İngiltere etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İngiltere etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ekim 2012 Çarşamba

Sen Ne Güzelsin Ey Premier Lig

İngilizlerin Premier Ligi'ne baktığımızda en etkileyici tribün doluluğu belki onlarda değil ama Sarı Kanaryalar nasıl olduğunu bilememekle birlikte kapasitelerinin de üstünde oynuyorlar. 26 bin 34 kişilik stadyumlarına fazladan 661 kişi alıyorlar. Tabii burada önemli olan sizin doluluğa mı yoksa kalabalığa mı takıldığınız konusu. Eğer kalabalık tribünse Manchester United açık ara önde. Her maç 75 bin kişiye oynamak inanılmaz. Tabii listeye bakınca Liverpool, City, West Ham United gibi takımların altlarda yer alması da şaşırtıcı. Ligin genelinin yüzde 90'ının üzerinde doluluğa oynaması bir başka şaşılacak hadise tabii. Listenin son sırasında yer alan Wigan Athletic evinde West Bromwich Albion ile oynayacak. Maç bileti 22£. Norwich City ise evinde bu hafta Tottenham Hotspur ile oynuyor. Maç bileti 30£. Yani ucuz olması her zaman sayıyı doğrudan belirlemiyor.

Bu arada hayran olunacak bir uygulama daha var Premier Lig'de. 17 yaş altına ve 65 yaş üstüne biletlerde büyük indirim yapıyorlar. Ülkemizde minibüslerin bile yol kenarında yaşlı gördüğünde almadığı bir ülkede böyle bir uygulamayı kulüplerimizden beklemek elbette hayalcilik. Bir ara öğrenciye indirimli bilet yapan kulüpler vardı, evet ama yetmez.


19 Haziran 2012 Salı

İngiltere-Ukrayna: 1-0

Ev sahiplerinden Polonya turnuvaya erkenden veda ederken Ukrayna son maçını kazanarak çeyrek finali görmek istiyordu. İngiltere'ye ise beraberlik kafiydi. Gruptan çıkmak ilk amaç elbette ama bir de diğer grubun birincisi İspanya ile eşleşmemek için galibiyeti kovalamak şarttı. Ada ekibi bunun bilincinde olsa da öncelikle gol yemeden maçı tamamlamanın hesaplarıyla maça başladı. Öyle ki ilk yirmi beş dakikada Ukrayna yedi sekiz kez uzaktan da olsa kaleyi yoklarken, İngiltere'nin tek bir şutu dahi yoktu. İlk iki maçı cezası nedeniyle tribünden izlemek zorunda kalan Rooney'nin ilk on birde başlaması ile skor gücü daha da artan İngilizlerin golü bulması için ikinci yarıyı beklemesi gerekti. Koskoca kırkbeş dakikada adam akıllı bir pozisyona giremediler ama rakibe de kale önünden pozisyon vermediler. Sadece ilk yarının son anlarında Yarmalenko'nun çalımlarla ceza sahasına girdiği ve Parker'ı yere kapaklandırıp secde ettirdiği pozisyonda gole çok yaklaştılar.

İngiltere ikinci yarıya golle başladı. Sağ kanattan  Gerrard'ın ön direğe açtığı ortada top kaleci Pyatov'un büyük hatasıyla  arka direğe sekince Rooney çok rahat bir kafa vuruşuyla ilk maçında golünü atmış oldu. Bu golün şoku Ukrayna'nın yaklaşık on on beş dakika kadar oyundan kopmasına sebep oldu. Aynı süre içerisinde İsveç'in golü geldi ama bu onları için bir anlam taşımıyordu. Bu maçı kazanmaları halinde diğer maçın sonucuna bakmadan çeyrek finale isimlerini yazdıracaklardı.

Son yarım saate girilirken dirilen Ukrayna maça tempo kazandırdı ve üst üste pozisyonlar bulmaya başladı. Önce Milevskiy yakın mesafeden kafa vuruşunu auta gönderdi, bir dakika sonra onun pasında Devic'in şutu kaleye giderken Terry topu çizgi içerisinden çevirmiş gibi görünmesine rağmen hakem oyunu devam ettirdi. Bu pozisyon maçın da kırılma anıydı. Kalan dakikalarda oyuna Shevchenko'yu da alarak sağlı sollu ortalar ve uzaktan çektiği şutlarla beraberliği yakalamaya çalışan Ukrayna'nın çabaları sonuç vermedi ve onlar da Polonya gibi turnuvaya grup maçları sonunda veda eden taraf oldular.

