25 Kasım 2014 Salı
Şampiyonlar Ligi 2014-2015 Markaları
14 Eylül 2010 Salı
Şampiyonlar Ligi'nde İstanbul Semtleri
7 Nisan 2010 Çarşamba
9 Aralık 2009 Çarşamba
Yurtta 0 Cihanda 4 puan
Şampiyonlar Ligi'nde deplasmanda 4 puan toplayan takımın en azından UEFA'ya gitmiş olması gerekirdi. Çok garip. Evinde sıfır çeken bir takım elenmeyi hak ediyor orası da başka bir gerçek. Maçın başında Tello atsaydı, falan olsaydı diye de kendimizi kandırmaya gerek yok. Futbol sadece rakip kalede bulduğunuz gol pozisyonlarıyla alakalı değil. Maçın her anında aynı isteği gösteremedi takım. Bazı dakikalar umut doldu içimize ama onlarda saman alevi gibi söndü gitti. Mustafa Denizli'nin takım tertibini de yerden yere vurabiliriz. Bir ara İbrahim Kaş, Sivok Ferrari, Ernst, Fink, İbrahim Üzülmez'i saha içinde konumlandırmakta hayli güçlük çektim. İbrahim Toraman orta sahada Ernst ise ileriye dönük oynadı diye çözdüm sonraları ama doğru mu onu da bilemiyorum. 8 Aralık 2009 Salı
Haydi Bastır Sudafed!!!
Maç henüz bitmedi. Ancak Manchester Wolfsburg karşısında 3-1 önde. Beşiktaş ise 1-1 berabere götürüyor. Ancak 2. golü bulması da yetmeyecek.
Bilindiği gibi CSKA'nın iki oyuncusu Aleksei Berezutski ve Sergei Ignashevich'de doping maddesi tespit edildiği için bu maçta tedbirli olarak ceza kuruluna sevk edilerek oynamadılar. Aslında kullandıkları ilaç Sudafed yasaklı bir ilaç değil. Ancak eğer kullanılacaksa UEFA'ya bilgi verilmesi gerekiyor. CSKA bu bildirimi yapmadığı için bu oyuncular ceza kuruluna sevk edildiklerinden oynayamıyorlar.
Burada önemli olan detay; birden fazla oyuncuda aynı ilaç bulunduğu için diğer oyuncuların da test edilmesini gerektiriyor. Eğer yeni testlerde başka oyuncularda da bu ilaca rastlanırsa o zaman CSKA'nın ihracı gündeme gelecek. (Bu arada CSKA 95. dakikada 2. golü buldu ve maç 2-1 bitti). Maalesef ki Beşiktaş'ın Avrupa mücadelesine devam edebilmesinin tek yolu CSKA'nın ihraç edilmesi.
Ancak durumun çok da yüksek bir olasılık olmadığını belirtmek lazım. Alınan ilacın başka oyuncularda çıkmaması durumunda direk doping maddesi sayılmaması nedeniyle ihraç ihtimali kalmayacak. Beşiktaş'ın puan silinmesi için başvuru yapacağı yazılıyordu bazı kaynaklarda. Ancak bu da yeterli olmayacaktır. Çünkü Sadece Manchester maçındaki puan silinecek kabul edilse bile. O maç da 3-3 bittiği için ilinecek puan sadece 1 puan olacak. Bu da ancak Wolfsburg'u CL'de bir üst tura taşıyıp onları sevindirecek. CSKA'da Avrupa Ligi'nden devam edecek.
Bu durumda şimdi yapılması gereken CSKA'da başka oyuncularda da aynı ilaca rastlanması ve UEFA'nın da bu durumu bir ihraç sebebi olarak görmesi için dua etmek.
09.12.2009 tarihli güncelleme: UEFA tarafından bugün bir açıklama yapılmış. Bu açıklamada sorunun cevabı net olarak verilmiş. UEFA, 2 oyuncunun aldığı maddenin doping maddesi sayılmadığı, bu sebeple ihraç olma ihtimali olmadığı ve sadece bu iki oyuncunun ceza alacağını açıklamış. Yani artık Beşiktaş'ın Avrupa'ya vedası tamamen tescillenmiş oldu. :-(
26 Kasım 2009 Perşembe
Did We Put?

