Bir Fenerbahçeli kadar üzüldüm bu sonuca. Bir önceki postta yazdıklarım olmadı diye değil. Bu kadar kolay gol yemelerine ve Edu'yu arar olmalarına üzüldüm. Geçen seneden farklı olarak kadroda Aurelio'nun boşluğu hala dolmamış. Selçuk ve Maldonado bir Aurelio etmedi bu maç. Fenerbahçe'yi uzun yıllardır bu kadar kötü görmemiştim. Özgüven adına ilk yarıda hiçbir emare yoktu. Herşeye karşın Güiza'nın isteği ile skoru 2-2'ye de getirebilirdi Fenerbahçe ama bu da biraz şanssızlık biraz beceriksizlikle olmadı. Topu oyuna sokacak adamın olmaması çok şaşırtıcı. İki pası yapmakta zorlandı Fenerbahçe defansı. Bu mağlubiyetten ders bile çıkmaz neresinden tutsanız elinizde kalır öyle bir maç izledik işte.
17 Eylül 2008 Çarşamba
Porto: 3 - 1:Fenerbahçe
Bir Fenerbahçeli kadar üzüldüm bu sonuca. Bir önceki postta yazdıklarım olmadı diye değil. Bu kadar kolay gol yemelerine ve Edu'yu arar olmalarına üzüldüm. Geçen seneden farklı olarak kadroda Aurelio'nun boşluğu hala dolmamış. Selçuk ve Maldonado bir Aurelio etmedi bu maç. Fenerbahçe'yi uzun yıllardır bu kadar kötü görmemiştim. Özgüven adına ilk yarıda hiçbir emare yoktu. Herşeye karşın Güiza'nın isteği ile skoru 2-2'ye de getirebilirdi Fenerbahçe ama bu da biraz şanssızlık biraz beceriksizlikle olmadı. Topu oyuna sokacak adamın olmaması çok şaşırtıcı. İki pası yapmakta zorlandı Fenerbahçe defansı. Bu mağlubiyetten ders bile çıkmaz neresinden tutsanız elinizde kalır öyle bir maç izledik işte.
Dragao'da 3 Puan
Geçtiğimiz sezon da lige kötü başlamıştı Fenerbahçe. Şampiyonlar Ligi'nde ilk maçında İnter'i yeneceğini söyleyen umutlu insan sayısı çok azdı. Bugünde şartlar 3 aşağı 5 yukarı aynı. Yine oturmamış bir kadro var Fenerbahçe'nin elinde. Üstelik bu maçta Edu ve Semih yok. Edu'nun geçtiğimiz sezon nasıl bir el bombası olduğunu hepimiz biliyoruz. Onun yeri bu maç dolar da Semih'in yokluğunu Güiza hissettirmeyebilir mi? İşte o nokta şüpheli. Yine geçen sezon öncesine kadar Deivid'in ıslıklanan bir isim olduğunu ve İnter maçıyla birlikte Fenerbahçe'de yıldızının parladığını biliyoruz. Porto maçı da bu anlamda Güiza'nın patlama maçı olabilir. Fenerbahçe Porto'yu deplasmanda yenebilir. Quresma kadrolarında yok artık. Lucho Gonzalez ve Tarik Sektioui dışında yaratıcı oyuncuları olduğunu söylemek bile zor. Kadro olarak Fenerbahçe daha ağır basar. Fenerbahçe bu gece Portekiz'den 3 puanla dönerse şaşırmam. Not düşeyim istedim.16 Eylül 2008 Salı
Lambayı Tutan Adam: Muhammet Altıntaş
80’lerin ikinci yarısı, 90’ların henüz başında, futbol dünyası günümüzden oldukça farklıydı. Hem saha içi hem de saha dışındaki farklılardan biri de, futbolcuların popülerlik kriteriydi. Örneğin bugün takımı adına faydalı olma göstergesi, daha çok koşmak ve takım oyunu oynamakken, bundan yirmi sene evvel göze hoş gelen futbol oynamak, ayağa topun yakışıp, yakışmaması ya da çalım atma becerisi olarak görülürdü.
