17 Temmuz 2009 Cuma

Yönetim İstifa, Bu Nasıl Forma:)

Ben hiçbir siyah beyaz renklere sahip takımın bu kadar kötü formalarla sahaya çıktığını hatırlamıyorum. Siyah beyaz renklerden bu kadar kötü iş çıkaran Adidas'ı da ayrıca tebrik ederim. Beyaz forma tek kelimeyle skandal. "Lig Spor" ile anlaşsak bundan kötü forma üretmezdi. Baklava forma da çakma Liverpool, Marsilya olmuş. Çubuklusu bile Altay'ı anımsatıyor. Bu sene de 100. yıl formasıylayız. Hakan Aksoy bu işlerden anlamıyormuş bunu da öğrenmiş olduk. Beyaz formaya olur veren istifa etsin:) Forma alalım destek olalımmış, zartmış zurtmuş. Yusuf'a baksana formanın üstüne süeter giymiş gibi.

Rakipler ve Cenabetler

Fenerbahçe, Sivas ve Galatasaray'ın rakipleri belli oldu. Belçikalı, İsrailli ve Macar rakiplerle karşılaşacaklar. Sivas'ın Anderlecht karşısında turu geçmesini bekliyorum. Bülent Uygun yine gaz konuşmalarına başlamış. İnşallah geçerler de bir sonraki turda "6 değil 7, 8 değil 9" yerler. Fenerbahçe'nin rakibi Honved'i izlememize gerek var mı bu iddiayı yapmak için bilmiyorum ama Fenerbahçe iki maçı da kazanıp çıkacaktır. Galatasaray'ın tek handikapı Ali Sami Yen'e gelecek olan rakibine fark atma isteği olacaktır. Zira İsrail maçında taraftarın milli duygularının tavan yapacağı kesin. İlk maç İstanbul'da. İsrail'e olaysız bir maçın ardından gitmek Galatasaray'a bir üst turu getirecektir.
Her kuranın cenabet takımları olur. Bu turun cenabet takımları Athletic Bilbao'yu bulan Young Boys, güçsüz rakipler arasında birbirlerine çıkan PAOK-Valerenga, Göteborg-H.Tel Aviv ve Lech Poznan'a çarpılan Fredikstad.

Rijkaard'ın Yolu

Rijkaard'ın Galatasaray'ı sezonu dün açtı diyebiliriz. Takımın sahada ne oynadığı sezon başı olması nedeniyle pek de anlaşılmıyor. Rijkaard'ın yolu uzun ve ince. Galatasaray'ın gereken sabrı göstereceğini düşünüyorum bu adama. Galatasaray'da dikkatimi çeken şey Gökhan ve Servet oldu. Milli Takımda da beraber oynayan bu adamların önünde oynayacak adamlara bu sene çok iş düşecek. Mehmet Güven, Mehmet Topal, Ayhan, Mustafa Sarp'a Allah kolaylık versin. Alparslan müthiş bir yetenek onu da görmüş olduk. Kırmızı kartı toyluğuna verebiliriz. Arda her zaman ki Arda. Galatasaray'ın rakibi bugün çekilecek kuralardan sonra belli olacakmış. Galatasaray için şimdiden bir üst tura çıktı demek yanlış olmaz. Ha birde Sabri aynı Sabri.

16 Temmuz 2009 Perşembe

Adidas İle Buluşuyoruz

Gel Adidas gel Adidas bitsin bu çile...
17 Temmuz 21:30
Nevzat Demir Tesisleri

15 Temmuz 2009 Çarşamba

Çarşı Gecesi Sorulması Gerekenler

Çarşı eğlendi dün gece Kuruçeşme Arena'da. Taraftarlık nereden nereye gidiyor... Endüstriyel futbola karşı bir grubun boğaz kenarı afilli yerlerde konserler düzenlemesi de enteresan tabii. Şimdi biletler 22 tl. Gelen kişi sayısı 3 bin. Ortaya 66 bin TL'lik meblağ çıkıyor. Geceye sponsor olan firmalar da vardır. Oradan da bir miktar para aksa... Soru şu: "Bu paralar ne oluyor?" Yok eğer bu para taraftarlara gitmiyorsa, direkt kulübe gidiyorsa. Taraftarların kulübe bir gece düzenletecek kadar yakın olmasını da anlayamıyorum. Tribünlerimizin kimseye gebe olmadığı dönemler daha güzeldi heralde. Hemen de gebe yaptın demeyin. Bu kaçıncı be kardeşim.

Aslında yazılara gelen yorumları bu şekilde kırpmam, eğmem, bükmem ama hata yaptıysak kulağımızı çektirmesini de biliriz. Bu geceden kalacak olan para tribüne emeği geçmiş insanların ailelerine gönderilecekmiş. Doğru kabul ediyoruz. Bu bilgilendirmeyi yapan arkadaş bloga da küfür etmiş. Bu nedenle buraya ekliyorum.

Süper Lig Alternatif Kombine Fiyatları

Antalya
Numaralı:400,500,750,1000,1500
Açık:150,250
Yeni Kale:50,75
Adopen:50,75

Kayseri
Kale arkası tribün alt-üst 200
Maraton tribün üst-alt 400,500

Bursaspor
Kapalı A-C: 1.500
Kapalı B: 1.750
Maraton ve Yeni Maraton: 400
Kapalı Kale Arkası: 250

Sivasspor
Maraton Tribün:300

Kasımpaşaspor
Kapalı Tribün: 100

Manisapor
Kale Arkası: 75
Açık Tribün: 150
Kapalı Tribün: 300

Gençlerbirliği
Maraton Tribün: 60
Kapalı Tribün: 200

Gaziantepspor
Kale Arkası : 150
Maraton : 300
Kapalı : 1,500

Burası Spor Sergi...

