25 Ocak 2012 Çarşamba

Güzel Antrenör Golden Sonra Takıma Koşandır!

Dün akşam ne maçın stresi, ne tartışmalı pozisyonlar, ne yerde yatan futbolcular, ne yağmur ne çamur.. hiçbir şey kalmayacak aklımda bu kareden başka.

Bu kadar zamandır maç izliyorum, (lütfen yazılarımızı takip eden arkadaşlar bilgileri varsa yorum yapıp beni de aydınlatsınlar) maç bitmemişken golden sonra sahaya koşup oyuncuların üstüne atlayan, böylesine bir sevinç yaşayan antrenör görmedim.

Gol sevinci tam eski açık tribününün numaralıya komşu olan köşesinde yaşandı. Gözlerimin önünde. Eğer bu gol sevincine katılmak için sahaya girmemize izin verselerdi eminim bir uçtan diğerine ancak bu kadar hızlı koşabilirdik.
Takıma sarılmak için koşan, tribünden inen birisi miydi Beşiktaş takımının antrenörü Carlos muydu başka biri görse belki de anlayamazdı. Zaten Holosko sırtını döndüğünde hocanın kendisine doğru koşarak geldiğini görünce bir an o da gözlerine inanamadı, sonra kucaklaştılar. Videoyu defalarca kez izledim, izlemeyenler baksınlar ne demek istediğimi anlayacaklar.

1903 http://rakamla10.blogspot.com/2011/11/garip.html yazısında hocanın 'egosuz' bir insan olduğunu söylemişti. Çok doğru ve gerçekten samimi bir adam. Sanki bu öğlen gitsem yanına benimle çay içip tavla oynar, akşama rakı-balık yapalım desek 'tamam ben balıkları ayıklatır getiririm' der. Şu zamana kadar bir çok yabancı antrenörümüz oldu, bir çoğunu çok sevdik ama dün akşam bu adamın takımı sahiplenmesi ve sevince - üzüntüye ortak oluşundaki duygusallığı gözümde onu bambaşka bir yere taşıdı.

Bir maçtan sonra temsili olarak karşılıklı koşup birbirimize sarılalım mı Carlos Hocam?
Yanımda beraber ıslandığım, hiç tanımadığım, golden sonra sarıldığım adam kadar Beşiktaşlı'sın, harikasın Hocam.
Lütfen hep böyle kal.

24 Ocak 2012 Salı

Biraz Fazla Kaçmış



Yarın oynanacak kupa maçındaki oranlar biraz vicdansızca olmuş. Yani tamam sürekli tokatlanıyor olabilir ama yine de Madrid. :)
Bu arada bu akşamki Beşiktaş - Gaziantepspor maçı için bize 1,15, rakibe 9,00 verilmiş. Bu da saçma! Ne biz o kadar mükemmeliz ne de Antep o kadar kötü.
Neyse bakalım ne tutacak.

(Not: Ronaldo senden gerçekten hiç hoşlanmıyorum. Senin yüzünden Clear alamıyorum, kepeklendi lan saçlarım! Seni o şampuana sponsor yapan firmanın ben aklını badeleyeyim!)

18 Ocak 2012 Çarşamba

13 Ocak 2012 Cuma

Kara Cuma

Yolda öğrendim Lefter'in vefatını. Bu oyuna gönül veren herkesin başı sağ olsun diyecektim ki cep telefonuma bir mesaj geldi. Rauf Denktaş'ı da kaybetmişiz.
Dünyamızı güzelleştiren iki büyük isim aramızdan ayrıldı.
Bize de bu satırlarla tarihe not düşmek kaldı.

Rauf Baba inşallah emeklerin boşa gitmez. Kıbrıs bizim kardeşimiz, biz orayı senin güzel insanlığınla daha çok sevdik. Türlü oyun oynanıyor bugün, kanma Kıbrıs! Rauf Baba'nın hatırına kanma.
Mekanın cennet olsun, yolun açık olsun...
Lefter varken daha güzeldi sanki hayat.
Biz, ne zaman, yine bir tribünde yan yana maç izleriz; işte o zaman arma fark etmeksizin futbola ömür vermiş tüm hayatlara karşı vazifemizi yerine getirmiş oluruz.

Her vedadan bir güzellik çıkarmak ümidiyle, nur içinde yatın.

12 Ocak 2012 Perşembe

Kaldıracağız Az Kaldı

‘Kaldırılsın diyenler var’

“Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu’nun Kasım ayında aldığı karardan sonra çıkmış yeni bir karar yok. Yani ortada izin yok... Ben o stadın kapasitesinin artırılarak yenilenmesine karşıyım. Stat geçmişte büyütülmüş. Şimdi eğer tekrar eskiye dönecekse, kapasitesi azaltılacaksa, yani küçültülerek yenilenecekse ona tamam derim. İnönü Stadı küçültülsün, butik bir stada dönüştürülsün. Aynı zamanda içinde kültür ve sanat faaliyetlerine ev sahipliği yapacak bölümler yer alsın, o zaman yenilenmesine sözüm olmaz. Sergi salonlarının, galerilerin yer aldığı özel, butik bir proje ile yepyeni, butik bir stadı olsun Beşiktaş’ın. Bakın ben böyle bir yenilenmeye ‘Tamam’ diyorum ama bilin ki, hükümet içinde bazı bakan arkadaşlarım, o stadın oradan tamamen kaldırılmasından yana...”


Fanatik Gazetesi'nden alınmış bir haber.

Butik stat nedir? İlk kez duyuyorum pencerelerinde menekşeler, zakkumlar mı var?

Küçültme işine karşı değilim işin açığı dolmuyor dolmayacak da ama bu stat yenilenirse o alan bir sürü şey için kullanılacak. O yüzden kapasite artsın isteniyor zaten. Yoksa bizim Beşiktaş taraftarı olarak 70.000 kişilik stat hırsımız yok, gerek de yok zaten.

Beşiktaş Stadı tarihin ortasındadır dolayısı ile içinde sergilerin, salonların, galerilerin olması çok güzel olur. Ayrıca Bir yenileme yapılacaksa bu sadece Beşiktaş'ın değil İstanbul'un meselesidir. Oraya Ritz-Carlton zihniyetiyle yeni stat yaparsanız siluetin boku çıkar. Demirören İstiklal Caddesi'nde yaptığı alışveriş merkezinin cephesine nasıl özendiyse dokuyu bozmamak için burada da aynı özen gösterilmelidir.

Bir de sayın bakanın bazı başka bakan arkadaşları da stat yerinden tamamen kalksın diyormuş. Neden? Hangi gerekçe ile? Niyet ne? Amaç ne? Plan ne? Komik komik konuşmayın lütfen. Kimsenin ağzının suyu da akmasın.

Beşiktaş stadı başka yere taşınacaksa eğer hiç yıkılmasın daha iyi. Üstümüze yıkılana kadar ben bu tribünde kalmaya razıyım, yenilenecekse de yerinde yenilensin.

Sayın Demirören sözüm size, başkanlığınız döneminde maddi bir çok sıkıntı yaşanıyor, kulüp borç altında, iyi kötü günler geçirdik, anlaşamadığımız çok konu var ama bunların hepsi aşılır. Fakat bu stat sizin döneminizde başka bir yere taşınırsa, bu kazığı bize sayenizde atarlarsa iki cihanda elim yakanızda, hakkımı da helal etmiyorum.

Tabi sallar mısınız o da ayrı mesele. Tavşan dağ meselesi!

Golden Sonra Tribüne Koşsanıza Ulan!


Benim için maçın fotoğrafı bu!

Yağmurda şalını kafasına geçirip kaşkol sallayan Beşiktaşlı teyzem ellerinden öpüyorum!
Şairler Parkı'da kullanmış fotoğrafı başka yerlerde de gördüm, demek ki beğenen anlam yükleyen çok kişi var. Bence bu karenin baskılı penyesi yapılsın!

Dün akşam İnönü'de asla unutulmayacak bir gece yaşandı ve bunu televizyondan izlemek zorunda kaldığım için gerçekten kahroluyorum, keşke beleştepeye gitseydim.

"Biz ceza alsak bu tribünü Fenerbahçe gibi dolduramayız" demiştim, zira öyle de oldu. Fakat dün akşam ortada şöyle bir durum vardı; ciyaklayan kalabalıkla nitelikli ve organize kitlenin farkı o kadar açıktı ki!
Lütfen Fenerbahçe taraftarı arkadaşlarım kızmasınlar, bozulmasınlar o maçtan sonra hepimiz bayan taraftarlarına hürmet ettik, lakin kendi sahalarında dört tribün, 55.000 kişi "sarı - lacivert - şampiyon - Fener" diye bağırmayı beceremezken, bizim başımızın tacı bayan taraftarlarımız ve sadece 3.000 kişiyle -ağzımızı açık bırakacak şekilde- 90 dakika ses kesmediler.