O dönemler ön liberolar ya da orta sahanın koşan isimleri, şimdiki kadar takımlarının kilit oyuncuları değildi. İstisnalar yok muydu? Elbette vardı. Günümüzdeki gibi ilgi görmeseler de, o dönemlerde oynadığı mevkii itibariyle Fenerbahçeli Müjdat, tribünü olan ilk futbolcuydu. Bir ön liberonun tribünü olması, bırakın o dönemleri bugünlerde bile zor. Belki de 90’ların başında anlaşılmaya başlandı futbolda çok koşanların, mücadele edenlerin değeri. Bu futbolculardan biri de tartışmasız Muhammet Altıntaş.
Kimse onun kadar koşmadı
Hıncal Uluç, onun için “Lambayı Tutan Adam” benzetmesi yapmış. “Galatasaray önünü görüyorsa, aslan payı karanlıkta kalıp ‘Lambayı Tutan Adam’ındır” diyerek hakkını vermiş Muhammet’in. Anlatılan odur ki, Türkiye liglerinde kimse Muhammet kadar koşamaz. Onun kadar mücadele edemez.
Cevat Prekazi, bugün hâlâ Galatasaraylılar’ın unutamadığı oyunculardan biriyse, bunu en çok Muhammet’e borçludur. Muhammet, Prekazi’nin yerine de koşar. Bir Monaco maçı vardır ki, Muhammet, o unutulmaz maçta Amok koşucusu gibidir. Kalbi duracak kadar koşar, koşar, koşar. Kendisi de söyler: “Türkiye’de kimse benim kadar koşamaz.”
Edirne’den Galatasaray’a
Galatasaray’a uzanan merdiveni de koşarak çıkmıştır Muhammet, nam-ı diğer Mami. Almanya’da aldığı futbol altyapısı sonrasında, Edirne’de yıldızı parlayan Mami’nin, Galatasaray’a gelişi hızlı, ama sessiz olur. Tıpkı yıllar sonra başına gelen o kaza sonrasındaki gidişi gibi…
Derwall’in kurduğu kadroyla Galatasaray’a transfer olan Muhammet’in yanı sıra diğer transferler de hayli güçlüdür: Uğur, Büyük Savaş, Hayrettin, Yusuf, Tuncay, İlyas. Kimseler inanmaz Muhammet’in kadroda yer alacağına, “Ne idarecisi, ne antrenmana çıkan futbolcusu ne de teknik adamlar, benim kadroda yer alacağımı düşünüyordu” diyor Muhammet.
Formayı, gösterdiği üstün çabayla sırtına geçirir, unutulmaz maçlar çıkarır. Uzun yıllar sonra gelecek şampiyonluğun da haberini verir, Eskişehirspor maçında attığı golle. Sonraki yıllar daha da güzel geçer Muhammet için. Artık kadroda yeri garantidir. Ancak bunun rehavetine kapılmaz ve son sürat çalışmalara devam eder. Onun sakatlık yaşadığı pek enderdir zaten. Profesyonel hayatında yaşadığı büyük bir sakatlık yoktur, küçük sakatlıklar da bir elin parmaklarını geçmez. Ancak Muhammet’in bu sakatlıkları, büyük problem olur Galatasaray için. Gazeteler onun oynayacağı maçları, “Muhammet, maça yetişiyor” başlığıyla verir. Bu istikrar abidesi oyuncuyu, ay-yıldızlı formayla da görür futbolseverler. Tam 16 kez milli olur Muhammet. Galatasaray’daki yeri iyiden iyiye sağlamlaşmış, buna rağmen futbolunda en ufak bir düşüş dahi olmamıştır.