"Tello'nun ayağı ve maç başladı". Spikerin bu sözleriyle başladı karşılaşma. Kamera santradaki topa zum yapmıştı ve Tello'nun ayağı da o topun üzerindeydi. Dakikalar tam 19:00 olduğunda o ayaktan öyle bir şut çıktı ki hiç kimsenin beklemediği anda 1-0 öne geçirdi bizi. Gün içerisinde 'olur mu ki?' diye içimizden geçirdiğimiz skora erkenden kavuşmuş olmanın şaşkınlığıyla sevincini bir arada yaşadık. Bu dakikadan sonra Fink'le bir kez daha gole yaklaştık ama kavuşamadık. İyi savunma yapıp, oyundan hiç düşmeden sonuna kadar mücadele ederek galibiyeti hak ettik.
Pozisyon yokken golü bulduk, yakaladığımız pozisyonda direğe takıldık ve 1-0 olsun bizim olsun hesabı içerisinde attığımız tek golle üç puanı alıp dönüyoruz İngiltere'den. İlle de maçın adamı seçilecekse sahada öne çıkan isim maçın son anlarındaki kurtarışlarıyla Rüştü'dür derim. Geri kalan herkes eş değer bir mücadele sergiledi. Bobo yerine Batuhan'ı belki biraz daha erken kullanmaya başlasaydık heyecanını sarı karttan ziyade farklı biçimde göstererek pozisyon bulmamızı sağlayabilirdi. Bu sene ilk kez forma giydiği karşılaşmanın bu olması hem onun hem de bizim için sürpriz oldu bence. Bir sürpriz de burnu kırılan İbrahim'in yerine oyuna giren Erhan'ı uzun zaman sonra takımda görmekti.25 Kasım 2009 Çarşamba
Fransız Düdüğü
Olmaz Olsun Böyle Yayın!
Asıl değineceğim konu ise; 2. yarı 2-0 mağlup durumdaki İnter çok açılmadı, skora razı gibiydiler. Elbette ki bunun bir sebebi vardı; zira D.Kiev'in son maçta Barça'yı yenemeyeceğini varsaydığımızda şu an için puanları ve averajları eşit olan İnter ve Rubin Kazan, Milano'da da berabere kalırlarsa şu an attığı ve yediği gol Rubin Kazan'dan 1 fazla olan İnter üst tura yükselecek takım oluyor. Ancak bugünkü maçı 2-0 değil de 3-0 kaybetselerdi; Milano'daki maçta beraberlik Rubin'i üst tura yükseltecekti.. Mourinho fantezi yapmamayı tercih etti. Barça da R.Madrid maçı öncesi vitesi düşürünce, İnter istediğini aldı..
İnter'in 2-0 mağlupken ısrarla defans yapmasının nedenini bir maç boyu akıl edemeyip seyirciye söyleyemeyen İlker Yasin'e sevgilerimi sunuyor, NTV'de izleyeceğim Şampiyonlar Ligi maçlarının hayallerini kurup kendim tatmin etmeye çalışıyorum.. Belki birgün..
Bu arada; koydu sağdan araya!
2 Kasım 2009 Pazartesi
"Hölle" Olsa İyi Be
Wolfsburg cehennemde demek istemişler herhalde. Şu cehennem kelimesini Avrupalı'lar kullanınca aklıma hep ASY gelir. O nedenle çok da önemli değil buralarda onların cehennem benzetmesi.Yarın İnönü Stadyumu'nda yine çok önemli Avrupa maçlarından birine çıkacak Beşiktaş. Daha önce bu denli tamam-devam maçı oynadık mı Avrupa'da hatırlamıyorum.
Hatırladıklarım hep eve dönüş yolunda aklımda kalanlar. Nasıl da boş heveslerdeymişim mırıldanmaları.
Lise 1 kışında PSG, Göteborg galibiyetleri sonrası gecenin körüne kadar Eurosport'ta özetleri beklediğini de hatırlar bu kafa aslında. Yabancı spikerin ağzından çıkacak Beşiktaş kelimesi uğruna okula geç kalmalar, kameraya takılacak bir tribün görüntüsü çok önemliydi benim için. Hala da öyle. Avrupa kanayan yaram hala.
En açı biziz zafere bu memlekette. Yarın İnönü'yü hayal edebiliyorum. Tıklım tıklım her taraf. United maçı gibi olmayacak bu sefer. Kafada soru işareti yok artık. Ne olacak , ne bitecek, yenilsek de gitse şu adam mantığı uzaklarda artık. Her gol sonrası bir bayram tebriği gibi farz ve taraftarca da bu ısrarlı ve anlamlı duruş yeterli.
