Spor Basını etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Spor Basını etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Haziran 2010 Salı

30 Mart 2010 Salı

Sergen Yalçın Demiş

"Bu derbiyi izlerken ilk defa futbolu bıraktığıma üzüldüm. Bu futbol standartlarında 40-42 yaşına kadar oynarmışım.
.Bu maça esir edilen milyonlarca futbolsevere yazık"
28.03.2010 GS-FB maçı için

16 Mart 2010 Salı

Tarihe Geçen Gaflar

ERCAN TANER: "Beşiktaş bu akşam bir golü üç puanla aldı!"
- Üç golü bir puanla almaktan iyidir :) -

Not: Devamı için http://www.sporx.com/fotogaleri/?frm_id=9282&resim=40

12 Mart 2010 Cuma

10 Milyon Euroluk Ferrari

Sabah evden çıkmak üzere hazırlanırken bir kulağım da NTVSpor'daki 7/10 programında. Murat Caner, Ferrari için Roma'nın 10 milyon Euro'yu gözden çıkardığı haberini aktarıyor yanındaki Tayfun Bayındır'a. Bayındır'ın yorumu 'Hemen satarım'.
.
Sene başında 4 milyona alınan bir defans oyuncusunun bu denli yüksek bir karla satılmasının son derece mantıklı olacağını ve bunun iyi bir fırsat olduğunu söylüyor. Beşiktaş'ın kadrosunda iyi defans oyuncuları barındırdığını ve seneye yine daha düşük maliyetle alınacak bir defans oyuncusu ile açığın kapatılabileceğini iddia ediyor. Murat Caner ise Ferrari'nin yokluğundaki defans hataları sonucunda yenen goller ve kaybedilen puanlardan bahsediyor. İkisi de haklı, karar vermek zor. Bir de onlarca yanlış transferi arasında bir inci gibi parlayan Ferrari'nin yerine gelecek olanın Gordon Schildenfeldvari biri olma olasılığını düşününce riske girmek hepten macera da olabilir.

22 Şubat 2010 Pazartesi

Tuvalet Kağıdı Lazımmış (!)


Dünkü maçta hepimizi heyecanladıran pozisyon malum, Holsoko'nun kafa şutunda Leo Franco öyle iki hamle yaptı ki biz tribünde birbirimizi yedik ama O golü yemedi. Maçtan sonra piero denen aletten göstermişler LigTv'de ve topun tamamının geçmediği görülmüş. Bugün gazetelerde de hemen hemen herkes hemfikirken biri 'gol' diyor. Kim mi? Lig Tv'den yol alan Erman Toroğlu. Kendimi bir hatırlatayım diye düşünmüş olmalı ki o meşhur tuvalet kağıdı örneğine gönderme yaparak yorumlamış pozisyonu.
.
Erman Toroğlu'nun kaleminden;
.
Tuvalet Kağıdı Lazım
Hakemin bunu görme şansı yok. Leo Franco’nun ikinci hareketteki ayaklarının bastığı yerle vücut açısı ve topu tutan sol elinin durumuna göre bence o top çizgiyi geçti gibi.
.
Holosko’nun kafa vuruşunda Leo Franco topu çizgi üzerinde mi yoksa geçtikten sonra mı çevirdi? Yardımcı hakemin görme şansı yok. Çünkü tam çizgiye inemez. Çizgiyi geçti gibi. Bir tuvalet kağıdı bulsaydım golü çözerdim!

14 Şubat 2010 Pazar

Medyaspor'da Anlamlı(!) Yazı

Eray Emin Aydemir Medyaspor'da Beşiktaş taraftarına giydirmiş. İbret-i Alem diye okumak lazım. Bunlar bizden ne istiyorlar anlamak istiyorum ama bir türlü beynim almıyor. Taraftarın neden protesto ettiği belli. Taraftar protesto etmeye devam edeceğini de belirtiyor. Taraftarın davranışı uzun süredir böyle. Bu eli kalem tutan silahşörler bizi beyinsiz zannediyor herhalde. Beşiktaş'ın şu halinden Yeldeğirmenleri ve Don Kişotlar çıkarmak komik değil mi? Kongre neden Yıldırım Demirören'i seçti bunun cevabının üstüne gitmek gerekirken halen Beşiktaş taraftarının üzerine gidiliyor. Galibiyet alındığında taraftara gram değinilmez yenilince suçlu taraftar olur. Bir de havaalanındaki protestodan bahsetmişler. Taraftar tek bir yerden kontrol edilebilen bir topluluk değil ki. Biz bu filmleri çok gördük. Ortada don kişot varsa o da taraftardır. Futbolcular değil. Hele hele bu başarısızlıklarda taraftar ile futbolcuyu karşı karşıya getirmek en büyük Ali Cengiz oyunudur. Köşeye sıkışma, neyse onu yaz, yazamıyorsan hiç yazma daha iyi.

