Ricardo Quaresma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ricardo Quaresma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Temmuz 2015 Pazar

Kim Yedi?

Akranlarımın da forma numaralarıyla tereddütsüz ezbere sayacağı tek bir kadro vardır sanırım; 1-Engin 2-Recep 3-Kadir 4-Gökhan 5-Ulvi 6-Şenol 7-Feyyaz 8-Rıza 9-Mehmet 10-Ali 11-Metin... Kadronun tam ortasındaki numaranın sahibi zaman zaman değişse de diğerleri yıllarca aynı numaralarla yan yana oynadılar ve  sırtlarında yazmayan isimleri, milyonların hem hafızalarına hem de gönüllerine kazıdılar. O zamanlar sezon başı TFF'ye forma numaraları ve karşılığındaki isimleri bildirme işleri yoktu. Maçtan önce kesinleşerek
telefona gelen kadrolar da. Sahaya konfetiler
arasında çıkan takımın kimlerden oluştuğu ancak santraya dizilerek tribünleri selamladıklarında belli oluyordu. Gözler belirli isimleri anında tanırken, bazıları sağdaki soldakilerden alınan teyitlerle oluşturuluyordu; "Yedi kim yedi?"

Forma numaraları da mevkilere göre belirlendiği için saha içindeki dizilim ve özdeşleşme de kendiliğinden
gelişiyordu haliyle. Yıllar sonra modernleşen ve endüstriyelleşen futbolda formalar da armanın  dışında daha çok reklam ve isimler barındırmaya başladı üstünde. Eskiden 'Metin'in giydiği Beşiktaş forması' diye dillendirilirken artık 'Quaresma forması geldi mi?' diye sorulduğunu dahi duyduk . Halbuki sadece tribünlerde değil, her yerde söylemişizdir aşkımızın renklere olduğunu.

İlk gelişinde ona eşi benzeri görülmemiş bir karşılama töreni düzenlenmişti. Yazın İstanbul'da kalan çoluk, çocuk, teyze, amca değil bütün Beşiktaş tribünü oradaydı resmen ve uzun zamandır bu formayla görmek istediği adama hoş geldin diyordu. Çok mutluydu tribündekiler ve beklentiyi güzel bir sezon geçirmesinden ziyade Fener'e geçirmesini dileyen tezahüratlarla iletiyordu. Herkes kadar mutlu olmayan bir kişi vardı belki de; Beşiktaş'a büyük umutlarla transfer edilen ama yaşadığı talihsiz sakatlık sebebiyle yeni sezona başlayamayacak olan Rıdvan Şimşek. Ya onayı alınarak ya da ikna edilerek giydiği yedi numaralı forma yeni transfere verilmişti. Hatta statta yapılan imza töreninde temsili bir devir teslim de yaşanmıştı. Tribünler bu forma takası esnasında çılgınca alkışlarken, yardımcı oyuncu konumundaki Rıdvan da saha içinde koltuk değnekleriyle ayakta durmaya çalışıyor, elleriyle verdiği yedi numaralı formanın karşılığında aldığı formaya bakıyordu. Yetmiş yedi yazıyordu sırtında ama renkler de göğüsteki arma da aynıydı...

Şimdi bizim deli oğlan geri döndü. Yedi numara bu sefer bir başka deli oğlanda. Karşılama töreni yok ama devir teslim töreni olacak mı bilemiyoruz. Bir sene sonra kimin Beşiktaş'ta kalacağı, kimin gideceği de belli değilken ve hatta eninde sonunda herkes bu takımın formasını terlettikten sonra gidecekken böyle numara çekişmeleri bence çok gereksiz. Kimi zaman yapılan bazı numaralı formaları emekliye ayırmanın gereksizliği gibi. Kalıcı olan armadır, ve süslediği formadır. İsimler de numaralar da onlarla anlam bulur. Şimdi Quaresma gelince kim yedi olacak sorusu cevap arıyor ama maziye dönüp baktıkça Feyyaz'dan sonra kaç tane yedi kalmış akıllarda, sayarken zorlanıyoruz. Kimsenin de hakkını yemek istemem ama yaşım icabı Feyyaz'dan sonra Ahmet Dursun'u çağrıştırır bana yedi numara. Öte yandan Dentinho da yedi idi desem kim hatırlar mesela? Ya da Amokachi izleyen izlemeyen hemen herkes tarafından bilinir ama numarası? On bir mi, on dört müydü diye sorsam?
 
