirilmişti teknik direktörlüğe. Bugün itibariyle de onun yerine 39 yaşındaki Leonid Slutskiy geçmiş. Daha önce Olimpia Volgograd, Uralan Elista, FC Moscow, Krylia Sovetov Samara gibi takımları çalıştırmış genç teknik adam. Tipi daha çok Rus holiganlara benzese de eğer takımının başında kalırsa kendisini 8 Aralık'ta İstanbul'da CSKA Moskova hocası olarak göreceğiz.

22 Ekim 2009 Perşembe

Elde Var Bir

Maçın ilk dakikalarında etkili Wolfsburg atakları ile ter döktük resmen. Sağlı sollu gelen Almanlar, Alman olmayan forvetleriyle kalemizi yokladılar ama çerçeveyi bulamadılar. Mustafa Denizli'nin sahaya sürdüğü on bir en mücadeleci oyunculardan oluşuyordu fakat teknik kapasitenin eksikliği hücum organizasyonlarında sonuca gidilememesine neden oldu. Kale önüne kadar gelip kursağımızda bıraktık hep gol pozisyonlarını. Kora kor mücadelenin ilk yarısı golsüz eşitlikle bittiğinde ikinci yarıya taşıdık hep beraber umutlarımızı. Bizden önce oynanan ve Manchester'ın 1-0'lık üstünlüğüyle sona eren maç da hesaplarımıza uymuştu.


İkinci yarıya oyuncu değiştirmeden başladık ve zaman zaman yarı ciddi pozisyonlarla gole de yaklaştık. Süper Lig'de zor bulduğumuz gol Şampiyonlar Liginde kat kat değerliyken şimdiye kadar attığımız bir golün önemiyle bu maçı başladığımız gibi bitirmek bile karlı olacaktı. Bunun bilinciyle kontrollü bir şekilde oyuna devam eden Beşiktaş 75. dakikada Wolfsburg'un en etkili silahı Grafite atıldıktan sonra ekstra iki puanı kovalayarak geçirdi son dakikaları. Yiyeceğimiz golle 'tamam' diyebilirdik ama aldığımız puanla yola devam ediyoruz. Ben çoktandır kendi kendime CSKA'yı İstanbul'da yenip averajla üstlerine çıkar ve UEFA'da yolumuza devam ederiz diye düşünürken maçın spikerinin "Biz bunları İstanbul'da yener, Moskova da İngiltere'de puan alamazsa ikinci oluruz" demesiyle gruptan çıkma şansımızın da azımsanamayacak kadar olduğunu fark ettim. Her ne kadar gruptan çıkmak bize ne kazandırır ne kaybettirir emin olamasam da Sparta Prag'ın son dakika golü ile çıkamadığımız seneden daha iyi bir kadromuz olmadığı için üçüncülük daha mantıklı geliyor. İşin özeti maçın sonunda gol yemeden ve atmadan aldığımız bir puanla hesap kitaba başladık. 'Var Mısın, Yok Musun?' yarışmasındaki gibi düşünüyoruz kutumuzda ne var diye. İki hafta sonra oynanacak maçtan sonra her şey şekillenecektir.


Bir alkış da takımdan sonra Berlin Çarşı önderliğindeki gurbetçi taraftarlarımıza. Kale arkasında renk cümbüşüne dönmeyen siyah-beyaz bir tribün yaparak maçın her dakikasında seslerini duyurdukları yetmedi, 60. dakikada (şansa Wolfsburg'un etkili olduğu dakikalardı bunlar) yakılan meşalelerle uzun zamandır hasret kaldığımız görüntüleri sergilerdiler. Gerçi UEFA tarafından yasak olduğundan kulübe bir ceza gelirse pek hoş olmayacak.
Sözü sezon başında yapılan transferlerden sonra dillerde dolaşan espriyi hatırlatarak noktalayalım; Ferrari'yle Avrupa'da Fink attık, İnönü'de zaten herkes Yusuf Yusuf...

21 Ekim 2009 Çarşamba

Daum Wolfsburger Gazetesine Bizi Anlatmış


-Bjk sezona kötü başladı, sakatlıklardan çok çektiler. Ama maçtan maça daha da güçleniyorlar.