10 Şubat 2010 Çarşamba

Ne Anlatıyorsun Okay Karacan?

Aslında severim Okay Karacan'ı. Buna karşın TRT'nin bu akşamki Galatasaray-Antalyaspor maçı için kendisini görevlendirmesine şaşırdım. Bir sürü maç anlatabilecek spiker varken mikrofon ondaydı. Halı saha maçından çıkıp ikinci yarının ilk on dakikasını, eve döndükten sonra maçın son bölümlerini izleyebildim. Bu dakikalarda Galatasaray 2-1'e ve 3-2'ye getiren gollere kavuşurken Okay Karacan da sahadaki mavili ekip sanki Antalyaspor değil de Atletico Madrid'mişçesine anlattı bu golleri. Biz İspanya'nın başkent takımına benzettik ama o bizim başkent ekibimize, hem de ligden düşürülen ve maç yapmayan, Ankaraspor'a benzetti ve iki kere yanlışlıkla Ankaraspor dedi. Maçın izlediğim kısımlarında Galatasaray Ziraat Türkiye Kupası değil de sanki UEFA Kupası maçı yapıyor zannettim. "Galatasaray'a iki gol lazım", "Galatasaray bastırıyor", "Heyecan dorukta"... Tamam maçın gidişatı ve turu hangi skorlarla kimin geçeceğini bilgilendirmek iyi güzel de maçı sadece Galatasaraylılar izlemiyor. Hiç hazzetmediğim 'Anti Bizans' söylemlerine mahal veren bir maç anlatımıydı izlediğim kısımlar. Ekran başındaki Antalyalılar da yarı finaldeki rakipleri, geçen hafta takımlarının maçı anca son dakikalarında ekrana gelen Trabzonlulardan sonra TRT'yi kara listeye almış olabilir bu akşam.

3 Şubat 2010 Çarşamba

Sahibinin Sesi Bu Kez Sahibini Eleştiriyor


Fanatik Gazetesi'nde bir yazı çıktı bugün. Malum kişinin köşe yazısı. Okudukça keyiflendim. İyi oldu sana dedim. Kulüp içindeki tüm hesapların suya düştü. Çünkü başkanın yanına daha önce davalık olduğun bir profesyonel atandı. Sen de el ayak titredi tabii. Artık istediğin gibi at koşturamayacaksın, direkt bilgi alamayacaksın belki de. Başkan seni deliğe süpürdü galiba. Oysa ki sen ne çok pohpohlamıştın. En haksız olduğu anlarda haklı çıkarmak için neler neler yazmıştın. Babanın oğu olsa bu kadar savunmazdın. Bunu da mı görecektin:) Bu hayat böyle işte. Ne oldum demeyeceksin, ne olacağım diyeceksin.

29 Aralık 2009 Salı

Euro 2016 ve Basın

Euro 2016 ile ilgili toplantı geçtiğimiz günlerde Swissotel'de gerçekleştirildi. Çok alakasız şans eseri ben de oralarda olduğumdan bir gireyim bakayım ne var ne yok diye daldım içeri.

+Basın mısınız?

-Değilim.

Bu cevap yetti girerken. Hep böyle toplantılarda güvenliğin ne kadar kötü olduğu aklıma gelir. İsteyen istediğini yapar bu memlekette ne yazık ki. Neyse...

Toplantı başladı, adaylık süreci ve laleli logo piyasaya çıktı. Şimdi soruları alalım dediler. Hani her blogda spor basınına geçirilir, spor basını şöyle de böyle de diye ve biz bunu yazmaktan da okumaktan da bıkmışızdır ya... Bıkmamak, yılmamak lazım hakikaten. Öyle akla ziyan, öyle soru sormuş olmak için soru soran adamlar var ki insanın kolundan tutup dışarı atası geliyor.

Hatırladığım ilk akla ziyan soru şuydu.

(Mahmut Özgener'e soruyor)

-Konuşmanızda basının üzerine düşeni yapmasını bekliyoruz dediniz. Bizim üzerimize düşen nedir?