Mami’nin araba tutkusu
Derwall’in Galatasaray’ında sırtına geçirdiği formayı, Mustafa Denizli, Sigfried Held ve Karl Heinz Feldkamp dönemlerinde de başarıyla taşır. Muhammet’in bir başka özelliği ise araba tutkusudur, ama ilerleyen yıllarda bu tutkunun bedelini pahalı öder. Önce yeni aldığı arabası soyulur, ardından bir trafik kazası geçirir. Büyük bir kazadır fakat Muhammet şans eseri kurtulmuştur bu kazadan. Kazanın ne kadar büyük olduğunu, “Hâlâ sağ kurtulduğuma inanamıyorum” diyerek açıklar. Hayatının dönüm noktasını oluşturacak sonraki kaza da aynı yerde olacaktır….
Her şey güzel giderken…
1992-1993 sezonuna oldukça iyi başlamıştır Galatasaray. Ligdeki performansını Avrupa Kupaları’na da yansıtan sarı-kırmızılılar, GKS Katowice, Eintrach Frankfurt engellerini geçip, AS Roma ile eşleşir. Galatasaray, hem ligde hem de UEFA Kupası’nda oldukça zorlu bir döneme girer. 25 Kasım’da Roma deplasmanına giden Galatasaray, dört gün sonra, yani 29 Kasım’da Konya deplasmanına çıkar, hemen akabindeyse 5 Aralık’ta Beşiktaş derbisi için İnönü Stadyumu’na konuk olur. Zorlu maratonun son ayağı ise, 9 Aralık’ta Roma ile Ali Sami Yen Stadyumu’ndaki maçtır. Muhammet, takımın değişilmez isimlerinden biri olarak kadrodaki yerini korur bu maçlarda. Kazadan beş gün önce, son kez Roma’ya karşı Ali Sami Yen Stadyumu’na çıkar. Bir başka enteresan olaysa Sepp Piontek’in Türkiye-Hollanda maçı için Muhammet’i kadroya davet etmesidir. Fakat Muhammet bu zorlu maratondan sakat çıkmış ve Milli Takım kampına katılmamıştır. “Kampa katılsaydım belki de olmazdı diyemiyorum, o kazanın olacağı varmış” diyen Muhammet için, bu kaza hayatının en önemli kırılma anıdır.
Öldü zannetmişler
12 Aralık gecesi arkadaşlarıyla Kumburgaz’da balık yiyen Muhammet, İstanbul’a dönerken kaza yapar ve bu kaza diğerleri gibi olmaz. Tavuk yüklü kamyona, Gürpınar çıkışında arkadan çarpan Muhammet için, hayatının dönüm noktası olur bu kaza. Kafatasında ezilme, kaburgalarında ve kolunda kırıklar oluşur. O kadar büyük bir kazadır ki bu, Muhammet’i öldü zannedip, araçtan bir an önce çıkarmayı düşünmezler yardıma gelenler. Arkadan çarptığı kamyonu devirecek kadar büyük bir kaza yaşar Muhammet, daha 28 yaşındayken.
Bütün spor camiası ve Muhammet’in yakın arkadaşları hastaneye akın eder. Yoğun bakımdan çıkar Muhammet, ama hasarı da büyüktür. Kazadan sonra gazeteler başlıklarını, “Mami’nin Futbol Hayatı Bitti” diye atar. Gerçekten de durumu kötüdür Muhammet’in, ama kafatasına yapılan müdahalelerle hayata döndürülür. Kolundaki kırık ise kafatasındaki ezilme nedeniyle, ikinci derecede önem taşır. Kolu yaklaşık bir aya yakın bir süre boyunca alçıda kalır. Kolundaki yaralar, kemiğe kadar sıçrar. Mikrop kemiğe işler ve Galatasaray’ın doktoru Burhan Uslu, Muhammet ile bir görüşme yapar: “Seni ameliyat edeceğiz, koluna ise protez takacağız.”