"Küfürsüz Aşk Beşiktaşk" pankartının altında nalına mıhına bakmadan elaleme giydiren taraftar ancak Beşiktaş taraftarı olabilirdi zaten. Kadınımızın da erkeklerimizden farkı yok, dobra neyse o! Bu maçtaki tezahüratlardan sonra bir ara Bursa maçına da ceza gelebilir diye geçiriyordum içimden çünkü "ne iki gelsin iki, s.kicem böyle işi" si kaldı ne de "kurabiye Fener"i... Bir ara "annnene selam söyle Galatasaray" diyorlardı ki gülmekten ölecektim ve sonunda 'gücenme' diye de eklediler! Yahu bu ayrıntıları maça gelen adamların bile yarısı bilmiyordur ne zaman öğrendiniz, nasıl ezberlediniz?! Anlaşılacak gibi değil.

Hele bir de bu soğukta o yağmurda öyle rezil bir havada! Biz gitsek bundan daha iyi olamazdı, genç yaşlı hepinizin ellerinden öpüyorum.
Kadın taraftar sayımız az ama has ve öz'müş bir kez daha gördük. Hepinize bin kere on bin kere helal olsun!

Oynanan oyuna diyecek bir şey yok şanslı bir geceydi. Klasik Beşiktaş çileden çıkarttı. Fakat buna ek olarak gollerden sonra oyuncular birbirlerine sarıldı tribüne koştuklarını görmedim. Maç bitince tribünü selamladılar mı bilmiyorum ama bu taraftarı selamlamadılarsa; hürmet etmedilerse gerçekten yazıklar olsun. Umarım ben eksik görmüşümdür, yanlış konuşuyorumdur. Tribüne çıkıp tek tek ellerini öpseler yine az!

Hepinize canı gönülden teşekkür ederim, iyi ki Beşiktaşlıyım dedim izledikçe.
Hayatımıza güzellik kattınız.

8 Ocak 2012 Pazar

İştahsız, İsteksiz, Pesimist


Beşiktaş'ın sorunu iştahsızlıktı. İştahlı oynadı diyen çıkar mı bilmem. Çok ama çok iştahsızdı. Rakip yüksek ihtimal çok klişe bir tanımla küçümsendi. A2 düzeyinde çıkacak rakibi kasmadan yenebilecek bir mücadele yeter zannedildi.

Oysa alıştığımız kanatlardan yüklenme yoktu. Sebebi ise Mustafa Pektemek'in artık kendini kanat oyuncusundan çok Beşiktaş'ın forveti olarak hissetmesiydi. Simao'yu yine saymıyorum. Yok oğlu yok. Mustafa Pektemek sol kanata uzayan toplarda en uzak adamdı bazen. Sebebi kendisini sürekli gole yakın hissetmesinde yatıyor. Burada başka bir isim denenirdi diye söylemiyorum. Sadece gözlemlerimi yazıyorum.

Dedik ya Beşiktaş iştahsızdı diye. İştahsızlığın çözümü balık yağı Beşiktaş için balık gol anlamına geliyor. Yani top forvetinizin önünde duracak, sekecek bunu gol yapacaksın. Kanatlardan top gelmedi, Fernandes'in topu atacağı hareketli oyuncu yoktu. Yani maçın başından sonuna kadar balık yağı aradık onu yaratacak şutlar dahi atamadık.

Çok önemli puan kaybı mı? Bence değil. Çok var daha bitime. Play-Off'u var. Derbileri var. Küsen, asan, kesen çok twitter ve bloglarda. Bu takım bu sene bir şekilde bu yarışın içinde olacak. İlk kez bu kadar isteksiz bir takım gördük. Bunun sebebi kesinlikle rakipti.

Bir de Genç Edu için bir önerim var. İki ayak içi vuruşunu izledik. Yani olacak gibi değil. Mümkünse ayağının üstüyle vursun bundan sonra.

Takımın geneline bakınca. Fernandes'in çok değişik bir hastalığa tutulduğunun bilmem farkında mısınız?

Eskişehir ve Ankaragücü maçında Fernandes orta sahada kendi ekseni etrafında dönerken rakiplerinin yanına sokulmasıyla topu bırakması ve hakemi faul çalmaya emr-i vaki bırakması. Eskişehirspor maçında hakemin çaldığı düdüğe anlam verememiştim. Bugün de aynı şeyi yaptı ve rakibin defansı dengesiz yakalamasına neden oldu. Bu ilerleyen haftalarda kalemize gol olarak dönecek hareketlerden biri olacak.

İsmail ve Ekrem Dağ ile beklerin desteğini İsmail'i vasat Ekrem'i kötünün kötüsü kategorisine rahat rahat sokarız. Ekrem bir pozisyonda arka arkaya dört kez kimsenin müdahalesi olmadan düşmeyi becerecek ayakkabı seçimi ya da denge kaybı yaşayabiliyor. İnanılacak gibi değil.

Almeida'nın pesimist suratını değiştirecek bir şey varsa önce kendime sonra kendisine ileteceğim. Var mı çaresi?

31 Aralık 2011 Cumartesi

Yorgan, Şapka ve 2012


Çok güzel bir atasözümüz var; "Ayağını yorganına göre uzatmak", bir de deyimimiz; "Şapkayı önüne koyup düşünmek". İlki yaşanacak olaylardan önce önlem almak amaçlı, ikincisi ise alınmayan önlemler sonrasında yapılması gereken erdemli davranış biçimi. Eğer yorganı denildiği gibi kullanmazsanız ya ayaklarınız dışarıda kalır, mideyi üşütürsünüz ya da onları kapatayım derken kıçınız açıkta kalır kabuslar görürsünüz. Şapkayı da önünüze koymamakta diretirseniz gün gelir şapka düşer kel görünür.

Beşiktaş'ımızın yorganına uygun hareket edilmiyor son yıllarda. Hep bir taraflarımız açıkta. Rüyalarla avutuluyoruz, uyanınca üşüyoruz. Şapkada da amblem var ama Beşiktaş'ın B'si hep arka fonda kalıyor. Önlerde reklamlar.

Bu sene de birileri geldi, birileri gitti hem futbol hem de basketbol takımımıza. Voleybol zaten kimsenin umurunda değil. Hentbolda isimsiz kahramanlar başarıya doymadan yollarına aç (!) olarak devam ediyor. Stat muamma, Adidas artık vermiyor forma...

2012'de her şeyden önce Beşiktaş'ı duymak ve görmek istiyoruz. Kim gelmiş, kim gitmiş mühim değil. Sadece biri var, o gitsin yeter (!)... 

Bütün Beşiktaşlılar için  'pınarbaşı'  tadında bir yıl olsun...

23 Aralık 2011 Cuma

Maç İşte...

Hem sıkıldık hem de götümüz dondu!
Dün oynanan maçı anlatacak başka kelam bulamıyorum.
Yine de 3 puan 3 puandır.

Sporda Ahlakmış?!

Barcelona Kral Kupası'nda dün 9 gol attı. İlk penaltı gerçekten harika bir tiyatroculuk örneği. Bunlara ihtiyacı yok Barça'nın ama niye hala bu tür oyunculuk performansı sergiliyorlar anlamıyorum. (Bu eleştiriyi yaparken şunu da ilave edeyim; çok uzun yıllardır Barcelona'yı takip eder gönülden severim. Evimdeki Beşiktaş logolu malzemelerin herhalde yarısı kadar da Barcelona ürünü vardır.)

Neyse galibiyetin ardından forumları, spor haberlerinin altındaki yorumları ve bazı blogları okudum. Büyük çoğunluğunda Barcelona kendinden güçsüz bir rakibi ezen, spor ahlakı olmayan, terbiyesiz bir kulüp ve camia olarak resmediliyor. Buna verilen tepkileri anlamak mümkün değil. Beşiktaş'la dalga geçilen en büyük konu Liverpool yenilgisi. Forumlarda takımımızdan bahsederken insanlar '8JK' yazıyorlar bunu takip eden herkes biliyor. Ama işin içine rakip camialar girince başkasının yenilgisi çok rahat bir şekilde alay konusu yapılabiliyor.

Yani Bu ülkedeki futbol taraftarının (burada gerçekten sağduyulu olan, yan yana maç izleyebilen, vurup kırmayan kitleyi ayırarak konuşuyorum) spordaki ahlakı konuşma lüksü olduğuna inanmıyorum. "İnsanda bu kadar hırs mı olur, zayıf takımın üzerine bu kadar gidilir mi" diyen adam kendi takımı lig maçında rakibine değil 9, 19 gol atsa yine de ayıp demez. Bu ikiyüzlülüğe ne gerek var anlamak mümkün değil.

Biz 8 yedik, büyük rezillikti. Keşke olmasaydı ama oldu. Herhalde bizden başka da Avrupa'da 8 yiyen çıkmaz Türk takımlarından. O gün kimse Liverpool'u kınamadı. "Ulan ne hayvan adamlar insan biraz geri çekilir!" diyen olmadı. O bakımdan şu Fanatik, Fotomaç, Milliyet vb spor gazetelerinin internet sayfalarındaki haberlerin altına bilinçsizce, empati yapmadan yorum yapmaktan millet vazgeçerse şahane olur.

9 attı helal. Girsin Hospitalet'lilere!