Seyircinin nefesiyle ısınan, uğruna yürüyüşler düzenlenen, tribünlerinin basketbol için besteler düzenlediği efsane salon Spor ve Sergi Sarayı. Şimdilerde TRT 3 ile genç nesle aşina bir efsane.

1974 yılında İstanbul valisi Lütfi Kırdar tarafından açılan Spor ve Sergi Sarayı 1992 yılına kadar basketbolun ve kültürel etkinliklerin kalbinin attığı yerdi. Bir zamanların efsane mekanı Spor ve Sergi Sarayı’nı parkelerinde koşan Fenerbahçeli Ali Limoncuoğlu (Aliço), Beşiktaşlı Ahmet Kurt tribünlerinde coşan Çarşı grubu ve gazeteci Yiğiter Uluğ’dan dinlediklerim...
1930’larda bir spor kompleksi olarak tasarlanan İnönü Stadı ve çevresi hakkında Yiğiter Uluğ oldukça enteresan bilgiler veriyor. İçerisinde Kırtasiye Fuarı gören, liselerarası folklor yarışmasına yarışmacı olarak katılan Uluğ salonda bir greyder bile görmüş. Uluğ, 1930’ların Türkiye’sinde bugün Gmall, lunapark, kongre sarayı ve İnönü Stadı olarak kullanılan alanın aslında bir spor kompleksi olarak düşünüldüğünü ancak ilerleyen yıllarda rant uğruna bu mekanların peşkeş çekildiğini söylüyor. İşte bu kompleksin en şirin parçalarından biri de Spor ve Sergi Sarayı’ydı. 3 bin 500 kişilik kapasiteye sahip olan Spor ve Sergi Sarayı ile ilgili anılarını aktaran Aliço “1980’den sonra Spor Sergi muazzam bir şekilde dolmaya başladı. Fenerbahçe’nin atılımıyla birlikte hareketlendi fakat Beşiktaş’ın futbol seyircisi de ilgi gösterince çok kalabalıklaştı” diyor. Şu an ki salonlarla karşılaştırıldığında Spor ve Sergi Sarayı’nın dezavantajlarının çok olduğunu söyleyen Yiğiter Uluğ, “Basketbol oynadığım dönemlerde spor sergi sarayını hiç sevmezdim. Bugünkü salonun Taksim tarafına bakan kapısı devamlı açık kalır ve kapanmazdı. O potaya kimse hücum yapmak istemezdi. Hep soğuk olurdu. Cemal Reşit Rey tarafındaki potaya hücum etmek isterdi herkes” diyor. Bunun yanında zemininde ve tahta tribünlerinde de devamlı sorunlar çıkaran bu salonu en çok özleten şey ise şehrin göbeğinde olması ve seyirci ile iç içe olmasıymış. Aliço’da ısınmaya çıktıklarında burunlarına gelen sosisli ve tost kokusundan bahsederken şikayet etmediklerini salon ısınmasa da oradaki taraftarın nefesiyle ısındıklarını anlatıyor.
Spor ve Sergi Sarayı denilince Çarşı grubunun da anlatacak çok şeyi var tabii ki. “O dönemlerde mahallenin abisini oynamak zorundaydık çünkü semtimizin ortasındaydı salon” diyen Çarşı Grubunun kurucularından Cem Yakışkan ve Alen Markaryan Türkiye’nin 1980-90’lardaki insan profilini kendi deyimleriyle 10 numara olarak görüyorlar. O dönemlerde insanların maç seyretme aşkıyla salona geldiğini, kapılar kapanınca ağlayarak geri döndüklerine şahit olan Markaryan ve Cem Yakışkan artık basket maçlarında aynı tadı alamadıklarını söylüyorlar. Tribündekiler aynı tadı alamazken saha içindeki Aliço’da Abdi İpekçi’nin boş koltuklarının basketbol için büyük bir kayıp olduğunu söylüyor. Aliço, “Spor ve Sergi Sarayı’ndaki maçlarımız o dönemler tıklım tıklım olurdu. Sporcular salona zor girerdi, kuyruk radyoevine kadar uzanırdı” diyor.

“Tribünlerde söylenen bestelerde oldukça naifti. Taraftarlar yan yana otururlardı” diyen Yiğiter Uluğ şimdiki basketbol taraftarının bu konuda sınıfta kaldığını söylüyor. O dönemlerde basketbol seyircisinin sayı olarak fazla olduğundan bahseden Uluğ, “Eczacıbaşı-Efes Pilsen maçında bile azımsanmayacak bir kitle maçı izlemeye gelirdi” diyor. Şehrin bu kadar merkezi bir yerinde her takımın maçlarını oynadığı bir salonun Beşiktaş semtinde olmasının kendileri için ayrı bir önemi olduğundan bahseden Alen Markaryan ise bir Beşiktaş-Sarıyer maçı sonrasında yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “Fenerbahçe’nin Çukurova ile maçı vardı. Bizim de Sarıyer maçımız var aynı gün İnönü Stadı’nda. Maç sonrası 250-300 kişi toplandık ve salona gittik. Üstümüzde Beşiktaş’a ait ne varsa çıkardık. Aliço ile uğraşırdık. “Aliço bas bas bas” diye bağırırdık. Kızardı smaç yapmaya çalışırdı” diyor. Beşiktaş taraftarı o dönemler o kadar etkiliymiş ki salonda maçlarını bazen 5 bin kişiye de oynadığı olurmuş. O dönemin Beşiktaşlı basketbolcusu Ahmet Kurt’ta seyirci tipinin Beşiktaş dışarıda tutulursa basketbol seyircisi olarak tanımlıyor. Kurt, “Futbol seyircisinin de etkisi ile o salonda büyük bir baskı oluşturuluyordu rakip takım üzerinde. Bugün kötü diye baktığımız durumu o zamanlar memnuniyetle karşılardık” diyor.