-Bjk kapalı bir takım, güçlü ve savaşçı , Ernst takımın kalbi orta sahada , defansta Sivok ve Ferrari güçlü oyuncular ve iyi organizeler.

-En zayıf yönlerı yakaladıkları gol fırsatlarını degerlendırememelerı , en ıyı ornek de Manchester macı ; baskılı oynadılar olmayacak bır gol yedıler , bu da Bjk nın ne kadar baskılı oynadıgının kanıtı.

-Denızlı Turk futbolunun en ıtıbarlı hocalarından . 3 ıstanbul takımıyla da sampıon oldu , cok basarıları var.

- Nıhat Ispanya'dan bu sene gerı geldı , askere gıttı hemen , bu yuzden hazırlık kampını kacırdı , agustosta tekrar katıldı . Nıhat rıtmını bulursa Bjk'nın en ıyı topcusu olur , ama once formunu bulması lazım.

-Wolfsburg un sansları : Kagıt uzerınde wolfsburg avantajlı . Ama Besıktas her zaman tehlıkelıdır . Hıc bır zaman guvenlıgı elden bırakmaması gerekıyr Wolfsburgun . Wolfsburg cok dıkkatlı olmalı , Bjk deplasmanda şaşırtmak ve galıbıyet konusunda cok ıyıdır.

20 Ekim 2009 Salı

Ya Wolfsburg'dur Ya da Kurtköy

Rakibi gözünüzde ne kadar büyütürseniz başarılı olma şansınız o kadar düşer. Beşiktaş’ın deplasmanda galibiyet alabilecek olması kimilerine göre imkansız olabilir. Ama biraz akıllı bir taktikle hiç umulmadık bir galibiyete uzanmak da mümkün. Rakip karşısında hangi 11’ler değil nasıl bir psikoloji ile çıkılacak olması da önemli. İbrahim Üzülmez’e geçtiğimiz sezon 8-0’lık maç sorulduğunda kendisi 2-1’lik galibiyetle gittiğimiz deplasmana rahat çıktık demişti. Duyduklarıma inanamamıştım. Keşke bir video ile sizlere de dinletebilseydim. Beşiktaş’ta zaten ya siyahtır her şey ya da beyaz. Ya çok rahat çıkar ya çok sıkıntılı rakibinin karşısına. Bu takımı maça psikolojik olarak hazırlamak için çok vakti yoktu Denizli’nin.
Takımın sezonun gidişatını bir anda tersine çevireceği maçlar vardır. Bu maçta o maçlardan biri işte. Wolfsburg dediğin nedir. Almanya şampiyonudur. Wolkswagen desteğidir. Felix Magath eseridir ki yerinde yeller esmektedir. Wolf:Kurt, Burg:Köy. Beşiktaş için rakip ya Kurtköy’dür ya da Wolfsburg. Ortasını bulursak psikolojik olarak, alırız bu maçı.

1 Ekim 2009 Perşembe

Kafama Sıkar Giderim

Oyunun daha başında kafamızda patladı rus ruletinin tek kurşunu. Sonrasındaki dakikalarda kafası kesilmiş tavuk gibi sağa sola koşturmaktan başka bir şey yapamadı Kartal. Neden hep Avrupa Kupalarında enteresan goller yiyoruz anlamış değilim. Geçen sene Metalist deplasmanında metrelerce uzaktan gelen füze kalemizde gol olurken dün akşam da Moskova'da aynısını yaşadık.

Ne hocaya, ne takıma bir şey demiyorum artık. Hep inandığım; 'bir gol bulduktan sonra her şeyi değiştireceğiz' idi. O gol fazlasıyla geç geldi. Yine de umudun adı Beşiktaş olunca şöyle bir hesap yapmaktan da alamıyorum kendimi. O gol sayesinde, Şampiyonlar Ligi'nde şu dakikadan sonra kendimize rakip olarak seçmemiz gereken CSKA'yı evimizde 1-0 yenmemiz halinde bile averaj ile üçüncü olma ihtimalimiz var. Gerek ikili, gerekse genel averajda Moskova ekibine karşı avantajımız var. İki kere üst üste Wolfsburg ile oynanacak maçlardan alınacak skorlar sonrasında Ruslarla İnönü'de üçüncülük maçına çıkar mıyız, bekleyip göreceğiz.