20 Aralık 2011 Salı

Beşiktaş Tribünlerinin Değişimi

Geçtiğimiz ay yazdığım bir yazı ile ilgili bazı arkadaşlar garip yorumlar yazdılar. Futbola siyaset karışalı çok oldu bu sebeple ara sıra siyasi içeriği olan yazılar yazmakta zarar görmüyorum. Fakat bu ülkede kendi fikrinde olmayan insanı eleştiren herkes agresif bir tutumla bunu yapıyor. Neyse insandır deyip geçelim, yazımıza dönelim.

İstanbul Büyükşehir Belediye maçında Beşiktaş futbol takımı oyuncuları ellerinde aşağıdaki pankartla sahaya çıktılar.

Bundan önceki dönemlerde de siyasi içerikli pankartlar açılmıştı. Örneğin Cumhurbaşkanı'na açılan aşağıdaki pankart gibi. Yine geçen sene Necmettin Erbakan'a açılan pankart ve devamında Başbakanın rahmetli annesi ile ilgili açılan başsağlığı pankartı.



Bunların hiçbirinde gariplik yok. Zira Türkiye değişiyor, Beşiktaş taraftarı da Türk toplumunun üyelerinden oluştuğuna göre tribünün değişmesi de gayet normal. Bu bazı kesimleri hiç ilgilendirmiyor, bazılarını ise sinirlendiriyor. Açılan pankartlar arasında bir fark var, bunlar genelde tribünde açılan pankartlardı. Fakat o hafta lig takımlarının çoğu "geçmiş olsun" temalı pankartla çıkmazken Beşiktaşlı oyuncular ellerinde bu yazıyla sahaya çıktılar. Dolayısı ile siyasi görüş tribünden kulübe sıçradı.


Şimdi bazıları 'geçmiş olsun' demenin neresi siyasi diyebilir. Olaya şöyle bakalım, Başbakanın annesi rahmetli olduğunda kulübün resmi internet sitesinden Yıldırım Demirören bir taziye yazısı yazdı. Bu tip bir hareketi yapmak demek tüm camia adına hareket etmek demektir bence. Eğer kendi adına bu yazıyı yazdıysa pekala şirketinin internet sitesinden de yazabilirdi. Bu tarz bir yaklaşım kulübün siyaset yapmamasını da engellemiş olurdu. Yapılan davranıştan rahatsız olmayan taraftarlar olabilir. Fakat benim gibi bu tutumu beğenmeyenler de var. Yapılanları 'Başbakana yalakalık' olarak değerlendiren insanlara verecek cevap bulamıyorum işin açığı. "Bak pankartla çıkınca ertesi gün Tayfur ile Adalı serbest kaldı" diyen adama ne denir bilmiyorum. Tüm bu olanları sadece uzaktan izliyorum, bakalım daha neler olacak diyorum.

Bunları söyleyip yazmam lazım çünkü Beşiktaş taraftarı kadar coplanan, biber gazına maruz kalan, dövülen, eziyet edilen bir taraftar grubu daha yoktur. Bunun altında bazı zamanlarda doğrudan siyasi görüş yatmaktaydı. Siyah Beyaz poşu bağladığı için dövülen Beşiktaş taraftarı var bu memlekette. Hal böyle olunca o zamandan kalan adamlar şimdi gelinen noktayı garipsiyor bu düşüncelerinde de haklılar/haklıyız.

Bizim üniversite döneminde kurduğumuz taraftar grubunda her tipte insan vardı. Her siyasi görüş konuşulurdu ama sonuçta asıl olan Beşiktaş'tı. Ben bugün bile Beşiktaş Futbol Takımı'nı Milli Takımın üzerinde görürüm. O şekilde değer veririm. Benim için yeri başkadır o sebeple bu stadyumun içinde olan taraftarlardan sadece ve sadece takıma aşk ile bağlı olmalarını bekliyorum. Spora siyaset karışmasını, bu tarz şovenist mesajları, artık kalitesi düşen tepki ve organizasyonları beğenmiyor ve garip buluyorum. Çünkü tribünümüz ilk ve en önemli işi olan sporu, futbolu ve destek vermeyi unuttu artık. Rakip ataklarında yuhalamıyor, baskı kurmuyor ıslıklamıyoruz. Takımın enerjisi düşünce destekleyerek morallendirme işini ancak Avrupa maçlarında yapıyoruz. Onun yerine bizi gazetelere çıkartacak aksiyonlar peşindeyiz. Ama o gazetelere ilk çıkışımızın 132 desibel ile olduğunu da unutmuş durumdayız.

Bütün bunların hepsini geride bırakamaz mıyız?
Bu renklere gönül veren biri olarak hiçbir zümrenin kullandığı bir topluluk olmak istemiyorum ben. Çünkü bir slogan atılıyor tüm Beşiktaşlılara mal oluyor. Bir pankart açılıyor bana uysun uymasın üstüme yapışıyor. Bu şekilde hissetmekten hem sıkıldık hem yorulduk. Kol kola girip şu maçı izleyelim artık birader Allah aşkına. Para çıktı mertlik bozuldu, şikeydi, siyasetti, çıkardı derken hayattan çaldığımız bir 90 dakikamız var onun da anasını bellediler.

Yeter bir düşün yakamızdan, çıkın hayatımızdan.
Gölge etmeyin yeter...

15 Aralık 2011 Perşembe

Beşiktaş Bele İyi Gelir

Bir gün öncesinde yaşadığım spor sakatlanmasından dolayı belim feci derecede ağrıyordu. öğleden sonra daha fazla dayanamayıp eczaneye gittim. Şansıma eczacı da kapalı alt tribündenmiş. Dedim "abi maçın bitiş saatini biliyorsun bana ona göre bir iğne yap ki eve gidene kadar ağrımı hafifletsin, artık atlara vurulanlardan mı yaparsın ne karıştırırsın içine bilemem". Hakikatten eli hafifmiş bir iki saat sonra kendime geldim stada yöneldim.

Bu sene Eski Açık'ta olduğumdan gollerin hepsi benim kaledeydi. Başlarda hop oturup hop kalktık acaba gol gelir mi diye bekledik ama olmadı. Hocanın çıkarttığı takıma lafımız yok artık zaten. En azından maçtan önce kadronun yarıdan fazlasını tahmin eder hale geldik. Bence bu büyük olay, hele de son yıllardaki istikrarsızlıktan sonra. Tribün formundaydı. Konfetiler havai fişek gösterisine benziyordu gerçekten çok emek verilmiş ve çok güzel oldu. Zamanında 20 büyük torba konfetiyi 2 haftada ancak hazırlayabildiğimiz için dünkü meselenin ne kadar uğraştırıcı olduğunu tahmin edebiliyorum. Gözlerimi alamadım herkesin eline sağlık.

Golü yediğimiz anda içimiz karardı. Çünkü Beşiktaşlıyız. Dertliyiz, alışığız, bunalımdayız. Hemen herkes telefona sarıldı Kiev maçı sorulmaya başlandı. Devre arasına girerken biz yenik Kiev 2-0 önde. Herkes "şeyi tuttuk eleneceğiz galiba" demeye başladı. Ben annemi arıyorum "oğlum içimde sıkıntı var 3-1 yenileceksiniz galiba" diyor. Kadın tüm maçları bildi bu sene. Bu özelliğini bilenler benden gelen haberi duyunca hepten yıkıldılar. Moralleri bozuldu valide dediyse çıkalım bari maçtan diyen oldu.

Neyse ikinci yarı böyle başladı. Eller telefonda Kiev maçından iyi haber beklerken penaltı geldi golü bulduk. Annem 1-3 dediği için bizim ekip sevinemedi doğru dürüst. Pektemek gol demek ve Edu'nun gerçekten harika golü ile maçı 3'e bağlayınca kendime geldim.

Gerçekten böyle mutlulukları nadiren yaşıyoruz. Söyleyecek çok şey yok, Beşiktaş bizi uzun bir aradan sonra gerçekten mutlu etti sağ olsunlar.

Annemin de otoritesi yıkılmış oldu. Biz ne zaman bu tabuyu yıkacağız diyorduk ki en güzel maça denk geldi!!

Ayrıca ikinci golün sevincinde üst sırayla sarmaş dolaş yerlere yuvarlanınca belimde bir iyileşme oldu. Üçüncü de cilası oldu eve koşarak gittim.

3 Aralık 2011 Cumartesi

2 Aralık 2011 Cuma

Gelişine Vole!

Mahalle maçlarında o yamuk plastik toplar üstümüze doğru gelirken "gelişine vole" diye bağırıp vurmaya çalışırdık çatıya, dağlara taşlara giderdi ya; al sana vole! 100 kere gelse belki 2-3'ünde top bu şekilde ayağa oturur fakat Ernst'in çizgiden çevirdiği ortaya göz diken Quaresma'nın volesi gönlümüzü fethetti. Adam gol attıktan sonra çok mutlu oldu yüzündeki ifadeden çok belliydi.

Sonrasında "maç 2-0'a geldiğinde Beşiktaşlılar derin bir nefes aldılar" diyebilir miyiz? Tabi ki diyemeyiz! Nerede o güzel günler, hey yavrum hey. Kansere çare var Beşiktaş'a çare yok! Yakın tarihin Gençlerbirliği maçı uzak tarihin Malmö maçı kafamızın içinde topaç gibi dönmeye başladı. Beşiktaş'ın oyun içerisindeki gelgitleri ve dengesizliği bizi bir gün öldürecek!

