Siyaset etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Siyaset etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Ocak 2011 Pazar

Recep Tayyip Erdoğan'ın Yuhalanması ve Gerçekler

Devlet Bakanı Faruk Çelik: Başbakan Erdoğan’a büyük bir vefasızlık yapıldı. Vefasızlığı da Galatasaray Kulübüne yakıştıramıyoruz. Bunların Galatasaraylı oldukları inancında değilim. Başbakan'a büyük vefasızlık yapıldı, ama milletimiz vefalıdır, oylarımız artacaktır
Adnan Polat: ''Maalesef suistimal edenler var. Böyle muhteşem bir geceyi bozanlar var. Kim olduklarını tespit edeceğiz ve gerekeni yapacağız.''
Faruk Özak: "Bayramı, cenaze törenine dönüştürmek çok büyük bir saygısızlık. Bırakın buraya bu kadar emek vermiş bir kişiyi, Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanı bir sporsever ve özellikle Galatasaray'a kimsenin yapamayacağı bir katkıyı yapmış bir kişi. Çok rahatsız oldu. Biz de rahatsız olduk. Tabii bütün Galatasaraylılara mal etmek istemeyiz ama bu anlayışın mutlaka statlardan uzaklaştırılması lazım. Bu bir seviyesizlik. Başbakan tepkisini gösterdi ve ayrıldı. Biz de ayrılıyoruz. Bu duruma diyecek bir şey yok. Bizi alkışlamaları, tebrik etmeleri lazımken, bu saygısızlığı yapanlarla aynı ortamda oturmak doğru değil."
Mehdi Eker: Yapılanlar çok ayıp, saygısızlık.
Yunus Akgül: Bugün burada yaşananların tamamen organize olduğunu düşünüyorum. Çünkü Galatasaray taraftarı bu kadar nankör olamaz. Öyle olmadıklarını düşünüyorum. Çünkü daha önce defalarca Galatasaray taraftarları böyle olmadığını ispatladı. Yaşananların Galatasaray taraftarı tarafından yapıldığını düşünmüyorum. Organize bir hareketti, nasıl bir organizasyondu bilmiyorum ama çok kötü bir organizasyon yapıldı. Bu akşam çok kötü anılarla buradan ayrılıyoruz.

Bu insanlar stadyumda, üniversitede, sokakta tepki gösteremeyecek mi? Tepki göstermek yalnızca sandık yoluyla mı gerçekleşir. Dün gece yaşananlar ve sonrasında okuduğunuz açıklamaların hepsi eleştiriye tahammüllerinin olmadığının göstergesi.

Stadyumun açılmasında Recep Tayyip Erdoğan'ın çok büyük emeği olduğunu cümle alem biliyor. Bu insanlar stadyumu hediye etti diye yuhalayamayacaklarına göre sebebinin siyasi olduğunu hepimiz tahmin edebiliyoruz. İster kabul edin ister etmeyin Rceep Tayyip Erdoğan'ın siyasi düşüncesi, hayata bakış açısı nedeniyle Türkiye'nin yüzde bilmem kaçı kendisine destek vermiyor, yaptıklarını doğru bulmuyor. Üniversitede dayak yiyen, sokakta yürüyüşe geçtiler diye anarşik olan kalabalıklar orada burada şurada gösteremedikleri tepkiyi stadyumlarda gösteriyorlar. Çünkü stadyumlar özgür ortamlar. Dün bir internet sitesinde Erdoğan Bayraktar'ın konuşması sırasında yalnızca UltrAslan'ın tepkisiz kaldığını okudum. Taraftar gruplarının özgür ortamı bozduğu inancını da kırmış oluyoruz. Herkes eleştirilebilir, herkes yuhalanabilir.

Gelelim en tepedeki açıklamalara. Bu hareket oylarımızı artıracak demiş Faruk Çelik. Ne denilebilir ki? Mağdur edilen siyaseti bitmez bu ülkede. Stadyumda yaşananların kendilerine güç kattığını düşünmesi ne garip. Ama en komik açıklama Adnan Polat'tan geliyor. Kim olduklarını tespit edeceklerini söylemiş. İhale kimde kalacak bakalım. Dönüp dolaşıp birilerine patlayacak bu iş. Haydi hayırlısı.