(Mahmut Özgener cevaplıyor)

-Bu projenin ayaklarından biri olarak gördüğümüz basının federasyonu teşvik edici yönlendirmesini bekliyoruz.

(Cevap yeterli olmuyor bir daha soruyor)
-Peki ama ne yazalım?

(Mahmut Özgener)
-İşinizi size mi öğreteyim, siz daha iyi bilirsiniz.

Yukarıdaki diyalogda bahsi geçen gazeteciyi hepimiz tanıyoruz. Uzun yıllardır köşe yazarlığı yapıyor.

Bir başkası

Mahmut Özgener'e soruyor:
-Logoda altta yer alan renkler açılımın bir ürünü müdür?
(Hangi renkleri kastettiğini anlıyor herkes)

-Orhan Gorbon: Hiç bu açıdan bakmamıştık. Bir kasıt yok.

-Mahmut Özgener: Medyanın desteği derken işte bu gibi durumları kastediyorum. (Gülerek)

Fanatik gazetesinden biri:

-Euro 2016 için Türkiye'ye birçok önemli kişi ve binlerce insan akın edecek. Bu insanların can güvenliğini nasıl koruyacaksınız?

Bir ajans muhabiri:

-Neden Rusya ile birlikte aday olmadık. Bu şekilde daha çok şansımız olmaz mıydı?

Bu sorudan sonra dinlememeye çalıştım. Kim ne cevap verdi bu aklı evvele hatırlamıyorum.

9 Aralık 2009 Çarşamba

İbo Doğru Söyle, Sana Ne Dedi?

Maçın ikinci yarısının ilk dakikalarında Rüştü'nün enteresan bir pozisyonda geçirdiği sakatlık sonrası saha içinde tedavisi yapılıyordu. Oyun epey durdu ve bu süre içerisinde orta sahada yan yana bekleyen İbo ile Krasniç muhabbete başladılar. Tribünde de makaralar dönmeye başlamıştı; "İbo Rus kızları mı soruyor nedir?". Hatta ilerleyen dakikalarda önce "Allah, Allah, Allah, Allah, saldır Beşiktaş. Ümitler tükenmedi saldır Beşiktaş" diye yapılan tezahürat zamanla "UEFA'yı s.. et, saldır Beşiktaş" diye devam ederken maç koptuktan sonra bir grup da "İbo Rusça öğrendi, saldır Beşiktaş" diye söylüyordu. Merak ettik durduk ne konuştu, nasıl konuştu diye. Bugün basın öğrenmiş, hesapta Krasniç CSKA'dan ayrılmak istediğinden ama hocasının izin vermediğinindan bahsetmiş İbo'ya. Gönlünde yatan kulübün Liverpool olduğunu da eklemiş. Bu bilgilere nereden ulaştılar, İbo'yla mı röportaj yaptılar belirsiz. Dediği öğrenildi cinsinden bir haber. Kaynaksız yani. Sormazlar mı adama "Peki İbo sen ne dedin?" diye. "Beni ne Barcelona'lar ne Milan'lar isterdi de orta yapmasını geç öğrendik."

7 Aralık 2009 Pazartesi

"Futbol Bilgisinden İyiden İyiye Şüphe Etmeye Başladığım Rijkaard"

Bu sözlerin sahibi Fatih Altaylı. Kimse eleştirilemez, dokunulamaz değil ama Rijkaard gibi biri için de yukarıdaki cümleleri kullanmak hakikaten komik. Rijkaard 28 kez şampiyonluk yaşamış. 23'ünü oynarken 5'ini de saha kenarında.

Bunlar da aldığı ödüller:

Dutch Footballer of the Year: 1985, 1987
Serie A: Best foreign player 1992
UEFA Manager of the Year: 2005-06
Onze d'Or Coach of the Year: 2006
Don Balón Award Coach of the Year in La Liga: 2005, 2006

30 Kasım 2009 Pazartesi

Abdülkadir Yücelman

Kendisini 3 sene öne Cumhuriyet Gazetesi'nin arşiv bölümünü bol bol ziyaret ederken tanımış, sonraları 'Futbolda Sendikalaşma' ile ilgili yazdığım bir haberde görüşlerine başvurmuştum. "Futbolun içine memleketin sorunlarını, gündem konularını ne kadar yedirirsen o derece başarılı olursun" derdi. Allah rahmet eylesin.

25 Kasım 2009 Çarşamba

Olmaz Olsun Böyle Yayın!