Güntekin Onay maçı sadece erkekler izlese Almedia'ya herhalde küfür edecekti. Nefes alıp vermesinden, sinirinden cümlelerinden belli oluyordu. Sarı Fırtınamız beyefendi Metin'imizin bitmek tükenmek bilmeyen sakinliği adamı iyice zıvanadan çıkarttı. Öyleki 3. golde "golll beeeaaa" - "Almedia'ya verdi verdi verdi verdi at dedi atamadı, yatırdı kaldırdı, neler yaptı neler" şeklinde haykırmasının sebebi içinde sıkışan gazdır!

Verilmeyen golü sağ olsunlar tek açıdan bir kere gösterdiklerinden ne olduğunu anlayamadık. Ne desem yalan olur ama orada bir tiyatro dönmüş gibi.

Neyse öyle veya böyle maçı aldık, fakat 14 Aralık'taki stoke maçı tam bir kalp krizi olacak. Şimdiden belli. Statta olacak arkadaşlar yanlarına dil altı mı alırlar, sakinleştirici içip mi gelirler bilmiyorum. Şimdiden Allah hepimize sabır ve kolaylık versin.

28 Kasım 2011 Pazartesi

Carvalhal'in Oyunu

İbrahim Toraman'ı orta sahanın gerisinde görünce aklıma Serdar Kurtuluş geldi. Yıllardır denemiştik sağ bekten ön libero olur mu diye? Ben olamayacağını düşünüyordum ama sanırım Ertuğrul Sağlam ve Tigana'nın ön libero olarak hayli denemede bulunduğu bir adamdı. Dün de yine bu beklentiyle sahaya çıkan bir Beşiktaş vardı. İbrahim dörtlünün önünde Ernst ile oynacaktı. Evet ihtiyaçlar dahilinde böyle bir çözüm vardı bu kez ama rakip Trabzon olunca daha bir korku saldı bize.

İnter maçında rakibini iyi analiz ettiğini iddia eden Carvalhal Simao sakatlığının da son dakika eklendiği bir Trabzon maçı öncesi şapkadan tavşan çıkarttı. Dezavantajı avantaja dönüştürdü. İbrahim Toraman'ı 5. defansif oyuncu olarak kullandı. Savunmanın önünü kapatmayı başarırsak kazanırız diye düşünmüş olmalı Carvalhal.

Maç içerisinde Trabzonspor'dan daha net pozisyonlar bulduğumuz gerçek. Oyunu kendi yarı alanımızda tutmamızın sebebi çok fazla defans oyuncusu ile oynamamızla açıklanabilir. Böyle bir oyun yapısı muhtemelen Simao sakatlanmasa olmayacaktı. Toraman defansın önünde olmayacak. Fernandes ve Ernst'in önünde Simao, Simao'nun çıktığı yere Pektemek geçecekti.

Muhtemelen daha gollü bir maç izleyecektik. Kazanma ihtimalimiz bence daha az olacaktı. Quresma'nın ve İsmail Köybaşı'nın yıldızlaştığı bir maç oldu. Egemen'in emek hırsızlığı ve Burak Yılmaz'ın emek hırsızlığına teşebbüs ettiği bir maç olarak hafızalarımızda yer alacak.

Trabzonspor'u durdurmanın yolu göbeği kontrol etmek kadar kolay olmamalıydı ama yetti nasıl olduysa. Fernandes'in uzun bir aradan sonra takıma uyum sağlaması da ayrı bir güzeldi Beşikaş için. Almeida'nın yokoluşu ise anlaşılır bir durumdu. Quaresma'nın sürekli içeri kat edişleri ve ters kanattan hiçbir girişimin olmayışı hatta Hilbert'in de sürekli kaleyi düşünmesi Almeida'nın seken topa müdahale etmesinden başka bir şey yapmasına imkan tanımadı.

Bununla beraber Ekrem Dağ'ın ileriye dönük kanat oyuncusu olarak oynamasına rağmen kaleye gidemeyişi sanırım hazır olmayışındandı.

Bir de Trabzonspor seyircisine değinmek istiyorum. Ne takımını destekleyebiliyor, ne organize gürültü yapabiliyor. Trabzonspor tarihinin belki de en iyi iki senesini yaşıyor şu an ama tribünleri ne yazık ki aynı görüntüde değil. Oyunun içerisine daha çok müdahale ettiği, rakibi ve hakemi baskı altına aldığı dönemleri düşününce çok geri de olduklarını söyleyebiliriz.

61. dakika şovunun sıkıcılığı ve alışılmışlığı, takımlarına özel bestelerinin olmayışı, bölük pörçük gruplar halinde tezahürat yapmaları gibi evsahibi özelliğini hissetiremiyorlar rakiplerine. Bence Trabzonsporlular da aynı düşüncedelerdir. Örneğin önceden en zor deplasmandı Trabzon şimdi Bursa'dan daha zor değil bence.

20 Kasım 2011 Pazar

Uykumuz Geldi Lan 0-0

Ey dostlar bok gibi bir maçtı. Böyle derbinin içine sıçayım!
Beşiktaşlı, Galatasaraylı fark etmez herkes şöyle bir düşünsün. En son ne zaman bir BJK-GS maçı kıran kırana geçti? Ne zaman oynadığımız oyundan zevk aldık? Ben bir kaç sene evvel bir BJK-GS maçında uyuyakalmıştım oturduğum yerde ki o sene ligin ilk iki takımının maçıydı. Bu akşam tribünde de oldukça sıkıcı bir maç izledik. İki haftalık ara zaten kendini koyvermeye yer arayan Beşiktaş takımının dağınıklığına kılıf olmuş. Takım çoğu zaman sahada yürüdü. Şanssız olduğumuz anlar da vardı haklarını yemeyelim. Topu sürekli kalecinin üstüne nişanlayıp adamı gecenin yıldızı haline getirdik.

Cüneyt Çakır'ı hiç beğenmedim. Forma reklamının 'Yataş' veya 'İşbir' olması gerektiğine inandığım Galatasaraylı profesyonel topçu arkadaşların maç boyu yerde yatmasına, oyunu soğutmasına göz yumdu. Atakları kesti, futbol oynatmadı. Verilmeyen golde pozisyon tam bizim tribünün önünde oldu, olaya yanlı bakıyor da olabilirim ama hareket nizamiydi gibi geldi bana. Hakem tüm maç düdük ağzında dolaştığı için zırt deyip her müdahalede faul çaldığından bunu es geçmesi de düşünülemezdi.

Fenerbahçe ile de berabere kaldık ama hiç olmazsa güzel maç izlemiştik. Galatasaray maçlarından zerre zevk almıyorum. Zaten bir de deplasman takımının gelmemesi atmosferi iyiden iyiye bozuyor. İnsanlar kombine kartı biraz da derbi maçlar için alıyorlar. Rakip taraftarın tribünlerdeki yeri olmadan, karşılıklı atışma yaşanmadan derbilerin hiç bir anlamı kalmıyor. Ben son yıllarda üç büyükler arasında taraftar çatışması çıktığını hatırlamıyorum. Taşlı bıçaklı derbiler geride kaldı. Artık Anadolu takımları ile millet birbirine giriyor. Yine bu kararın alınmasının en büyük sebebi bir Anadolu takımı olan Trabzonspor'un Fenerbahçe ile oynayacağı maçta çıkabilecek olayları şimdiden engellemek adına genel bir uygulamadır. Kurunun yanında yaş da yandı bakalım seneye de bu kural işleyecek mi?

Bundan sonrası çekirdekle alakalıdır!
Bir de ben buraya abuk subuk şeyleri yazmadan rahat duramam okuyanlar bilir, anlatmadan geçemeyeceğim bir olay yaşadım. Bu akşam stada girerken elimdeki çekirdeği içeri almadılar. Sezon başından beri tüm maçlarda içeri çekirdek soktuğumu herhangi bir engelleme olmadığını, su şişesi gibi sahaya atılabilecek bir madde olmadığını söyledim. Yine de çekirdeğimi içeri almadılar buna sebep olarak da özel güvenlik olacak arkadaş içerideki büfelerin varlığını gösterdi. Adam aynen "içeride büfe var bu adamlar da sonuçta buraya kira ödüyorlar bunu içeriye alamazsınız kulübe şikayet edebilirsin" şeklinde bir cümle kurdu. Ben de sinirlendim çekirdek paketinin ağzını güzelce açtım ve polislerin önünde özel güvenliklerin önüne döktüm. Paketi de yere çaldım! Adama gider yapınca üstümü aramaktan da vazgeçtiler. Söylenerek içeri girerken kulüpten bir görevli ne olduğunu sordu durumu anlattım ama devamında bir şey olduğunu zannetmiyorum.