Ben yıllardır aldığım formaların arkasına kendi ismimi bile yazdırmadım. Dolapta yedi numaralı bir 'Quaresma formam' yok yani. O yüzden kimin hangi numarayı giyeceğine değil, ne yiyeceğine bakarım. Numaradan ziyade formanın hakkını verip kazandıklarıyla helal mi yiyorlar yoksa Beşiktaş'ını hakkını yiyip, bizlere tırnak kendilerine de bazen küfür mü yediriyorlar. Beklentimiz siyah beyazlı formamızla yediden yetmişe güzel günler görmek elbette. Yoksa rakamların önemi yok.

17 Nisan 2012 Salı

Bakma Sen

Herkes baksın sen bakma hakeme öyle. Ernst baksın, Hilbert baksın. İsyan da etsinler. Sen ardına bile bakmadan git soyunma odasına. Formanı çıkart ve önüne koy. Düşün hele o adamlar neden sahaya atladılar acaba? Neden çıldırdılar ve kendilerini kaybettiler? Haksızlığa tahammül edemedikleri için mi acaba? Pekiyi sen dönüp kendine baktın mı hiç? Senin bu performansın haksızlık değil mi? Artistliğin on numara futbolun dört buçuktan beş. Dün hakemin kırmızısından yırttın belki ama tribün yapıştırdı anında.

Kağıt üstünde kıskanılası isimlere sahip, masa başında esamesi okunmayan bir takım. Deplasmanlarda kıyım kıyım kıyılan, kendi sahasında yok sayılan bir takım. Şampiyonluktan kopunca bonkörleşen bir takım. Ve bu takımı bu hallere getirip de kayıplara karışan bir yönetim. Dün gece belki de bardağın taştığı son damla gibiydi. Hani iğneyi kendine çuvaldızı başkasına batırmak lazım ya; bizim her yerimiz iğnelenir olmuştu epeydir. Dün de batırdık işte. Her anlamda.

Sabote etmemek lazım zira hala kovalanan bir UEFA Avrupa Ligi var. Dördüncü olup da alttan gelenle oynanacak final maçına işi bırakmamak için kazanmaya başlamalıyız. Birilerini, puanları ve değerlerimizi...

13 Ocak 2011 Perşembe

Q7 Pass-at


Gol sonrası çekilen bu sevinç fotoğrafı çok güzel. Takımın neredeyse tamamı kucaklaşmış. Yıldızlar, sistem, teknik, taktik hepsi bir kenara, başarıya giden yolda en önemli unsur takımdaki birlikteliktir bence. En eskisinden en yenisine, yabancısından yerlisine o formanın altındaki her futbolcunun alın teri var dünkü galibiyette. Bu böyle devam ettiği müddetçe de bu sene şampiyonluk veya Avrupa'da başarı gelir mi bilmem ama gelecekte güzel günlerin geleceği aşikar.

Dün maçı izleyen herkesin hem fikir olduğu durum Beşiktaş'ın hücumda star, savunmada sıçar pozisyonda olduğuydu herhalde. Guti'nin önderliğinde gelişen ataklarda gole adım adım yaklaşırken ceza sahasına giren herkesten gol bekledik. Defanstaysa bunun aksine Manisalıların her kaleye yönelişinde endişelendik. Gollerde Cenk'in yapabileceği bir şey yokken, özellikle ilkinde karşı karşıyada bence başarılıydı, bir ofsayt taktiği vakası bir de boş bırakılan koridor davası yüzünden işi zora soktuk.

