Şenol Güneş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şenol Güneş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Temmuz 2015 Cumartesi

Kaleden Kaleye - Şenol Güneş


01.08.1987... Yazın ortası ve futbolsuz geçen günler. Yaşım henüz on. Futbolu yeni yeni sevmeye başlıyorum çocuk akıllı. Babam Trabzonlu, ben Zeynep Kamil doğumlu Trabzonsporlu. Sevdiğim futbolu radyolardan dinliyor, gazetelerden biriktiriyor, televizyonlardan dakikalara sığdırırak izliyorum ancak. Tribünlere adım atmışlığım, yeşili görmüşlüğüm yok. Komşumuzun oğlundan ödünç aldığım bordo-mavi bir bayrak, pazardan alınma 11 numara bir forma ve anneme yalvar yakar diktirdiğim aynı renklerdeki bir süveterle yaşıyorum renklere olan aşkımı. Doğduğum yılın şampiyonu Trabzonspor, son iki yılın Galatasaray, stat Fenerbahçe.  Şenol Güneş futbola veda ediyor...

Babam elimden tutup malum köfte kokularının arasından geçirerek numaralı tribününe doğru ilerliyordu. Ben o zamanlar maraton, numaralı vs farkından çok televizyonun çektiği kısım olarak biliyorum tribünleri. Tabiatıyla Trabzon tarafına geçmek üzere muhtemelen bir bilet alarak içeriye atıyoruz adımlarımızı. Merdivenleri çıkarken artan kalp atışlarım ve zeminin yeşilini görmeye yakın artan tezahürat sesleri sanırım hayatım boyunca kulaklarımda yankılanmaya devam edecek. Santra çizgisini ortalayarak bir yere konuşlanmıştık. Sahada ısınan futbolcuları tanımam güç olsa da jübilesi olan Şenol Güneş tek seçebildiğim isimdi. Tek tek tribünleri dolaşırken, rakip siyah-beyazlılar da onu alkışlıyordu.
Rakip dediğim de Şenol Güneş'in, adına jübile denilen bu dostluk maçına çıkan Beşiktaş'tan başkası değildi. Tribün hayatımın ilk tezahüratı "Hamdi buraya, yumruk havaya" olurken, yaratıcılıktan uzak Trabzonspor taraftarı karşısında hemen yan tarafımızda ve karşı çaprazımızda bulunan adamlar (o zamanlar tribündeki yaş ortalaması şimdilerin çok üstünde) oldukça renkliydi. İlk on dakika oynanan futbolu izledikten sonra 90 dakikadan saha içine ait aklımda kalan sadece iki şey olmuştu. İlki ve en etkileyicisi maçın onuncu dakikasında hakemin düdüğüyle beraber fileleri öpen Şenol Güneş'in omuzlara alınması ve sahanın ortasına inen helikopterle maçtan ayrılması idi. İkincisi de nedense benim aklımda hep Sinan Engin olarak kalan ama yıllar sonra internetteki araştımalarımda Zoran İvsic olduğunu öğrendiğim futbolcunun gördüğü kırmızı kartla oyundan atılmasıydı. Tribünlerden yükselen "Ayı Sinan!" sesleri yanlış hatırlamama sebep olsa gerek.

Maçı Beşiktaş Feyyaz'ın üç, Saffet Sancaklı'nın bir golüyle 4-1 kazanırken, Hami'nin golünü de görmek nasip olmuştu ilk maçımda. Ben alınan mağlubiyetten çok Şenol Güneş'in duygusal vedasına hüzünlenirken, maçtan çok seyrettiğim yan tribündeki coşku ve yaşadığım duygu karışıklığı ile stattan ayrılmıştık...

Babamla bir iki Trabzon maçına daha gittikten sonra ısrarlarım sonucu yine aynı statta ve yine yanlış (!) tarafta Fenerbahçe-Beşiktaş maçı daha izlemiştim. Bu defa maraton tribünden izliyordum Beşiktaş'ı ve Beşiktaşlıları yandan yandan. Ferdinand'ın golüyle sevince boğulan binlerce renktaşıma son kez uzaktan bakışımdı bu maç. Trabzon sevgisini ayrı bir yere koyarak sevdamın adını koymanın vakti gelmişti adam akıllı. Bu yüzdendir ki tek yapamadığım tezahürattır "Beşiktaşlı olunmaz, Beşiktaşlı doğulur!"...