Bu anlayışın stadyumlardan uzaklaştırılması gerekir demiş Faruk Özak. Tepki gösterenleri de seviyesizlikle suçlamışlar. Bana CHP'nin Baykal ile girdiği ve Kemal Kılıçdaroğlu'nun İstanbul'u kaybettiği seçimlerden sonra CHP saflarınca milletin oyunu sattığını itham etmesini fazlaca hatırlatıyor Faruk Özak'ın tepkisi. CHP'nin milleti aşağılaması yanlıştı.

O zamanlar kendileri milletin kararına saygılı olunması gerektiğinden dem vururken dün gece milletin bir parçası, bir kesimi tarafından tepki gördüklerini de unutmasınlar. Millet sadece AKP'ye oy verenlerden oluşmamaktadır. Taraftarlar da millete hizmet ülküsünü mihenk taşı yapan AKP'nin vurgu yaptığı kümenin içindedir. Öyle olunca saygı, böyle olunca seviyesizlik... Bu sığ düşünce değildir de nedir?

Yunus Akgül'ün açıklamaları da en çok cezaevindekileri korkutacak. Bu iş organizeymiş. Ergenekon falan olmasın sakın.

Almanca'ya Çevir Hitler Konuşuyor Zannedersin

Recep Tayyip Erdoğan stadyuma girdiğinde stadın yarısı ıslıkladı. Sonra Recep Tayyip Erdoğan'ın konuşmalarından harmanlanmış TOKİ klibi scoreboard üzerinden gösterildi. Islıklar biraz daha arttı.

Sonra Erdoğan Bayraktar çıktı sahneye başladı konuşmaya. Ellerini kollarını sallayarak, stadyumdan yükselen ıslıklara karşı, azarlar gibi ve Almanca'ya çevirsen Hitler konuşuyor diye yutturabileceğin bir şekilde.
Stadyumdan yükselen ıslık sesleri artık herkesi rahatsız edecek düzeye geldiği halde, sunucu artık bitirmesini istediği halde inadına konuşmasını uzatarak uzun yıllar unutulmayacak bir yuhalanmaya maruz kalmış ve Recep Tayyip Erdoğan'ı da ortak etmiştir.

Gecenin özeti budur.

25 Aralık 2010 Cumartesi

Nerden Baksan Tutarsızlık, Nerden Baksan Tutarsızlık

Erdoğan Toprak hepimizin bildiği gibi Beşiktaş yönetiminde istişare heyetlerinden sorumlu olarak görev alıyor. Bugün Kemal Kılıçdaroğlu'nun MYK listesine adını yazdırdığını görüyoruz. CHP içerisindeki yeni görevi Partinin Tanıtımı ve Basın ve Propagandadan Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı olmuş.
Ertuğrul Kumcuoğlu da -kontrol etmedim- MHP'den Aydın Milletvekilliği görevini yürütüyordu diye hatırlıyorum. Yine Yıldırım Demirören'in yönetiminde görev almıştı geçtiğimiz dönem. Zaten bizim bu zamana kadar yönetim kurullarımız içerisinde görev alan üyelerimiz çok sağlam bir kabine oluştururlar buna hiç şüphe yok. Siyaset kulübümüzle belki de diğer kulüplerde olmadığı kadar içiçe girmiştir. Yeni bir durum değildir zira.

Devlet erkan-ı dedikleri şey Beşiktaşlıdır. Ağır basar Beşiktaş. Ben hep böyle hatırlıyorum.

Yıldırım Demirören'in Murat Aksu'ya "futbola siyaset karıştırıyor" mottosuyla karşı durmasının üzerinden çok kısa bir zaman geçtiğini hatırlamakta fayda var. Yıldırım Demirören'in bakanlardan delegelere telefon geldiğini söylediğini hatırlıyorum bunun da seçim sonuçlarına büyük bir etki ettiğini düşünüyorum. Kendisi bu hassasiyeti göstermişken bundan sonrası için yönetiminden böyle bir isim çıkmamasını beklerdik. Yine yanılttı bizi. İnandırıcılığını bu konuda da kaybettiğini not düşelim. Es geçmeyelim.