Yayının başında İlker Yasin'in sesini duyunca tüm gün beklediğim maçı izleme şevkim yarı yarıya kırıldı. Ama İbra'sız, Messi'siz Barça öyle bir ilk yarı oynadı ki değil İlker Yasin, maçı Abidin Aydoğdu bile anlatsa yaşadığım futbol orgazmına engel olamazdı.


Asıl değineceğim konu ise; 2. yarı 2-0 mağlup durumdaki İnter çok açılmadı, skora razı gibiydiler. Elbette ki bunun bir sebebi vardı; zira D.Kiev'in son maçta Barça'yı yenemeyeceğini varsaydığımızda şu an için puanları ve averajları eşit olan İnter ve Rubin Kazan, Milano'da da berabere kalırlarsa şu an attığı ve yediği gol Rubin Kazan'dan 1 fazla olan İnter üst tura yükselecek takım oluyor. Ancak bugünkü maçı 2-0 değil de 3-0 kaybetselerdi; Milano'daki maçta beraberlik Rubin'i üst tura yükseltecekti.. Mourinho fantezi yapmamayı tercih etti. Barça da R.Madrid maçı öncesi vitesi düşürünce, İnter istediğini aldı..


İnter'in 2-0 mağlupken ısrarla defans yapmasının nedenini bir maç boyu akıl edemeyip seyirciye söyleyemeyen İlker Yasin'e sevgilerimi sunuyor, NTV'de izleyeceğim Şampiyonlar Ligi maçlarının hayallerini kurup kendim tatmin etmeye çalışıyorum.. Belki birgün..

Bu arada; koydu sağdan araya!

19 Kasım 2009 Perşembe

Ayıp Edenler

HaberTürk televizyon kanalından sonra yazılı olarak da yayın hayatında yerini alan yeni bir gazete sayılır. Pazar günü hasbel kader elime geçtiğinde poltika sayfasında bir köşe dikkatimi çekti. Alınan yasaklar sonrası günün kaybedeni olarak gösterilmiş Çarşı.

Bugün de Hürriyet gazetesindeki bir haberde kapalı alt tribünün, kapalı üste saldıracağından, organize olarak stadın çeşitli yerlerinde kavgalar çıkarılacağından bahsediyor. Üstelik daha da ileriye giderek numaralı tribünde yedek kulübelerinin arkasında oturanların topçulara musallat olup, türkürmeye varan hareketlerde bulunacaklarını ve Yıldırım Demirören'e ağır küfürler edileceğini ileri sürmüşler. Hatta bunun bir ihbar mesajı olarak yöneticilerin cep telefonlarına geldiği yazılmış.

Tribünlerin kan kaybettiği doğrudur ama boşuna "işte biz kötü günde hep omuz omuzayız" diyerek kaldırmadık biz yumrukları havaya. Kaybedilmiş günler de geri kazanılacaktır elbet. Yıllarca "İ... basın bunu da yazın!" diye diye tribünlerden söz ettirmeye başladık ama basın hala işin i...liğinde.

Haberin linki: http://www.hurriyet.com.tr/spor/futbol/12985669.asp?gid=211&sz=53228


