13 Şubat 2009 Cuma

İlginç Statlar (12)

Bizarre Stadium

Basketbolda Dolu Tribünler

Basketbolda yoğun haftasonu. Beşiktaş-Efes Pilsen Akatlar'da olacak. Bizde orada olmaya çalışacağız. Anadolu Yakası'ndaysa çok ilginçbir maç ar. Fenerbahçe-Galatasaray bayan basket maçı. Hocalar gitti geldi. KFY 96 bekliyoruz diye gönderme yapmış. Salon ufak önce Caferağa sonra da Saraçoğlu diyorlar. Enteresan bir hafta olacak Beşiktaş ve Fenerbahçe taraftarları için.

Fatih Akyel

"Güiza şu an daha oturaklı" demiş Fatih Akyel. Biz de soralım "peki ya sen?" Fenerbahçe'den ayrıldığında Galatasaray'dan ayrıldığından daha çok üzüldüğünü söylemişsin. Peki ya sen Fatih? Sen şimdi oturaklı mısın? Hala eski hesaplardasın. Kocaeli'de oynadığının bile kimse farkında değil. Bence sen oturaklı olamayacaksın, ayakta yolcu olarak kalacaksın. Hatırlanmayacaksın...

Haftanın Tahmini

Haftanın en önemli iki maçı Beşiktaş- Trabzon ve Bursaspor-Sivasspor. Evsahipleri bu maçları alır. Bursa ve Beşiktaş atarlar sonra da yatarlar. Kocaelisspor-Kayserispor maçında da ev sahibi yenilmez diyorum. Kocaeli bundan sonra içeride kolay kolay kaybetmez. Belediye savaşında da evsahibi Ankaraspor İstanbul'un ayaklarını yere bastırır bu hafta. İstanbul en iyi ihtimal 1 puan alır. Fenerbahçe Hacettepe 5 olur. Antalya'da Galatasaray kazanır, zor ya da kolay ama kazanır. Eskişehirspor-Gençlerbirliği maçından beraberlik çıkmaz. Eskişehir dengeyi değiştirecek takım olur. Ankaragücü'de Antep'e bu hafta dur der. 3 puana yakın Ankaragüçlüler. Haftanın en zor maçı Denizli-Konya. Herşey olur. Ama golsüz olmaz.

Çamlıca Gazoz Ne Kadar?

Burada amaç promosyon olamaz. Dalga geçmek düpedüz. Ah ulan ah mahalle bakkalı dedik bağrımıza bastık. Süpermarketçiyiz bundan sonra...

12 Şubat 2009 Perşembe

Yüksekova'da Bayan Futbolu

Rakım 2 bin. Nefes yarım. Burun kılları donar adamın. Güney Amerikalı sosyalist liderler dağların tepesinde top sektirince tav olanlara Türkiye'nin son durağından futbol karesi... 2009-2010 sezonunda Bayanlar İkinci Ligi'nde mücadele edecekmiş bu takım. Başarılar...

Deriniz Derin...

Bugüne dek Süleyman Seba'nın kulüplerde başlattığı dönemin tahlili pek yapılmamış. Bu yazdıklarım Tuncay Özkan'dan. Okumayanlar olabilir. Yazıda geçen isimler hayret verici. Aşçıoğlu, Demirören, Seba... Aşçıoğlu aynı aşçıoğlu mu yoksa benzerlik mi araştırmak lazım tabii. Ama aynı isimlerse geçen günde Fulya'da biraraya geldiler. Neyse yazıyı aynen ekliyorum:

"O hep tonton, babacan bir MİT'çi olarak anıldı. Peki ya arkasında olanlar? 1982'de Erdoğan Demirören, kırk milyon lira ile Beşiktaş'ı destekleyeceğini açıklayınca ve bu desteğin yönü başka bir işadamını, Mehmet Üstünkaya'yı işaret edince, Süleyman Seba adaylıktan çekildi. Mehmet Üstünkaya Beşiktaş'ın başına geçti. Üstünkaya silah ticaretinden, gümrüksüz mağazalara ve madencilik sektörüne kadar uzanan geniş bir yelpazede siyasi bağlantılarıyla da önplana çıkan bir isim. Bunun rövanşını 1984 yılında Süleyman Seba, Mehmet Üstünkaya'dan almayı başardı. Bir MİT mensubu bir işadamının elinden Beşiktaş'ı kapmayı başardı. Seba önce Demirören'e gidip Üstünkaya'ya verdiği desteği çekmesini sağladı. Demirören, kapattığı fabrika nedeniyle sendikacılardan gördüğü "Beşiktaş'a verdiğiniz parayla fabrika kurulurdu" tepkisine "Yapmayın orada da bir sektör var. Kokoreçciler ve simitçiler var" diye cevap verdi. Seba Demirören'den aldığı destekle yetinmedi hayali ihracatçılardan da parasal destek sağladı. Süleyman Seba'nın beraber hareket ettiği isimler arasında parasal yükü çekenler ünlü hayali ihracatçılarımız Ertan Sert ve Turan Çevik. Mehmet Aşçıoğlu adlı işadamı da kırmız bültenle kaçakçılıktan aranıyordu. Gerçi listeye giremedi ama Seba'ya sonuna dek destek oldu. Hatta sonra çekilen yönetim fotoğraflarında listede olmadığı halde 15. kişi olarak fotoğraf karelerinde kendine yer buldu. Gerçi onun işi altın kaçakçılığıydı. Süleyman Seba o dönemler Mit'in İstanbul Personeli'nden sorumluydu. Yanına aldığı bu işadamlarıyla Beşiktaş'ı yönetmeye talip oldu. MİT kadrolarından da isimleri yanına eklemeyi unutmadı. Onlar da dönemin aktif görevlileri Mesut Pandır ve Esat İnanç. Kadroya polis desteğini sağlayan kişiyse Affan Keçeci'ydi. Bu kadroyu biraraya getiren ünlü isimse MİT'in bölge başkanı Nuri Gündeş'ti. Gündeş haraç vermekten bıkan Ertan Sert'in yanına emekli MİT'çi Nihat Yıldız'ı yerleştirdi. Bununla da kalmayıp Sert'i Seba'nın listesine ekleyerek buradan sağlanan parasal destekle Beşiktaş operasyonunu başarıyla sonuçlandırma kararlılığını ortaya koyuyordu. Ertan Sert dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Şükrü Balcı'nın parasal taleplerinden çok bunlamış ve Mit'e sığındı. Nuri Gündeş'in Beşiktaş operasyonu da Seba'yla birlikte başladı. 1984 yılında Şan Sineması'nda yapılan Beşiktaş kongresi, Seba ile Üstünkaya arasında geçti. Seba ezici üstünlük sağladı. Üstünkaya listesinde bulunan Niyazi Adıgüzel'e rağmen yönetimi Seba'ya bıraktı. Salonda hava oldukça gergindi. İşte o sırada salonda bulunanlar 40 kadar genç adam gördüler. Sağa sola yayılmışlardı. Seba aleyhine bir durum olursa müdahale edeceklerdi. Seba'nın bu durumdan haberi var mıydı bilinmez ama MİT'in bu 40 kişiden haberi vardı. Bunlar Çakıcı'nın adamlarıydı. Çakıcı MİT adına salon güvenliğini sağlıyordu."