12 Eylül 2010 Pazar

11 Evet-7 Hayır

Bursa: Evet
Fenerbahçe: Hayır
Beşiktaş: Hayır
Galatasaray: Hayır
Trabzon: Evet
Manisa: Hayır
Kayseri: Evet
Karabük:Evet
Ankara (1):Evet
Ankara (2):Evet
Buca:Hayır
Konya:Evet
Antalya:Hayır
Gaziantep:Evet
Kasımpaşa: Evet
İBB:Evet
Eskişehir:Hayır
Sivas:Evet

18 Temmuz 2010 Pazar

RTE & GFB

"Genç Fenerliler, Genç Fenerliler... Başbakanını gönülden sever!"

İstanbul'da dün Dolmabahçe-Bomonti tünel açılışında konuşma yapan Recep Tayyip Erdoğan'a karşı sevgi gösterisinde bulunan bir grup Fenerbahçeli böyle bağırmış. Ellerinde GFB atkılarıyla başbakana ismiyle tezahürat yapan grubun 'Genç Fenerbahçeliler Referanduma Evet Diyor' ve 'Genç Fenerbahçeliler Başbakanımızı Gönülden Sever' yazılı iki de pankart hazırladığı görülüyor...

Tünel açılışı olduğunu duyup Bilica'nın kazdığı tünelden etkilenerek bir sahiplenme duygusuyla mı geldiler, Başbakan Fenerlidir ne dese yeridir zihniyetiyle şak şakçılığa mı bilinmez. Oraya kadar gelip de referanduma 'Evet' diyen onca Fenerliden kaçının referandumun kelime anlamından haberi vardır o da bir muamma. Benim anlayamadığım nokta neye göre karar verilip de koskoca bir taraftar grubunun adıyla hareket edildiği. GFB'li olup da sevmeyen, 'hayır' diyen yok mu? Elbette vardır. Bunun için bir oylama yapıp öğrenmek de mümkün olmadığına göre bu tip işlere hiç bulaşmamak en azından tibün dışında tribün yapmamak en doğrusudur diye düşünüyorum.


Haberin iki farklı linki mevcut. Biri bu, diğeride şu.

31 Ekim 2009 Cumartesi

English Defence League

İngiltere'de aşırı sağcılar holiganlarla işbirliğine girişmişler. Adını da English Defence League koymuşlar. Amaç müslümanlara rahat vermemek. Bu iş için özellikle tribünlerin seçilmiş olması hayli enteresan. Geçtiğimiz ay İngiltere'de baya gündeme gelmiş olaylar. A.K.Ç

3 Temmuz 2009 Cuma

AKP, CHP, MHP, DTP ya da Tribün

1960’larda 70’lerde ya da 80’lerde gençliğin kafa yorduğu siyasi söylemlerin yerini, bugün 3 büyüklerin tribün grupları rakipleri için ortaya koydukları koreografilerle ve yaratıcı pankartlarla dolduruyor. Fenerbahçe’nin Yunanistan temsilcisi Panathinaikos karşısında açtığı “since 1453” pankartı ya da Galatasaray’ın Alman Bayer Leverkusen karşısında “AB’ye el öptüren Galatasaray kaşkollü Godfather” koreografisi siyasi göndermelerde bulunurken, bugünün partilerinin itici gücü olması gereken gençlik kolları, ocakları, grupları vs. bu gibi organizasyonları düzenleyemiyor, uzak duruyor. Hatta eylemlerde ya da mitinglerde genç zihinlerden çıkmış bu gibi etkin söylemlere hiç ama hiç rastlanmıyor. Türkiye’de bugün siyasilerin sık sık vurguladığı apolitik gençlik söylemi tribün gruplarına bakıldığında onları belki de haksız çıkarıyor. Ortada belki de düpedüz bir başarısızlık bulunuyor. İdeolojilerini gençlere anlatmak isteyen siyasi partiler şu an için siyah-beyaza, sarı-kırmızıya ya da sarı-laciverte yenik düşüyor. Uzun saatler harcanan emek, 5 kuruş para cebe koymadan, gönülden çalışma sonucu ortaya çıkan bu koreografiler ve pankartlar tribün gruplarının siyasilere çıkardığı kırmızı kart belki de.