Şimdi içeride büfe çalışanları ile görüştüm. Bu adamlar burayı ihale şeklinde içeriden destek ile alıyorlar. Bu ihalelerde zaten bir sürü usulsüzlük ve kayırma oluyor. Ayrıca bu adamların dışarıda da işletmeleri var. Yani tek geçim kapıları Beşiktaş maçları değil. Şimdi bu mafya vari büfe işletme modelinin ve alenen yapılan soygunculuğun zararına uğramamak için dışarıdan yanımızda getirdiğimiz şeyler içerisinde önce su şişelerinden olmuştuk şimdi de sıra çekirdeğe geldi. Her ürünü en az 3 kat pahalıya satıyorlar. Amaçları hizmet vermek değil adam s.kmek! Ellerinde herhangi bir yazılı belge olmadan yanında getirdiğin şeyi içeri sokmayabiliyorlar. Kombine kart alırken imzaladığımız kağıtta tüm gıda maddeleri büfelerden sağlanacaktır diye bir yazı yok! Kafalarına göre tokatlıyorlar işte. Oysa ben kulübe fayda sağlayan bir işin içinde olmak istemem mi? Adam gibi büfe yap normalinden biraz pahalı çayımızı da içelim, su da alalım, yemek de yiyelim. Ama yok olur mu? Hem hizmetin en kötüsünü ver hem de en büyük kazığı bize sok.

Neyse yanımda küçük bir çocuk vardı kafaladım elindeki çekirdekten biraz arakladım.. Maça daha bir sat vardı usta zaman geçirmek için çekirdek olması şart!

Not: 65'te soyunanlara lafım yok da o güneş pankartı çok komikti be :) At şeyine güneş konmuş gibi..

15 Kasım 2011 Salı

Ben Beşiktaşlıyım Diyen Okusun

Geçen sene 13 hissedarın katıldıgı genel kurula bu sene verilen vekaletler ile 48 hissedar katıldı.
Yönetim faaliyetleri ve gelir-giderler konusunda hissedarlara hesap verildiği yer olan Genel Kurul'da hissedarlar futboşdaki gelirler - giderler hakkında şirkettin yönetimine hesap sordu.
Toplantıya katılan çoğunluğun ibra etmediği toplantıda, dernek yönetiminin elinde çoğunluk hissesi olduğundan kendini ibra etmesiyle ibra edilmiş oldu.

 1-Burası BJK AŞ’dir ve herhangi bir şirket genel kurulu değildir. Başka şirketler zarar edebilir hatta kapanabilir, bu çalıştığımız şirket bile olabilir, gider başka bir iş ararız kendimize ama Beşiktaş iflas ederse başka takım tutamayacağımıza göre gidecek başka yerimiz yoktur, bu yüzden bizim için çok çok önemlidir.     
2-  BJK A.Ş. hisseleri yatırımcıya güven vermeyen, spekülasyona açık ve şirketin mali tablolarından ötürü tercih edilmeyen bir haldedir.
3-  Beşiktaş Yönetimi Beşiktaş’ın misyonunu değiştirmiş, Özkaynaktan yetişen oyuncularıyla başarı kazanan bir takımken, ithal yıldızların bir senelik maaşı için her bir gencinin bonservis haklarını fonlara devir ve feda eder olmuştur. Böyle bir yöntem seçilip yerli genç oyuncularımız elden kaybedildiği takdirde bu KOLTUK GÖTÜRECEK BİR HATA OLACAKTIR.
4-    Beşiktaş gerek kamu yararına dernek gerek halka açık şirket olduğu için şeffaf ve kurumsal olmak zorundadır. Gençlerin fona devriyle ilgili spekülasyonlar başkanın ve yöneticilerin ağzından doğrulanırken kulüp olarak resmen doğrulanmamakta, bu da kamuoyunu yanıltmakta ve taraftarı adeta paranoyaklaştırmaktadır. Bu olayı açıklar mısınız?
Cevap: Bu konuda görüşmeler olumsuz sonuçlandı, şu an fona devir yok!
5-Beşiktaş’ın giderlerinde azaltma yapılmasından söz edilirken; sponsorlara her maç kaç bedava bilet verilmektedir, bu zorunlu mudur, aksi takdirde Beşiktaş sponsor bulamamakta mıdır? Bu biletlerin karaborsaya düşmesi kaçınılmaz olmaktadır.
Cevap: Her maç 4.000 adettir, anlaşmalara istinaden verilmektedir. Karaborsaya gitmesiyle ilgili savcılığa suç duyurularımız vardır. (Sezonda 5 milyon TL’ye yakın bir gelir kaybı söz konusu kısaca)
6-  Yüksek maliyetli oyuncular alınması taraftarın alım gücünün arttığı veya kendi bütçesinden daha çok vermek zorunda olduğu anlamına gelmemektedir ve bu yüzden taraftarın protestosu sonucu kombine gelirleri yarı yarıya düşmüştür. Ayrıca maçlara ilgisizlikle birlikte düşen bilet fiyatları kombine kart sahiplerini mağdur etmiş ve bu yüzden seneye 1000 tane bile satılmayacağı konusunda uyarmak istiyoruz.
Cevap: Kombine gelirleri 14 milyondan 11 milyona düştü yalnızca, sene içinde bilet satışlarıyla telafi edileceğini hesaplıyoruz. (Bu sırada salondan ‘kombine satışı sadece gelir değil stadın doluluğuyla ilgili bir durumdur, kombineli taraftar daha çok sahip çıkar ve amaç gelir artırmaktan çok hem seyirci sayısını hem geliri artırmak olmalıdır’ itirazı geldi.)
7-Kulübün şehir içi ulaşım giderleri neye göre bu kadar ani iniş ve çıkışlar göstermektedir? Yoksa binmediği taksiyi, harcamadığı benzini kulübe fatura eden personel mi mevcuttur? Bu sırada yine kulüpte fahri olarak yöneticilik yapanlardan hangilerinde ve toplamda kaç tane araç olduğu sorusu yöneltildi. Yöneticilerden sadece Fahrettin Curoğlu’nun makam aracı olduğu, yakıt masraflarının kulüpçe karşılandığı, bunun dışında profesyonel yöneticilerin bazılarına tahsisli makam araçları bulunduğu cevabı verildi. Ayrıca kulüpte toplam 40-42 tane aracın bulunduğu yönündeki Atıf Keçeci’nin iddiasına bir itiraz gelmedi! BJK TV’ye alınan araçların giderleri artırdığı, yine TV’nin 4 aracının da 3’e indiğini de öğrenmiş olduk.
8-2 sene boyunca ‘Biz 1-2 milyon lira için sırtımıza reklam alacağımıza Kızılay logosu giyip sosyal duyarlılık gösteririz’ söylemi bu sene neden değişmiştir, sosyal sorumluluk yapılamayacaksa 2 senede edilen zarar kimin sorumluluğudur?
Cevap: Sırt reklamı hakkı zaten Ülker’deydi ama Ülker, Kızılay’a izin verdi! (demek 1-2 milyonluk sosyal sorumluluk hovardalığı değil, Ülker’in bir kıyağıymış ama bunu başkan bilmiyormuş) Bu sene göğüs reklamı değişince Ülker sırta geçmiş oldu.
9-Yıllardır yapılamayan, her sene 31 Mayıs’ta kazma vurulacak denen stattan dolayı kaybedilen gelirler ne olacaktır? Herhangi bir cevap verilmedi.
10-Başkan Del Bosque vakasında hatasını kabul etmişti. Belki 1 milyon dolara uzlaşılabilecekken neden dava devam ettirilerek kulüp 8 milyon Euro zarara uğratılmıştır ve başkan bunu cebinden karşılayacak mıdır?Cevap: Türkiye’de Tahkim sadece 800.000 dolar ödenmesine karar verince daha fazla olacağını düşünmedik. Başkan sadece Del Bosque’yi göndermekteki hatasını kabul etti, tazminat ödemekteki değil! (Salondan itiraz geldi ama nafile, buz gibi soğuk su içildi.)

ÖNCE BEŞİKTAŞ'A TEŞEKKÜR EDERİZ

10 Kasım 2011 Perşembe

Şak Şak Turizm


"Söyleyin şuna toka taksın bir dahakine" demiş midir bilmiyorum ama Seba'nın isteğiyle Nartallo'nun uzun saçlarını bağladığını anımsıyorum. Bir maçta önüne düşüp gözlerini kapatan lüle lüle saçlarını düzeltirken peşi sıra golleri kaçırınca yönetim tarafından uyarıldığı ve sonraki maçlarda saçları toplu olarak golleri kaçırmaya devam ettiği geliyor aklıma. Gazetelerin yalancısıyız elbet, o zamanlar ekranlarda skor yorumculuğu bugünkü kadar popüler değil. O Nartallo'yu bağrımıza bastık sanki akrabamızmış gibi. Beceriksizdi ama çabalıyordu elinden geldiğince. Memnunduk, mutluyduk. Kaç para aldığını, akşamları nerede ne yiyip, içtiğini bilmiyorduk. Rahmetli Vedat Okyar bile eleştirisinde ölçülüydü; "Bu Nartallo et mi, balık mı ben anlamadım".