Bu sefer medyatik olayım, duruşumu göstereyim toyluğu da olmayacak kapalıda. Maça konsantre, kavgasız, gürültüsüz yalnızca gole kilitlenmiş bir kalabalık bekleyecek Wolfsburg'u.
Cehennemden anladıkları ne bilmem ama onlara cehennemi aratacak yarın İnönü. Ben öyle hissediyorum. Bu blogda bir kaç kez yazmıştım herhalde. Bülent Timurlenk'ten duymuştum Jock Stein'ın sözünü beğenmiştim ama Jock Stein Beşiktaş tribünlerini görseydi der miydi diye de sormuştum kendi kendime: "Ben gol atan tribün görmedim"
28 Ekim 2009 Çarşamba
Yersen
26 Ekim 2009 Pazartesi
Ramos Out, Slutskiy In

22 Ekim 2009 Perşembe
Elde Var Bir
Maçın ilk dakikalarında etkili Wolfsburg atakları ile ter döktük resmen. Sağlı sollu gelen Almanlar, Alman olmayan forvetleriyle kalemizi yokladılar ama çerçeveyi bulamadılar. Mustafa Denizli'nin sahaya sürdüğü on bir en mücadeleci oyunculardan oluşuyordu fakat teknik kapasitenin eksikliği hücum organizasyonlarında sonuca gidilememesine neden oldu. Kale önüne kadar gelip kursağımızda bıraktık hep gol pozisyonlarını. Kora kor mücadelenin ilk yarısı golsüz eşitlikle bittiğinde ikinci yarıya taşıdık hep beraber umutlarımızı. Bizden önce oynanan ve Manchester'ın 1-0'lık üstünlüğüyle sona eren maç da hesaplarımıza uymuştu.
İkinci yarıya oyuncu değiştirmeden başladık ve zaman zaman yarı ciddi pozisyonlarla gole de yaklaştık. Süper Lig'de zor bulduğumuz gol Şampiyonlar Liginde kat kat değerliyken şimdiye kadar attığımız bir golün önemiyle bu maçı başladığımız gibi bitirmek bile karlı olacaktı. Bunun bilinciyle kontrollü bir şekilde oyuna devam eden Beşiktaş 75. dakikada Wolfsburg'un en etkili silahı Grafite atıldıktan sonra ekstra iki puanı kovalayarak geçirdi son dakikaları. Yiyeceğimiz golle 'tamam' diyebilirdik ama aldığımız puanla yola devam ediyoruz. Ben çoktandır kendi kendime CSKA'yı İstanbul'da yenip averajla üstlerine çıkar ve UEFA'da yolumuza devam ederiz diye düşünürken maçın spikerinin "Biz bunları İstanbul'da yener, Moskova da İngiltere'de puan alamazsa ikinci oluruz" demesiyle gruptan çıkma şansımızın da azımsanamayacak kadar olduğunu fark ettim. Her ne kadar gruptan çıkmak bize ne kazandırır ne kaybettirir emin olamasam da Sparta Prag'ın son dakika golü ile çıkamadığımız seneden daha iyi bir kadromuz olmadığı için üçüncülük daha mantıklı geliyor. İşin özeti maçın sonunda gol yemeden ve atmadan aldığımız bir puanla hesap kitaba başladık. 'Var Mısın, Yok Musun?' yarışmasındaki gibi düşünüyoruz kutumuzda ne var diye. İki hafta sonra oynanacak maçtan sonra her şey şekillenecektir.
Bir alkış da takımdan sonra Berlin Çarşı önderliğindeki gurbetçi taraftarlarımıza. Kale arkasında renk cümbüşüne dönmeyen siyah-beyaz bir tribün yaparak maçın her dakikasında seslerini duyurdukları yetmedi, 60. dakikada (şansa Wolfsburg'un etkili olduğu dakikalardı bunlar) yakılan meşalelerle uzun zamandır hasret kaldığımız görüntüleri sergilerdiler. Gerçi UEFA tarafından yasak olduğundan kulübe bir ceza gelirse pek hoş olmayacak.
