Fransa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fransa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Haziran 2012 Cumartesi

İspanya - Fransa: 2-0




















Sergio, Xavi ve Alonso ile oyle kapanip acilan bir orta saha var ki hayranlik duymamak elde degil. Kanatlarda ise Iniesta ve Silva Ispanya'nin nereden ve nasil gelecegini anlamanizi zorlastiriyor. Ispanya Italya ve Fransa'yi ezdi. Bu da elde ettikleri unvaninin ne kadar hakli oldugunu da gosteriyor.

Italya kapanarak Ispanya'yi durdurdu. Ama bunu sadece kapanarak yapmadi. Akilli hucum ve orta sahada kaptiklari topla becerdiler. Fransa Italya kadar dik duramiyor sahada. Savunmada en ufak hatanin golu getirecegini Ispanya'nin bunu affetmeyecegi gercegiyle cok erken yuzlestiler. Ispanya bilgisayar oyununda hile bulmus liseli ergenin kontrolundeki takim gibi.

Ispanya mac boyunca kontrolu elinde tuttu. Rakibinin uzerine gitmedigi anlarda rolantiye aldi. Ikinci yarida da Ispanya oyunu kendi kontrolunde tuttu. Rakibi yenik durumda olsa da baski yemedi.

Fransa ilk buyuk tehlikesini 61. Dakikada yakaladi ve sonrasinda daha izlenir bir hal alır mı diye düşündük ama mevzu bahis İspanya olunca hayal oldu. İspanya güle oynaya yarı finalde

19 Haziran 2012 Salı

İsveç - Fransa: 2 - 0




















Fransa yüksek ihtimal çeyrek finale kalacağı bir maça çıkarken, İsveç tribündeki sarı kalabalığa sevinç yaşatmak için sahaya çıktı. Grupta ilk maçlar sonrasında İsveç ile Ukrayna'nın gruptan çıkmak için daha çok şansları olduğunu düşünmüştüm. Biri havlu atarken, diğeri galibiyet almak zorunda. Fransa tecrübesi ile İngiltere alışılmış İngiliz futbolundan kırıntılarla, Ukrayna ise ev sahibi olmanın avantajıyla mücadele ederken İsveç için iyi futbol oynamak ne yazık ki karşılık bulamadı.

Fransa ile İsveç'i karşılaştırdığımızda kadro farkı ilk göze çarpan şey oluyor. Fakat sahada bu farkı net olarak göremedik. Fransa'da Ribery'nin İsveç'te ise Taivonen uygun durumda değerlendiremedikleri pozisyonlar savunmaların hatalarından kaynaklı bir gol izleyeceğimizin ilk sinyalleriydi. Fransa sağda Debuchy solda Ribery ile tehlike yaratırken İsveç klasik kuzey futbol arkaya uzun ve yüksek toplarla pozisyon aradı. Fransa'nın her türlü beraberlikte çıkma ihtimali olması maçın zevksiz geçmesinin en büyük sebebi. İsveç'in prestij maçı kadar asılması daha da sıkıcılaştırdı. Fransa'nın ne yapıp edip maçı kazanması İspanya ile karşılaşmamak için çok önemli. İspanya İtalya'ya kıyasla hayli zor. Fakat Fransızların bunu gözardı eder oyunu beni çok şaşırttı.

İkinci yarıda hareket getiren isim Wilhemson oldu. Köyün delisi gibi girdi ve 3 dakika içerisinde İsveç'e hareketlilik kazandırdı. Fakat İsveç bu maçta ofsayta düşme rekorunu sanırım kırdı. Her duran top organizasyonları ofsaytla sonuçlandı. Bunda da Fransa'nın gerçekten çizgi halinde ofsayt taktiğini kusursuz yapmaları oldu.

İngiltere'den gelen gol sesi Fransızların kulağına gitmiş olacak ki bu kez daha ofansif oynadıklarını görmeye başladık. İspanya ile oynayacak olmak Fransızların isteyeceği en son şey sanırım.

Wilhemson'un hareketliliği bereketi de beraberinde getirdi. Onun yarattığı dalga İbrahimoviç'in turnuvanın en güzel gollerinden birini atmasını sağladı. İsveç taraftarları ellerinde yer alan bayraklarda Thank u Kiev yazısıyla bol bol ekrana gelmişlerdi. Ukrayna için ikinci golü de aramaya başladı İsveç. Fransa ise Ribery ve Benzema'nın ayaklarından çıkacak maharetlere bel bağlamış. Olur da İspanya'nın karşısına böyle çıkarlarsa Fransa'ya utanç içinde dönebilirler. Bisiklete binen astroloji meraklısı Domenech'ten daha iyi oynatmıyor Fransa'yı Blanc.

Fransa Debuchy'nin kanadından bu kadar zor duruma düşürülmeye tepkisiz kaldı. Hiçbir önlem alınmadı Wilhemson'a. Sadece önlem almamakla kalsalar iyi. Oyunda hakimiyeti de hiç ellerine alamadılar. Fransa'nın bu isteksizliğini İspanya diğer grubun 1.'si olsa anlayacağım hatta ayıplayacağım ama gerçekten hiçbir varlık göstermeden 90 dakikayı tamamladılar. İsveç ise yine ilk golün geldiği sağ taraftan göstere göstere ikinci golü attı.

İspanya'nın Fransa karşısında çok zorlanacağını düşünmüyorum. Boşa vakit kaybı da olabilir. Eğer Blanc takımını bu şekilde sahaya sürerse -isteksiz, sistemsiz- mucizeler beklemeli.