Reşit olmadığım dönemlerden bir maçta Yeni Açık tribündeyim. Maç 0-0 'a kilitlenmiş. Millet bağırmaya başlıyor "Feyyaz goool, goool, gol!". Derken sakallı, bıyıklı bir amca susturuyor herkesi; "Çocuğu strese sokuyorsunuz" diyerek. Yine o dönemler; Fenerbahçe Stadı'nda son dakikalarda kapıların açılıp da futbol dilencilerinin içeriye hücüm ettiği yıllar. Ben de cep radyomu kapatıp Sarıyer-Beşiktaş maçını 85. dakikasından itibaren izlemek üzere eski maraton tribüne dalıyorum. O maç da 0-0 ve Beşiktaş sağlı sollu saldırıyor. Defans bloğu orta sahaya kurulmuş neredeyse. Rıza kesiyor, defans uzaklaştırıyor. Mutlu dolduruyor, kaleci yumrukluyor. Amcalardan biri sinirlenip Feyyaz'a kızmaya başlıyor; "Feyyaaaaazzzz, ekmek yemedin mi oğlum koysana kafayı. Hay ben senin gibi!". Üzülüyordum bunları duydukça. Çok seviyordum Feyyaz'ı. Hem o benden de amcadan da çok isterdi gol atmayı. Nitekim attı da. Maçın bitimine çok az kala öne geçirdi Beşiktaş'ı. Amca da sarıldı yanındakine, "Koçum Feyyaz!" diyerek. Bu maç da tarihe 'Beş dakikada Beşiktaş' olarak geçti benim için.

Gidemediğime en üzüldüğüm maçlardan biri de Gordon Milne'nin son maçıydı. Gündüz oynanan bir kupa maçıydı ve benimde o gün sınavım olduğu için gidemeyip okulda radyodan dinlemiştim. Maçın bitimindeki "I love you Gordon" tezahüratları hala kulaklarımda. Sezon ortası gönderilen hoca omuzlarda terketti sahayı. Zaten hiç havaalanına topçu karşılamaya gitmemiş biri olarak hep istediğim bir şeydir uğurlama. Gelsinler, önce Beşiktaş'a bir şeyler versinler sonra başımızda taşıyalım Gordon gibi. Malesef bizde hep tersi oluyor. Ellerin üzerinde karşılayıp ayaklar altında gönderiyoruz. Bir kıçına tekme vurmadığımız kalıyor.

Artık ne amcalar kaldı tribünde, ne Osvaldo gibi kapalı kutu yabancılar ne de Feyyaz gibi golü bizden çok isteyen topçular. Hele bu yıllarda Gordon gibi üst üste şampiyonluğu kaçırıp da görevine devam edecek hocaların arkasında duracak yönetim hiç yok ortalarda. Tribüne girmek için can atan ergenler yerine ikinci senesinde "Çarşı'yız la biz!" diyen 16lıklar,17likler var. Maç böyle bitsin diye dua edenler yerine bir gol daha olsun da kupon tutsun isteyenler var. Gelen futbolcunun gündüzünden çok gecesine ışık tutan medya ve buna göre yönlendirilenler var. Gençlerin başını okşayanlar yerine, yıldızlara statta karşılama töreni düzenletip sonra da alkışlamayın diyenlerden oluşan bir yönetim var. "Hep böyle oynayın canımızı verelim" diye bağırırdık o eski güzel günlerde. Şimdi o canı feda edecek takıma bakıp bakıp hayıflanıyoruz.

6 Kasım 2011 Pazar

Bayram Tebriği Beşiktaş'tan...

Her Beşiktaş taraftarı bu hafta maçlarındaki kaybedilen puanları gördüğünde aynı şeyi söylemiştir. Beşiktaş böyle zamanlarda puan alamaz, fark kapatamaz, avantajlı pozisyona geçemez. Bir an ümitlenirsin, fark 1'e iniyor iyi oluyor diye sonra adama böyle kol gibi sokarlar!

Niye peki abi?! 2-0 öne geçtiğin maçta neden 4-2 kaybediyorsun. Sözüm Egemen'e değil, adam çöktü resmen. Gözleri doldu lafımız yok. Peki iki sefer Pektemek karşı karşıya kalacakken İsmail ve Veli'nin Quaresma sevdası nedir? İki dakikada iki golü neden yersin böyle bir maçta? Bir de araya milli maç girecek, herkes formdan düşecek; döndüğünde oynayacağın maçlar önce Galatasaray ardından Trabzon deplasmanı. Gerçekten harika.

Son maçlarda takım hep eksik. Quaresma'nın UEFA maçındaki gayretinden sonra buradaki isteksizliğini görünce insanın canı sıkılıyor. Maç seçmeye devam ediyoruz. Hele o son dakikalarda defansın orada başlıyor çalım atma çabasına. Tusubasa mısın arkadaşım 90 metre top sürüp oradan gol atmayı mı düşünüyorsun Allah aşkına?

Nihayetinde bizim için yine dert yine dert! AcademY ye skor gönderdim sürekli izleyemediği için en güzel lafı o etti; "Boşuna dememişler Beşiktaş işte arefeyi gösterir bayramı göstermez!"

Kurban diye bizi kestin yine Beşiktaş yap kavurmamızı dağıt fakir fukaraya...


4 Kasım 2011 Cuma

Beşiktaş Seninle Ölmeye Geldik

Takımın öyle ya da böyle bir kemik kadrosu oynadığımız son 4 maçta kendini belli ediyor. Egemen Sivok, Ernst, Quaresma ve Almeida üzerine kurulu takım bu oyuncuların oyun içerisinde büyük efor sarfetmeleri ya da sakatlık yaşamaları dışında değişiklik görmüyor. Dün 76. dakikadan sonra Almeida'nın ayaklarını çimlere sürüyerek koşması dışındaki değişiklikler ise genel olarak ihtiyaç dahilinde oldu. Yine sahada Ernst, Egemen, Almeida ve Sivok gibi çok güçlü oyuncular varken Dinamo Kiev karşısında oyunu domine etmek gerçekten çok zor. Hemen hemen bütün ikili mücadelelerde topu kazanmakta inanılmaz zorlandı takım. Oyunun genelinde galibiyet almak için elimizden geleni yaptık ama maçı kaybetmemiz de söz konusuydu. Ortada giden maçı lehimize çeviren ise rakibin ayağa paslarını ısrarla kovalayan orta sahamızdı. Ernst ile Aurelio insanüstü çabalarıyla maçı kazanabileceğimizi de hissettirdiler. Veli gibi ayağına çok hakim oyuncular için böyle takımlar çok zor. İlk rakibinizden sıyrıldıktan sonra ikinci müdahaleyi yapacak zamanınız yok. Sürekli kovalayan Dinamo Kiev orta sahasına önde basan defansını da eklersek yaratıcı adamların maçı olmadığı görüldü.

Veli Kavlak'ın atacağı ara paslardan çok rakibini kovalaması öncelikli göreviydi sanırım. Zaten maç içerisinde bu paslarından yalnızca birini Quaresma'ya verebilirken gördük. Hal böyle olunca uzun toplarla Almeida'yı karşı karşıya bırakmak ya da kanatlardan gol pozisyonu yaratma alternatifi üzerinde daha çok duruldu. Burada da Quaresma topu alması gerektiği yerden daha geride almak durumunda kaldı. Simao'nun tarafı için bir şey demek çok gereksiz. Yoktu bu maçta da. Q7'den beklentimiz bol çalım, bol top kaybına rağmen hem de. Sağ ayağının dışıyla en uzak direkten bindirene topu gönderme çabasıyla geçti.

Maçın yıldızı elbette Egemen'di. Müthişti. Maçı izlerken Trabzonspor taraftarına üzüldüm. Bizler Alpay'dan beri böyle adam gerçekten görmedik. Onlar da kıymetini bilmemişler. Sezonun yıldızı demiştik. Golü atmasa da maçın en iyi oyuncusu olmayı haketmişti. Ekstra işler yapıyor. Takımını yüreklendiriyor. Ölüyü diriltiyor.

Bir aferini de Almeida'ya açmak lazım. Rakibin 34 numaralı hayvanına karşı verdiği hava topu mücadelesi gerçekten takımın bunaldığı anlarda nefes almasını sağladı. Olmadık noktalara olmadık şişirmeleri tekrar arkadaşlarına indirmesi ve takımı daha ileride basmaya yönlendirmesi, sarfettiği efor muhteşemdi.

Carlos Carvalhal'in omurga takımı netleşti ama saha içinde oyuncuyu geberene kadar tutması büyük sıkıntılar yaşatacak bizlere. Pazar günü pestili çıkmış bir takım görmek istemiyoruz bir taraftan da. Holosko, Mustafa gibi oyuncuları oyuna daha erken almamasını böyle bir mantık yürüttüğü için geç aldı diye yorumluyorum.

Nedense Fernandes ve Guti çözümünü hiç aklına getirmiyor Carvalhal. Fernandes gibi bir adamımız var. Guti gibi bir yıldız ama en ihtiyaç duyduğumuz anlarımızda yoklar. Buna bir çözüm bulmamız gerekiyor. Bu adamları 18 içerisinde tutmanın bir yolu olmalı mutlaka.

Takım öne geçtikten sonra galibiyetin bizim için ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gördük. Geriye yaslandıklarını ve bunu doğal karşılayacağımızı da hiç aklımdan geçirmezdim ama deli gibi efor sarfeden takımdan oyunu karşıya yıkmasını beklemek de vizdansızlık olacaktı.