Her mayıs ayında ekranlarda boy gösteren “Bizim kuşağımız böyleydi” ağabeyleri bugün gelinen noktayı mutlaka ibretle izliyordur. Ne oldu da gençlik bu bahsettiğimiz kulüplerin neferleri haline geldi?

Beşiktaş tribünlerini uzun süre tribün ağzıyla “kovalayan”, Beşiktaş Çarşı’nın yine tribün ağzıyla “sete çıkan”, ağabeylerinden biri gelinen noktayı “Bizi buna zorladılar. Sağ sol bitti. Fenerbahçe, Beşiktaş ve Galatasaray başladı” diyerek özetliyor durumu. Türk gençliğinin bugün harcadığı enerjinin yönünü gösteriyor bu açıklama. Desteklenen takımların deplasmanlarına onlarca otobüs gidilirken siyasi partilerin eylemlere ya da parti mitinglerine gençlik olarak gittiği otobüs sayısı mukayese dahi kabul etmez. Bu sadece İstanbul için sınırlı değil elbette. Kocaeli, İzmir, Eskişehir, Ankara, Adana… Sonuç Türkiye’nin her yerinde aynı.

Hatta durum öyle bir noktaya dayanıyor ki bazı kulüplerin tribün grupları solcu ya da sağcı olarak anılıyor. Türkiye’de futbolla ve tribünlerle yakından ilgilenen kişilerin nasıl bir yapıdan bahsettiğimi anladıklarını düşünüyorum. Örneğin, varoşları simgeleyen tribün grubu bahsettiğimiz konuya güzel bir örnek. Tribünlerinde otobüs zamlarına ilişkin açılan pankartlarla toplumsal sıkıntılara dikkat çeken tribünlerimiz mevcut. Siyasi partiler içerisinde ayak oyunlarından bezmiş, samimiyetsiz ilişkilerden sıkılmış, kendi görüşlerini açıklayıp uygulama şansı bulamamış gençliğin seçimi anlatmaya çalıştığımız. Kararı vereninde, uygulayanında kendisi olduğu tribünlerde bir pankart açmak daha cazip geliyor artık. Gençliğin seçimi diyoruz ama belki de bilerek tribünlere itilip siyasetten uzak tutulmaya yönlendirildiler. Dünyada bu sistemi açık açık söyleyen diktatörler belki de ilk kez uyguladılar ve başarılı oldular.

Şayet bu düşüncelerimiz doğruysa çok yakın bir zaman içerisinde değişikliklerle de karşı karşıyayız. Yenilenecek stadyumlarla bu gruplarında etkinliklerinin eskisi gibi olmayacağı söyleniyor. Artık tribünlerde daha pahalı kombinelerin çıkması, taraftarı kulüplerin müşteri olarak görmesi sonucu bahsettiğimiz gençlik ateşi, tribünlerde kendini istediği şekilde gösteremeyecek. Bugün futbola siyasilerin müdahalesi kirli minderden kaçan gençliği tribünlerde yakalamak amacını taşıyor belki de. Bu şekilde bir nüfuz yaratma isteği baş gösteriyor. Önce gençliği siyasetten uzaklaştırıp sonra futbol üzerinden bir sempati yaratmak ilginç gibi gözükebilir ama şu anki durum bundan ibaret… Milletvekillerinin illerinin takımına yaptıkları yardımlar, belediyelerin şehrin en büyük markaları arasında yer alan şehir takımlarına ilgisi başka nasıl açıklanabilir ki.

14 Haziran 2009 Pazar

Beşiktaş'ın Nöbetçisi Ülkü Ocakları

Mehmet Topuz kaçıp gitmesin diye başına Ülkü Ocakları Genel Başkanı ve 60 kadar fedaisini dikmiş Beşiktaş. Böyle bir önlem olur mu hiç? Koskoca Beşiktaş Kulübü bir siyasi partinin gençlik örgütlenmesinden böyle faydalanabilir mi? Yakışır mı? Hadi tribünlerde açılan pankartlar, açılmak istenen pankartlar ya da kullanılan simgeler siyasi olabilir de hiç kurumsal yapı, kurumsal yapı diye yırtındığımız kulüplerimiz böyle siyasi figürlerle yanyana gelir mi? Kafanız bu kadar mı çalışıyor? Akıl hocanın...