Kolunu kurtarır ama…
Kazadan kurtulan bir futbolcu ilk önce ne düşünürse, o da onu düşünmüştür aslında, bir an önce sahalara dönmeyi… Kendisini hep böyle telkinlerle ayakta tutar Muhammet. Burhan Uslu’nun yaptığı teklif ise, şok yaşatır Mami’ye. ABD’de tedavi görmek istediğini söyleyen Muhammet’in yolu, sezon ortasında bambaşka bir şekle bürünmüştür artık. ABD’deki tedavisi tam iki yıl sürer. Kesilip protez takılacak denilen kolunu kurtarmayı başarır, ama futbola dönmesi için yeterli olmayacaktır bu tedavi süreci. Bir an önce futbola döneceği günlerin hayalini kuran Muhammet, Türkiye’ye geldiğinde hiç ummadığı bir tabloyla karşılaşır. Muhammet’in futbol hayatı, kafalarda çoktan bitmiştir. “Ben oynamak istiyorum, ama bir tek ben inanıyorum. Kimse inanmıyor. Oynarsam, tüm Türkiye’ye karşı oynamış olacağım” diyen Muhammet, yine de yılmaz ve antrenmanlara çıkar. Ancak elinde Doktor Lamec’in vermiş olduğu oynayabilir raporuna rağmen Türkiye’de gördüğü muamele nedeniyle şevki kırılır. Antrenmanlara yarın maça çıkacakmış gibi hırslı çıkan Muhammet, çevresinde “Ya Muhammet bak olmuyor” ya da “Hadi oğlum az kaldı başaracaksın” diyen insanların olmadığından da bahsediyor.
Yavaş yavaş kendisi de kabul eder ona biçilen rolü ve hiçbir resmi maça çıkmaz. Galatasaray’da antrenmanlara çıkarken kendisine başka kulüplerden teklifler de yapıldığını söyleyen Muhammet, o dönem Galatasaray’ın başkanlığını yapan Alp Yalman’ın, “Şirketimi satarım Muhammet’i satmam” dediğini anlatıyor.
“GS bir teklifte bulunmadı”
Bu sırada söylentiler de alır başını gider. “Muhammet’e Galatasaray’ın altyapısında hocalık teklif ettiler kabul etmedi.” “Muhammet kahvede okey oynuyor” diye haberler yapılır. Muhammet’e bu teklifin yapılıp yapılmadığını sorduğumuzda, gülerek cevap veriyor: “Bundan daha güzel bir teklif olamaz benim için. Neden kabul etmeyeyim?”
Kazadan sonrası oldukça zor geçer. Her futbolu bırakan futbolcu eskisi gibi yazarlık yapar. Muhammet, telefonla yazı yazdırmanın kendisine göre olmadığını kısa sürede anladığını söylüyor. “Boşu boşuna yer işgal ediyoruz. Okulunu okumuş, eğitimini almış insanların uzun tecrübeler sonunda geldikleri noktaya bir anda tepeden iniyoruz” diyerek özetliyor yazarlık tecrübesini.
“TFF’de imkan verilmedi”
Bir zamanlar futbol oynamışsanız, Türkiye’de önünüze açılacak iki kapıdan biri yorumculuk, diğeriyse teknik adamlıktır. Muhammet de tecrübesini gençlere aktarmak adına teknik adamlık yolunu seçer. TFF tarafından Trakya Bölge antrenörü görevine getirilen Muhammet, burada Milli Takımlara 18 yaş altı yetenekli gençler önerir. Ancak Muhammet’in TFF’de de şansı yaver gitmez. Verilen sözlerin tutulmamasına içerler ve buradaki görevi uzun sürmez. TFF yöneticilerinin iki dudağı arasındaki geleceği bir türlü düze çıkmaz. Kimler kimler yol almıştır da, sıra bir türlü Mami’ye gelmez.