11 Şubat 2009 Çarşamba

Atsuto Uchida

Kardeşimiz Mustafa Taha yorumculuk yapınca ben de 90 dakika oturup izleyeyim dedim ama hakikaten çok sıkıcı bir maçtı. Dünya Kupası Elemeleri için karşı karşıya gelen bu iki devin mücadelesi fare doğurdu. Avustralya artık Asya'dan mücadele edecekmiş. Kendi kıtasında bu kadar zorlanmıyordu ama Japonya gibi güçlü ekiplerle daha sık karşılaşacaklar artık. Maçta Mustafa Taha ve Caner Eler'in özellikle dikkat çektikleri Japon Uchida transfer edilesi bir oyuncu. Sağ bek, sağ açık hiç farketmiyor. İnanılmaz bir ciğerle oynuyor. Sıkıcı maçın tek keyifle izlenen ismi Atsuto Uchida. 1988 doğumlu, Kashima Antlers takımında oynuyor. Fiyatı 2 milyon 700 bin avro.

Seba Belgeseli

Türkiye'nin en iyi belgeselcilerinden biri Rıdvan Akar. Araştırmacı gazeteciler ekolünden. Şimdi de Süleyman Seba belgeseli çekmeye hazırlanıyor. Edit: Süleyman Seba'dan konuyla ilgili icazet aldıklarını söylüyor. Merakla bekliyoruz. Süleyman Seba'ya hakkını teslim edecek bir çalışma olacağı kesin.

Kim Demiş Ne Demiş (20)

Baba Hakkı:
"Bu formayı bana taraftar giydirdi. Şimdi onlar isteyince de çıkarırım"
Beşiktaş taraftarı kendisini ıslıklayınca

10 Şubat 2009 Salı

Budur Abiler...

Henüz çıkmadı Serencebey Gazetesi ama yazmanın zamanı geldi diye düşünüyorum. Keşke dün aklıma gelseydi de Moda Kartalları'nın gerçekleştirdiği "Seba Sonrası Beşiktaş" panelinde söyleseydim. Ergin Aslan'ın Okay Karacan ile yaptığı, uzun olduğu kadar güzel röportajın en can alıcı yeri dünkü panelin aradığı cevaptı şüphesiz. Rıdvan Akar, Fatih Doğan, Adnan Dinçer, Esra Kahraman, Sinan Vardar ve Hürser Tekinoktay sürekli Beşiktaşlı duruşunu tarif etmeye çalıştılar, kaybolduğundan yakındılar. Ne biçim şey şu Beşiktaşlı duruşu... Vakur olmak, erdemli olmak dışında somut, elle tutulur, gözler görülür bir örneği "Aha budur" diyeceğimiz bir belirtisi yok mu diye düşünmüşümdür hep. Sağolsun Okay Karacan Beşiktaşlı duruşunun nasıl olması gerektiğini de anlattı bize. Herkes duruşu tarif ededursun, meğer Beşiktaşlı duruşu buymuş abiler.
Beşiktaş'ın 90'lı yıllardaki son şampiyonluğu. Christopher Daum ve Süleyman Seba. Beşiktaş şampiyonluğa çok yakın. Televizyonlar, gazeteler Beşiktaş'ın futbolcularını, teknik direktörünü ve Süleyman Seba'yı programlarına konuk almak için yarışıyorlar. Dansöz oynatacaklar, futbolcular kalkıp oynayacak, Daum gerdan kıracak falan. Beşiktaş şampiyonluğu garantiler ve televizyonlarda futbolcular ve Daum görünürler ama Süleyman Seba yoktur hiçbir yerde. Okay Karacan o dönemler TRT Radyosu'nda çalışmaktadır. Şampiyonluk kutlamalarının ertesi sabahı saat 8'de taş bina radyo evinin önüne bir araba yanaşır içinden mütevazi Süleyman Seba iner. Yavaş yavaş çıkar merdivenleri ve TRT Radyosu'nda çok sevdiği akranı bir Beşiktaşlı radyocuya şampiyonluğu anlatmaya başlar. Televizyonu değil radyoyu tercih etmiştir. Okay Karacan bu anısını Serencebey Gazetesi'nde ayrıntılı ve doğal olarak benden daha güzel bir şekilde anlatıyor. Duruşun hasını tarif ediyor. Edinmek lazım, saklamak lazım...