16 Haziran 2012 Cumartesi

Ukrayna-Fransa: 0-2


Shaktar'ın stadyumunu dolduran on binlerin hep bir ağızdan geri sayması ile gök gürledi ve zaten bir süredir yağan yağmur şiddetini daha da arttırdı. Tribünlerdekiler Bursalılar gibi merdivenden yukarıya doğru kaçışırken başlama düdüğü de gök gürültüsünün karambolüne gitti. Maç fiili olarak başladı başlamasına ama sadece dört dakika oynandıktan sonra Hollandalı hakem eşliğinde iki takım koşar adım soyunma odasının yolunu tuttu. Verilen bir saatlik ara sonrasında yeniden başlayan maç bu özelliğiyle de turnuva tarihinde bir ilk oldu. Esas kafaları kurcalayan da eğer erteleme durumu olsaydı maçın tekrar hangi ara oynanacağıydı. Sıkışık maç takviminde bir yer bulmak epey zor olacaktı.

İlk maçını kazanan Ukrayna ev sahibi olmanın da avantajıyla Fransa engelini aşıp son maça nispeten rahat çıkma hesapları içindeydi. Son iki turnuvada grubunda son sırayı alarak turnuvaya erkenden veda eden Fransa ise aynı sürprizi üçüncü kez yaşamak istemiyordu.Karşılaşma yeniden başladığında muhtemelen oyuncuların konsantrasyonları da bir nebze olsun düşmüştü. İlk yarıya yansıyan bu durum buldukları pozisyonları gole çevirmelerine engel oldu ve devre golsüz eşitlikle sonuçlandı. 

İkinci kırk beş dakikada gole ilk yaklaşan ekip Fransızlar oldu. Kaleciyi geçemeyen Menez, 53. dakikada Benzema'nın pasıyla rakibini geçip ceza alanına girdi ve düzgün bir vuruşla takımını 1-0 öne geçirdi. Bu golden beş dakika sonra ise yine Benzema Yohan Cabaye'yi topla buluşturdu ve fark ikiye çıktı. İkinci gol turnuvanın ev sahibinin oyundan iyice düşmesine neden oldu. Kalan dakikalarda Fransa üçü bulma fırsatlarını teperken Ukrayna'nın ümitleri yağmurla birlikte akıp gitti.

Euro 2008 ve WC 2010'a Fransız kalan takım bu sefer bir üst turu son maça kalmadan garantilemenin rahatlığı içinde. Oynanan futbol onları nereye kadar taşır bilinmez ama şimdilik mutlu mesut bir şekilde "Singing in the rain" şarkısını söyleyen onlar, "Beni köyümün yağmurlarında yıkasınlar" diye ağlayan Ukraynalılar.

11 Haziran 2012 Pazartesi

Fransa - İngiltere: 1 - 1


















Stadın genel hali, tribünlerin fısıltısı hazırlık maçından öte değildi. Sanki İngiltere yedek takımıyla sahaya çıkmış gibiydi. İngiltere ilk dakikalarda çok çekingen ve rakibine göre bir oyun düzenini kabullenmiş görünüyordu. Başka türlü bir oyun yapısını kaldıracak ne oyuncu ne de o oyuncularda güven vardı. İlk 10 dakika özellikle kalesinde kötü sinyaller verdi. İlk iki yan topa çıkan Hart birini ıskaladı, diğerinde boşa çıktı.

Roy Hodgson Matteo'nun Chelsea'si gibi bir takımla mücadele veriyor. Her ne olursa olsun İngiltere gol pozisyonuna da giriyor ama tecrübesiz isimler nedeniyle sonuca gidemiyor. İngiltere'nin şu görüntüsü İrlanda'nın bir gömlek üstü. Fazlası değil. Fransa ise karşısında İngiltere yerine başka bir takımın forması
ile karşılaşsaydı maçı erkenden koparabilirdi. İngiltere forması onları da kontrollü oynamaya itti. Bunun neticesinde maçın en tehlikeli iki pozisyonunu da kendi kalelerinde gördüler. Golü bulan İngilizler haddini bilerek güven kazandılar ve biraz daha cesur Fransa'nın üzerine gitmeye başladılar. İvme kazanan güven, kalede Hart'a da güven aşıladı ve maçın kırılma anlarında yer alacak bir kurtarışa imza attı.Fakat güven tecrübe olmadan bir hiç. Kalabalık arasından Nasri'nin yerden şutunu hem de kapadığı köşeden içeri alması başka türlü açıklanamaz. Eskiden İngiltere kanatlardan organize gelir iki ortasından biri gol olurdu gibi bir beklenti içinde değiliz ama bu kadar kötüsünü de beklemiyorduk. Hem tribünde hem de sahada.

İkinci yarıda da değişen hiçbir şey yoktu. Maç o kadar keyifsizdi ki seyirciden çıt çıkmadan 5 dakika izledik. İkinci yarıda İngiltere ilk yarıdaki gibi rakibinin üzerine titrek ve az adamla giderken Fransa pas trafiğini de kaybedip İngiltere'nin atak olgunlaştımasını ve bu sırada top kayıplarıyla pozisyon arayışı içerisinde oldu. İngiltere ceza sahası önünde hentbol maçı paslaşmalarını görmek mümkündü bu fırsatl dakikalarında. Soldan sağa, sağdan sola ağır ağır...

Ve son olarak maçtan önce Mustafa Taha'nın blogunda rastladığım ve Guardian yazarı eski Tottenham menajeri David Pleat'e göre Chelsea'nin oyun planı böyle olmalı şemasını aynen paylaşmak isterim ve İngiltere'nin ne yapmaya çalıştığını daha net anlayabiliriz. Ribery dışında isimleri değiştirirsek İngiltere'nin oyun planını da çözmüş olacağız. Fransa ise İngiltere'yi yenemeyerek bu turnuvanın da hayal kırıklıkları durağında iner.