Kendisini gösterebileceği fırsatların verilmemesinden muzdarip olan Muhammet’in bir diğer teknik direktörlük denemesi ise, Aydın Güleş ile birlikte çalıştırdıkları Bakırköyspor olur. Ancak makûs talihi burada değişmez ve her zaman karşısına çıkan sözlerin tutulmaması sorunu burada da kendisini gösterir.
“Her Türk gibi işsizim”
“Peki, şimdi ne yapıyor Muhammet?” diye sorduğumuzda, “Her Türk gibi işsizim” yanıtını veriyor ve ekliyor: “Bakkallık bilmem, manavlıktan anlamam, kasaplık hiç yapmadım. Ben ekmeğimi hep futboldan çıkardım.” Buna rağmen şu anda herhangi bir kulüple çalışmadığını ifade eden Muhammet, elinden tutacak bir dayı ya da amca olmamasının sıkıntısını yaşadığını söylüyor. Yine de ne Galatasaray’a, ne de kişilere bir kırgınlığı olmadığının altını çiziyor. Yeşil sahalardayken etrafını saran, kendisine sözler veren insanların, şimdi yanında olmamalarını da anlayışla karşılaşan Muhammet, “Böyle olacağını biliyordum” diyor. Her zaman kendisini arayan insanların artık telefon açmadıklarını ve kendisinin de aranmadığı sürece aramadığını söyleyen Muhammet, “Beni aradıklarında, onlardan para isteyeceğimi mi düşünüyorlar acaba” diyerek dile getiriyor duygularını.
“İnsanlar hasta zannediyor”
Muhammet’i üzen bir diğer konuysa, medyanın kaza sonrasında akıllara kazıdığı Muhammet profili olmuş. Sokakta rastladığı insanların “Muhammed sen iyiymişsin, maşallah iyileşmişsin” demelerinden rahatsızlık duyduğunu anlatıyor ve soruyor: “Beni böyle hatırlayan Türkiye’de, benim bir teknik direktör olarak görev yapmam mümkün mü? Birilerinin bana görev vermesi mümkün mü? Siz olsanız, Muhammed’e iş verir misiniz?”
Kazadan hemen sonra ekranlarda kekeleyerek konuşmasının, bu imajın yaratılmasında büyük bir etkisi olduğunu söyleyen Muhammet, yıllar önce yaşadığı kazanın yaraları geçse de, kalıcı izlerin bu nedenle daha başka olduğundan bahsediyor.
Cemal Cevizcioğlu/Sporist Dergisi
15 Eylül 2008 Pazartesi
Seçmece
Trabzonspor: 0 - 0 :Beşiktaş
Trabzonspor daha üstün bir oyun oynadı. Geneli tatsız tuzsuzdu orası ayrı. Trabzonspor'un ikinci yarıdaki hızını Ersun Yanal kesti. Serkan Balcı'yı çıkartmakla bence hata yaptı. Maçı koparacakları golü bulacaklardı Serkan'ın kanadından. Ertuğrul Sağlam'da yanlıi yaptı. Ekrem Dağ'ı oyuna aldı. Ekrem ayakta durmayı bilmiyor. Sürekli yerde, ayakları sağlam basmıyor. Yeni İbrahim Üzülmez olur. Hiç gerek yok devre arası şutlanmalı. Cisse ve Serkan maçın en çok göz çarpan isimleri. Unutmadan Song'u da bu ikilinin en tepesine koymak istiyorum. Tek başına Trabzonspor'un savunmasını toparlıyor ve hatasız oynuyor. Maçta galibiyet almayı hakeden taraf Trabzonspor'du. Beşiktaş için başarı 1 puan. Trabzonspor bu sene içeride maç kaybetmezse şaşırmam. 30. dakikada stattan çıkan sese hayret ettim. Maviiiiii sesini özlemişiz. Hep böyle devam eder inşallah Trabzon. Beşiktaş için söylenecek birşey yok. Gol yememeyi sonunda öğrenmişiz. Kötü oynadığımız maçları kaybetmemekte önemli.