12 Kasım 2009 Perşembe

Kaan Koç-Alper Dülgerci

Çok uzun senelerdir evimize Hürriyet girer. Çocukluktan bu yana da sabah kalkar kalkmaz merakla spor sayfalarına takılırdı gözlerim. Vedat Okyar'ın yazılarına bayılırdım, her BJK maçı sonrasında merakla tüm köşe yazısını hatim ederdim. Her köşesi benim için önemliydi Hürriyet'in. Zeki Hızdil'i bile okurdum. At yarışından anlamasam bile Hürriyet'in spor sayfası başkaydı. Ben futbol sevgisini o sayfalarda kazandım. Sonraları İsmail Er diye bir adam BJK haberleri yapmaya başlayınca ya da benim gözüme daha çok batmaya başlayınca soğumaya başladım. Üniversite zamanı memleket meseleleri daha önemli gelmeye başlayınca da hiç bakmamaya başladım spor sayfalarına Hürriyet'in. Arada sırada Sıddık Turgut'un hazırladığı Salı günü yazıları gözüme çarpardı. Sonraları Altan Tanrıkulu'nun en arka sayfa yazılarını okumaya başladım neden arka sayfalara attıklarını bilmeden. O da yazmamaya başlayınca iyice soğudum. Ali Naci Küçük, İsmail Er... Açmadı hiç. Yazdıkları benim gördüklerimden yorumladıklarımdan farklı olamadı. Ercan Saatçi'nin köşesini görünce kaçardım. Mehmet Çiftçi önderliğinde spor eki çıkınca umutlandım ama umudum da çok kısa sürdü. Orada da Alp Ulagay'dan umutluydum ama her iyi adam gibi ona da yol verdiler. Kim varsa okuduğum, sevdiğim alayı uzaklaştı Hürriyet spordan. Bazen futbol yazmıştır belki diye Yavuz Bayer'in köşesine bile dadandım. Yok artık bu sayfalar okunmaz bu gazetenin spor sayfaları adam olmaz dediğimde hiç beklemediğimiz bir adamın sorumluluk almasıyla yeni yeni yazarlar çıktı karşımıza. Basketbol yazan Alper Dülgerci ve futbol yazan - ya da hep bana mı denk geldi bilmem- Kaan Koç aldı başka bir yere taşıdı Hürriyet'in spor sayfalarını. Dün Real Madrid'in Alcorcon ile oynadığı maçın analizini okudum helal olsun dedim. Umutsuz Hürriyet'i ayağa kaldırdı yukarıda saydığım isimler. Bulunmaz hint kumaşı değiller, belki onlardan blog sayfalarında binlerce bulmak mümkün ama Hürriyet gibi bir gazetede fırsat bulmaları bile umut verici. Uzunca bir aradan sonra yeniden Hüriyet'in spor sayfalarını okumaya başladım. Ercan Saatçi'nin videosuna rağmen.

7 Kasım 2009 Cumartesi

Ateş Yakar...

Biz şurada kaç senelik görmüşlüğümüze isyan ediyorken, kimileri geçmişte her Avrupa Kupası maçı sonrasında üzüntüsünü kaleme almak zorunda kalmıştı içindeki Beşiktaş sevgisi ve meslek aşkıyla... Kazım ve Vedat Ağabey'e selam söyle bizden İlker Ağabey...

4 Kasım 2009 Çarşamba

Sen Kimsin Bülent Boğ

Hürriyet Gazetesi

Şampiyonlar Ligi’ne veda edilmesi bir yana belki UEFA Avrupa Ligi’nde yola devam etmek de ateşe düştü. Ama taraftarın çirkin tepkisiyle futbolcular sahada psikolojik olarak yıkılırken, çıldırma noktasına gelen başkan Yıldırım Demirören’i Mahmut Özgener ve arkadaşları güçlükle yatıştırdı.

Bülent Boğ'un haberi yukarıda. Çirkin tepkiymiş. Ulan bu kadar güce tapınmayın be kardeşim.

3 Kasım 2009 Salı

Yavuz Hırsız Ev Sahibini Bastırır!!!

Bu blogta Ercan Saatçi ve Metin Özülkü olayına girip girmemekte tereddüt ettim aslında. Ama dünkü "Son Kale" programını izleyince birkaç şeye değinmeden geçemedim.
Öncelikle gerçekleşen olay neresinden bakarsanız hoş değil. Hangi takımın taraftarı olursanız olun, rakip takım taraftarı olduğunu bildiğiniz bir gazeteci, müzisyen, sinema sanatçısı veya ünlünün tuttuğunuz takım aleyhinde böyle küfürler sarf ettiği bir video internete düştüğünde sinirlenir ve tepki gösterirsiniz. O nedenle bu videodaki geçen konuşmaları tasvip etmek mümkün değil.

Ancak birçok kişinin (ki bunların içinde birçok basın mensubu var) burada videodaki konuşmalardan çok bunu piyasaya sürülmesine tepki göstermesi bana biraz ilginç geldi.

Denebilir ki "yahu herkes rakip takım hakkında küfürler ediyor. Buna tepki göstermek anlamsız." Buna büyük ölçüde katılırım. Ancak normal bir vatandaşın küfür etmesi ile tanınan, televizyon ve gazete gibi unsurlarla insanlara ulaşan kişilerin küfür etmesi, hele ki bunu kamera karşısında yapması normal değil.

