16 Eylül 2008 Salı

Lambayı Tutan Adam: Muhammet Altıntaş

Bundan on beş sene önce bir trafik kazasıyla futbola veda eden Muhammet’in hikâyesidir “Lambayı Tutan Adam.” Şu sıralar evinde kabuğuna çekilen Muhammet’in, on senelik profesyonel futbol hayatına ve başından geçenlere yer verilen kitap, aynı zamanda bir unutuluşun da öyküsüdür.


80’lerin ikinci yarısı, 90’ların henüz başında, futbol dünyası günümüzden oldukça farklıydı. Hem saha içi hem de saha dışındaki farklılardan biri de, futbolcuların popülerlik kriteriydi. Örneğin bugün takımı adına faydalı olma göstergesi, daha çok koşmak ve takım oyunu oynamakken, bundan yirmi sene evvel göze hoş gelen futbol oynamak, ayağa topun yakışıp, yakışmaması ya da çalım atma becerisi olarak görülürdü.
O dönemler ön liberolar ya da orta sahanın koşan isimleri, şimdiki kadar takımlarının kilit oyuncuları değildi. İstisnalar yok muydu? Elbette vardı. Günümüzdeki gibi ilgi görmeseler de, o dönemlerde oynadığı mevkii itibariyle Fenerbahçeli Müjdat, tribünü olan ilk futbolcuydu. Bir ön liberonun tribünü olması, bırakın o dönemleri bugünlerde bile zor. Belki de 90’ların başında anlaşılmaya başlandı futbolda çok koşanların, mücadele edenlerin değeri. Bu futbolculardan biri de tartışmasız Muhammet Altıntaş.

Kimse onun kadar koşmadı
Hıncal Uluç, onun için “Lambayı Tutan Adam” benzetmesi yapmış. “Galatasaray önünü görüyorsa, aslan payı karanlıkta kalıp ‘Lambayı Tutan Adam’ındır” diyerek hakkını vermiş Muhammet’in. Anlatılan odur ki, Türkiye liglerinde kimse Muhammet kadar koşamaz. Onun kadar mücadele edemez.
Cevat Prekazi, bugün hâlâ Galatasaraylılar’ın unutamadığı oyunculardan biriyse, bunu en çok Muhammet’e borçludur. Muhammet, Prekazi’nin yerine de koşar. Bir Monaco maçı vardır ki, Muhammet, o unutulmaz maçta Amok koşucusu gibidir. Kalbi duracak kadar koşar, koşar, koşar. Kendisi de söyler: “Türkiye’de kimse benim kadar koşamaz.”

Edirne’den Galatasaray’a

Galatasaray’a uzanan merdiveni de koşarak çıkmıştır Muhammet, nam-ı diğer Mami. Almanya’da aldığı futbol altyapısı sonrasında, Edirne’de yıldızı parlayan Mami’nin, Galatasaray’a gelişi hızlı, ama sessiz olur. Tıpkı yıllar sonra başına gelen o kaza sonrasındaki gidişi gibi…
Derwall’in kurduğu kadroyla Galatasaray’a transfer olan Muhammet’in yanı sıra diğer transferler de hayli güçlüdür: Uğur, Büyük Savaş, Hayrettin, Yusuf, Tuncay, İlyas. Kimseler inanmaz Muhammet’in kadroda yer alacağına, “Ne idarecisi, ne antrenmana çıkan futbolcusu ne de teknik adamlar, benim kadroda yer alacağımı düşünüyordu” diyor Muhammet.
Formayı, gösterdiği üstün çabayla sırtına geçirir, unutulmaz maçlar çıkarır. Uzun yıllar sonra gelecek şampiyonluğun da haberini verir, Eskişehirspor maçında attığı golle. Sonraki yıllar daha da güzel geçer Muhammet için. Artık kadroda yeri garantidir. Ancak bunun rehavetine kapılmaz ve son sürat çalışmalara devam eder. Onun sakatlık yaşadığı pek enderdir zaten. Profesyonel hayatında yaşadığı büyük bir sakatlık yoktur, küçük sakatlıklar da bir elin parmaklarını geçmez. Ancak Muhammet’in bu sakatlıkları, büyük problem olur Galatasaray için. Gazeteler onun oynayacağı maçları, “Muhammet, maça yetişiyor” başlığıyla verir. Bu istikrar abidesi oyuncuyu, ay-yıldızlı formayla da görür futbolseverler. Tam 16 kez milli olur Muhammet. Galatasaray’daki yeri iyiden iyiye sağlamlaşmış, buna rağmen futbolunda en ufak bir düşüş dahi olmamıştır.