14 Eylül 2008 Pazar
Doğum Günü
Yenilme
Bugüne dek Trabzon deplasmanlarında yenilmediğimiz sezonlarda şampiyonluğu kucaklamışız. İstatistiklere hiç inanmasam da bir umuttur yaşatan insanı işte. "Türkiye'nin seçimlerdeki aynası Bursa'dır" diyen Demirel'e özenmişliğim yok. Şampiyonluğun siyah beyaz olması için yenilmemek gerekiyormuş. Ben söylemiyorum tarih söylüyor.Ortak Düşman Medya
Hepsi de uzun süredir hayatımızın içinde. Ama sızlanmaları dertleri bir türlü bitmiyor. Lider olmak ne zor iş. Bugün her birinin apayrı görevleri olsa da hepsi aynı dertten mustarip. "Benden önce ne vardı ki, 'ben' başardım, 'ben' yaptım. Bu eleştiriler niye?"
İyi kötü 6 senedir iktidarda(!) bir hükümet, 12 sene kapalı kalmış bir partiyi yeniden şahlandıran(!) bir muhalefet başkanı, Fenerbahçe'yle rakipleri arasında uçurumlar yaratan Aziz Yıldırım, Türk futboluna en büyük başarıları getirmiş Fatih Terim. Her biri hırçın, çünkü hep bir düşman var. Dışarıda değil bu düşmanlar içeride onlara göre. Birşeyler yürümüyor, düzenin önüne taş koyuluyor fikrinde olanından, herşey iyi giderken neden önümüze taş koyuyorsunuz mantığına sahip olanına kadar . Bugünlerde hep en önlerde yer alıyorlar, hep bir tartışmanın içindeler. Hepsinin ortak düşmanı medya. Medyanın eleştirileri. Lider olmak ne zor iş. Kimseden bir geri adım yok. Herkes yaptığının arkasında. Kimse yanlış yapmaz mı bu dünyada? Recep Tayyip Erdoğan, Deniz Baykal, Aziz Yıldırım, Fatih Terim bir gün de "Bu noktada yanlış yaptık" özeleştirisinde bulunamaz mı? Güçlü olmanın, lider olabilmenin şartlarından biri midir bu? Hep ufak hesaplarla uğraşmak Türkiye'nin kaderi midir? Medya gruplarıyla, ya da bir kısım medya gruplarının yanlı yayınlarıyla,taraftar gruplarıyla ya da yazarlarla böylesine güreş tutmak bulundukları konumlara yakışıyor mu? En azından muhataplarıyla aralarında bir aracı olması gerekmez mi? Bu saydığımız isimlerin her konu hakkında bu kadar çok konuşması doğru mudur? Yoksa bu toplumun içinde bir kıskançlık bir hasetlik mi var? Bizler nankörlük mü yapıyoruz herşey güllük gülistanlık giderken.
13 Eylül 2008 Cumartesi
Hangi Forma Bayrak
Ercan Saatçi tadında bir tespitim var. Neden Basketbol Milli Takımımız formasına reklam alıyor? Önlerinde Garanti yazıyor. Örneğin A Milli Futbol Takımımız neden almıyor? Fransa Basketbol takımında da Kinder yazıyor. Futboldaki forma bayrak görevi görüyor da, basketboldaki formalar o kadar önemli olmuyor mu nedir anlayamadım.