Şişli'ye İki Yeni Stadyum

Mustafa Sarıgül'ü izliyorum Kanal 1'de. O da futbol hastası malûm. Feriköy Stadyumu'nu ve Ayazağa Stadyumu'nu yenileyecekmiş. Feriköy Stadyumu'nu çok sevdiği Monaco stadına benzetmek istiyormuş. Maketini de gösterdi. Seneye bu stadı diker bu adam. Ayazağa Stadyumu'nun altına alışveriş merkezi yapacakmış. Maketinden anladığım kadarıyla alışveriş merkezinin çatısı saha olacakmış. Allah akıl fikir versin.

9 Şubat 2009 Pazartesi

Ormanlara yazık

Hiç gazeteciyim diye tanıtmadım kendimi, tanıttıysam da buna kendim hiç inanmadım. Gazetecilik öyle oldum demekle olmuyor çünkü. Bir dergide, gazetede, internet sitesinde karalayıp bırakmak ve sonrasında da gazetecilik yapıyorum demek kolpalıkla eşdeğer gözümde. Bu kadar kolay olmamalıydı. Buna inandığım için mi böyle oldu onu da bilemiyorum ama yazı yazarak para kazanma dönemim bitti artık. Kader beni bambaşka bir noktaya itti şimdilik. Medyada bir yerlere gelmek hele hele babanız, amcanız, abiniz hayli zor. Bugüne dek yaptığım işle alakasız bir departmanda çalışacağım artık. Bir yandan da hem bu bloga yazarım hem de dışarıdan yazı gönderirim diyorum. Kafa karışık yani. Bunları neden anlattın derse okur, bundan sonrasını da okusun derim. Sabah aldım elime gazeteyi açtım ne var ne yok diye. Karşıma Ercan Saatçi'nin yazısı çıktı. Yazı değil aslında bu, bildiğin karalama yapıyor abi köşesinde. 3 başlık atıyor köşesindeki yazıya. Böylece daha az yazı yazmış oluyor. Bu üç yazıdan birinin başlığı aynen şu: "Kimsenin bunlara hakkı var mı?" Lan bu nasıl başlık. Sen o köşede yazıp para kazanıyorsun, biz bu işi bırakmak zorunda kalıyoruz ya o koyuyor adama. Yazık senin yazın için kesilen ağaca.

Konya Deplasmanı



Gece Taksim'den çıktık yola. Konya'ya vardığımızda saat 11'di önce Mevlana'yı ziyaret ettik ardından etli ekmek... Etli ekmek ve Konya birleşince muhteşem bir yemek yiyeceğiz sanmıştık ama yanıldık. Bildiğin lahmacun bu. İstanbul'da daha güzelini yapıyorlar. Ama Konya çok güzel bir şehir. Tertemiz... Stadyumlarıysa iddia ediyorum Türkiye'nin en kötü stadyumu. Stadyumun tribünlerinde simetri adına hiçbir şey yok. Bizim üstümüz yarı kapalı yanımızdaki rakip tribün tamamen açık. Sanki onlar deplasman takımı. Nalçacılar da fos. Biz seslerini duymadık. Sahadaki Konyaspor ise Serhat Akın ve Giray Bulak ile havasını bulmuş durumda. Çok iyi oynadılar. Özellikle defansta hatasızdılar. Beşiktaş ise bu defansı nasıl açacağını bir türlü bilemedi. İbrahim Üzülmez takımın ne yazık ki en iyisiydi. Biraz da Ernst güzel işler yaptı. Gerisi tatsız tuzsuz... Bobo'nun karşı karşıya kaldığı pozisyon dışında bir heyecan yaşamadık. Dedik ya bu takım gereksiz maçları almayı çok seviyor. Konyaspor karşısındaki Beşiktaş kupa maçlarındaki Beşiktaş değildi. Maçın 85. dakikasından sonra Konya tribünleri "Şampiyonluk adayı aldı babayı" diye bağırınca çok güldük. Maç 0-0 bitince Konya stadında Konyalım yürü şarkısı çalar diyorduk yanılmadık. Yanıbaşımızdan tel örgülerin ardından evinin yolunu tutan Konyalılar elleriyle 5 işareti yapıyorlardı. Bunu da anlayamadım:) ve çok sayıda Fenerbahçe formalı arkadaşımız Konya tribünlerinde boy gösteriyorlardı. Biz de Konya kümeye diye bağırdık. Onlarda Şampiyon Trabzon diye bağırdılar. Saha içinden yazacak birşey bulamadım. Sıkıldık izlerken işte. Teptiğimiz yola çektiğimiz eziyete değmez.