Mami’nin araba tutkusu
Derwall’in Galatasaray’ında sırtına geçirdiği formayı, Mustafa Denizli, Sigfried Held ve Karl Heinz Feldkamp dönemlerinde de başarıyla taşır. Muhammet’in bir başka özelliği ise araba tutkusudur, ama ilerleyen yıllarda bu tutkunun bedelini pahalı öder. Önce yeni aldığı arabası soyulur, ardından bir trafik kazası geçirir. Büyük bir kazadır fakat Muhammet şans eseri kurtulmuştur bu kazadan. Kazanın ne kadar büyük olduğunu, “Hâlâ sağ kurtulduğuma inanamıyorum” diyerek açıklar. Hayatının dönüm noktasını oluşturacak sonraki kaza da aynı yerde olacaktır….

Her şey güzel giderken…
1992-1993 sezonuna oldukça iyi başlamıştır Galatasaray. Ligdeki performansını Avrupa Kupaları’na da yansıtan sarı-kırmızılılar, GKS Katowice, Eintrach Frankfurt engellerini geçip, AS Roma ile eşleşir. Galatasaray, hem ligde hem de UEFA Kupası’nda oldukça zorlu bir döneme girer. 25 Kasım’da Roma deplasmanına giden Galatasaray, dört gün sonra, yani 29 Kasım’da Konya deplasmanına çıkar, hemen akabindeyse 5 Aralık’ta Beşiktaş derbisi için İnönü Stadyumu’na konuk olur. Zorlu maratonun son ayağı ise, 9 Aralık’ta Roma ile Ali Sami Yen Stadyumu’ndaki maçtır. Muhammet, takımın değişilmez isimlerinden biri olarak kadrodaki yerini korur bu maçlarda. Kazadan beş gün önce, son kez Roma’ya karşı Ali Sami Yen Stadyumu’na çıkar. Bir başka enteresan olaysa Sepp Piontek’in Türkiye-Hollanda maçı için Muhammet’i kadroya davet etmesidir. Fakat Muhammet bu zorlu maratondan sakat çıkmış ve Milli Takım kampına katılmamıştır. “Kampa katılsaydım belki de olmazdı diyemiyorum, o kazanın olacağı varmış” diyen Muhammet için, bu kaza hayatının en önemli kırılma anıdır.


Öldü zannetmişler

12 Aralık gecesi arkadaşlarıyla Kumburgaz’da balık yiyen Muhammet, İstanbul’a dönerken kaza yapar ve bu kaza diğerleri gibi olmaz. Tavuk yüklü kamyona, Gürpınar çıkışında arkadan çarpan Muhammet için, hayatının dönüm noktası olur bu kaza. Kafatasında ezilme, kaburgalarında ve kolunda kırıklar oluşur. O kadar büyük bir kazadır ki bu, Muhammet’i öldü zannedip, araçtan bir an önce çıkarmayı düşünmezler yardıma gelenler. Arkadan çarptığı kamyonu devirecek kadar büyük bir kaza yaşar Muhammet, daha 28 yaşındayken.
Bütün spor camiası ve Muhammet’in yakın arkadaşları hastaneye akın eder. Yoğun bakımdan çıkar Muhammet, ama hasarı da büyüktür. Kazadan sonra gazeteler başlıklarını, “Mami’nin Futbol Hayatı Bitti” diye atar. Gerçekten de durumu kötüdür Muhammet’in, ama kafatasına yapılan müdahalelerle hayata döndürülür. Kolundaki kırık ise kafatasındaki ezilme nedeniyle, ikinci derecede önem taşır. Kolu yaklaşık bir aya yakın bir süre boyunca alçıda kalır. Kolundaki yaralar, kemiğe kadar sıçrar. Mikrop kemiğe işler ve Galatasaray’ın doktoru Burhan Uslu, Muhammet ile bir görüşme yapar: “Seni ameliyat edeceğiz, koluna ise protez takacağız.”