21 Ekim 2009 Çarşamba
Daum Wolfsburger Gazetesine Bizi Anlatmış

20 Ekim 2009 Salı
Ya Wolfsburg'dur Ya da Kurtköy
Takımın sezonun gidişatını bir anda tersine çevireceği maçlar vardır. Bu maçta o maçlardan biri işte. Wolfsburg dediğin nedir. Almanya şampiyonudur. Wolkswagen desteğidir. Felix Magath eseridir ki yerinde yeller esmektedir. Wolf:Kurt, Burg:Köy. Beşiktaş için rakip ya Kurtköy’dür ya da Wolfsburg. Ortasını bulursak psikolojik olarak, alırız bu maçı.
1 Ekim 2009 Perşembe
Kafama Sıkar Giderim
Oyunun daha başında kafamızda patladı rus ruletinin tek kurşunu. Sonrasındaki dakikalarda kafası kesilmiş tavuk gibi sağa sola koşturmaktan başka bir şey yapamadı Kartal. Neden hep Avrupa Kupalarında enteresan goller yiyoruz anlamış değilim. Geçen sene Metalist deplasmanında metrelerce uzaktan gelen füze kalemizde gol olurken dün akşam da Moskova'da aynısını yaşadık.Ne hocaya, ne takıma bir şey demiyorum artık. Hep inandığım; 'bir gol bulduktan sonra her şeyi değiştireceğiz' idi. O gol fazlasıyla geç geldi. Yine de umudun adı Beşiktaş olunca şöyle bir hesap yapmaktan da alamıyorum kendimi. O gol sayesinde, Şampiyonlar Ligi'nde şu dakikadan sonra kendimize rakip olarak seçmemiz gereken CSKA'yı evimizde 1-0 yenmemiz halinde bile averaj ile üçüncü olma ihtimalimiz var. Gerek ikili, gerekse genel averajda Moskova ekibine karşı avantajımız var. İki kere üst üste Wolfsburg ile oynanacak maçlardan alınacak skorlar sonrasında Ruslarla İnönü'de üçüncülük maçına çıkar mıyız, bekleyip göreceğiz.
Her maçı bu şekilde dönüm noktası olarak göre göre her ligde de gerilerden geliyoruz. Kimseyi şu takımın geçen senenin çifte kupalı son şampiyonu olduğuna inandırmak mümkün değil. Hoca gitmek istedi bırakmadılar, orta sahaya kimseyi alamadılar, esas eksiğimiz forvetti... Her kafadan bir ses çıkıyor ve problemin kaynağı çok olunca da bir türlü çözüm üretilemiyor. Balık baştan kokar derler ya, bence de asıl problem orada. Dilerim başkan da artık daha fazla zarar vermeden kafasına sıkar ve gider. Son bir söz de maçın spikeri İlker Yasin'e. Maçı stüdyodan mı yoksa evinde çekyattan mı anlattı çözemedik ama artık alternatifi olması gerektiğini düşündüğü Rüştü'den önce, kendisinin alternatiflerinin şu CL maçlarının spikerliği için düşünülmesi gerekiyor.
30 Eylül 2009 Çarşamba
Rus Ruleti
28 Eylül 2009 Pazartesi
Şampiyonlar Ligine Bakış

Şampiyonlar Ligi hakkında kısa bir bilgi verdikten sonra ilginç ve önemli istatistiklerden bahsedelim biraz...
Avrupa Şampiyonlar Ligi UEFA'nın en prestijli kulüpler arası organizasyonudur. Eski adı Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası (Kupa 1) olan kupanın adı 1992-93 sezonunda bugünkü şekline ve adına kavuştu. Fransız spor gazetesi L’Equipe’in önerisiyle başlayan bu futbol şölenininde ilk final 13 Haziran 1956’da Real Madrid ile Stade Reims (Fransa) arasında oynandı ve Real Madrid 4-3 lük bir skorla kupanın ilk sahibi oldu. Real Madrid ilk beş sezon kupayı kazanarak Avrupa futboluna damga vurdu. Ancak aradan geçen yarım yüzyılda Şampiyon Kulüpler Kupası’nın çehresi çok değişti. Güney Avrupa takımlarının üstünlüğünü önce İngilizler sonra Hollandalılar kırdı. İngiliz takımlarının 1985’e kadar süren hakimiyeti ise Heysel faciasıyla kesildi.
1992’den sonra Avrupa’nın bir numaralı kupası tamamen nitelik değiştirdi: Şampiyonlar Ligi ismini aldı ve prestijin yanı sıra her yıl sponsorlardan ve yayıncılardan elde edilen 750 milyon İsviçre Franklık (yaklaşık 600 milyon dolar (2005 yılı neticesindeki görünüş)) bir gelirle en çok para kazandıran futbol turnuvasına dönüştü. Şampiyonlar Ligi finali sadece birinci sınıf stadyumlarda oynanıyor ve tüm dünyanın izleyeceği bir gösteri gibi organize ediliyor.