Golü attıktan sonra Almeida'nın oyundan düşüşü ve kulübenin halen çözüm üretmemesi maçın son dakikalarına girerken neler yaşayacağımızın da işaretiydi. Son dakika pozisyonu maçın özeti gibiydi. Bu pozisyon tek başına maçın önemini, rakibin baskı kurduğunda ne kadar etkili ve güçlü olduğunu gözler önüne serdi. Youtube'da yer alan bir yorumu paylaşmışlar arkadaşlar. Son saniye pozisyonu için en anlamlı yorumu yapıp bırakıyorum: Topun izlediği yönü dikkatlice takip edin, Allah yazdığını göreceksiniz.

1 Kasım 2011 Salı

Garip


123 Gol Yetmez blog sayfasına koymuş. Bu dahice fikir kimin diye sormuş. Gerçekten komik. Ama burada söylenmesi gereken bir nokta daha var. O da Carvalhal'in sıfır ego sahibi olması. Elini de omzuna atmış. Helal olsun. Başkası yapar mı?

Hızlı hızlı giden yolcu...

Kapalıya Çakma Dolmuş Çakın Gardaşlar Çakın

Kapalı tribün ben lisede okurken efsaneydi. Orada olacak ve onların arasında maç seyredecek hele hele deplasman yapacak adamı tanımak, konuşmak uzaya adam göndermek gibiydi bizim için. Beşiktaş Göteborg maçı öncesi biz dersteyken dışarıda sallanan ve o akşam İnönü Stadyumu'nda da dalgalandığını tvden gördüğüm damalı Beşiktaş bayrağı benim hayatımın filminde fragmana girer:)

Benim ergen zamanımda bana hissettirdiklerini şu an bir yerlerde birileri hissediyorsa bu yazdıklarımın hiçbir anlamı yok elbet. Ama aradan geçen şu 14 senede bazı şeylerin yeri doldurulamadı. Bunda değişen hayat standartları, yaşam şekilleri de önemli elbet. Ama kaybolan şeyler hayatımızın en anlamlı öğeleri olunca dert ediyor insan kendine.

Bozulma bir anda dünden bugüne olmadı. Zamanla insanlar kapalı tribünde destek vermek yerine, Beşiktaşlı topluluk olmak yerine, birilerinin adamı olmayı tercih etti. Takıma bağırırken bir anda bir grubun parçası olarak hedefe ulaşmak için ikinci üçüncü halkada yer almaya başladı. Yan tarafın bağırdığına eşlik etmemekle devam etti. Kavgalarla korku imparatorluğu yaratıldı. Maça karı kovalamaya, alt katta güzel kız kovalamaya gelenler de oldu. Kombinesini büyük maçlarda satan da. Deplasmana turistik ziyaret yapar gibi giden de. Maç esnasında birinci halkaya yakın olup yurtdışı bedava deplasman kovalayan da.

Sonra hep eğlendikleri besteleri söylemekle doruğa çıktı. Makara yapmak takımı desteklemekten daha önemli oldu an geldi. Semtte içki masalarında olmak, maç öncesi ortam kurmak stadyumda Beşiktaş maçı izlemenin ötesine geçti. Parasını denkleştirip, kapalı tribün bileti alan adam dediklerimi daha iyi anlayacaktır. Senin için önemli olan yanındaki için önemli olmamaya başladı. Her besteye iştirak etme çaban yanındaki tarafından komik karşılandı. İçeride başka bir hava olduğunu anlayarak seneye kombine almak ve aslında senin dışında olduğun ortama girmek gibi aptal bir düşünce bile oluştu. Aslında doğru olan o kapalıya parasını denkleştirip girenin yaptığıydı. Yaş ile alakalı bir konu olabilir ama bugün öykünüp durduğumuz tribünlerin yaş ortalamasının çocuk olmadığını da söylemek lazım. İşinde gücünde adamım, yaşım bazı şeylere engel oluyor demek anlatmaya çalıştığım tribün adamı olmaya da engel değil.

Bugün kapalı tribüne bilet alamamış insanların oluşturacağı kapalı tribün bugünkünden 10 gömlek üstün olurdu. Bunun değişmiş olması insanın canını sıkıyor. Alkolü son haddine kadar alıp, sağı solu rahatsız edip, takımına 5 kuruş fayda sağlamayan, tribünde besteleri bile bilmeyen adamların kapalı tribünde sürüyle olduğunu anlatmaya gerek var mı hala bilmiyorum ama bu tribünün gerçek sahiplerinin dışarıda olduğu kesin. Bu duruma getiren Beşiktaş yönetimi. Çok pahalı fiyatlarla satılan kombineler bir ticari mal oldu taraftarlar için de. Taraftar da bunu satın alan bir müşteri. Saha içinde kendisine keyifli dakikalar yaşatan oyuncular da en değerli karşılığı. Maksat tribündeki adam ayağa kalkıp otursun. Skor tabelası çok önemli değil. Beşiktaş ikinci sırada. Keyif almaya geliyor, güzel bir hafta sonu etkinliği olarak görüyor. Beşiktaş hastası olduğu için değil. Tamam böylesi de gelsin. Hepimiz delirmeyelim ama deliren adamın alabileceği makul fiyatlar uygulayın kardeşim. Biletix'ten onlarca haftasonu etkinliğinden biri olarak seçilmesin Beşiktaş'ın kapalısı. Baskın olan bu olmasın.

Ben kapalı tribünde çıkan kavgaların öyle dedin, böyle baktın, şunu dedin bunu dedin diye çıktığını hatta kavganın ittin, üstüme çıktın diye peydah olduğunu da gördüm. Kavga verilecekse kapalıyı kapalı olmaktan çıkartan popüler kültür hastası kancıklardan kurtarmak lazım. Bu konuda hiç aklı selim olamıyorum. Stadyum yıkıldığında yönetimin kapalı tribünü nasıl konumlandıracağı şu an kapalıya hükmeden insanlardan belli. En azından kısa bir süre adam gibi destek verecek bir kapalı istiyoruz çok mu?

Yukarıda da bahsetmiştim halen varsa benim lise çağlarım gibi hisseden bu yazının hiçbir anlamı yok diye. Eğer varsa büyüdükçe insan kirliliği görüyormuş diye açıklayacağım kendime. Ama şu video ve röportaj farkı ortaya koyuyor.

http://www.zapkolik.com/88734/besiktas-kapali-tribun-trt.html

31 Ekim 2011 Pazartesi

Geç Kalmış Bir Beşiktaş-Fenerbahçe Yazısı

Fenerbahçe ve Sivas gibi iki farklı maçtan 4 puan çıkartmak sezon içerisinde çok da kötü bir tablo gibi durmuyor. Üstelik Sivas maçından bir puan Fenerbahçe maçından 3 puan çıkartmak da olası iken kimse ah vah diye hayıflanmasın. İki ileri bir geri demişti Rıdvan iki sene önce Beşiktaş için. Aynen o durum devam ediyor. Bir maç öncesi ile bir maç sonrası arasında devamlılık arz eden kötü noktalar halen varken iyi noktalar ara sıra kendini gösteriyor. Genelde böyle durumlarda futbolcu rotasyonu ile çare bulunur. Optimum fayda alınan kadrolardan birini oluşturamadık yıllardır. Bir tarafını düzelttiğiniz takımın diğer tarafının elinizde kalıyor olması anlaşılır gibi değil. “E hadi söyle nedir durum? Ne değişmeli?” diye sorana da tatmin edici cevabı veremiyorum. Fenerbahçe maçında üst düzey moral motivasyonun öne geçtikten sonra  “e şimdi ne yapacağız” noktasına geldiğini hissediyordum tribünden. Sorun takımın oyun içinde alternatif planı, alternatif oyunu kabaca b ya da c planını bir türlü kurgulayamamasından kaynaklanıyor. Öne geçen bir takımın neler yapacağını hele hele derbide bu ihtimalinde maç öncesi konuşulduğuna inanıyoruz ama sahada bir türlü göremiyoruz. Üst düzey motivasyonun yanına iyi oyunu da ekleyen Beşiktaş’ın skoru ısrarla lehine çevirdikten sonra yapması gereken zaten hepimizin malumu. Maç esnasında da hatırlatmak gerekirse gerisi kabak çiçeği gibi açılmış Fenerbahçe’ye son yumruğu vurmak kalıyor. Bunu bir türlü yapamayışımızın nedeni evet Quaresma idi. Rakibini karşısına aldıktan sonra fantezi üstüne fantezi denemesi farkı ikiye çıkartmaktan daha ağır basıyor. Taraftarın oley çektirmesi ile tribünlerde bu suça ortak. Fenerbahçe ile oynarken tek farklı önde oynayan takımımızı kendi kendimize rehavete atıyoruz. Burada kulübeye daha çok kızdığımı da söylemeliyim. Futbolun dili her yerde aynı. Öndesin. Derbi oynuyorsun. Daha var 20 dakika. İpe un seriyor takım. Belli ki yeterli görmüş, sallanan rakibini indirmek yerine oyunu soğutmaya ve tutmaya çalışıyor. Yani bunu söylemek için ne spor yazarı olmak lazım ne futbolcu ne de teknik direktör. Müdahale edilmeyen noktasının bedelini ödedik Fenerbahçe maçında. Yani ne kadar dövünsek azdır. Evimizde oynadığımız iki Fenerbahçe maçı sonuçları alakasız olsa da aynıdır. Ciddiyetsizlik Portekiz havasından demek kısmen doğru.  Ama hatanın hepsini oraya yükleyemeyiz.
Bir diğer canımı sıkan konuysa Fenerbahçe taraftarının yıka yıka stada girmesiydi. Burada tribünün algısı rezil olduk noktasında oluyor çoğu zaman ama eskidendi bu düşüncelerin gerçekliği. Şimdilerde stadyumda ne oluyorsa emniyetin rezilliğindendir. Beşiktaş taraftarı kendi sahasında ağır tahrik altında kalmış, buna rağmen sahaya bir Allah’ın kulu atlamamıştır. Bunda sporda şiddet yasasının ya da günümüz ülkesindeki “girdi mi çıkaman” zihniyetinin de etkisi büyüktür elbet.
Eskiden ota boka atlayan taraftarın bu tablo karşısında hepiniz O.Ç ile sınırlı kalması futbolun medeni tarafı açısından evet bir zaferdir ama tribün raconu kesenler için kocaman ayıptır. Hala var mı? Varsa kaç yaşında bu kardeşlerimiz bilmem.
Uzun bir aradan sonra ilk kez kapalıdan maçı takip ettim. Gerçekten alkol had safhada. Sürekli kavga. Takımı izlemek, desteklemek ve olayları takip etmek arasında gidip geldiği maç oldu benim için.
Van’a gönderilen atkılar ise günün kendi açımdan en önemli olayıydı. Maç çıkışı hala atkıların atışı gözümün önündeydi ama bir dialogla o da uçup gitti. Maçtan atkıyla çıkmak gerçekten tuhaf ama vardı birkaç kişi. Belki de iki tane alıp birini boynuna taktı bilemiyoruz ama alkollü olduğunu sandığım biri boynunda atkıyla maçtan çıkan adama faşist dediJ Adam sadece üşüyordu. Dönmedi bakmadı bile. Sonra etrafıma baktım. Sadece atkı takmayan o değildi. Başkaları da atkılıydı. Sarmış çıkmış maçtan. Sanırım en zayıfıydı lafı yiyen.