İngilizler'in Rooney'nin takıma katılmasıyla bundan sonraki maçta hücumda daha etkili olacakları kesin. İtalya ile eşleştiler. Almanların finale ulaşacaklarından şüphe duymuyorum. Diğer taraftaki eşlemeler sonrasında da bir İspanya-İngiltere ya da İtalya yarı finali bizi bekliyor bence. Gönlümde yatan final ise İngiltere-Almanya. Bu takım finale kadar gelir mi emin değilim ama turnuvalarda 1-0'lık skorlarla tabiri caizse g.tün g.tün ilerleyen bir Yunanistan örneğini görünce insanın her şeye inanası geliyor.

16 Haziran 2012 Cumartesi

İsveç-İngiltere: 2-3


A Milli Takımımızın olmadığı bir turnuvaya 'Come on England' diyerek bakıyoruz. Futbolun beşiği, bence en kaliteli lige sahip olan İngiltere'nin uzun yıllardır milli takım bazında bir başarı elde edememesinin ayrı bir yazı hatta tez konusu olması gerekir. Tek tek bakıldığında çok kaliteli isimlere sahip bir kadroya sahip olsalar da bir türlü beklenen patlamayı yapamadılar. Bu turnuvanın ilk maçı da gerek oyun gerekse tribün açısından hayal kırıklığıydı. 1988'den sonra tarihinde ikinci kez bu turnuvaya katılan İrlandalılar bir gün önce ağlaya ağlaya değil haykıra haykıra veda ederken, İngilizlerin onlar kadar etkili bir tribün yapamamaları şaşırtıcı.

Bir önceki turnuva geri dönüşlerle akıllarda kalmıştı. Bu turnuvanda geri dönüşlerin olduğu ilk maçı da bu akşam izlemiş olduk. Yağmur sebebiyle daha hemen başında bir saat ara verilen Ukrayna-Fransa maçı sebebiyle İsveç-İngiltere maçı da bir saatlik gecikme ile başladı. Rakibin sarı-lacili forması karşısında klasikleşmiş düz beyazı yerine lacivert ağırlıklı, yakaları açık mavi forması ile Adana Demirspor'u andırarak çıktı İngiltere. Gruptan çıkmak için emek vermeleri gerekiyordu. 'Haydi İngiltere' söylemi 'Haydi artık İngiltere'ye doğru kaymıştı artık. İsveç ise takımın demirbaşı ve gelinbaşı saç modelli İbrahimoviç'in önderliğinde bu zor gruptaki mücadelesini sürdürüyordu.

İlk yarının ortalarına doğru ilk maçtaki gibi yine Gerard'ın ortasına vurulan kafa (Andrew Carroll) ile gelen gol İngilizlerin devreyi 1-0 önde kapatmasını sağladı. İkinci yarıya hücumda daha etkili başlayan İsveç önce Glen Johnson'ın kendi kalesine atmasıyla beraberliği yakaladı, on dakika sonra ise Larsson'un ceza sahasının içerisine kestiği topta, Mellberg kafa vuruşuyla öne geçti. Bu golden hemen sonra James Milner'ın yerine Walcott oyuna dahil oldu ve belki de İngiltere'nin kaderini değiştirdi. Walcott oyuna gireli sadece üç dakika olmuştu ki ceza sahası dışından attığı şut ile beraberlik golünü attı.Skordaki eşitlik iki takımın da işine gelmeyince maçta peş peşe karşılıklı pozisyonlar yaşanmaya başladı. İsveç bu pozisyonlarda gole daha yaklaşan takım olmasına karşın futboldaki  'atamayan atararlar' altın kuralı kendini gösterdi. Walcott'un sağdan yaptığı ortaya kaleye sırtı dönük olmasına rağmen enteresan bir vuruşla golü bulan Welbeck 78. dakikada İngiltereyi yeniden öne geçiren isim oldu. Karşılaşmanın son dakikalarında defans güvenliğini iyice elden bırakan İsveç kalesinde yaşanan tehlikeleri karşı kalede yaşatamayınca, son maçlar oynanmadan turnuvaya veda eden bir diğer takım oldu. İngiltere ise son maça beraberlik için çıkacak.