7 Şubat 2009 Cumartesi

Boğaz'da Yoğun Haftasonu

Gece menemenimiz tuttu. Nerede güzel olur diye düşünürken Çengelköy'e Fiko'nun kahveye gidelim dedik. Oldum olası sevmişimdir Çengelköy'ü. Kasaba gibi havası var. Herkes birbirini tanıyor. Ufacık, güzel, insanları rahat... Sitelere, resortlere, residencelara değişmem böyle bir semti. Sözü uzatmadan yukarıdaki fotoğrafa bırakayım. Yukarıda gördüğünüz karton bildiri Çengelköy'de her ağaca asılmış durumda an itibariyle. Böyle takımlara ihtiyacı var futbolumuzun. Belediyesporlardan ziyade böyle kartona yazı yazarak semtin sakinlerini toplamaya çalışan futbol sevdalısı insanların takımlarına çok ihtiyacımız var... Gelmeyen Beykozlu olsun demişler. Boğaz'ın bir başka rekabeti işte...
Bu da aynı gün Çengelköylülere bir başka çağrı. Ama ben burada gönül koyuyorum çocukluğumun geçtiği mor menekşelerden, Gebzespor'dan yana kalbim. Gebzespor'un Mekansızlar'ı gelir mi? Konya'da olamazsam bu maçta olacağım...

6 Şubat 2009 Cuma

Sık Sık Sık Sık...

Beşiktaş'ın Kurtlar Vadisi karakterlerinden Abdülhey'e bir bestesi vardı: "O baron bu baron farketmez bize- Kılıç'ın ipini çekicez yine- 30 sene hizmet ettin sen bu devlete-İnleyecek her yer Abdülhey diye." Bunun üzerine kendisine de beste istemişti. Şimdi yakınıyormuş... Şu Memati'ye de yaranılmıyor:) Beşiktaş maçlarına gidemiyorum demiş. "Beni gören Memati hakemin ayağına sık" diyor demiş...

5 Şubat 2009 Perşembe

Kardeşimizsin Rıfat

Dün gece oturdum izledim şu 3 maymun'u. Harbiden muhteşem film. Bugün tribünde merdiven boşluğunda görünce şok oldum. Meğer bizim tribünün çocuğuymuş. Tanıştık, söz aldık. Kardeşimizsin Rıfat.