Her maçı bu şekilde dönüm noktası olarak göre göre her ligde de gerilerden geliyoruz. Kimseyi şu takımın geçen senenin çifte kupalı son şampiyonu olduğuna inandırmak mümkün değil. Hoca gitmek istedi bırakmadılar, orta sahaya kimseyi alamadılar, esas eksiğimiz forvetti... Her kafadan bir ses çıkıyor ve problemin kaynağı çok olunca da bir türlü çözüm üretilemiyor. Balık baştan kokar derler ya, bence de asıl problem orada. Dilerim başkan da artık daha fazla zarar vermeden kafasına sıkar ve gider. Son bir söz de maçın spikeri İlker Yasin'e. Maçı stüdyodan mı yoksa evinde çekyattan mı anlattı çözemedik ama artık alternatifi olması gerektiğini düşündüğü Rüştü'den önce, kendisinin alternatiflerinin şu CL maçlarının spikerliği için düşünülmesi gerekiyor.

30 Eylül 2009 Çarşamba

Rus Ruleti

Bir kez de bize denk gelme be kardeşim. Bir kere de biz gülelim. Rakibin bir umudu biziz, bizim bir umudumuz onlar. Rus ruletinden daha doğru bir benzetme olmazdı bana göre.

28 Eylül 2009 Pazartesi

Şampiyonlar Ligine Bakış


Bilindiği gibi Çarşamba günü Beşiktaş Şampiyonlar Ligi grup maçında CSKA Moskova'ya konuk olacak.


Şampiyonlar Ligi hakkında kısa bir bilgi verdikten sonra ilginç ve önemli istatistiklerden bahsedelim biraz...


Avrupa Şampiyonlar Ligi UEFA'nın en prestijli kulüpler arası organizasyonudur. Eski adı Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası (Kupa 1) olan kupanın adı 1992-93 sezonunda bugünkü şekline ve adına kavuştu. Fransız spor gazetesi L’Equipe’in önerisiyle başlayan bu futbol şölenininde ilk final 13 Haziran 1956’da Real Madrid ile Stade Reims (Fransa) arasında oynandı ve Real Madrid 4-3 lük bir skorla kupanın ilk sahibi oldu. Real Madrid ilk beş sezon kupayı kazanarak Avrupa futboluna damga vurdu. Ancak aradan geçen yarım yüzyılda Şampiyon Kulüpler Kupası’nın çehresi çok değişti. Güney Avrupa takımlarının üstünlüğünü önce İngilizler sonra Hollandalılar kırdı. İngiliz takımlarının 1985’e kadar süren hakimiyeti ise Heysel faciasıyla kesildi.

1992’den sonra Avrupa’nın bir numaralı kupası tamamen nitelik değiştirdi: Şampiyonlar Ligi ismini aldı ve prestijin yanı sıra her yıl sponsorlardan ve yayıncılardan elde edilen 750 milyon İsviçre Franklık (yaklaşık 600 milyon dolar (2005 yılı neticesindeki görünüş)) bir gelirle en çok para kazandıran futbol turnuvasına dönüştü. Şampiyonlar Ligi finali sadece birinci sınıf stadyumlarda oynanıyor ve tüm dünyanın izleyeceği bir gösteri gibi organize ediliyor.

Aslında Şampiyonlar Ligi'nin 1992'den önceki Şampiyon Kulüpler Kupası dönemi de keyifli bilgiler içeriyor. Ama ben bu yazıda sadece Şampiyonlar Ligi adıyla oynanan dönemle ilgili bilgiler vereceğim.

Şampiyonlar Ligi İstatistikler ve İlginç Bilgiler

Şampiyonlar ligi kupası 7.5 kg olup, 62 cm boyu vardır.