Seneler içinde örgü ipler, bayraklar, atkılar, şapkalar, formalar, kombineler, üyelikler vs derken hayatımızın orta yerine, gönlümüzün baş köşesine oturdu Beşiktaş. Çok sevdiğimiz futbolu oynarken de izlerken de üzerimizde, dilimizde defalarca döndü durdu. Sevindirdi, üzdü, yordu ama hiç sönmedi sevdasının ateşi.

Son iki senedir sistemin dayatmasını kabullenemeyişimizden ötürü uzak kaldık tribünlerden. Özledik deli gibi ama o eski günlerin tadı da kaybolmuştu gitgide. Tek tük gittiğimizde içlerinde ama kenarda köşede izledik maçı da olan biteni de.  Yaşımız mı geçiyor yoksa her şey gibi bu da değişiyor ve biz mi alışamıyoruz bilmiyorum.

Ben Beşiktaş tarihinin en başarılı teknik adamlarından birini Rasim Kara sayarım. Malesef ülkemizde de prim yapan başarının tek bir ölçüyle değerlendirilmesi futbol içinde geçerli. 1996'da Milli Takım düzeyinde yakalanan başarı sonrası Fatih Terim Galatasaray'ın , Rasim Kara da bizim takımın başına geçti. Beşiktaş lig tarihindeki en golcü sezonunu onunla yaşarken, Avrupa Kupalarında da turları bir bir atlamıştı. Oynattığı futbol hem göze hoş geliyordu hem de sonuca gidiyordu. Başarı şampiyonluk ise sabredilmeliydi ama olmadı. Kendisi kalecilik, teknik adamlık kariyerlerinden sonra son mali kurul da divan üyesi olarak kürsünün arkasındaki masada yer alarak Beşiktaş'ımıza hizmet etmeye devam ediyor sessiz sedasız. Sessiz sedasız adamların başarısı da konuşulmuyor maalesef. Sesi çıkanların başarısı göz önünde oluyor. Şenol Güneş de bunun en dikkat çekici örneklerinden. Final kazanamayan hoca olarak anılıyor kimilerince ama kimse kimlere final oynattığından bahsetmiyor. Karizması yok denilerek eleştiriliyor ama egosu dağları aşanlar karşısında düğmeler ilikleniyor. Konuşması, lehçesi belki eleştiriliyor ama kelimelerinin yan yana gelerek oluşturduklarını irdeleyenler yok. Yaptırdığı transferler beğenilmiyor ama yoktan var ettiği isimler göz ardı ediliyor. Kendisinin en güzel sözlerinden biri de "Bizim zamanımızda açlar oynar, toklar seyrederdi, şimdi toklar oynuyor açlar seyrediyor". Tok adama top oynatmak zor iş. Bunu becerebilen adamdır Şenol Güneş. Maddiyata önem vermediğine inanırım. Futbolu sevdiğini hissederim. Dürüstlüğüne gönlümce kefilim. Gelgelelim efsane başkanımız, rahmetli Süleyman Seba'nın söylediği "iyi insan olmadan iyi Beşiktaşlı olunamayacağı gibi, iyi insan olmanın da iyi teknik direktör olmaya yetmeyeceğinin aşikar olduğunu gördük geçen sezon. Severek ayrıldık Bilic'le. Şimdi adamlığıyla Beşiktaşlılığa yakışacak olan bir hocamız var. Trabzonlu doğdu Beşiktaşlı oldu. Başarılı olacak mı bekleyip göreceğiz. Ben futbolun kaleden kaleye taktiksel olarak daha iyi çözüleceğini düşünenlerdenim. Oynarken oyunun izlenebildiği tek mevkidir kale. Şenol Güneş hem kendi şanssızlığını kıracak hem de Beşiktaş'ın son yıllarda alışılagelmiş üçüncülük sendromunu sonlandıracak kişi olacaktır. Fenerbahçe ve Galatasaray'ın sansasyonel transferleri karşısında sessiz kalan Beşiktaş'a eminim ki kimse bu şansı vermiyor şu anda.