Kolunu kurtarır ama…

Kazadan kurtulan bir futbolcu ilk önce ne düşünürse, o da onu düşünmüştür aslında, bir an önce sahalara dönmeyi… Kendisini hep böyle telkinlerle ayakta tutar Muhammet. Burhan Uslu’nun yaptığı teklif ise, şok yaşatır Mami’ye. ABD’de tedavi görmek istediğini söyleyen Muhammet’in yolu, sezon ortasında bambaşka bir şekle bürünmüştür artık. ABD’deki tedavisi tam iki yıl sürer. Kesilip protez takılacak denilen kolunu kurtarmayı başarır, ama futbola dönmesi için yeterli olmayacaktır bu tedavi süreci. Bir an önce futbola döneceği günlerin hayalini kuran Muhammet, Türkiye’ye geldiğinde hiç ummadığı bir tabloyla karşılaşır. Muhammet’in futbol hayatı, kafalarda çoktan bitmiştir. “Ben oynamak istiyorum, ama bir tek ben inanıyorum. Kimse inanmıyor. Oynarsam, tüm Türkiye’ye karşı oynamış olacağım” diyen Muhammet, yine de yılmaz ve antrenmanlara çıkar. Ancak elinde Doktor Lamec’in vermiş olduğu oynayabilir raporuna rağmen Türkiye’de gördüğü muamele nedeniyle şevki kırılır. Antrenmanlara yarın maça çıkacakmış gibi hırslı çıkan Muhammet, çevresinde “Ya Muhammet bak olmuyor” ya da “Hadi oğlum az kaldı başaracaksın” diyen insanların olmadığından da bahsediyor.
Yavaş yavaş kendisi de kabul eder ona biçilen rolü ve hiçbir resmi maça çıkmaz. Galatasaray’da antrenmanlara çıkarken kendisine başka kulüplerden teklifler de yapıldığını söyleyen Muhammet, o dönem Galatasaray’ın başkanlığını yapan Alp Yalman’ın, “Şirketimi satarım Muhammet’i satmam” dediğini anlatıyor.

“GS bir teklifte bulunmadı”
Bu sırada söylentiler de alır başını gider. “Muhammet’e Galatasaray’ın altyapısında hocalık teklif ettiler kabul etmedi.” “Muhammet kahvede okey oynuyor” diye haberler yapılır. Muhammet’e bu teklifin yapılıp yapılmadığını sorduğumuzda, gülerek cevap veriyor: “Bundan daha güzel bir teklif olamaz benim için. Neden kabul etmeyeyim?”
Kazadan sonrası oldukça zor geçer. Her futbolu bırakan futbolcu eskisi gibi yazarlık yapar. Muhammet, telefonla yazı yazdırmanın kendisine göre olmadığını kısa sürede anladığını söylüyor. “Boşu boşuna yer işgal ediyoruz. Okulunu okumuş, eğitimini almış insanların uzun tecrübeler sonunda geldikleri noktaya bir anda tepeden iniyoruz” diyerek özetliyor yazarlık tecrübesini.

“TFF’de imkan verilmedi”
Bir zamanlar futbol oynamışsanız, Türkiye’de önünüze açılacak iki kapıdan biri yorumculuk, diğeriyse teknik adamlıktır. Muhammet de tecrübesini gençlere aktarmak adına teknik adamlık yolunu seçer. TFF tarafından Trakya Bölge antrenörü görevine getirilen Muhammet, burada Milli Takımlara 18 yaş altı yetenekli gençler önerir. Ancak Muhammet’in TFF’de de şansı yaver gitmez. Verilen sözlerin tutulmamasına içerler ve buradaki görevi uzun sürmez. TFF yöneticilerinin iki dudağı arasındaki geleceği bir türlü düze çıkmaz. Kimler kimler yol almıştır da, sıra bir türlü Mami’ye gelmez.
Kendisini gösterebileceği fırsatların verilmemesinden muzdarip olan Muhammet’in bir diğer teknik direktörlük denemesi ise, Aydın Güleş ile birlikte çalıştırdıkları Bakırköyspor olur. Ancak makûs talihi burada değişmez ve her zaman karşısına çıkan sözlerin tutulmaması sorunu burada da kendisini gösterir.

“Her Türk gibi işsizim”
“Peki, şimdi ne yapıyor Muhammet?” diye sorduğumuzda, “Her Türk gibi işsizim” yanıtını veriyor ve ekliyor: “Bakkallık bilmem, manavlıktan anlamam, kasaplık hiç yapmadım. Ben ekmeğimi hep futboldan çıkardım.” Buna rağmen şu anda herhangi bir kulüple çalışmadığını ifade eden Muhammet, elinden tutacak bir dayı ya da amca olmamasının sıkıntısını yaşadığını söylüyor. Yine de ne Galatasaray’a, ne de kişilere bir kırgınlığı olmadığının altını çiziyor. Yeşil sahalardayken etrafını saran, kendisine sözler veren insanların, şimdi yanında olmamalarını da anlayışla karşılaşan Muhammet, “Böyle olacağını biliyordum” diyor. Her zaman kendisini arayan insanların artık telefon açmadıklarını ve kendisinin de aranmadığı sürece aramadığını söyleyen Muhammet, “Beni aradıklarında, onlardan para isteyeceğimi mi düşünüyorlar acaba” diyerek dile getiriyor duygularını.