Yiğiter Uluğ’un aklında kalan en güzel anı ise Spor ve Sergi Sarayı’nda bir dönem Milliyet Gazetesi tarafından gerçekleştirilen “Liselerarası Folklor Yarışması”. İzmir’den lise olarak katıldıkları bu yarışmada “Salona çıktığımızda böyle bir atmosfere ilk defa şahit olmuştum” diyen Uluğ lise öğrencilerinin dahi o salonu cehenneme çevirdiğini çalan müziği duyamadıklarını söylüyor. O dönemin basketbol kültürünün farklılığı Yiğiter Uluğ’a bu dönemlerde pek rastlamadığımız bir İstanbulluluk bilinci de göstermiş. Aydan Siyavuşlu Eczacıbaşı yenilgisiz maçlarını sürdürürken Adana’da Güney Sanayi takımıyla karşılaşır. Tabiri caizse döve döve tek sayı farkla galip gelir Güney Sanayi. Televizyonlar ya da gazetelerin o kadar etkin olmadığı için kulaktan kulağa bu haberler duyurulur. Eczacıbaşı gurur mücadelesi yapmıştır durumu. Spor Sergi’deki rövanşa giden Yiğiter Uluğ tribünlerin İstanbul diye tezahürat yaptığını, Eczacıbaşı’nın ise ilk dakikadan son dakikaya kadar tam saha pres uyguladığını söylüyor. Maçın sonucunu merak edenler için çok net bir tahmin olmasa da 144-50’yi verebiliriz.
Spor ve Sergi Sarayı’nın tribünlerinin de tabii ki sahipleri olurmuş bir dönemler. Bayraklı tribün için kavgaların verildiği dönemlerde Beşiktaş taraftarı burun kıvrılan pota arkasını mekan bellemiş. Teknik Fakülteliler, Beşiktaşlılar, Fenerbahçeliler ve Sosyete mekanı diye ayrılırmış o dönemler tribünler. Cem Yakışkan ve Alen Markaryan’ın gençlik dönemine rast gelen Spor ve Sergi Sarayı’ndaki anılarını anlatan Çarşı Grubu “Maçın ne maçı, ya da hangi spor dalı olduğu önemli değildi bizim için. Maç başladıktan sonra maça girer, tabeleya bakardık, geride olanı destekler, maçı kazandırıp çıkardık” diyor.

Böylesine renkli bir atmosferi olan Spor ve Sergi Sarayı yıllarını özleyen Aliço “Öncelikle seyirciyle elelesiniz. Seyircilerle şakalaşıyorsunuz resmen o kadar yakın ve sıcak bir ortam. Isınırken kantinden burnunuza kokular gelir. Her şey iç içe. Seyirci salona geldiğinde orada bizlerle konuşup sohbet ediyordu. Seyircinin içinden maça çıkıyorduk. Ben Abdi İpekçi’de ve Avrupa’da da oynadım böyle bir atmosfer yoktu hiçbir yerde yok” diyor. Şimdiki taraftar profilini de eleştiren Çarşı Grubu üyeleri kendilerinin salonda gün içerisinde 4 ya da 5 maç zevk alarak izlediklerini, paraları olmadığı zamanlarda spor ve sergi sarayında pide satarak maç izlediklerini belirtiyorlar. O döneme ait birbirinden ilginç anılar anlatan Beşiktaşlılar “Maç öncesi sürgülü kapıları kapatıp rakip takımla maç yapardık. Yenilen çıkar diye de iddia koyardık” diyor. Salonun açılmayan camlarının nasıl açılacağını dahi bilen Beşiktaşlıların o döneme ait en çok söyledikleri beste ise “Bomborossi bombomrossi bom bom bom/ siyah beyaz/ güm güm güm.”

Spor Sergi Sarayı’nın son organizasyonu ise NBA koçların katıldığı bir seminer olmuş. Yiğiter Uluğ “Bill Walton, Jack Ramsey, Hubby Brown, Calvin Murphy ve 500’e yakın antrenör ile gerçekleştirildi. Yurtdışından da büyük bir katılım vardı” diyor. Spor Sergi Sarayı’nın kapatılacağı haberi üzerine geç kalınmış bir hareket olsa da basketbolcular ve basketbol severler bu salonun yıkılmaması için yürüyüş düzenlemişler. Ellerinde pankartlarla yürüyenler arasında yer alan Aliço “Biz orası için yürüyüşlerde yaptık ama çok çok iyi organizasyonlar değildi bunlar. Doğan Hakyemez ve Turgay Demirel’de vardı bu organizasyonlarda, ama çok iyi organizasyonlar değildi. “Burayı verelim bize başka bir yer tahsis edin” denmesi gerekiyordu” diyor.

*“Galatasaray-Beşiktaş futbol maçından Oktay isimli bir arkadaşımız vefat etmişti. Spor Sergi Sarayı’nda karşı karşıya geldi takımlar. Bizde genciz o zamanlar 18-20 yaşındayız. Galatasaray tribününe saldırdık. Galatasaray tribünü çöktü sahaya düştüler.”

**İnsanların büyük mekanlarla ilişki kurabilmeleri çok kolay değil. Spor sergi sarayındaki en dolu maç 5 bin kişiyle oynanıyordu. Şimdi Abdi İpekçi kapısından girildiği anda insanı ezen devasa bir yapı oluverdi. Tabii ki çoğu maçta da tribünler boş olunca orası insanlara soğuk geliyor. Birkaç faktör var yeri uzak sapa bir yerde. Günlük yaşamda yeri bulunmuyor.

***Spor Sergi’nin şu an olmaması çok büyük kayıp. Basketbol federasyonumuzun da çok büyük bir ayıbıdır bu. Muhakkak Taksim civarında bir spor salonu yapması gerekiyordu. Abdi İpekçi’de basketbolun sevdirilebilmesi mümkün değil. Gidin kime sorarsanız sorun oynayandan izleyenlere kadar. Bir kişi de ben Abdi İpekçi’yi seviyorum diyebiliyor mu?