16 Mayıs 2009 Cumartesi

Aralarındaki 6 fark

  1. Baykal sağ ayağıyla. Erdoğan sol ayağıyla vurmayı tercih ediyor. İcraatları da öyle zaten. Biri sağı kendine çekmeye, diğeri solu kendine çekmeye uğraşıyor.
  2. Erdoğan ayak içi tercih ederken, Baykal ayağının üstüyle burun karışık vuruyor.

  3. Erdoğan vurduktan sonra ayağını havaya kaldırarak duruma ne kadar haiz olduğunu gösterirken, Baykal topu kalçadan çıkararak benden gitsin de nereye giderse gitsin diyor.

  4. Baykal topa vurmak zorunda kalmış bir ifadeyle, Erdoğan ise anın tadını çıkarıyor.

  5. Tüm gözler Baykal'da olduğu için stresli, Erdoğan'ın hareketi önemsenmiyor.

  6. Baykal sahil kesimine, Erdoğan İngilizlere yaranmak için vuruyor.

1 Mayıs 2009 Cuma

1 Mayıs'ı Kutlayanlar Arasında...

NTV'de 1 Mayıs'ı Taksim'den canlı verilen görüntülerle izlerken alana katılan partilerin ve sivil toplum örgütlerinin isimleri sayılıyordu. DİSK, KESK, ÖDP, TKP, ESP, SDP, CHP, TÜRK-İŞ, HAK-İŞ, BEŞİKTAŞ... Görüntüleri yayınlayan kanalın yorumcusu tarafında zikredilen Beşiktaş adı alana Beşiktaş bayrağı ile birlikte katılanlar sayesinde oluyor. Diğer yorumcuların gülüşmeleri arasında sol grupların tamamı ve solcu gençler diye yorumlayarak bitiriyorlar bu görüntüleri.

30 Mart 2009 Pazartesi

Turkcell Süper Lig Resmi Sonuçları

Sivasspor (BBP)
Beşiktaş (CHP)
Trabzonspor (AKP)
Fenerbahçe (CHP)
Galatasaray (DSP)
Bursaspor (AKP)
Kayserispor(AKP)
Gaziantepspor(AKP)
Ankaraspor (AKP)
Eskişehirspor (DSP)
Gençlerbirliği (AKP)
Denizlispor (AKP)
Antalyaspor (CHP)
İst. BŞB (AKP)
Konyaspor (AKP)
Ankaragücü (AKP)
Kocaelispor (AKP)
Hacettepe (AKP)

25 Mart 2009 Çarşamba

İspanya Maçının Yerel Seçimlere Etkisi

Halı saha futbolunun Türk futboluna etkisi ne kadarsa, İspanya ile Barnebau'da yapacağımız maçın sonuçları da o kadar etkileyecektir "Yerel Seçim 2009"u. Tıpkı başarılarımızı tarif etmekte zorlandığımız Euro 2008'de imdadımıza yetişen mistik güçler gibi, her olayı bir sonuca, bir neden sonuç ilişkisine bağlıyoruz, bağladık. Duygusalız etkileniriz, coşarız, patlarız. Bir kıvılcım yeter bize. Böyleyiz huyumuz kurusun. Çok kazandık çok da kaybettik bu yüzden. Adnan Menderes'in uçağı düşüp kurtulunca nasıl sükse oldu, Davos'taki çıkışla nasıl gönüller fethedildi. Sözü fazla uzatmadan maçın skoruna göre partilerin oy oranlarındaki artış ve düşüşleri yazmakta yine bu cahil blogcuya düşer. Olası bir mağlubiyet insanları strese, üzüntüye sevk edecekse içerideki isyancı bünye ortaya çıkar ve bundan en çok radikal partiler ve muhalefet yarar görür. Farklı bir mağlubiyet ertesi gün kararları yüzde 1 etkiler. Ciddiye alma bu kadar. Sesli düşünüyorum. Beraberlik sahada başarıdır ama gündelik hayata coşku katmaz. İsviçreli bilim adamları mutlaka yapmıştır bunun araştırmasını da. Galibiyetse ertesi günü bayram yapar. Mutlu insanlar lan iyi böyle hayat diyerek mevcut şartlara devam der.
(Parçalı anlamlı, yer yer ciddi)