Ama benim takıldığım kısmı bu da değil. Herkesin de bildiği gibi bu kayıt 3 sene kadar önce yapılmış. Bir müzik programının çekimlerinde yaşanmış konuşmalar. 3 sene piyasaya düşmemiş. Kadir Çetinçalı bir yazısında bahsetmiş ama görüntü ve detay olmayınca çok dikkat çekmemiş. Kaldı ki detay olsa da bu kadar tepki çekmezdi bence. Neden mi? Çünkü 1 hafta öncesine kadar Ercan Saatçi zaten herkes için fanatik bir Fenerbahçe taraftarı ve o yanının ağır bastığı yazılar yazan eski bir müzisyendi. Bu vasıftaki birinin küfürleri çok da önemsenmezdi. Kaldı ki Ercan Saatçi yıllar önce bir Fenerbahçe şampiyonluk kutlaması sırasında bundan çok daha fazla sayıda küfürü, elinde mikrofonla futbolcularla beraber sarf etti ve bunlar da kameralara yansıdı. O zamanda çok az bir tepki ile geçildi. Nitekim aynı ağırlıktaki küfürleri o programda savuran Metin Özülkü, Saatçi kadar tepki çekmedi. Bunun sebebi de Metin Özülkü'nün zaten fanatik Fenerbahçeli bir müzisyen olması.

Ancak Ercan Saatçi kısa bir süre önce Hürriyet gibi büyük bir gazetenin Spor Servisi Müdürlüğüne getirildi. Ve bu sıfatla birlikte artık konumu değişti. Artık gazetecilik etiği ve spor ahlakı açısından tarafsız yayınlar yapması gereken bir kurumun ve birimin başında. İşte o zaman bu görüntüler bir anlam kazandı. Bu görüntülerle birlikte Ercan Saatçi'nin yeni görevinde tarafsız olamayacağı düşüncesi dayanak buldu.

Sözün özü burada mesele Ercan Saatçi'nin küfür etmesinden daha çok o küfürleri eden birinin bulunduğu konuma uygun bir kişi olup olamayacağının sorgulanmasıdır. Aynı başbakanın, başbakan olmadan yıllar önce Cumhuriyet ve laiklik karşıtı söylemlerinin hiçbir anlamı ve çok etkisi yokken başbakan olduktan sonra ortaya çıkması ve anlam kazanması gibi. Nasıl ki başbakanın, başbakan olmadan yıllar önce söylediği bazı sözlerin tarafsız ve ülkenin genelini saran bir yapıda olamayacağının sorgulanmasına yol açtığı gibi Saatçi'nin de aldığı görev nedeniyle bu küfürlerin sorgulanması normal karşılanmalıdır.

Saatçi dünkü programda "bu konuşmaları yaparken kayıtta olduğumuzu bilmiyorduk, bu görüntüler kendimizi güvende hissettiğimiz bir arkadaş sohebtinde yapıldı. Mahremimize girildi ve bu görüntüler sızdırıldı. Ben mağdurum" gibi bir açıklama yaptı. Maalesef bu açıklamalar haklı olmadığı gibi doğru da değil. Çünkü videoda Metin Özülkü "Biraz da futboldan bahsedelim" diyor ve bu sözün arkasından küfürler başlıyor. Yani burada sıra futbola gelen kadar başka konular konuşulduğu ve bunların kayıt edildiği anlaşılıyor. Dahası küfürlerin arkasından Özülkü "bunları kesebilecek miyiz" diye çekim ekibindekilere soru soruyor. Buradan da bir kez daha ispatlanıyor kayıtta olduklarını bildikleri. Kaldı ki kayıtta olmasalar bile bu konuşmaları yaparken çekim ekibinden birkaç kişi onların yanında. Bu durumda nasıl mahremiyetten söz edilebilir ki?!
Burada benim haklı bulabileceğim tek husus bu videonun sunuluş biçimi. İsimsiz şekilde internete konacağına birisi çıkıp, "Bakın böyle görüntüler var, bu küfürleri eden birisi nasıl gazetede tarafsızlık ilkesini koruyabilecek, bu mümkün değil" gibi söylemelerde bulunsa işte o zaman çok daha doğru olurdu.
Ama usül ne kadar doğru olmasa da "yavuz hırsız ev sahibini bastırır" misali olanı görmezden gelmek de hem Galatasaray camiasına hem de ilkeli ve ahlaklı basın mensuplarına haksızlık olur.
Son olarak bu olayın dışında Ercan Saatçi'nin Hürriyet gazetesindeki göreve getirilmesine başka gerekçelerle mualif bir yazı olarak ligtv.com.tr sitesinin Genel Yayın Yönetmeni Cem Kurel'in yazısını okumanızı tavsiye ederim. http://www.ligtv.com.tr/Yazarlar.aspx?r=1&hid=63461