Türkiye Kupası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türkiye Kupası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Şubat 2011 Çarşamba

Canımız Sıkılıyor Saldır Beşiktaş

Yılmaz Vural'ın (yorumcuydu) "Maça gelmeyenlerin hayıflanacağı kadar keyifli bir maç olsun" dileğiyle başladı mücadele. Ben daha ilk düdükte skordan bağımsız evde oturduğum kanepenin rahatlığından dolayı hayıflanıyordum zaten. Orada olamamak hayıflanmaya yetiyor...

Gaizantep Büyükşehir Belediyespor'un açık oynamasının da etkisiyle farkın artıp daha maçın altmışlı dakikalarında turun garantilenmesi bizim tribünün kimyasını bozdu yine. Önce ligde yaklaşan Fener maçı, sonra da kupadaki bir sonraki muhtemel rakip Galatasaray geldi akıllara, mesajlar gönderildi. Tek tek topçulara özel methiyeli besteler, oleyler, moleyler derken oyun iyice soğuyunca da arka arkaya enteresan anlık tezahüratlar; "Allah Allah Allah Allah saldır Beşiktaş, canımız sıkılıyor saldır Beşiktaş", "Allah Allah Allah Allah saldır Beşiktaş, +7 oynadık saldır Beşiktaş"...

Maç içindeki güzellikler çoğunluktaydı. Ekrem Dağ'ın ve Hilbert'in uyumlu kanat bindirmeleri, Fernandes'in arı gibi çalışması ve golle tanışması, Ernst'in Guti'nin yokluğundaki orta sahada şef rolünü üstlenmesi, Bobo'nun özlenen golleri... Tribün İBB mağlubiyetine rağmen takımı bağrına bastı ve Schuster'e güvendiğini bir kez daha gösterdi. Canımız hep böyle günlerde sıkılsın inşallah.

28 Ocak 2011 Cuma

Yine Mi Sen?

Sürekli statü değişikliğine gidilen Türkiye Kupası'nda bu sene gruplar sonrası kura çekiminde çeyrek final eşleşmeleriyle birlikte yarı final eşleşmeleri de belirlenmiş. Böylelikle finale kadar yeni bir kura çekimine gerek kalmıyor. İşin ilginç tarafıysa dört gruptan çıkan sekiz takımın kura çekimi sonrası yine her birinin gruplardaki rakipleriyle eşleşmesi oldu. Yani Gaziantep BB son dakikada o golü bulamasa, haftaya Çarşamba İnönü Stadı'nda yine Trabzon'u ağırlayacaktık. İşin bir garipliği de çeyrek final maçlarının arasının tam bir ay olması. Adam ilk maçın skorunu unutur...

Çeyrek Final Eşleşmeleri;
Beşiktaş-Gaziantep BB
Gaziantepspor-Galatasaray
İstanbul BB-Kasımpaşa
Gençlerbirliği-Bucaspor

Yarı finalde ilk iki eşleşmenin galibi birbiriyle oynarken, 3. ve 4. eşleşmenin galipleri de final mücadelesi için karşı karşıya gelecek. İnce bir ayarla takımların gruptaki rakipleriyle eşleşmeleri önlenebilirdi. Böyle uygun görülmüş, bize de Telekom'da maç izleme olasılığı doğmuş oldu böylece. Muhtemel final tahmimim Kayseri'de Beşiktaş-Gençlerbirliği olur.

14 Ocak 2011 Cuma

Adı Değişse??