21 Şubat 2009 Cumartesi

Siyasilerin Atkıları

Seçim yaklaşıyor... Atkılar boyna dolanıyor. Adana'da zaten kaybedeceksin... Hiç değilse dünya görüşüne daha yakın duran Demirspor'u boynuna dola da sabit rengin olsun. Kim dikkat etmiştir Adana atkısının üstte Demirspor atkısının altta durduğuna? Bu demek oluyor ki önce Demirspor atkısı takmış Baykal. Bu kadar da kurcalama kimse senin gibi düşünmüyor diyen olursa ben de soruyorum o zaman: "Bu atkılar neden takılıyor kardeşim. Bu ne samimiyetsizlik. İki atkı birden takılır mı?" Atkıları Recep Tayyip Erdoğan'da kullanıyor. Zaten samimiyeti yok. Bari bu kadar insanların gözüne gözüne sokmayın, şirin olmak adına da gülünç olmayın...

10 Şubat 2009 Salı

Şişli'ye İki Yeni Stadyum

Mustafa Sarıgül'ü izliyorum Kanal 1'de. O da futbol hastası malûm. Feriköy Stadyumu'nu ve Ayazağa Stadyumu'nu yenileyecekmiş. Feriköy Stadyumu'nu çok sevdiği Monaco stadına benzetmek istiyormuş. Maketini de gösterdi. Seneye bu stadı diker bu adam. Ayazağa Stadyumu'nun altına alışveriş merkezi yapacakmış. Maketinden anladığım kadarıyla alışveriş merkezinin çatısı saha olacakmış. Allah akıl fikir versin.

15 Ocak 2009 Perşembe

Göksel Gümüşdağ

İstanbul BŞB Spor Kulübü Başkanı-AKP Bahçeşehir Belediye Başkan Adayı- Kulüpler Birliği Vakfı Başkan Yardımcısı

12 Ocak 2009 Pazartesi

Sandık Orta Sahada

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan geçtiğimiz günlerde belediye başkan adaylarını açıkladı. Erdoğan, belediye başkan adaylarını belirlerken Bursa adayına da mutlaka stadyumun yerinin değiştirilmesi gerektiğini söyledi. İlk cümlesi bu oldu başbakanın. "O stadyumu şehrin dışına taşıyalım ve Bursaspor'a yakışır FIFA stadartlarında yeni, bir stadyum yapalım" dedi. Yerel seçimlere az kala bunun sonuca etkileyici olmasını beklemek akıllıca. Eskişehir forumlarında dolaşırken Kemal Unakıtan'ın Eskişehir'e destek vermesi nedeniyle eleştirilmesini kabul etmeyenlere dahi rastlamıştık. Yani seçmen bir şekilde etkileniyor. Yoksa ilk söz stadyumu yenile demek pek akıllıca değil. Kemal Unakıtan Ronaldinho'yu getirecekti unutuldu gitti tabii. Şimdi hani Ronaldinho demiyor kimse. Seçim üstü olur böyle şeyler. Hepimiz alıştık zaten. Bu arada Bursa belediye başkanına bunları söyleyen Recep Tayyip Erdoğan Sakarya belediye başkanı Aziz Duran'ı yeniden seçmedi. Sakaryaspor'un ligdeki durumuna bakınca hak vermemek elde değil!!! Belediye başkan adayları aynı zamanda o şehrin takımının da kaderini belirliyor. Bize özgü bir durum herhalde bu. Dünyada bir eşi benzeri var mıdır? Yoktur gibi geliyor. Deniz Gökçe'nin geçen sene bir röportaj esnasında söylediği sözle bitirelim: "Vatandaş kendi vergileriyle futbolcuların topa tekme atmasından rahatsızlık duymuyorsa. Bize birşey demek düşmez."