Geçen Sezon Kim Ne Giydi?

Dünyanın en çok seyredilen futbol liglerinde zirve yarışı veren kulüpleri elinde bulunduran Nike ve Adidas’ı İngiltere ve Rusya’daki performansı ile Umbro izliyor. Nike Adidas’a karşı 26-24 üstünlük kurmuş durumda. 3. marka ise 13 takımla Umbro oluyor.
Markaların Fransa Ligue 1’deki rekabeti ise oldukça çetin. Fransa’nın Avrupa’daki en başarılı 4 takımını paylaşan Umbro (O.Lyon), Adidas (Marsilya), Puma (Monaco) ve Nike (PSG) dışında 20 takımlı Fransa Ligue 1’de 7 marka daha bulunuyor. Bu markalar arasında en çok dikkati çekenlerse Afrika Kupası’nda birçok takımın üzerinde gördüğümüz bir Fransız markası Airness (Auxerre, Lille) ve Nancy’i ile birlikte çalışan bir diğer Fransız markası Baliston oluyor. Ligde en çok takımı bulunan markalarsa 3’er takımlı Nike, Puma ve Lotto oluyor. Fransa Ligue 1’de birçok ligde rastlamadığımız Danimarka’nın Hummel markası da Strasbourg ile karşımıza çıkan bir diğer marka oluyor. Fransızların spor dünyasında bir dönemlerin önemli markası olarak gösterilen Le Coq Sportif ise Avrupa’da gösterdiği başarıyı kendi ligine taşıyamıyor ve Fransa Ligue 1’de hiçbir takımla anlaşma sağlayamıyor.
Puma 3
Lotto 3
Nike 3
Adidas 2
Kappa 2
Airness 2
Umbro 1
Baliston 1
Errea 1
Diadora 1
Hummel 1

Bundesliga’da 2007-2008 sezonunda yer alan 18 takım arasında Adidas giyen takım sayısı sadece 5. Schalke, Bayern Münih, Bayer Leverkusen, Nürnberg, Hamburg Adidas formalarla sahaya çıkarken, Nike Wolfsburg, Hertha Berlin, Borussia Dortmund ile 3 takımı kapmayı başarmış. 2’şer takımlı diğer markalarsa Jako ve Saller olarak gözüküyor. Geriye kalan 6 kulübü ise 6 marka paylaşmış durumda. Bu markalar Puma (Stutgart), Kappa (Werder Bremen), Diadora (Hannover 96), Umbro (Bochum), Masita (Hansa Rostock) ve Uhlsport (Duisburg). Adidas Almanya’da zorlanan markalardan biri olurken 7 takımın Alman markaları olan Jako, Saller, Puma, Uhlsport, Masita giymeleri de dikkati çekiyor.
Adidas 5
Nike 3
Saller 2
Jako 2
Puma 1
Kappa 1
Diadora 1
Umbro 1
Masita 1
Uhlsport 1

Rusya Premiere Ligi’nde ise diğer liglere oranla daha az marka dikkati çekiyor. Adidas, Nike, Puma ve Umbro 16 takımlı Rusya Ligi’ni tekellerine almış durumda. Bu markalardan Umbro 7 takımla ilk sırayı alırken ligin güçlü takımlarından CSKA Moskova’yı da listesine eklemeyi başarıyor. 5 Moskova takımının 3’üyle Premiere Lig’de yer alan Umbro’yu 4’er takımla Adidas ve Nike izliyor. Amkar, Lokomotiv Moskova, Tom Tomsk ve Saturn ile ligde yer alan Adidas ile aynı sırayı paylaşan Nike ise Rubin Kazan, Spartak Moskova, Luch Energiya ve Khimki ile Rusya’da 2’nciliği paylaşan bir diğer marka oluyor. Rusya liginde Fatih Tekke’nin de formasını giydiği Zenit St. Petersburg ise ligde Puma ile yarışan tek takım olarak karşımıza çıkıyor.
Umbro 7
Adidas 4
Nike 4
Puma 1