Aslında Şampiyonlar Ligi'nin 1992'den önceki Şampiyon Kulüpler Kupası dönemi de keyifli bilgiler içeriyor. Ama ben bu yazıda sadece Şampiyonlar Ligi adıyla oynanan dönemle ilgili bilgiler vereceğim.
Şampiyonlar Ligi İstatistikler ve İlginç Bilgiler
Şampiyonlar ligi kupası 7.5 kg olup, 62 cm boyu vardır.
Şampiyonlar Ligi'ndeki en farklı skorlara bakıldığında maalesef listenin ilk sırasında bir Türk takımı, Beşiktaş var...
Siyah-beyazlılar, 2007-08 sezonunda mücadele ettikleri Şampiyonlar Ligi`nde, 6 Kasım 2007`de deplasmanda karşılaştıkları İngiltere`nin Liverpool takımına 8-0 yenilirken, bu skor Şampiyonlar Ligi`nin en farklı galibiyeti olarak da tarihe geçti. Beşiktaş, ilk yarısını 2-0 geride kapadığı maçın ikinci yarısında 6 gole engel olamayınca sahadan 8-0 yenik ayrıldı ve bu sonuç Şampiyonlar Ligi`nin en farklı yenilgisi oldu. "Kara Kartallar" ayrıca 2000 yılında yine bu ligde yine bir İngiliz takımı olan Leeds United karşısında da 6-0 yenilirken, bu mağlubiyet de Şampiyonlar Ligi`nin en farklı mağlubiyetleri arasında yer aldı. İngiltere`nin Arsenal takımının Çek Cumhuriyeti`nden Slavia Prag`ı 7-0, İtalya`nın Juventus takımının da Yunanistan`ın Olympiakos ekibini yine 7-0 yendiği karşılaşmalar da Şampiyonlar Ligi`nin Liverpool-Beşiktaş maçından sonraki en farklı galibiyetleri oldu.
Şampiyonlar Ligi`nde en çok forma giyen oyuncu Real Madrid`in kaptanı Raul Gonzales oldu. Raul, 123 maçla ilk sırada yer alırken, Fenerbahçe`nin Brezilyalı yıldızı Roberto Carlos, 120 maçla ikinci sırada yer aldı. Manchester United`ın İskoç futbolcusu Ryann Giggs ise 114 maçla üçüncü sırada bulunuyor.
-EN ÇOK GOL ATAN DA RAUL-
-EN HIZLI GOL MAKAAY`DAN-
-BİR SEZONDA EN ÇOK GOL ATAN NİSTELROOY-
-BİR MAÇTA 4 GOL BİRDEN ATANLAR-
-EN HIZLI "HAT TRICK"-
-SEEDORF, 3 FARKLI KULÜPTE 4 KUPA KAZANDI-
-KUPA 1`İ KAZANAN EN YAŞLI VE EN GENÇ TEKNİK DİREKTÖR-
27 Eylül 2009 Pazar
CSKA Moskwa-Besiktas JK
Hep bir patlama bekledik Beşiktaş'tan. Ha şimdi ha haftaya. Derken geçti dolu zaman, kanıksadı taraftar. Zaten acıdan zevk alan bünyeler çok da dert etmedi bunu. Galatasaray'a patlarız dedik olmadı, Manchester'a niyetlendik olmadı. Hepsinin acısı Kayseri'den çıkar dedik vurgun yedik. Kendi yatağında yapamadığını başkasının yatağında deneyecek Beşiktaş. Avrupalılar da maçın sonucuna dair oranları belirlemişler. Gol yemeden galip gelmemize 9 veriyorlar. Alırsak gol yemeden alırız diyelim bizde.24 Eylül 2009 Perşembe
Bay & Bye
Öyle ya da böyle maç sonrası memlekete dönecek olacak Beşiktaş'ın işi kendi liginde de kolay değil. On iki puanlık farktan, takımın oturmamasından ziyade rakiplerinin her maç öncesi oturacak olması büyük handikap. Yıllar öncesinde bıraktığımız 'bay' sistemi, eğer Ankaraspor'un itirazları kabul edilmezse, geri dönüyor. Her takım bir hafta bay geçmiş olacak ve şans bu ya, o haftanın ardından Beşiktaş ile oynayacak. Sakatlar ve moraller düzelecek, iki hafta boyunca maça konsantre olunacak. Zaten Beşiktaş maçlarında yerde yatmaya alışan takımlar artık bir hafta öncesinden yatmaya başlayacak.