27 Kasım 2008 Perşembe

Uyduruk Element: Belediyespor

İstanbul’dan Hakkari’ye, Giresun’dan Tarsus’a kadar Türkiye’nin her yerinde kurulan Belediyesporlar, kimilerine göre sporun gelişmesine büyük fayda sağlayan bir nimetken, kimilerine göre ise amaçlarının dışında çalışan, siyaset ile hizmet arasına sıkışmış bir düşüncenin ürünü. Daha çok altyapıya ve amatör branşlara yönelmeleri gereken belediyelerin, takım kurup liglerde yer almalarının, özellikle etik açıdan soru işaretleri yarattığı savunuluyor.
Bugün Türkiye’de voleybol, futbol ve basketbol branşlarında, tam 78 belediyespor kulübü faaliyet gösteriyor. 5393 sayılı Belediyeler Kanunu’nun 14. maddesine göre belediyelerin spor faaliyetleri, “Gerektiğinde, öğrencilere, amatör spor kulüplerine malzeme verir ve gerekli desteği sağlar, her türlü amatör spor karşılaşmaları düzenler, yurt içi ve yurt dışı müsabakalarda üstün başarı gösteren veya derece alan sporculara, belediye meclisi kararıyla ödül verebilir” olarak açıklanmış. Ancak Futbol Federasyonu tarafından spora yapılacak her yatırım desteklenince, ortaya bugün sıkça tartışılan karmaşık yapı çıkmış. Belediyelerin daha çok altyapıya, amatör branşlara yönelmesi gerekirken, bir ekip kurup liglerde yer almaları, özellikle etik değerlerle ilgili soru işaretleri yaratıyor. Vatandaş kendi parasıyla futbolcuların topa tekme atmasını istiyorsa ve buna bir itirazı olmuyorsa, denecek fazla bir şey yok.

Futbol...
Gaziantep BüyükŞehir Belediye, İstanbul BüyükŞehir Belediye, Güngören Belediye, Marmaris Belediye, Nazilli Belediye, Çankırı Belediye, Şanlıurfa Belediye, Batman Belediye, Diyarbakır Kayapınar Belediye, Kilis Belediye, Mersin BüyükŞehir Belediye, Van Belediye, Bağlum Belediye,
Gazi Belediye, Akhisar Belediye, Aliağa Belediye, Bursa Nilüfer Belediye, Denizli Belediye, Orhangazi Belediye, Tepecik Belediye


Basketbol...
Ceyhan Belediye, Mersin BüyükŞehir Belediye, Tarsus Belediye, Aliağa Belediye, Antalya BüyükŞehir Belediye, Çanakkale Belediye, Gölcük Belediye, Kepez Belediye, Uşak Belediye, Alanya Belediye, Burhaniye Belediye, İzmir BüyükŞehir Belediye, Kutlukent Belediye, Urla Belediye, Adapazarı BüyükŞehir Belediye, Akhisar Belediye, Artvin Belediye, Burdur Belediye, Çankaya Belediye, Bilecik Belediye, Çerkezköy Belediye, Çorlu Belediye, Elazığ Belediye, Gaziantep BüyükŞehir Belediye, Hakkari Belediye, Kütahya Belediye, Niğde Belediye, Melikgazi Belediye, Servergazi Belediye, Zile Belediye, Yeşil Giresun Belediye

Voleybol...
Meram Belediye, Plevne Belediye, İstanbul Büyükşehir Belediye, Şahinbey Belediye, İzmir Konak Belediye, Malatya Belediye, Kayseri Melik Gazi Belediye, Kastamonu Bozkurt Belediye, Dekamar Gözne Belediye, İçel Tarsus Belediye, Çanakkale Belediye, Muğla Marmaris Belediye, Çankaya Belediye, Konya Ereğli Belediye, Manisa Salihli Belediye, Bursa Osmangazi Belediye, Diyarbakır Büyükşehir Belediye, Tokat Niksar Belediye, Tokat Yeni Turhal Belediye, Kütahya Belediye, Bursa Nilüfer Belediye, Bursa Büyükşehir Belediye, Servergazi Belediye, Amasya Merzifon Belediye, İzmir Büyükşehir Belediye, Adana ceyhan belediye