18 takımlı Turkcell Süper Ligi’nde Lotto ve Adidas 4 takımla anlaşma imzalayarak en başarılı markalar olarak karşımıza çıkıyor. Fenerbahçe ve Galatasaray’ın yanı sıra Çaykur Rize ile Kayseri’yi de listesine ekleyen Adidas’ın Türkiye’deki en büyük rakibi Lotto olarak karşımıza çıkıyor. Konyaspor, Kasımpaşa, Gençlerbirliği ve Gençlerbirliği Oftaş ile yarışan Lotto’yu takip eden 3. marka ise bir Türk markası olan Lescon oluyor. İstanbul Büyükşehir Belediyespor, Vestel Manisaspor ve Gaziantep ile 3 kulübü elde eden Lescon dışındaki markalarsa 2’şer takımlı Umbro ve Puma. Birçok ligde takım sayısında üst sıraları zorlayan Nike Türkiye’de sadece Ankaraspor ile yeşil sahalarımızda gözükürken, Diadora ve Kappa’da tıpkı Nike gibi yalnızca 1’er takımla Turkcell Süper Ligi’nde kendisine yer ediyor.
Adidas 4
Lotto 4
Lescon 3
Puma 2
Umbro 2
Nike 1
Diadora 1
Kappa 1
Hollanda’da da şampiyonluğun güçlü adaylarından PSV Eindhoven (Nike) ve Ajax (Adidas) iki büyük marka tarafından seçilirken ligin diğer zirve yarışı veren takımı Feyenoord ise Kappa ile yarışıyor. Ligde en çok rastlanan marka olmayı başaran Umbro’ysa 18 takımlı Eredivise’de 5 takımla dikkati çekiyor. Roda, Heerenven, FC Twente, FC Groningen ve NAC Breda ile Eredivisi’de yer alan Umbro’yu 2’şer takımlı 3 marka izliyor. PSV Eindhoven’ın yanı sıra NEC Nijmegen’i de yanına çekmeyi başaran Nike dışındaki diğer markalarsa Alman menşeli Masita (Excelsior Roterdam, Willem II) ve Jako (De Graafschap Doetinchem, Heracles Almelo) oluyor. Eredivise’deki diğer tek takımlı markalarsa Puma (FC Utrecht), Quick (AZ Alkmaar), Kelme (Sparta Roterdam) ve Legea (Vitesse Arnheim).
Umbro 5
Nike 2
Jako 2
Masita 2
Adidas 1
Puma 1
Kappa 1
Quick 1
Kelme 1
Legea 1
La Liga’nın 20 takımı toplam 13 markayla sahaya çıkarken Nike bu 13 markayı 5 takımla anlaşarak geride bırakıyor. İspanya’nın iki büyük devini Adidas (Real Madrid) ve Nike (Barcelona) paylaşırken toplam 5 takımı listesine ekleyen Nike 20 takımlı La Liga’da marka savaşını önde götüren marka oluyor. Adidas Real Madrid ve Real Zaragoza ile sadece 2 takımı listesine katarken diğer iki takımlı markalar Puma ve bir İspanyol markası olan Joma oluyor. Avrupa’nın birçok liginde karşımıza çıkan İtalyan markalarıysa İspanya Ligi’nde adeta yokları oynuyor. La Liga’daki tek İtalyan ise Kappa giyen Real Betis. Tek takımlı diğer markalarsa Uhlsport (Espanyol), Canterburry (Deportivo La Coruna), Astore (Osasuna), Luanvi (Levante) ve Jako (Recreativo Huelva) olarak gözüküyor. La Liga’da dikkatimizi çeken bir başka noktaysa kendi markalarını giyen Real Mallorca (Re!al) ve UD Almeira (Uda) oluyor.
Nike 5
Adidas 2
Puma 2
Joma 2
Canterburry 1
Umbro 1
Re!al 1
Uda 1
Kappa 1
Astore 1
Jako 1
Luanvi 1
Uhlsport 1


Dünyanın en ateşli taraftarlarına sahip Arjantin Ligi’nde yerli markalara olan ilgi hayli fazla. 20 takımlı ligde Avrupa menşeli markaları tercih etmeyen takım sayısı 9. Bu 9 takımın tercih ettiği yerli markalar Blonpie, Sıqnıa, Nanque, Penalty ve Topper. Avrupalı 7 marka arasındaysa en çok takımı yanına çekmeyi başaran 3 takımla Puma olurken, Nike ve Adidas bu ligde zirveye ambargo koyan River Plate ve Boca Juniors’ı kapatmış durumda. Bu ligde yer alan diğer markalarsa Mitre, Kappa, Lotto ve Umbro oluyor.
Topper 3
Puma 3
Sıqnıa 3
Umbro 2
Nike 2
Adidas 1
Penalty 1
Kappa 1
Mitre 1
Lotto 1
Nanque 1
Balonpie 1


Avrupa’nın en iddialı liglerinden birisi de İtalyanlar’ın Serie A Ligi. Adidas ve Nike Serie A’da sadece 3 takımla çalışırken ligdeki toplam marka sayısının 11 olduğunu görüyoruz.
3’er takımla yarışan Errea ve Lotto İtalyan sermayesinin ligdeki üstünlüğünü gösteriyor. Serie A’daki Lotto, Diadora, Onze, Legea ve Kappa ise diğer İtalyan markaları olarak karşımıza çıkıyor. Yabancı sermayenin 20 takımlı ligde elde ettiği takım sayısı sadece 8. Geri kalan takımların hepsi 7 değişik İtalyan markasını tercih ediyor. Nike İnter ve Juventus ile yarışırken Adidas sadece Milan ile mücadele ediyor. Ligde en çok takımla çalışan markalardan Errea Atalanta, Genoa ve Parma ile birlikte yeşil sahalarda mücadele ederken diğer 3 takımlı Lotto ise Palermo, Udinese ve Fiorentina’yla zirve yarışı veriyor. Japonya’da kurulan Asics markası ise Serie A’da Empoli ve Torino ile İtalyan Legea ise Livorno ve Catania ile mücadele ediyor. Daha önce futbol sahalarında rastlamadığımız Onze Reggina ile yeşil sahalarda boy gösterirken Diadora Napoli, Kappa ise Roma ve Sampdoria ile Serie A’da yer alıyor. Bu ligin yabancı oyuncuları arasında yer alan iki markadan Puma Lazio ile gözükürken Umbro ise Siena ve Cagliari’nin yanında yer alıyor.
Lotto 3
Errea 3
Umbro 2
Nike 2
Kappa 2
Asics 2
Legea 2
Adidas 1
Diadora 1
Puma 1
Onze 1

Futbolun NBA’i olarak adlandırılan İngiltere Premiere Ligi’nde ise Umbro 20 takımlı ligde 6 takımla en güçlü marka oluyor. Birmingham, Blackburn Rovers, Everton, West Ham United, Wigan ve Sunderland Umbro’yu tercih ederken bu ligin kalburüstü olarak nitelendireceğimiz takımlarıysa Nike ve Adidas’ın yanında yer alıyor. Nike Arsenal, Manchester United, Fulham ve Aston Villa ile ligdeki iddialı takımları listesine eklerken Adidas Chelsea, Liverpool, Newcastle ve Derby Country ile yarışıyor. Premiere Lig’deki marka sıralamasında 4’üncü sırada yer alan Puma ise Tottenham ve Reading ile mücadele ediyor. Premiere Lig’deki diğer 4 marka ise Reebok (Bolton Wanderers), Le Coq Sportif (Manchester City), Errea (Middlesbrough) ve Canterbury (Portsmouth) oluyor. Premiere Lig’de dikkati çeken bir diğer noktaysa sadece tek bir İtalyan markasının yer alıyor olması. Seri A’da 3 takımlı Errea Premiere Lig’deki tek İtalyan marka olarak gözüküyor.
Umbro 6
Nike 4
Adidas 4
Puma 2
Reebok 1
Le Coq Sportif 1
Errea 1
Canterburry 1