“İnsanlar hasta zannediyor”

Muhammet’i üzen bir diğer konuysa, medyanın kaza sonrasında akıllara kazıdığı Muhammet profili olmuş. Sokakta rastladığı insanların “Muhammed sen iyiymişsin, maşallah iyileşmişsin” demelerinden rahatsızlık duyduğunu anlatıyor ve soruyor: “Beni böyle hatırlayan Türkiye’de, benim bir teknik direktör olarak görev yapmam mümkün mü? Birilerinin bana görev vermesi mümkün mü? Siz olsanız, Muhammed’e iş verir misiniz?”
Kazadan hemen sonra ekranlarda kekeleyerek konuşmasının, bu imajın yaratılmasında büyük bir etkisi olduğunu söyleyen Muhammet, yıllar önce yaşadığı kazanın yaraları geçse de, kalıcı izlerin bu nedenle daha başka olduğundan bahsediyor.

Cemal Cevizcioğlu/Sporist Dergisi

6 yorum:

Adsız dedi ki...

muhammed abi sen kaza yaptığında deliler gibi ağlamış çok dua etmiştim...allah seni bize bağışladı ama sen kendini esirgedin bizlerden...seni çok merak ediyorum...bana yazarsan çok sevinirim...saygılar.
ahmetniyazi@hotmail.com

Muhammet GÜLDALİ dedi ki...

6-7 yaşlarındayım oturmuş TRT döneminde siyah beyaz bir maç izliyorum hangisi sarı kırmızı belli değil yani! Ama hafızalarıma tek bir ey kazınmış Muhammet aldı Muhammet pas verdi şut çekti yani hep Muhammet! EE insanın adı da Muhammet olunca farklı bir ilgi duyuyor işte o maçtır beni Galatasaraylı yapan Ve Muhammettir süper oynayıp adı en çok geçen ve adaşıma özenimdir iyiki süper oynamış iyiki benimde Galatasaraylılığıma vesile olmuş unutulmadın Mami unutulmazlardansın inan!

lunatico dedi ki...

ah Mami ah, ASY'deki o Roma maçında tribündeydim, turu geçebilmemiz için kesinlikle 1'den fazla gol yemeden 2 farklı kazanmamız gereken o maçta iki kere yenik duruma düşmüş olarak morali bozulmuş ve inancı kırılmış duruma gelmiş olan takımı ve de taraftarı azminle o maçı kazanacağımıza inandıran adamdın! Belki maç biraz daha sürse turu geçecek farkı bile elde ederdik o gidişatla, öyle bir azim ve güç vermiştin herkese sahadaki varlığınla! Attığımız her gol sonrası tribünleri ve takımı ateşleyen, o haydi haydi diye hepimize haykırışını, o inançlı ve azimli halini hiç unutmayacağım, o maçı sevgili Muhammedimiz'in bizlere muhteşem vedası olarak hatırlayacağım hep.
ilker02_ac@hotmail.com

TOLGA T dedi ki...

MAMİ O YILLARDA 18 YAŞINDA BİR GENÇ OLARAK SENİ KALBİMİZE YAZMIŞTIK. UNUTULMAZ KADRONUN DEMİRBAŞLARINDAN BİRİYDİN.AZMİN HIRSIN İNANCIN BİR YANA POZİTİF BİR KİŞİLİK YAPININ OLMASI SENİ UNUTULMAZ YAPIYORDU.İNANMIŞLIĞIN HİÇ BİTMEDİ.HER MAÇDA VARDI VE HEP AYNISINI VERMEYE ÇALIŞTIN.BU İNANILMAZ GÜZEL BİR OLAY.TANJULAR PREKAZİLERLE OYNADIN HİÇBİRİ SENİN GİBİ YÜREKLİ ÇIKMADI.SANA KATILIYORUM MAMİ YALNIZ BIRAKILDIN.BU MİLLETİN KÖTÜ ANLAŞILMAZ HUYLARINDAN BİRİ VE AŞAĞILIK MEDYA BUNUN ESERİDİR!ANTRENÖRLÜK HAYATINDA B.ÇEKMECESPORDA AZMİNLE TEKRAR GÜNDEME GELECEĞİNE YÜREKTEN İNANIYORUM.NE YARI FİNALE GİDEN YOL NE 14 YIL SONRA GELEN ŞAMPİYONLUKDAKİ MAÇLARINDA O 80LERİN SONLARI 90LARIN BAŞLARINDA BİZLERE YAŞATTIĞIN EFSANE HALİN HİÇBİR ZAMAN UNUTULMAYACAK!

Adsız dedi ki...

Yazar cok tesekkurler...

Selamlar Elen

servis dedi ki...

Bloğunuzu daha yeni tanımaya başladık ve çok güzel makaleler paylaşıyorsunuz. Kahve otomat makinesi olarak paylaşımlarınızın devamını ve çalışmalarınızda başarılar dileriz