Şampiyonlar Ligi'ndeki en farklı skorlara bakıldığında maalesef listenin ilk sırasında bir Türk takımı, Beşiktaş var...
Siyah-beyazlılar, 2007-08 sezonunda mücadele ettikleri
Şampiyonlar Ligi`nde, 6 Kasım 2007`de deplasmanda karşılaştıkları İngiltere`nin Liverpool takımına 8-0 yenilirken, bu skor Şampiyonlar Ligi`nin en farklı galibiyeti olarak da tarihe geçti. Beşiktaş, ilk yarısını 2-0 geride kapadığı maçın ikinci yarısında 6 gole engel olamayınca sahadan 8-0 yenik ayrıldı ve bu sonuç Şampiyonlar Ligi`nin en farklı yenilgisi oldu. "Kara Kartallar" ayrıca 2000 yılında yine bu ligde yine bir İngiliz takımı olan Leeds United karşısında da 6-0 yenilirken, bu mağlubiyet de Şampiyonlar Ligi`nin en farklı mağlubiyetleri arasında yer aldı. İngiltere`nin Arsenal takımının Çek Cumhuriyeti`nden Slavia Prag`ı 7-0, İtalya`nın Juventus takımının da Yunanistan`ın Olympiakos ekibini yine 7-0 yendiği karşılaşmalar da Şampiyonlar Ligi`nin Liverpool-Beşiktaş maçından sonraki en farklı galibiyetleri oldu.

Şampiyonlar Ligi`nde en çok forma giyen oyuncu
Real Madrid`in kaptanı Raul Gonzales oldu. Raul, 123 maçla ilk sırada yer alırken, Fenerbahçe`nin Brezilyalı yıldızı Roberto Carlos, 120 maçla ikinci sırada yer aldı. Manchester United`ın İskoç futbolcusu Ryann Giggs ise 114 maçla üçüncü sırada bulunuyor.

-EN ÇOK GOL ATAN DA RAUL-

1992-93 sezonundan itibaren Şampiyonlar Ligi adı altında oynanmaya başlayan organizasyonda en çok gol atan futbolcu da Real Madridli Raul Gonzales. Raul, oynadığı 123 maçta 64 gol atarken, PSV Eindhoven, Manchester United ve Real Madrid`de forma giyen Hollandalı futbolcu Ruud Van Nistelrooy, 56 golle ikinci sırada yer aldı. Barcelona`da oynayan Fransız futbolcu Thierry Henry ise Monaco, Arsenal ve Barcelona formalarıyla 50 gol atarak, 3. sıraya yerleşti.

-EN HIZLI GOL
MAKAAY`DAN-
Şampiyonlar Ligi`nin en hızlı golünü Hollandalı futbolcu Roy Makaay attı. Makaay, Alman takımı Bayern Münih`in 7 Mart 2006`da İspanya`nın Real Madrid takımını 2-1 yendiği maçın henüz 10.03`üncü saniyesinde gol atarak, bu turnuvanın en hızlı golüne imza atmış oldu.

-BİR SEZONDA EN ÇOK GOL ATAN
NİSTELROOY-
Şampiyonlar Ligi`nde bir sezonda en çok gol atan futbolcu Hollandalı Ruud van Nistelrooy oldu. Nistelrooy, Manchester United`da forma giyerken 2002-03 sezonunda 12 gol atarak, bir sezonda en çok gol kaydeden futbolcu olarak tarihe geçti.

-BİR MAÇTA 4 GOL BİRDEN ATANLAR-
Şampiyonlar Ligi`nde bir maçta 4 gol birden atan 5 futbolcu bulunuyor. Marco Van Basten, Simone Inzaghi, Dado Prso, Ruud Van Nistelrooy ve Andriy Shevchenko (Fenerbahçe'ye karşı) bir maçta 4 gol atan futbolcular olarak dikkati çekti.

-EN HIZLI "HAT
TRICK"-
Ligde en hızlı "Hat Trick"i Blackburn Rovers forması giyen Mike Newell yaptı. Newell, 6 Aralık 1995`te oynanan Rosenborg maçında 9 dakikada 3 gol birden atarak, en hızlı "Hat Trick" yapan futbolcu oldu.

En genç gol atan futbolcu, 1 Ekim 1997`de Rosenborg-Olympiacos maçında, fileleri havalandıran Peter Ofiriquaye olurken, bu futbolcu gol attığında 17 yaş 195 günlüktü. Barcelona`nın genç yıldızı Bojan Krkic de Schalke 04`ü 1-0 yendikleri maçta 17 yaş, 217 günlükken gol attı ve bu kategoride 2. sırayı elde etti.