Beşiktaş: 3 - 1 :Antalyaspor

Yeter artık Antalya sesleriyle çıktı stada iki takımda. Üstüste çekilmiyor gerçekten. Ancak hayatımda en çok keyif aldığım maçlardan da biri oldu Antalya maçı. Sahadaki oyun stresten uzak olunca oyuncularda gönüllerince oynadılar. Böyle yalan dolan maçları rahat kazanmaya bayılıyoruz zaten. Tribünlerde çok ama çok iyiydi bugün. Uzun süredir böyle bir hava yakalanmamıştı tribünde. Alt katla üst kat ciddi bir sürtüşme yaşamanın doruğuna gelmişken böyle bir hava yakalamakta ayrı bir başarı. Ernst'in ilk maçıydı. Rahattı. Cisse'den daha kötü olamaz zaten. Benim asıl dikkatimi çeken Erkan Zengin oldu. Ben oyun stilini Deivid'e benzetiyorum. Top ayağındayken ve topsuz alanlardaki koşuları bana feci şekilde Deivid'i hatırlattı. İlerleyen maçlarda daha iyi analiz ederiz tabii. Ama giydiği 9 numaranın uğursuzluğuna rağmen ben kendisinden umutluyum. Ancak sahanın en fenomen oyuncusu tartışmasız İbrahim Üzülmez idi. Öyle bir oyun ortaya koydu ki şaşırdık kaldık tribünlerde. Koşuyor, topu çalıyor, taraftar elleri patlarcasına alkışlıyor, ama son pası doğru atamıyor. Yılmıyor yeniden yakalıyor rakibini, çalıyor topu, bu sefer pasını da veriyor. Bu da yetmiyor bir de gol atıyor ve film de burada kopuyor. Beşiktaş'ın Forrest Gump'ı oluyor, inanılamıyor, o da şımarıyor pasını yakalayamayan el kol yapıyor, dövünüyor, .ötü kalkıyor. Stop İbo Stop... Hani mahallenin en kötü futbol oynayan çocuğu bir maçlığına Allah tarafından yeteneklerle donatılır, arkadaşları şaşar ya duruma. Bu gece de böyleydi işte. Hani o mahalledeki çocuk ömrü boyunca unutmaz ya o maçı, bu maçta İbrahim için öyleydi. Benim gibi azılı İbrahim Üzülmez düşmanına dahi bu kelimeleri yazdıracak kadar iyi oynadı. Taraftar "İbo doğru söyle, İbo doğru söyle, bugün ne içtin, bugün ne içtin" diye bağırdı. İbo hemen önümüzde sırtı bize hafif dönük ama ağzı kulaklarında anlaşılıyor yani. Resmen sahada gülüyor İbo. Bunu görünce bu kez "Ne içtinse söyle biz de içelim" diyoruz ve sonra harala gürele geçiyor dakikalar. Hayatımda benim ve İbrahim Üzülmez'in unutamadığı bir maç oldu bu. Tribünlere ise bu maç 10 üzerinden 10 veriyorum.

4 Şubat 2009 Çarşamba

SANA GELMEDİĞİM GÜN ÖLDÜĞÜM GÜNDÜR

Kriz

Beşiktaş JK'yı da kriz vurdu. 106 yıllık çınar iki aydır personeline bile maaş bile ödeyemiyormuş.

İzin Yok

Çarşı grubunun ses getirecek hareketlerde bulunacağından bahsetmiştik önceki postlardan birinde. Yapılacak hareket bir gazeteye reklam vermekti. Hem öyle 3 sütun 5 sütun değilmiş. Tam sayfa olacak ve herkese giydirecek bir yazıymış o kadar ki kendine bile dokunduracakmış. Yaklaşık bir ay evvel büyük gazetelerden birine çıkacakmış. Fakat ne olmuşsa olmuş ve gerçekleşmemiş. Bu girişim bazı güçler tarafından engellenmiş...

3 Şubat 2009 Salı

Bir Cisim Yaklaşıyor

Yıldırım Demirören'i devirme harekatı başlamış. Yıkım ekibindeki isimlere bakınca neyle neyi yıkıyorsun diye sorarlar adama. Yıkım ekibi sol baştan şöyle: Rahmi Koç, Tuncay Özilhan, Serdar Bilgili, Hüsnü Güreli, Nevzat Demir, Affan Keçeci, Fikret Orman, Mehmet Kazancı, Erol Kaynar, Hikmet Çetin ve Süleyman Seba... Koyu renklerle yazdığım her isim zaten tek başına herhangi bir başkanı koltuğundan edebilir. Yahu karşınızdaki padişah değil. Yıldırım Demirören için böyle bir ekip toplamaya değer mi? Halk ekmek kuyruğunda sıra kapmak için taksiye binmek gibi, bir günlük tatil için 5 bavul götürmek kadar abes bir şey bu. Bu arada haberi okumak isteyenler için aha. Vurun dedik öldürdüler.