Son 6 Sene Kombine Kart Trendi (BJK)

Son altı sene içerisinde bir yükselen, bir alçalan trend çizen kombine kart fiyatlandırmalarında dikkati çeken bir başka husus ise başarılı olan sezonlarda yapılan yüksek artışın, sportif başarıdan yoksun sezonlarda neden aynı kriterle değerlendirilmemesi oluyor.

2004-2005 sezonu kombine kart fiyatları
Vip 5000– 1,750
Numaralı 1,200
Kapalı 500 -700
Yeni açık 250
Eski açık 200
2003-2004 sezonu 3. UEFA

2005-2006 sezonu kombine kart fiyatları
Vip 6,500-1,305 YTL
Numaralı 1,150 - 810 YTL
Kapalı 800-495 YTL
Yeni açık 200 YTL 180 YTL
Eski Açık 150 – 135 YTL
2004-2005 sezonu 4. UEFA

2006-2007 sezonu kombine kart fiyatları
Vip 900-4500 YTL
Numaralı 1125-630
Kapalı 630-450
Yeni Açık 135
Eski Açık 90
2005-2006 sezonu 3. UEFA

2007-2008 sezonu kombine kart fiyatları
Vip 6.000-1.500
Numaralı 1.750-1.250
Kapalı 900-700
Yeni Açık 300
Eski Açık 250
2006-2007 sezonu 2. Şampiyonlar Ligi

2008-2009 sezonu kombine kart fiyatları
Vip 6.500- 1800 YTL
Numaralı 2,100- 1.550 YTL
Kapalı 1.200- 975 YTL
Yeni Açık 400 YTL
Eski Açık 350 YTL
2007-2008 sezonu 3. UEFA

2009-2010 sezonu kombine kart fiyatları
Vıp 6.900-2.500 TL
Numaralı 2.500-1.900 TL
Kapalı Üst 1.400 TL
Kapalı Alt 1.150 TL
Yeni Açık 600 TL
Eski Açık 500 TL
2008-2009 sezonu şampiyonu Şampiyonlar Ligi

13 Temmuz 2009 Pazartesi

Diyanetspor

Futbol sen nasıl bir oyunsun...

Kurum bünyesinde Diyanet Gençlik ve Spor Kulübü kurulduğunu belirten İzzet Er, “Futbol var ama henüz faaliyete sokamadık. Taşrada kulüp oluşmadığı halde futbolda uğraşan hayli arkadaşımız var. Hatta personelimiz içinde lisanslı olan arkadaşlarımız da var. Birkaç ilde kulüpler oluşturuldu. Talep artıyor ve bu da bizi mutlu ediyor. Diyanet olarak personelimiz genç yapıya sahip. Bir zamanlar kamuoyunda değişik bir imam imajı vardı. Toplumdan uzak, bu tür ve modern faaliyetlerden uzak bir imam imajı vardı. Bu giderek azalıyor. Şimdi bakıyorum bazı kulüplerin başkanı imam arkadaşlarımız. Bu, din adamımızın imajını da değiştiren bir vasıtadır. Özellikle genç nesil üzerinde etkinliğimizi de artırıyor.”

11 Temmuz 2009 Cumartesi

Duble Hatırası

10 Temmuz 2009 Cuma

Basın Mensubu: Hadi lan Gökhan Koy Kafayı

Bugün Gökhan Gönül ile Colin Kazım birbirleriyle atışmış. Basın mensupları da idmanı izliyorlar. Aralarındaki tüm konuşmalar aynen kameralara yansıyor. Basın mensuplarından biri Gökhan Gönül'ün sahadan atılmasından sonra kenara yürürken görüntülerini çekiyor. "Hadi lan Gökhan koy kafayı" diyor. Diğeri de "Abi bunları bugün barıştırır siteye koyarlar yanyana resimlerini" diyor. Bir başkası bir kaç dakika sonra "Beyler aslını öğrendim olayın Gökhan Gönül Colin Kazım'a o.ç demiş" diyor. Kahkaha atıyorlar. İşlerini bu kadar ciddiyetsiz yapan adamların haberlerini okuyoruz her gün. Bunlar kim mi? Bunlar gazetelerde isimsiz haberlerin sahipleri. İnanmayan şu linkten izleyebilir.

http://videogaleri.hurriyet.com.tr/Video.aspx?s=2&vid=3532

09 Temmuz 2009 Perşembe

"Sendikacı" Şükrü Gülesin

Şükrü Gülesin 10 Temmuz günü (yarın) anılacak. Bakmayın siz Lazio'da, Palermo'da oynadığına, Türkiye'ye Futbolda Sendikalaşma düşüncesini getiren de ta kendisiydi. Ruhu şad olsun.

Senin Düğmen Yok Mu?

Fotoğrafta göze batan adam Levent Erdoğan. Beşiktaş'ta söz sahibi
yöneticilerden. Ne iş yapar? Bol bol konuşur, derneklerle goygoy
yapar... Gerisi? Yok işte..

07 Temmuz 2009 Salı

Beşiktaş'ın Balosu

Benim hayatımda yer tutan Beşiktaş'a baloları pek yakıştıramam. Ancak bugün elime geçen balo davetiyesindeki metni burada paylaşmak isterim.