-
SEEDORF, 3 FARKLI KULÜPTE 4 KUPA KAZANDI-
Şampiyonlar Ligi`nde rekorlara genelde Hollandalı futbolcular sahip olurken, yine bir Hollandalı olan Clarence Seedorf, 3 farklı kulüpte 4 kupa kazanan tek futbolcu olarak tarihe geçti. Seedorf, 1995`te Ajax, 1998`de Real Madrid, 2003 ve 2007 yıllarında ise Milan formalarıyla Şampiyonlar Ligi kupalarını kaldırmayı başardı.

-KUPA 1`İ KAZANAN EN YAŞLI VE EN GENÇ TEKNİK DİREKTÖR-
Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası ve Şampiyonlar Ligi`ni kazanan en genç teknik adam Jose Villalonga olurken, en yaşlısı ise Raymond Goethals. Real Madrid, 1956 yılında kupayı kazanırken teknik direktörü Villalonga henüz 36 yaşından 185 gün almıştı. Olympique Marsilya`nın 1993 yılında kazandığı kupada takımın başında olan Belçikalı Raymond Goethals ise 71 yaş 232 gün ile kupayı kaldıran en yaşlı teknik direktör oldu.


Kupayı Şampiyonlar Ligi adı altında en çok kazanan takımlar 3'er kez ile Real Madrid, Milan ve Barcelona oldu...

27 Eylül 2009 Pazar

CSKA Moskwa-Besiktas JK

Hep bir patlama bekledik Beşiktaş'tan. Ha şimdi ha haftaya. Derken geçti dolu zaman, kanıksadı taraftar. Zaten acıdan zevk alan bünyeler çok da dert etmedi bunu. Galatasaray'a patlarız dedik olmadı, Manchester'a niyetlendik olmadı. Hepsinin acısı Kayseri'den çıkar dedik vurgun yedik. Kendi yatağında yapamadığını başkasının yatağında deneyecek Beşiktaş. Avrupalılar da maçın sonucuna dair oranları belirlemişler. Gol yemeden galip gelmemize 9 veriyorlar. Alırsak gol yemeden alırız diyelim bizde.

24 Eylül 2009 Perşembe

Bay & Bye

Mustafa Denizli, lig şampiyonluğuna daha altıncı haftadan veda ettiği iddia edilen Beşiktaş'ın, sadece altı maç sonrasında oluşacak puan tablosuyla Şampiyonlar Ligi'ne de 'bye bye' dememesi için Moskova'ya iki gün önceden götürecekmiş takımı. Bu hafta TFF'nin küme düşürdüğünü açıkladığı Ankaraspor maçını oynamayacak olan takımımız, üst üste aldığı mağlubiyetler sonrasında 10 gün kadar dinlenmiş olacak. Moskova takımı da bizim gibi kötü günler geçiriyor, 22. haftasına girilen liglerinde lider Rubin'in 8 puan gerisinde ve 3. sıradalar. Teknik Direktör değişikliği ve moral arayışı açısından onlar için de dönüm maçı sayılır. Hafta sonu Zenit deplasmanında maç yapıp, Salı günü bizimle oynayacaklar. Gruptan çıkmaktan öte, reel hedef olarak seçilmesi gereken üçüncülük sonrası UEFA'dan (Europa Leauge) devam edebilmek. Bunun için de haftalardır aradığımız golü en azından Moskova'da kalemizde bulmamak şart.

Öyle ya da böyle maç sonrası memlekete dönecek olacak Beşiktaş'ın işi kendi liginde de kolay değil. On iki puanlık farktan, takımın oturmamasından ziyade rakiplerinin her maç öncesi oturacak olması büyük handikap. Yıllar öncesinde bıraktığımız 'bay' sistemi, eğer Ankaraspor'un itirazları kabul edilmezse, geri dönüyor. Her takım bir hafta bay geçmiş olacak ve şans bu ya, o haftanın ardından Beşiktaş ile oynayacak. Sakatlar ve moraller düzelecek, iki hafta boyunca maça konsantre olunacak. Zaten Beşiktaş maçlarında yerde yatmaya alışan takımlar artık bir hafta öncesinden yatmaya başlayacak.