12 Eylül 2008 Cuma
Ana Avrad Bıyık
10 Eylül 2008 Çarşamba
Hadi Lan
Ne taraftarlar var. Yöneticiye bir telefon kadar yakın...Kara Delik
İzmir'e Kıyak
Melih Gökçek açıklamış. Ankaraspor ile Ankaragücü birleşecek. Cemal Aydın bu konda ne diyor haberlerde belirtilmemiş. İşin ilginç bir diğer yanıysa Ankaraspor'un Süper Lig'deki hakkını bir İzmir takımına vermek istemeleri. Bu da ya Göztepe ya da Karşıyaka olur. En çok onların taraftarı var. Seçimler yaklaşırken İzmirspor'a güzellik yapılacak değil ya. Melih Gökçek İzmir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu ile "su" savaşına girmişti. Şimdi Ankaraspor'u hediye edip sağlam bir hamle yapmanın peşine düştü diyeceğim diyeceksiniz ki insanlar buna bakıpta seçimlerde kanaatlerini mi değiştirecekler yapma etme, bu kadar güvensiz olmayın bu insanlara diyeceksiniz. Bu düşüncede olan ben değilim zaten Melih Gökçek bunu düşünen. Mesela Vanspor'a versin isim haklarını ya da Trakya'dan bir kulübe ya da ne bilim Adana'ya. Yok illa ki İzmir deniyorsa böyle düşünmemiz çok da saçma değil heralde. 9 Eylül 2008 Salı
Kantarın Topuzu
‘Bu oyuncu nasıl Milli Takım kaptanı oluyor anlamıyorum. Kendine ve takım arkadaşlarına saygısı olmayan karaktersiz biri. İsviçre maçında da gördük. Bunun liderlik vasfı yok. Son 5 yılının yüzde 80’ini sakatlıklarla geçiren ve maçı ancak 60 dakika oynayabilecekken 90 dakika oyunda kaldığı zaman hocasına teşekkür bile eden biri. Böyle karaktersiz birine ben karşıyım. Emre’den kaptan olmaz, lider olamaz. Türk gençlerinin önüne bunu lider diye koyamazsınız'
8 Eylül 2008 Pazartesi
Futbolun Beceriksizleri
Futboldan anlamayanların futbol hakkında ahkam kesmeleri, futbolun ne kadar kolay bir oyun olduğunu gösteriyor. Türkiye'de oyunun içerisindeki stratejiyi, taktiksel dizilimi, sistemleri bilmeseniz de şu şöyle, bu böyle diyerek geçiştirebilirsiniz. Buna rağmen okunursunuz ya da izlenirsiniz. Çünkü ahkam kestiğiniz yer çok büyüktür. O koltuğun ya da mevkinin hatrına izlendiğiniz ya da okunduğunuz bellidir. Futbola böyle bakanları o kadar çok gördük ki. Bende yazarım lan diyene o kadar çok rastladık ki. 06 Edi, Yalçın Dümer, Coşkun Sabah, Aykut Oray, Aydemir Akbaş, Adnan Aybaba... Bu liste uzar gider. Bu yüzden de Türkiye'de spor basını saygı görmez. Bu isimlerin köşe sahibi olduğu gazetelerin, muhabirlerinin yaptığı haberlerde ortada zaten. Gözünün içine baka baka yalan söylerler. Mecburlar buna çünkü.6 Eylül 2008 Cumartesi
Zora Sokmak
4 Eylül 2008 Perşembe
Yıldızın Bedeli
Ankara'da Protesto
Fenerbahçe tribünleri takımının arkasında yer almaya devam edecek ama en ufak kötü gidişte de büyük tepkiler gösterecek. Bunu söyleyenler maraton üst tribünde GFB gelmeden önce orada bağıran ve tribün kültürünü yaşatmaya çalışan insanlar. Ankara'da protesto olduğunu söylüyorlar. "Bu devirde kimse sultan değil hükümdar değil..." diyorlar. Bekleyelim görelim Ankara'da protesto olacak mı?