25 Ekim 2011 Salı

Mersin Gerçekten Bir İdman Yurdu

Beşiktaş'ın Mersin İdman Yurdu karşısında D.Kiev'den farklı olduğu açık. Ancak burada rakiplerinizin direnci belirleyici olduğu için umut vaat eden bir futbol oynandı demek çok iyi niyetli bir yorum olur. Beşiktaş'ın orta sahada hiçbir baskı görmemesine rağmen oyunun belirli dakikalarında Mersin İ.Y'nun ablukasını kıramamasını açıklamak da zor tabii.

Necip, Ernst ve Veli Kavlak'ın birlikte oynaması belki de geçtiğimiz 7 hafta içerisinde en iyi orta saha görüntüsünü verdi. Daha çok koşan ve mücadele eden bir takım görüntüsü verilmesinin baş kahramanları da bu üçlüydü. İsmail Köybaşı ile Hilbert'in muhteşem ileri çıkışlarını ise yine rakibin o alandaki oyuncularının çok rahat ileri çıkabilmelerine bağlıyorum. Yerinde olmayan beklere karşı İsmail her daim başarılı olabilir ama yerinde duran, olması gereken yerde bekleyen beklere karşı İsmail'in ikiye bir yapacak adam ihtiyacı hep olacak. Hilbert ise bu takımın en iyi beki bence. Her maç 11'de yer bulmalı. Yabancı sayısına takılmadığı takdirde vazgeçilmezi sağ bekin.

Egemen ise bu sezonun yıldızı olacak gibi duruyor. Zannediyorum şu an ligde her takımın 11'inde oynayabilir. Sezonun en iyi transferi oldu. Ben Ferrari'den ne farkı var diyordum ama yanılmışım. Farkı yüreğiymiş. Can-ı gönülden oynuyor. İyi niyetinin yanında oynadığı alanın da hakkını veriyor.

Simao için hala sabrediyoruz. Bildiğimiz ve geldiğinde kendisinden beklentilerimiz halen karşılık bulmadı. Oynayacak ama ne zaman belli değil. Ne sorunu var acaba?

Quaresma ise ekstra bir oyuncu olduğunu her zaman gösteriyor. Her hareketiyle sağı solu bitmiş tamamlanmış takıma tat katar ama Beşiktaş gibi gerisi ilerisi oturmamış takımlar için rus ruleti. Fenerbahçe maçında yine en büyük beklentimiz o olacak ama takım oyunu oynayamasını beklemek hayalcilik. O eğer takım oyunu oynayabilseydi Mourinho'nun Real Madrid'inde idi.

Ve genç(!) Edu. Ben bazen hiç futboldan anlamadığımı düşünüyorum inandığım adamlar hayal kırıklıklarına devam ettikleri zaman. Edu'dan Bobo olur mu diye düşünmedim değil. Olur diyordum. Dün bir pozisyonda fevk ile geçişi tam Bobo hareketiydi. Maçın sonlarına doğru Mersin İ.Y defansında topla buluşması ve dönüşü bana yine anımsattı. Yine Edu gibi bir zamanlar Higuain'den de çok ama çok umutluydum. Eğer Kadıköy'de Batuhan pası verseydi ve onun golüyle galibiyet alsaydık bugün -evet halamın .aşşakları mevzu ama- Higuain'den başka türlü bahsetmemiz mümkündü. Kelebek etkisine feci inanan ve ufak şeylerin ileriye dönük büyük değişikliklere sebebiyet verdiğine takmış durumdayım. Yine konumuzla alakasız da olsa Baros'un Kocaelispor maçında kaçırdığı penaltının Skibbe'nin Eskişehir'in başına gelmesine kadar silsile oluşturduğuna inanıyorum. 5-2 bitmişti ve Taner Gülleri şov yapmıştı. Hafızam yine yanıltır mı sanmıyorum. Kontrol etmeden yazıyorum.

Velhasıl Edu'nun ben hala evet hala iyi işler çıkartacak potansiyeli olduğunu düşünüyorum. Bu konuda evet çok iyi niyetliyim. Kariyerinin en iyi sezonunu bizde geçireceğini umuyorum. Tabii Edu'ya bu kadar inanan bir insan Mustafa Pektemek gerçeğini ve Edu'dan daha yetenekli olduğu noktasını es geçmez. Mustafa Pektemek hem Simao'nun hem de Holosko'nun altenatifi gibi kullanılabilir ve bu üçlüyü birbiriyle rotasyona sokarak Simao'nun da canlandırılacağını düşünenlerdenim. Dün hep doğru yerde olduğunu dikkatli gözler kaçırmamıştır. Pektemek bugüne dek Bebe ve Almeida'nın yokluğunda daha güzel işler yapmalıydı ama bu yapamayacağı anlamına da gelmiyor.

Evet herkese her oyuncuya boncukları dağıttık. Sivok için bir şey yazmadım. Adam istikrar abidesi. Bir de Cenk için. Cenk'in iyi kaleci olmak için yolu var. Tek şanssızlığı Beşiktaş'ta oynaması. Başka bir takımda olsa çok çabuk tecrübe kazanacak Milli Takım yoluyla. Oğuz Çetin'in anti Beşiktaş duruşunun bu çocuğun da gelişimine sekte vurduğunu düşünüyorum. Hatta buraya Necip'i de ekleyebiliriz. Yekta ve Sabri'nin orta saha oynadığı, Mert Günok'un yedek kaleciliğini yaptığı Milli Takım nimeti bizim gençlere bir türlü uğramıyor.

Evet boncuklar Mersin karşısında güzel güzel dağılır ama Veli Kavlak Fenerbahçe karşısında forma bulur mu? Ernst ve Necip'in abi kardeş ilişkisi Fernandes daha tecrübeli ve Fenerbahçe maçı büyük maç diye bozulur mu göreceğiz.

Yardımlaşma ve mücadele denen şeyleri Fenerbahçe karşısında ama Fenerbahçe'den daha çok yapmak mümkün olur mu? Hep soru işareti. Ziegler'in derinlemesine aynı çizgideki Stoch'a, Stoch'un merkezdeki Alex'e, onun da bindiren Ziegler'e orta yapma imkanı sağlayacak pası atacak ezberlenmiş Fenerbahçe kurgusuna ve Aykut Kocaman'ın merkezden kanatlara Motto'suna ne yapılacak göreceğiz.

Fenerbahçe'de sürpriz yok. Bütün sezon bunu yapıp duruyorlar. Her maçta da rakiplerine üstünlük sağlıyorlar. Orta sahada rakibin daha çok koşmasına ve pas yapmasına imkan vermiyorlar ve enteresandır uzun zamandır Fenerbahçe rakiplerini eziyor bu anlamda.

Ben yine kendi sahasına kapanan, Dinamo Kiev maçında acz içinde kalan çıkamayışlarımızı bekliyorum Fenerbahçe maçında. Belki o kadar kötü bir görüntü olmayacak ama kabullenen bir Beşiktaş'ı göreceğiz gibi. Buradan Beşiktaş maçı kaybeder anlamı çıkmasın ama daha iyi oyun anlamında çok geride olduğumuzu söyleyebiliriz.