16 Eylül 2009 Çarşamba
Bir Gol Yeter
Ligdeki kötü gidişat hafızalardan silinmiş, yüreklerde bambaşka bir heyecan ve umut dolu bir bekleyişle yerimizi aldık dün İnönü Stadı’nda. Karşımızda geçen senenin finalisti, İngiltere’nin Kırmızı Şeytanları. Biz ise beyaz formalarımızla bu sezona yeni bir sayfa açmak için sahadaydık. Tıpkı Galatasaray maçı öncesi olduğu gibi gerek televizyonlarda, gerek bahis sitelerinde gerekse sokaktaki vatandaşın dilinde hiç şansımız yok. Hatta maçın farklı kaybedileceğinden bahsediliyor. Ya biz başka takım seyrediyoruz ya da futbol hakikaten basit bir oyun. Futbolun basit olan kuralı; gol atan kazanır. İşte Beşiktaş’ın da tek eksiği bu. Şu golü bir bulsak bütün havamız değişecek. Bir önceki yazımızda bazı istatistikler vermiştik. Dün akşamki maçın skoruna baktığımız zaman bu istatistiklerin devamlılığı olduğunu görüyoruz. Yine gruptaki ilk maçımızı ve aynı zamanda ilk golü yediğimiz bir maçı kaybetmiş oluyoruz. Şampiyonlar Ligi’ne evinde galibiyet ile başlamak önemliydi. Üstelik de grubun lideri olacağına kesin gözle bakılan takımdan alınacak puanlar çok daha önemliydi ve buna da yaklaşmıştı Beşiktaş. Kora kor geçen mücadelede zaman zaman rakibe pozisyon verse de kalesini gole kapamıştı son çeyreğe kadar. Manchester United Rooney’i ileride tek başına bırakıp, defanstan kanatlara aktarılan toplarla çıkmaya çalıştı maç boyunca. İbrahim Üzülmez’in ilk yarıdaki mücadele gücü ikinci yarı biraz düşünce daha sık gelmeye başladılar. Mustafa Denizli’nin kurmaylarının bile anlamadığını düşündüğüm oyuncu değişiklikleriyle de skor lehimize değişmedi. Tabata henüz sorumluluk almıyor ve ona atılan her pasta “biz daha o konuları görmedik” diyen öğrenci havasında geri gönderiyor. Yaşlı delikanlı Yusuf sonradan girdiği oyunda sol koridoru kullanmaya çalışıyor ama Türk takımlarına karşı telefon kulübesinde attığı çalımlar İngiltere’nin o meşhur kırmızı telefon kulübelerine yemiyor. Serdar Özkan toptan hızlı, el ele verip koşturmayı, zamanı gelince de veda etmesini bir öğrense.. Sonuç olarak yine de takımda herkes elinden gelenin en iyisini sahaya yansıtmaya çalıştı dün akşam. Defansta Ferrari’nin özellikle hava hakimiyeti Manchester’ın golünü anca geciktirebildi. İyi oynadığımız bir maçta daha golü bulamadığımız için sonuca razı olmak zorunda kaldık. Manchester United ‘1-0 olsun, bizim olsun’ mantalitesi ile çıktığı maçtan tek golle istediğini alarak döndü. Tribünlerde de golsüzlüğe karşın tempo bir an olsun düşmedi ve yediğimiz golden sonraysa sadece tezahüratların sözleri değişti; “Bitmesin dertler..” Önümüzdeki maç Kayseri ile evimizde. Arife günü son iftardan sonra. Bu maçta her şeyin değişeceğini ve Beşiktaş’ın gol orucuna son verip galibiyete kavuşacağını biliyorum. Sonrasında on günlük bir ara olacak (Ankaraspor’un küme düşmesi kesinleşirse). Bu aradan sonra da Beşiktaş grupta kaderini belirleyecek olan Moskova deplasmanına gidecek. Bazıları iyi oynamadan gol atıp kazanırken, Beşiktaş iyi oynayıp kaybediyor. Bu böyle devam etmeyecek çünkü unutulmasın ki iyiler daima kazanır.