"Biz bu şampiyonluğu önce kalbimizde kazandık. Sonra sahada ortaya koyduk yüreğimizi. Coşku tribünlere taştı. Ardından sokaklarda kutladık...
...ve caddelere taşındı coşkumuz, meydanları doldurduk...
Bir yılın emeğiydi, tribünlerdeki, sokaklardaki, caddelerdeki, kalplerdeki mutluluk...
Şimdi çifte kupamızı şampiyonluk balomuzla kutluyoruz. Hep birlikte yaşayacağımız şampiyonluğumuzun balosunda birlikte olmak ve bizleri onurlandırmanız dileğiyle."

Yıldırım Demirören
Beşiktaş Yönetim Kurulu Başkanı

Fenerbahçe'ye Büyük Kıyak

Son 13 haftanın 10'u İstanbul'da 3'ü Ankara'da. Bu nasıl iş lan.

34. Hafta Hangi Amaca Hizmet Eder?

Ulan bu kadar olur 3 senedir Fenerbahçe son hafta Trabzonspor ile oynuyor. Bu sene -ilerleyen senelerde de sık sık göreceğiz- Beşiktaş'a Bursa deplasmanı koymuşlar. Yanımda hasta bir Galatasaraylı var onun yorumu da başka: "Fenerbahçe'ye çalışmış TFF zor maçları hiç ardarda yok diyor. Arka arkaya iki zor maçı yok" diyor. "Aziz Yıldırım boşuna 3 sene üstüste şampiyonuz demez" diye de ekliyor. Lig başlamadan analizler başlıyor bu topraklarda. Lig başlamadan her taraftar "Acaba x takımla ne zaman karşılaşacağız" diye bakıyor. Haydi hayırlısı.

Siyah Beyaz Tribünler (3)

Corinthians

06 Temmuz 2009 Pazartesi

Tabata


6.5 milyon avro + 3 futbolcu... Hangi 3 futbolcu orası belli değil. Çok para vermişiz doğruysa. Delgado gider bu transferle birlikte. Hayırlı uğurlu olsun.

Arjantin Tribünleri

Dün gece ilk kez Arjantin Ligi'nden bir maçı soluksuz izledim. HBB bir zamanlar Brezilya Ligi'nden maçlar verirdi, bir heves oturur maçın 5'inci dakikasında kalkardım televizyon karşısından. Güney Amerika Liglerini oldum olası sevemedim ama dün gece bir başkaydı. Tribünleriyle, saha içi mücadelesiyle, oynanan futbolla 4x4'lüktü. Huracan hak etmediği bir şekilde yenildi. Türkiye'de böyle bir maç oynansa katliam çıkardı. Arjantinlilerle çok benziyoruz diyenlere ondan bizden daha aklı selim diyebilirim artık. Yüzde 100 faulü es geçti ve kupanın gideceği yönü tayin etti maçın hakemi. Bizim tribünlerimizdeki apaçi sayısını 10 ile çarpıp Velez tarafına koysak sabaha kadar dayak yeriz. Adamların hepsi Street Fighter'daki Vega gibi tellerde. Tellerin yüksekliği en az 15 metre. Maç biter bitmez telleri aşıp sahanın içinde kutladılar şampiyonluklarını. Arjantin ile benzeyen tarafımız tribünlerine aldıkları önlem açısından benziyor diyebiliriz. Tellere çıkan itfaiye hortumuyla su tutup uzaklaştırmaya çalıştılar. Kale direklerinin üstünde şampiyonluk kutladı Velez taraftarı.

03 Temmuz 2009 Cuma

Bursaspor'a Karl Marx Hayranı

Bursaspor'un Basel'den alacağı ya da aldığı oyuncu Ivan Ergic'in Karl Marx'a hayranlığı varmış. Biri ona Kemalettin'i de anlatsın bence. Kan alırlar Kamil kan.

AKP, CHP, MHP, DTP ya da Tribün

1960’larda 70’lerde ya da 80’lerde gençliğin kafa yorduğu siyasi söylemlerin yerini, bugün 3 büyüklerin tribün grupları rakipleri için ortaya koydukları koreografilerle ve yaratıcı pankartlarla dolduruyor. Fenerbahçe’nin Yunanistan temsilcisi Panathinaikos karşısında açtığı “since 1453” pankartı ya da Galatasaray’ın Alman Bayer Leverkusen karşısında “AB’ye el öptüren Galatasaray kaşkollü Godfather” koreografisi siyasi göndermelerde bulunurken, bugünün partilerinin itici gücü olması gereken gençlik kolları, ocakları, grupları vs. bu gibi organizasyonları düzenleyemiyor, uzak duruyor. Hatta eylemlerde ya da mitinglerde genç zihinlerden çıkmış bu gibi etkin söylemlere hiç ama hiç rastlanmıyor. Türkiye’de bugün siyasilerin sık sık vurguladığı apolitik gençlik söylemi tribün gruplarına bakıldığında onları belki de haksız çıkarıyor. Ortada belki de düpedüz bir başarısızlık bulunuyor. İdeolojilerini gençlere anlatmak isteyen siyasi partiler şu an için siyah-beyaza, sarı-kırmızıya ya da sarı-laciverte yenik düşüyor. Uzun saatler harcanan emek, 5 kuruş para cebe koymadan, gönülden çalışma sonucu ortaya çıkan bu koreografiler ve pankartlar tribün gruplarının siyasilere çıkardığı kırmızı kart belki de.

Her mayıs ayında ekranlarda boy gösteren “Bizim kuşağımız böyleydi” ağabeyleri bugün gelinen noktayı mutlaka ibretle izliyordur. Ne oldu da gençlik bu bahsettiğimiz kulüplerin neferleri haline geldi?