Dünkü maçta göze çarpan bir unsur da Quaresma'nın topu her ayağına alışında fantasik hareketler yapma arzusuna yenik düşmesiydi. Kaleyi gördüğü yerden vurması ve bazı zamanlarda topla çok oynaması, alınabilecek muhtemel bir beraberlik sonrası eleştiri oklarına maruz kalmasına sebep olabilirdi. Kötü bir gününde bile saniyede beş adam eksiltmesi, sıfıra inip top kesmesi, trivela ve rebona ile adrese teslim pasları onun standardı oldu artık... Allah nazardan saklasın.

19 Ağustos 2010 Perşembe

Oradaydım

15 Ekim 2002.. Yağmurlu bir İstanbul gününde akşam saatlerine yaklaşıyoruz. O dönem üniversitede okuyorum ve o gün de üniversiteden bir arkadaşımla Şişli'deki TÖMER'de İngilizce kursuna kayıt yaptırıyoruz. Çıkışta arkadaşımı İnönü Stadı'nda oynanacak olan Ümit Milli maça davet ediyorum, zira o dönem öğrenci olmanın da verdiği avantajla gidebildiğim kadar çok maça gitmeye çalışıyorum. Hava çok yağmurlu,arkadaşım gelmek istemiyor. Israrcı olmuyorum ve tek başıma tutuyorum İnönü'nün, daha doğrusu Kapalı'nın yolunu.


O dönemde A Milli takımın çektiği grup kuraları Ümit Milli Takım için de geçerli. Dolayısıyla grubumuzda İngiltere,Slovakya ve Makedonya var. A Milli Takım'ın grubunda 5. takım oalrak Liechtenstein varken 2004 Avrupa Şampiyonası ev sahibi Portekiz'in ümit milli takımı da Liechtenstein'ın yerine bizim gurubumuzda.. Yani zor bir gruptayız.. Ve o akşam da rakip Portekiz..





Roberto Rossetti'nin yönettiği maçta kadrolar şu şekilde;

Türkiye: Volkan Demirel, Fatih Sonkaya, Suat Usta, Servet Çetin, İbrahim Toraman, Uğur İnceman, Selçuk Şahin, İbrahim Yavuz (87 İlhan Özbay), Kemal Aslan (80 Sinan Kaloğlu), Hüseyin Kartal (71 Beyhan Sümer), Tuncay Şanlı TD: Raşit Çetiner

Portekiz: Filipe, Sergio (29 Makukula), Ricardo Miguel, Eduardo, Costa, Bosingwa, Cardoso, Mendes (75 Carlos Jorge), Jorge Miguel (71 Jose Miguel), Ricardo, Manuel TD: Rui Caçador

Portekiz kadrosuna dikkatlice bakınca şu an büyük tkaımlarda oynayan birçok oyuncu olduğunu görüyoruz, hatta Makukula bile var(mış).

O güçlü Portekiz'i inanılmaz bir maç sonunda,son 30 dakikayı 10 kişi oynamamıza rağmen 4-2 yeniyoruz. O akşam İnönü'nün kapalısında izlediğim maç hayatımda izlediğim en iyi maçlardan biri olarak hafızama kazınıyor. Maçla birlikte Portekiz'in 2 ümit milli oyuncusu da..Ve adını bilmediğim o 2 futbolcunun isimlerini sonraki gün gazetelerden öğrenip takip etmeye başlıyorum.

Portekiz'in 2. golünü atan 11 numaralı Manuel, bildiğimiz adıyla Helder Postiga..

Ve Portekiz'in attığı 2 golün de asistini yapan, inanılmaz çalımlar atan,inanılmaz ortalar yapan, henüz 19 yaşındaki Ricardo, bildiğimiz adıyla Ricardo Quaresma...

İnönü'deki "Volkan Demirel & Ricardo Quaresma" düellosu, ikilinin o stattaki ilk düelloları olmayacak...