Dün akşam arkadaşımızın evinde üç çift yemek yenildi. Mezeler geldi, kadehler buzlandı, rakılar hüpletildi. Ev sahibi, diğer çift ve benim hatun Fenerbahçeli. Yekten ben Beşiktaşlıyım. Kupa maçı olduğu akşamın ilerleyen saatlerinde aklıma geldi. O kadar kombine kart sahibi Fenerbahçeli adamın içinde "abi açsana televizyonu sizin maç vardı bakalım" diyen adam ben oldum.
Adam maçı açmadı... 'Boşver' dedi, 'muhabbet edelim'. Türkiye Kupası o kadar anlamsızlaşmış ki bazı taraftarlar için maçı dahi açmıyorlar.
Sonra sabah işe geldim iş yerindeki arkadaşların maçtan haberi bile yok...
Burada amacım en son kupa şu zaman alınmış muhabbetiyle insanları yaralamak değil, niyetim psikoloji ve felsefe harmanlaması yaparak ve bu yolla arkadaşların bilinçaltına inerek bu olayı yorumlamak ve bu bağlamda arkadaşlarla t.şşak geçmek.
Adamlar artık bence bilinçaltlarında, yani altbenliklerinde böyle bir olayın, böyle bir kupanın var olmadığına inanmışlar. Onlar için Türkiye Kupası diye bir şey yok bence. Felsefe ilmine göre olmayan birşey için eylem gerçekleşemeyeceğinden olmayan Türkiye Kupası için bir maç yapılamaz. Olmayan kupa için, bir maç oynanamayacağına göre Yeni Malatya diye de bir takım olamayacağından yenilgi veya galibiyet de alınmamış demektir. Dolayısıyla alınmamış bir yenilgi için adamlarla eğlensen ne olacak, zaten varlığının farkında olmadıkları bir kupa için görüş bildirmiş kendini yormuş olursun. Nihayetinde olmayan organizasyonun, olmayan kupasındaki alınmamış yenilgi için konuşursan bir yerde sen de boşa konuşmuş yani konuşmamış olursun.
Evet felsefesi biraz karışık belki ama özü belli. Fakat genel kanı şu, problem yokmuş gibi davranmak o problemin orada olduğu gerçeğini değiştirmez. Yani bilinçaltlarında bu kupanın varlığını reddetseler de o kupa orada durmaya devam edecek. Dolayısıyla bu davranış biçmi yanılsamadan ileri gidemez. Bize düşen bu kupanın var olduğu gerçeğini, arkadaşların algısını açarak, onlara göstermek ve kabul ettirmektir.
İşte burada şu öneriyi getiriyorum. Kupanın adı değişse verimli olur mu? Bir camiayı kazanabilir miyiz? Belki motive olurlar, olamaz mı?

Nartallo Bile Gülüyor

Fenerbahçe'nin Türkiye Kupası'ndan bu sene de elenmesini ardından sosyal paylaşım sitelerinde klasikleşen makaralar dönmeye başladı dün gece. Taa uzaklarda bile...

13 Ocak 2011 Perşembe

Q7 Pass-at


Gol sonrası çekilen bu sevinç fotoğrafı çok güzel. Takımın neredeyse tamamı kucaklaşmış. Yıldızlar, sistem, teknik, taktik hepsi bir kenara, başarıya giden yolda en önemli unsur takımdaki birlikteliktir bence. En eskisinden en yenisine, yabancısından yerlisine o formanın altındaki her futbolcunun alın teri var dünkü galibiyette. Bu böyle devam ettiği müddetçe de bu sene şampiyonluk veya Avrupa'da başarı gelir mi bilmem ama gelecekte güzel günlerin geleceği aşikar.

Dün maçı izleyen herkesin hem fikir olduğu durum Beşiktaş'ın hücumda star, savunmada sıçar pozisyonda olduğuydu herhalde. Guti'nin önderliğinde gelişen ataklarda gole adım adım yaklaşırken ceza sahasına giren herkesten gol bekledik. Defanstaysa bunun aksine Manisalıların her kaleye yönelişinde endişelendik. Gollerde Cenk'in yapabileceği bir şey yokken, özellikle ilkinde karşı karşıyada bence başarılıydı, bir ofsayt taktiği vakası bir de boş bırakılan koridor davası yüzünden işi zora soktuk.