Beşiktaş tribünlerini uzun süre tribün ağzıyla “kovalayan”, Beşiktaş Çarşı’nın yine tribün ağzıyla “sete çıkan”, ağabeylerinden biri gelinen noktayı “Bizi buna zorladılar. Sağ sol bitti. Fenerbahçe, Beşiktaş ve Galatasaray başladı” diyerek özetliyor durumu. Türk gençliğinin bugün harcadığı enerjinin yönünü gösteriyor bu açıklama. Desteklenen takımların deplasmanlarına onlarca otobüs gidilirken siyasi partilerin eylemlere ya da parti mitinglerine gençlik olarak gittiği otobüs sayısı mukayese dahi kabul etmez. Bu sadece İstanbul için sınırlı değil elbette. Kocaeli, İzmir, Eskişehir, Ankara, Adana… Sonuç Türkiye’nin her yerinde aynı.

Hatta durum öyle bir noktaya dayanıyor ki bazı kulüplerin tribün grupları solcu ya da sağcı olarak anılıyor. Türkiye’de futbolla ve tribünlerle yakından ilgilenen kişilerin nasıl bir yapıdan bahsettiğimi anladıklarını düşünüyorum. Örneğin, varoşları simgeleyen tribün grubu bahsettiğimiz konuya güzel bir örnek. Tribünlerinde otobüs zamlarına ilişkin açılan pankartlarla toplumsal sıkıntılara dikkat çeken tribünlerimiz mevcut. Siyasi partiler içerisinde ayak oyunlarından bezmiş, samimiyetsiz ilişkilerden sıkılmış, kendi görüşlerini açıklayıp uygulama şansı bulamamış gençliğin seçimi anlatmaya çalıştığımız. Kararı vereninde, uygulayanında kendisi olduğu tribünlerde bir pankart açmak daha cazip geliyor artık. Gençliğin seçimi diyoruz ama belki de bilerek tribünlere itilip siyasetten uzak tutulmaya yönlendirildiler. Dünyada bu sistemi açık açık söyleyen diktatörler belki de ilk kez uyguladılar ve başarılı oldular.

Şayet bu düşüncelerimiz doğruysa çok yakın bir zaman içerisinde değişikliklerle de karşı karşıyayız. Yenilenecek stadyumlarla bu gruplarında etkinliklerinin eskisi gibi olmayacağı söyleniyor. Artık tribünlerde daha pahalı kombinelerin çıkması, taraftarı kulüplerin müşteri olarak görmesi sonucu bahsettiğimiz gençlik ateşi, tribünlerde kendini istediği şekilde gösteremeyecek. Bugün futbola siyasilerin müdahalesi kirli minderden kaçan gençliği tribünlerde yakalamak amacını taşıyor belki de. Bu şekilde bir nüfuz yaratma isteği baş gösteriyor. Önce gençliği siyasetten uzaklaştırıp sonra futbol üzerinden bir sempati yaratmak ilginç gibi gözükebilir ama şu anki durum bundan ibaret… Milletvekillerinin illerinin takımına yaptıkları yardımlar, belediyelerin şehrin en büyük markaları arasında yer alan şehir takımlarına ilgisi başka nasıl açıklanabilir ki.

02 Temmuz 2009 Perşembe

2 Temmuz

Bugün 2 Temmuz. Sivas yeni stadına isim düşünedursun.

4 Eylül Cumhuriyet Stadyumu
Yiğido Arena
Muhsin Yazıcıoğlu Stadyumu
Sivas Cumhuriyet Stadyumu

01 Temmuz 2009 Çarşamba

Fatih Tekke & Horon

Adam horon oynarken bile artist.. Çok iyi bildiği belli ama kasmamış kendini.. Bu adamı Fenerbahçe formasıyla görmek kabustan da beterdir her Trabzonsporlu için. Ama geri dönecek gibi Trabzonspora..


http://www.youtube.com/watch?v=A7KFKrUOlZU

30 Haziran 2009 Salı

Bursa Cezaevi Spor Kulübü


Nazım Hikmet ve Savaş Dinçel
“…(Bursa) hapishane(sinin) bahçesi (futbol için) adam akıllı müsaitti. Bizden evvel de zaten adetmiş, oynarlarmış. Lakin başgardiyan zaman zaman engel olur, futbol topunun bahçe duvarından dışarı aşıp, geri gelmesiyle “esrar kaçakçılığı” yapılmak ihtimalini –zayıf, çok zayıf bir ihtimal olmakla beraber- sebep olarak gösterir, eğlence babında belki tek vasıtamızı da elimizden almak isterdi. Başgardiyanın gönlü edilip, top oynamaya izin koparıldığı ikindi üzerleri, iki takım halinde bahçeye inerdik…(Ben) okulu futbola değişecek kadar bu işin tiryakisiydim. Uzatmayalım, günün birinde aramıza uzun boylu, sarı saçları kıvır kıvır, kırk yaşlarında, mavi gözlü bir de şair karıştı… Hem de takımın en zor yerinde oynuyordu: Ortahaf!... Şiirdeki kadar usta, yahut nefesli olmadığı için, onu ve ona dayanan defansı kolaylıkla geçer, onu çıldırtırdık. Öyle sinirlenirdi ki… Kurşuni kasketinin siperini hırsla geriye çevirir, santrafora geçer, beklere (savunma oyuncularına), haflara (kanat oyuncularına) çıkışır, oyuncuların yerlerini değiştirirdi ama, oyun başladıktan az sonra her şeye rağmen… inerdik kalelerine ve… GOOOOL! İfrit olurdu… Kıpkırmızı yüzü, masmavi gözleri ve yüzünün kırmızılığında kaybolan sarı kaşları… Hele çalım yapar yutturursak öyle içerlerdi ki, sahada bir faul kralı kesilir, elle, kolla, tekmeyle girişirdi. Bir gün esaslı bir tekmesini yemiştim, hani laf aramızda, çok nefis bir tekmeydi…”