KFY: Aziz Yıldırım Başkanımız Değildir!

Turgay sabah sabah sevindirici haberi gönderdi yine. KFY 96 resmi sitelerinden açıklamalarda bulunmuş. Maraton tribünlerin tatil köyünü andırır havasına ve bunu hayata geçiren Aziz Yıldırım'a salvolar yapmışlar. Haklılar... Ali Şen'e de öyle bir paragraf ayırmışlar ki Aziz Yıldırım'ın buradan çıkaracağı çok şey var.
"Devletin emniyet güçlerinin de anlaşılmaz tutumuyla Aziz Yıldırım'ın bizlere yaptıklarını tekrar herkese anlatmak ve bizi bu durumdan çıkarabilecek tek kişi olan Ali Şen Başkanımız'a seslenmek istiyoruz. Efsane başkanımız, 96'da Trabzon'da sahaya inerek sahip çıktığınız Büyük Fenerbahçe Taraftarı'nın içinde bulunduğu durumu size anlatmak ve bu antidemokratik, bu diktatörce, bu Fenerbahçelilik değerlerinden uzak hareketlerin üstesinden gelmek için size çağrıda bulunmak istiyoruz."

Ernst&Young

1979 doğumlu-epey bi milyon euro- işte tüm mesele bu-Genç mi dedin?-Evet evet Ernst&Young...

1 Şubat 2009 Pazar

Beşiktaş: 1 - 0 :Antalyaspor

Bugün maç öncesi arkadaşları beklerken şu Kartal Yuvası'na uğrayayım dedim. Çok kötü ürünlerimiz var. Fotoğraflarını çekmeden duramadım. Hatta orada çalışanlara da sordum "Bu ürünleri alan var mı?" diye. Yorumu sizlere bırakıyorum. Ama bu ürünler içinde biri daha çok dikkatimi çekti. Yağmurlu bir günde görmüştüm seni bestesinin yazımına, yazımında oluşan imla hatalarına lütfen dikkat edin.

olsada?

Bu kemeri üretene takacaksın. Godoş kemeri.

Bu ayakkabıdan kaç tane sattınız açıklayın mesela. Bunu giyeceğime çıplak ayak gezerim daha iyi.

Maçla ilgili söylenecek şeyler kısıtlı. Bu takım çok gol atar diyorduk ama her geçen gün gol bulmakta daha da zorlanıyor Beşiktaş. Tello'nun muhteşem golünden birkaç saniye önce Bobo Bobo diyerek Mustafa Denizli'ye gönderme yapan Beşiktaş taraftarı da golü kendi kalesinde gördü. 4-1-4-1 bazen 4-2-3-1 gibi kontrollü bir tertiple Antalya önünde mücadele etmeyi doğru bulmayan taraftarın Bobo isteği doğruydu fakat bu golle nedense susmayı tercih ettiler. Bunun dışında Beşiktaş'ta çok güzel şeyler olmuyor değil. Mesela artık İbrahim Üzülmez'i seyretmiyoruz ve sanıyorum bundan sonra sürekli izlemeyeceğiz. Bu Beşiktaş adına oldukça güzel bir gelişme. Sahada gözümüze batanlar derseniz Ekrem Dağ ve Cisse'nin mücadelesi ve Nobre yerini Bobo'ya bırakırken çok üzüldü... Nobre'nin gönlünü almaya çalışan taraftar Bobo die bağırırken bunların hesabını yapamamıştı ne yazık ki. Nobre saha dışına çıkarken taraftarın tezahüratına tepkisiz kaldı. Başını yerden kaldırmadı. Çok sorunsuz bir adam şu Nobre... Her takıma lazım böyle uyumlu ve çalışkan adamlar. Saha içinde Yusuf yavaş yavaş kıpırdıyor. Delgado'dan farkı var mı derseniz eğer bence yok derim.