Dünkü maçta göze çarpan bir unsur da Quaresma'nın topu her ayağına alışında fantasik hareketler yapma arzusuna yenik düşmesiydi. Kaleyi gördüğü yerden vurması ve bazı zamanlarda topla çok oynaması, alınabilecek muhtemel bir beraberlik sonrası eleştiri oklarına maruz kalmasına sebep olabilirdi. Kötü bir gününde bile saniyede beş adam eksiltmesi, sıfıra inip top kesmesi, trivela ve rebona ile adrese teslim pasları onun standardı oldu artık... Allah nazardan saklasın.

11 Kasım 2010 Perşembe

22 Ay Önceki 22 Adam

2009 Ocak ayında oynanan kupa maçındaki kadrolar fotoğraftaki gibi.
Neredeyse iki sene geçmiş ama gol beklediğimiz ayaklar hala değişmemiş...
.
(Bu akşamki muhtemel kadro; Cenk, Hilbert, Toroman, Ersan, İsmail, Nihat, Necip, Onur, Tabata, Holosko, Bobo... Nobre de sakat değilse yedektir.)

29 Ekim 2010 Cuma

Günü Guti Kurtardı

" Beşiktaş seninle donmaya geldiiiik, Beşiktaaaaşş.." diye bağırarak yürüyordu Dolmabahçe'nin ağaçlı yolundaki bir grup. Hava hakikaten de dondurucuydu ve kapalı tribünde bile alt katta yüzümüze zaman zaman yağmur damlacıkları vuruyordu. Beşiktaş da dondurucudan çıkan oyun kurucusu Yusuf'la çıkmıştı Mersin karşısına. Sahada gençler ve yaşlılar vardı, arasındakiler de kulübede. Maç için ite kaka iki gol bulur, formalite gibi görünen bu maçı da rafa kaldırırız diye düşünüyordum. İlk yirmi dakika sonrasında fikrim değişti ve tribündeki herkes gibi '1-0 olsun bizim olsun' , geç olmadan evimize gidelim zihniyetine büründüm.

İkinci yarı başladığında susmak bilmeyen kalabalık, işin b.kunun çıktığının farkına vararak sahaya bu mesajı ileten tezahüratlarla desteğe devam ederken sanki sahadakilerin maçın uzatmaya gideceğinden haberi yok gibiydi. Nitekim hakemin doksan dakikanın bittiğini gösteren düdüğüyle tribündeki zihniyet "penaltılara kalmasa bari" moduna döndü. Kimse turdan şüpheli değildi de neredeydi bu tur. Rakip on kişi kalmış, golü atmaya niyeti yok. Mersin'den gelen ve şaşırtıcı şekilde kale arkasını dolduran taraftarlarının bile ümidi yok belki de. Zaten o kadar rüzgar ve yağmur yedikler ki; "Ulan gruplara kalır da bir İstanbul takımı ile daha eşleşirsek, bu yol çekilmez. Bitse de gitsek sıcak memleketimize" diye düşündüklerinden bile şüpheliyim.

Sahada ayakta kalan nadir futbolculardan Guti kaleyi bulmayan şutunda (!) kilidi açan isim olarak bu fırtınalı gecenin mutlu sonla bitmesine de ön ayak oldu. Peşi sıra iki gol daha bularak geç ve güç bir şekilde maçı çeviren Beşiktaş gruplara kalmayı başardı. İlk kez İnönü'de ilk on birde çıkan Fatih Tekke golü bulamadan oyundna çıkarken oyuna sonradan dahil olan Holosko Fifa oyunlarındaki gibi gol atma niyetinde olmalıydı ki sürekli topla birlikte kalecinin içinden geçmeye çalıştı durdu. Guti ve Tabata'nın yanında görünce "Sahi bir Yusuf vardı değil mi?" demekten alamadık kendimizi. Son bit not; "Beşiktaş'ın çocuğu Allen Iverson" tezahüratı hem bir hoşgeldin hem de o sıfatın sahibine güle güle mi demekti çözemedim şahsen.