3 Eylül 2008 Çarşamba
Ankaragüçlü Adil
2 Eylül 2008 Salı
Ermenistan - Türkiye
Halkların arasında kin ya da nefret olduğunu düşünmeyenlerdenim. Ermeni arkadaşlarıma bu zamana kadar hiç başka gözle bakmadım. Onlarında farklı olmadıklarını biliyorum. Sorun buradaki vatandaşlarımızla alakalı değil zaten. Konu Cumhurbaşkanımızın Ermenistan'a gidip gitmeyeceği ile ilgili. Cumhurbaşkanı devleti temsil ediyor ve davete gidip gitmemesi sadece kendini bağlamıyor doğal olarak. Ülkenin çıkarlarını da bağlıyor. Futbol maçından daha öte bir anlam taşıyor işte bu davet. Oturup maçı seyretse olmuyor mu?O konulara hiç girmeden maç seyretse mesela. Hiç girmeden dönemez mi? O zaman da Azeriler bize küser mi? Gitmese daha mı iyi? Maçı evden izlese mesela... Devre arası sessizlik bir sessizlik olurda, "Eee ne diyorsunuz siz şimdi" diye sorarlar diye mi çekiniyoruz? Biz onlarla düşmanız bizim Cumhurbaşkanımız nasıl olur da gider mi diyor birileri? Bize soykırımcı diyenlerle oturulup maç bile izlenmez mi? Bu soruların cevabını futpolitik'te bulabilmek ümidiyle...
Seric
Beşiktaş'ın başarısız olduğu sezonların faturası hep defansa çıktı. Hal böyle olunca da 5 seneden bu yana çok defans oyuncusu geldi geçti Beşiktaş'tan. Ali Güneş, Çağdaş Atan, Fatih Sonkaya, İbrahim Toraman, Mustafa Doğan, Adem Dursun, Ali Tandoğan, Kürşat Duymuş, Baki Mercimek, Lamine Diatta, Gordon Sciheldenfeld, Tomas Sivok, Anthony Seric, Tuna Üzümcü, Tomas Zapotoncny. Okurken saymayanlar için rakamı yazayım: 15.Her sene 3 defans oyuncusu alınmış. Hele hele bunların içinde bir Diatta var ki onun öyküsü çorap söküğü gibi birçok ismi de peşinden sürüklemiş. Beşiktaş şampiyonlar ligine girince defansa tecrübeli birini alalım dediler. Diatta alındı ve gelir gelmez bu oyuncunun aslında 2 yaş daha büyük olduğu söylendi. Oynadığı Marsilya maçında ipi çekildi. Aslında bu oyuncu alınmayacaktı da son anda çıkmıştı piyasaya asıl izlenen ve alınacak olan İtalya'da yıllarca oynamış Juventus tecrübesi olan Legrottaglie'ydi ama beğenilmedi Sağlam tarafından. Neyse... Diatta gönderilmeliydi yerine oyuncu arayışları devam etti. Hırvat Drpiç alındı anlaşıldı dendi. Meğer adam sürekli .ıçını açıyormuş. Vazgeçildi onun yerine Gordon Sciheldenfeld alındı. Onu da Kayseri deplasmanında canlı izleyenlerden biri olarak yeni oyuncuyu merakla izledik. Meğer adamın gözlerine bir anda perde iniyormuş. O da gönderilecek ve yerine Seric alınacaktı. Gordon gitmeden Seric geldi. Seric için birşey anlatmaya gerek yok. Yunanistan'da namı yürümüş. İzlemedik inşallah mahçup eder. Şimdi Gordon'u göndermek için üstüne para ödüyor yönetim. Seriç, Gordon gitmezse oynayamayacak. Bu kadar da kötü yönetilmez ki bir kulüp. Buna rağmen takım bu sene iyi başladı lige. Her kötülüğün içinde bir iyilik var dedikleri bu heralde. Bakalım Gordon gönderilecek mi? Merakla bekliyoruz. Yok gönderilemeyecekse Seric ne yapacak:) Kara kara düşünüyordur heralde kendisi de.
Beşiktaş: 2 - 0 :Konyaspor