16 Eylül 2009 Çarşamba

Bir Gol Yeter

Ligdeki kötü gidişat hafızalardan silinmiş, yüreklerde bambaşka bir heyecan ve umut dolu bir bekleyişle yerimizi aldık dün İnönü Stadı’nda. Karşımızda geçen senenin finalisti, İngiltere’nin Kırmızı Şeytanları. Biz ise beyaz formalarımızla bu sezona yeni bir sayfa açmak için sahadaydık. Tıpkı Galatasaray maçı öncesi olduğu gibi gerek televizyonlarda, gerek bahis sitelerinde gerekse sokaktaki vatandaşın dilinde hiç şansımız yok. Hatta maçın farklı kaybedileceğinden bahsediliyor. Ya biz başka takım seyrediyoruz ya da futbol hakikaten basit bir oyun. Futbolun basit olan kuralı; gol atan kazanır. İşte Beşiktaş’ın da tek eksiği bu. Şu golü bir bulsak bütün havamız değişecek. Bir önceki yazımızda bazı istatistikler vermiştik. Dün akşamki maçın skoruna baktığımız zaman bu istatistiklerin devamlılığı olduğunu görüyoruz. Yine gruptaki ilk maçımızı ve aynı zamanda ilk golü yediğimiz bir maçı kaybetmiş oluyoruz. Şampiyonlar Ligi’ne evinde galibiyet ile başlamak önemliydi. Üstelik de grubun lideri olacağına kesin gözle bakılan takımdan alınacak puanlar çok daha önemliydi ve buna da yaklaşmıştı Beşiktaş. Kora kor geçen mücadelede zaman zaman rakibe pozisyon verse de kalesini gole kapamıştı son çeyreğe kadar. Manchester United Rooney’i ileride tek başına bırakıp, defanstan kanatlara aktarılan toplarla çıkmaya çalıştı maç boyunca. İbrahim Üzülmez’in ilk yarıdaki mücadele gücü ikinci yarı biraz düşünce daha sık gelmeye başladılar. Mustafa Denizli’nin kurmaylarının bile anlamadığını düşündüğüm oyuncu değişiklikleriyle de skor lehimize değişmedi. Tabata henüz sorumluluk almıyor ve ona atılan her pasta “biz daha o konuları görmedik” diyen öğrenci havasında geri gönderiyor. Yaşlı delikanlı Yusuf sonradan girdiği oyunda sol koridoru kullanmaya çalışıyor ama Türk takımlarına karşı telefon kulübesinde attığı çalımlar İngiltere’nin o meşhur kırmızı telefon kulübelerine yemiyor. Serdar Özkan toptan hızlı, el ele verip koşturmayı, zamanı gelince de veda etmesini bir öğrense.. Sonuç olarak yine de takımda herkes elinden gelenin en iyisini sahaya yansıtmaya çalıştı dün akşam. Defansta Ferrari’nin özellikle hava hakimiyeti Manchester’ın golünü anca geciktirebildi. İyi oynadığımız bir maçta daha golü bulamadığımız için sonuca razı olmak zorunda kaldık. Manchester United ‘1-0 olsun, bizim olsun’ mantalitesi ile çıktığı maçtan tek golle istediğini alarak döndü. Tribünlerde de golsüzlüğe karşın tempo bir an olsun düşmedi ve yediğimiz golden sonraysa sadece tezahüratların sözleri değişti; “Bitmesin dertler..” Önümüzdeki maç Kayseri ile evimizde. Arife günü son iftardan sonra. Bu maçta her şeyin değişeceğini ve Beşiktaş’ın gol orucuna son verip galibiyete kavuşacağını biliyorum. Sonrasında on günlük bir ara olacak (Ankaraspor’un küme düşmesi kesinleşirse). Bu aradan sonra da Beşiktaş grupta kaderini belirleyecek olan Moskova deplasmanına gidecek. Bazıları iyi oynamadan gol atıp kazanırken, Beşiktaş iyi oynayıp kaybediyor. Bu böyle devam etmeyecek çünkü unutulmasın ki iyiler daima kazanır.

Beşiktaş JK : 0 Man UTD : 1
AcıbadeM