Bu grubun ilk ikisi C grubunun ilk ikisi ile çapraz eşleşeceği için gruptaki liderlik çekişmesi de ayrı önem taşıyor. C grubunun muhtemel birincisi İspanya ile eşleşmeyi turnuvadaki hiç bir takımın isteyeceğini sanmıyorum. İngiltere yüksek toplar ve kanattan gelen ortalarla golleri bulurken tam aksine İspanya'nın halı saha sıkışıklığındaki alanlarda yaptığı pas tarfiğiyle rakibini bunaltıp goller atıyor. Yine de finale kadar böyle bir eşleşmenin olmasını istemem. 'Come on England' derken, bir yandan da 'Go away Spain' diyoruz yani.

11 Haziran 2012 Pazartesi

Fransa - İngiltere: 1 - 1


















Stadın genel hali, tribünlerin fısıltısı hazırlık maçından öte değildi. Sanki İngiltere yedek takımıyla sahaya çıkmış gibiydi. İngiltere ilk dakikalarda çok çekingen ve rakibine göre bir oyun düzenini kabullenmiş görünüyordu. Başka türlü bir oyun yapısını kaldıracak ne oyuncu ne de o oyuncularda güven vardı. İlk 10 dakika özellikle kalesinde kötü sinyaller verdi. İlk iki yan topa çıkan Hart birini ıskaladı, diğerinde boşa çıktı.

Roy Hodgson Matteo'nun Chelsea'si gibi bir takımla mücadele veriyor. Her ne olursa olsun İngiltere gol pozisyonuna da giriyor ama tecrübesiz isimler nedeniyle sonuca gidemiyor. İngiltere'nin şu görüntüsü İrlanda'nın bir gömlek üstü. Fazlası değil. Fransa ise karşısında İngiltere yerine başka bir takımın forması
ile karşılaşsaydı maçı erkenden koparabilirdi. İngiltere forması onları da kontrollü oynamaya itti. Bunun neticesinde maçın en tehlikeli iki pozisyonunu da kendi kalelerinde gördüler. Golü bulan İngilizler haddini bilerek güven kazandılar ve biraz daha cesur Fransa'nın üzerine gitmeye başladılar. İvme kazanan güven, kalede Hart'a da güven aşıladı ve maçın kırılma anlarında yer alacak bir kurtarışa imza attı.Fakat güven tecrübe olmadan bir hiç. Kalabalık arasından Nasri'nin yerden şutunu hem de kapadığı köşeden içeri alması başka türlü açıklanamaz. Eskiden İngiltere kanatlardan organize gelir iki ortasından biri gol olurdu gibi bir beklenti içinde değiliz ama bu kadar kötüsünü de beklemiyorduk. Hem tribünde hem de sahada.

İkinci yarıda da değişen hiçbir şey yoktu. Maç o kadar keyifsizdi ki seyirciden çıt çıkmadan 5 dakika izledik. İkinci yarıda İngiltere ilk yarıdaki gibi rakibinin üzerine titrek ve az adamla giderken Fransa pas trafiğini de kaybedip İngiltere'nin atak olgunlaştımasını ve bu sırada top kayıplarıyla pozisyon arayışı içerisinde oldu. İngiltere ceza sahası önünde hentbol maçı paslaşmalarını görmek mümkündü bu fırsatl dakikalarında. Soldan sağa, sağdan sola ağır ağır...

Ve son olarak maçtan önce Mustafa Taha'nın blogunda rastladığım ve Guardian yazarı eski Tottenham menajeri David Pleat'e göre Chelsea'nin oyun planı böyle olmalı şemasını aynen paylaşmak isterim ve İngiltere'nin ne yapmaya çalıştığını daha net anlayabiliriz. Ribery dışında isimleri değiştirirsek İngiltere'nin oyun planını da çözmüş olacağız. Fransa ise İngiltere'yi yenemeyerek bu turnuvanın da hayal kırıklıkları durağında iner.