Kaleden kaleye topu sürmek zordur. Tek vuruşla kaleye ulaştırmak da o kadar kolay değildir. Her ne olursa olsun iş, topun o kaleye girmesiyle sonuçlanır. Kaleyi bilen kaleyi fetheder.



27 Ocak 2010 Çarşamba

Bir Kupa, İki Hoca

Bizim maçtan sonra Mustafa Denizli ne dedi bilmiyorum. Çok da önemi yok zaten; muhtemelen beklenmedik şekilde erken veda ettiğimizden ve artık bütün konsantrasyonumuzu lige vereceğimizden dem vurmuştur. Kupa için yola devam eden iki favori takımın hocasının bu akşamki maçlardan son canlı yayında söyledikleriyse oldukça ilginçti. Trabzonspor'un hocası Şenol Güneş bu hava ve saha koşullarında maçın oynanmasına isyan ederken, "Maçı kazandık ama bu akşam bana göre ligi kaybettik, bu saatten sonra bu sahada artık top oynanmaz" dedi. Haklıydı çünkü ağırlaşan zemin doksan dakikanın sonunda kolay kolay onarılamayacak hale gelmişti. Galatsaray'ın hocası F. Rijkaard ise Dos Santos transferiyle ilgili soruyu "Eğer doğruysa iyi bir haber" diyerek cevapladı. Buna şaşıran spiker çevirmene haberin resmi internet sitesinden yayınlandığını anımsatsa da Rijkaard'ın bu olaydan bi haber yorumları şaşırttı hepimizi.