14 Eylül 2008 Pazar

Ortak Düşman Medya

Lider olmak ne zor iş. İster başbakan ol ister genel başkan,istersen teknik direktör ya da kulüp başkanı ol. Hepsinin kendine göre zorlukları var. Zorlaştıransa insanlarla uğraşmak. Herkesin gönlü olsun derken kendinden ve ilkelerinden taviz vermemek. Kendi doğrularının yanında diğer görüşlere de açık olabilmek. Ben kibirinin önüne geçebilmek ne zor iş. Türkiye'de bugün bu saydığımız mevkilerin çakışması ne kadar ilginç. Recep Tayyip Erdoğan, Deniz Baykal, Fatih Terim, Aziz Yıldırım. Bu isimler hayatımızın en önemli köşebaşlarını tutuyorlar. Futbol ve siyasette en tepelerde dolaşıyorlar.
Hepsi de uzun süredir hayatımızın içinde. Ama sızlanmaları dertleri bir türlü bitmiyor. Lider olmak ne zor iş. Bugün her birinin apayrı görevleri olsa da hepsi aynı dertten mustarip. "Benden önce ne vardı ki, 'ben' başardım, 'ben' yaptım. Bu eleştiriler niye?"
İyi kötü 6 senedir iktidarda(!) bir hükümet, 12 sene kapalı kalmış bir partiyi yeniden şahlandıran(!) bir muhalefet başkanı, Fenerbahçe'yle rakipleri arasında uçurumlar yaratan Aziz Yıldırım, Türk futboluna en büyük başarıları getirmiş Fatih Terim. Her biri hırçın, çünkü hep bir düşman var. Dışarıda değil bu düşmanlar içeride onlara göre. Birşeyler yürümüyor, düzenin önüne taş koyuluyor fikrinde olanından, herşey iyi giderken neden önümüze taş koyuyorsunuz mantığına sahip olanına kadar . Bugünlerde hep en önlerde yer alıyorlar, hep bir tartışmanın içindeler. Hepsinin ortak düşmanı medya. Medyanın eleştirileri. Lider olmak ne zor iş. Kimseden bir geri adım yok. Herkes yaptığının arkasında. Kimse yanlış yapmaz mı bu dünyada? Recep Tayyip Erdoğan, Deniz Baykal, Aziz Yıldırım, Fatih Terim bir gün de "Bu noktada yanlış yaptık" özeleştirisinde bulunamaz mı? Güçlü olmanın, lider olabilmenin şartlarından biri midir bu? Hep ufak hesaplarla uğraşmak Türkiye'nin kaderi midir? Medya gruplarıyla, ya da bir kısım medya gruplarının yanlı yayınlarıyla,taraftar gruplarıyla ya da yazarlarla böylesine güreş tutmak bulundukları konumlara yakışıyor mu? En azından muhataplarıyla aralarında bir aracı olması gerekmez mi? Bu saydığımız isimlerin her konu hakkında bu kadar çok konuşması doğru mudur? Yoksa bu toplumun içinde bir kıskançlık bir hasetlik mi var? Bizler nankörlük mü yapıyoruz herşey güllük gülistanlık giderken.

10 Eylül 2008 Çarşamba

İzmir'e Kıyak

Melih Gökçek açıklamış. Ankaraspor ile Ankaragücü birleşecek. Cemal Aydın bu konda ne diyor haberlerde belirtilmemiş. İşin ilginç bir diğer yanıysa Ankaraspor'un Süper Lig'deki hakkını bir İzmir takımına vermek istemeleri. Bu da ya Göztepe ya da Karşıyaka olur. En çok onların taraftarı var. Seçimler yaklaşırken İzmirspor'a güzellik yapılacak değil ya. Melih Gökçek İzmir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu ile "su" savaşına girmişti. Şimdi Ankaraspor'u hediye edip sağlam bir hamle yapmanın peşine düştü diyeceğim diyeceksiniz ki insanlar buna bakıpta seçimlerde kanaatlerini mi değiştirecekler yapma etme, bu kadar güvensiz olmayın bu insanlara diyeceksiniz. Bu düşüncede olan ben değilim zaten Melih Gökçek bunu düşünen. Mesela Vanspor'a versin isim haklarını ya da Trakya'dan bir kulübe ya da ne bilim Adana'ya. Yok illa ki İzmir deniyorsa böyle düşünmemiz çok da saçma değil heralde.