6 Aralık 2009 Pazar

"Düzgün" Bir Adam Portresi


Aynı derede 2 kez yıkanılır mı sizce?? Biz 4. kez yıkanmaya başladık bile Şenol Güneş'le.
Şenol Güneş Trabzonspor tarihinin tartışmasız en büyük efsanesidir. Gerek kalecilikteki başarısıyla (gol yemediği 1.112 dakika hala Türkiye'de geçilememiştir, Dünya'da bu alanda yapılan sıralamada da hala ismi geçmektedir), gerek takımın kazandığı 6 şampiyonluk kupasının ve sayısız kupanın tamamında kaledeki isim olmasıyla, gerek 3 defa çalıştırdığı Trabzonspor'da en yüksek galibiyet yüzdesi tutturan hoca olmasıyla..
Trabzonspor kariyeri dışında 2 önemli durağı oldu Şenol Güneş'in teknik direktör olarak; milli takım ve FC Seoul. Milli takımı 2002 Dünya Kupası ve 2003 Konfederasyon Kupasında 3. yapmıştır ancak özellikle Dünya Kupası döneminde şakşakçı İstanbul-Terim medyasına bir türlü yaranamamıştır. Şu anda dahi kendisini Türkiye futbol tarihinin en apoletli hocası yapan Dünya 3.lüğü derecesini medyanın çoğunluğu bir türlü hazmedememiştir. Buna karşılık o yıl UEFA tarafından yılın teknik direktörü seçilmiştir.
Küçük beyinli spor medyası tarafından halkın diline sakız edilen "Avrupa takımıyla oynamadan 3. olduk" bahanesi ise kargaların bile güleceği cinstendir. Yunanistan 2010 Dünya Kupası'nda Arjantin-G.Kore-Nijerya'nın olduğu grubu geçip hiç Avrupa takımıyla oynamadan Dünya 3.sü olsa, aynı insancıklar Otto Rehagel'i Dünya'nın en büyük hocası yaparlar muhtemelen.. Çünkü onlar işlerine geldikleri zaman sonuçlarla, işlerine gelmediklerinde ise sebeplerle ilgilenirler.
FC Seoul macerasını ise çok yakından takip etme imkanı bulamadık ancak 2 senedir en kritik maçlarda yedikleri son dakika golleriyle şampiyonluğa gidemediler,bu sene de lig sonrasındaki play-off ta penaltılarla kaybederek çeyrek finalde elendiler. Ancak insanların onu havaalanından ağlayarak uğurladıkları sahne gözümüzün önüne geldiğinde, orada nasıl bir iz bıraktığını kolaylıkla anlayabiliyoruz.. Tabi skor medyasından bunu anlamalarını, ve Şenol Güneş'in orada Türkiye'yi ve Türk insanını nasıl temsil ettiğini, orada ne kadar mükemmel insani ilişkiler kurduğunu konu etmesini, bununla ilgili haberler,araştırmalar yapmalarını beklemiyoruz. Simon Kuper'in kült kitabı "Football Against The Enemy"'nin Türkçe çevirisinde söylendiği gibi; "Futbol Asla Sadece Futbol Değildir" ancak bunu bizim medyamız maalesef anlayamaz.
Gelelim "Trabzonspor'da ne yapar?" sorusuna. Bu kadar methiyeden sonra Şenol Güneş'i dünyanın en iyi teknik direktörü olarak kabul ettiğimi falan düşünmeyin. Her ne kadar mevcut şartlarda tüm camiayı kenetleyecek tek isim Şenol Güneş olsa da (geldiğinden beri camiadaki pozitif havayı takip edenler bilir. Dünkü mali kongrede 94.5 Milyon TL borcun ibra edilmesinin en önemli sebeplerinden birisi bu pozitif havadır, zira Nuri Albayrak zamanında 30 Milyon TL'lik borç ibra edilmemişti), ben artık bu işten sıkıldım. Birileri piyon olarak geliyor gidiyor, arada Şenol Güneş geliyor, diğer Trabzonlu hocaların isimleri geçiyor. Bir süre sorna onlar da gönderiliyor..
Şimdi de deniyor ki "Şenol Güneş'i Trabzon'un Ferguson'u yapacağız". Bunu yapabilmek için öncelikle Manchester United'ı yönetenler kadar profesyonel insanlara ihtiyacımız var, futbol takımıyla alakalı olarak teknik direktörden çok konuşan asbaşkanlara değil.
İşin traji komik tarafı ise, "Şenol Güneş'i Trabzon'un Ferguson'u yapacağız" diyen insanlarla geçen yılki hedefi Avrupa Kupalarına katılmak olarak belirleyip bunu hemen hemen garantileyen takımın başındaki Ersun Yanal'a son 5 hafta tahammül edemeyip, görevine son vren insanların aynı olmaları.. Nasıl inanalım ki şimdi.. ?
Çok uzattım sanırım. Lafın özü; Şenol Güneş kusursuz bir teknik direktör değildir ancak kusursuza yakın bir adamdır. Bu ülkede daima üvey evlat muamelesi görmüştür. İnsan olarak çok sevsem ve Trabzonspor'da birçok teknik adamdan daha başarılı olacağını düşünsem de başkanın bile açıkça ve utanmadan söylediği "Şenol bizim evladımızdır; gel deriz gelir,git deriz gider" mantığından dolayı hayalimdeki Trabzonspor teknik direktörü değildir. Zira biliyoruz ki sözleşmesinde 5 Milyon USD tazminat yazsa da yönetim ona git derse Şenol Güneş gerçekten de 5 kuruş almadan gider, çalışırken de giderken de camiayla ilgili bildiklerini, sorunlarını asla kamuoyuyla paylaşmaz, hepsini içine atar. Bu böyle gelmiştir böyle gider.
Biz Vahid Halilhodziç'i bunun için sevdik, tüm gerçekleri yüzümüze çarptığı için.. Bana göre Trabzonspor'un başarısı da o tarz bir hocadan ve o tarz bir hocayla çalışabilecek bir yönetimden geçiyor ancak o tarz bir yönetimi Trabzonspor'da görmemiz neredeyse imkansız.
Şenol Hoca'ya başarılar. Her ne kadar öyle olacağına inanmasam da üstün insani vasıflarından doalyı Trabzonspor bir gün şampiyon olacaksa takımın başında onu görmek isterim..