3 Kasım 2009 Salı

Dünyanın İlk 3D Maç Yayını Yapıldı...

Teknoloji her geçen gün ilerliyor. Bizler gibi hayatının önemli bir kısmını futbola ayıran, tuttuğu takımların evinde ve birçok yakın deplasmanlarda oynanan maçlarını tribünden izlemeye çalışanlar, kalan maçları ekran karşısında izleyerek o heyecanı yaşıyor.

Televizyon yayınları da özel kanalların çıkışı ve yayın ihalelerinden sonra her geçen zaman gelişerek ilerledi.

Önce çok kameralı çekimler hayatımıza girdi. Pozisyonları çok farklı açılardan izlemek heyecan verdi. Sonra ters açı kameraları, yakın çekim kameraları, ofsayt kameraları, hareketli kameralar gibi kameralara bağlı gelişmeler oldu. Son dönemde ise HD kanalların çıkması ile çağ atlama sayılan bir gelişme oldu. Görüntü kalitesinin çok mükemmel olduğu, daha canlı görüntülerle HD keyfini çıkararak maç izlemek normal yayınlardan çok daha heyecan vericiydi.

Ama daha HD kalitesi yaygınlaşmadan dünyada bir ilk yaşandı maç yayınları konusunda. İşte konuyla ilgili haber metni:

"Meksika’nın başkenti Mexico City şehri, dünyanın en ilginç futbol maçlarından birine ev sahipliği yaptı. Azteca stadyumunda 25 Ekim pazar günü yapılan maç dünyanın ilk 3D yayınlanan maçı oldu. America ile Guadalajara arasında oynanan maçta America, Kolombiyalı futbolcu Aquivaldo Mosquera’nın erken gelen gölüyle maçı 1-0 kazandı.

Maçı izleyenlerin yorumları da hayranlıkla dolup taştı. Guadalajara ve Monterrey’deki hayranlar maçı yerel sinemalarda 3D olarak izlediler.

Maçı 3D yayınlayan Televisa kanalı Meksika Apertura turnuvasının finalini de bu şekilde yayınlayacağını açıkladı. Öte yandan, İngiltere'de Sky televizyonu 2010 yılında üç boyutlu yayın yapan bir kanal açacak. Üç boyutlu görüntüler yakın gelecekte yavaş yavaş evlerimize adım atmaya başlayacak gibi gözüküyor."

Sinemada 3D gözlüklerle izlediğim filmlerin gerçekliğini düşününce 3 boyutlu maç izlemenin gerçekten inanılmaz keyifli olacağını düşünüyorum.

Bakalım bundan sonra sırada ne olacak?!!

2 Kasım 2009 Pazartesi

"Hölle" Olsa İyi Be

Wolfsburg cehennemde demek istemişler herhalde. Şu cehennem kelimesini Avrupalı'lar kullanınca aklıma hep ASY gelir. O nedenle çok da önemli değil buralarda onların cehennem benzetmesi.

Yarın İnönü Stadyumu'nda yine çok önemli Avrupa maçlarından birine çıkacak Beşiktaş. Daha önce bu denli tamam-devam maçı oynadık mı Avrupa'da hatırlamıyorum.

Hatırladıklarım hep eve dönüş yolunda aklımda kalanlar. Nasıl da boş heveslerdeymişim mırıldanmaları.

Lise 1 kışında PSG, Göteborg galibiyetleri sonrası gecenin körüne kadar Eurosport'ta özetleri beklediğini de hatırlar bu kafa aslında. Yabancı spikerin ağzından çıkacak Beşiktaş kelimesi uğruna okula geç kalmalar, kameraya takılacak bir tribün görüntüsü çok önemliydi benim için. Hala da öyle. Avrupa kanayan yaram hala.

En açı biziz zafere bu memlekette. Yarın İnönü'yü hayal edebiliyorum. Tıklım tıklım her taraf. United maçı gibi olmayacak bu sefer. Kafada soru işareti yok artık. Ne olacak , ne bitecek, yenilsek de gitse şu adam mantığı uzaklarda artık. Her gol sonrası bir bayram tebriği gibi farz ve taraftarca da bu ısrarlı ve anlamlı duruş yeterli.

Bu sefer medyatik olayım, duruşumu göstereyim toyluğu da olmayacak kapalıda. Maça konsantre, kavgasız, gürültüsüz yalnızca gole kilitlenmiş bir kalabalık bekleyecek Wolfsburg'u.

Cehennemden anladıkları ne bilmem ama onlara cehennemi aratacak yarın İnönü. Ben öyle hissediyorum. Bu blogda bir kaç kez yazmıştım herhalde. Bülent Timurlenk'ten duymuştum Jock Stein'ın sözünü beğenmiştim ama Jock Stein Beşiktaş tribünlerini görseydi der miydi diye de sormuştum kendi kendime: "Ben gol atan tribün görmedim"

Beşiktaş Bir Ailedir!!!


Kartalcell reklamında kullanılan ve neden kullanıldığını bir türlü anlayamadığım -sanki BJK için olmazsa olmaz karakterlerden biriymiş gibi efsane isimlerle birlikte oynatılan aileden bahsediyorum- örnek aile ayrılığa doğru sürükleniyorlarmış. Reklamda bile tökezleyen bir yönetimimiz var ne yazık ki. Bu reklam filmi de Beşiktaş'ın sansasyonel yönetim anlayışının bir parçasıdır.

Buket Dereoğlu ile 5 yıldır evli olduğu Özgür Özgülgün boşanıyor. Futbolcu Sinan Demircan ile ilişkisi olduğu öne sürülen Dereoğlu, “Bu hafta içinde boşanma davamız var. Hâlâ evliyim o yüzden konuşamam” dedi.

1 Kasım 2009 Pazar

Beşiktaş:1 - 0:Ankaragücü

Yağmurdan boğulacağız diye düşündüğümüz bir güne denk geldi Ankaragücü maçı. Durmak bilmeyen ve gün boyu süren yağmurun tribünlere etkisi oldukça fazlaydı. Ankaragücü, tribünlerin kendine ayrılan kısımlarından maçın izlenirliği olan her koltuğa bir adam getirip, maç boyunca bağıran bir toplulukla gecenin öne çıkanı olmayı başardı. Beşiktaş tribünleriyse hava ile tribün kalabalığı mukayese edilince daha iyilerini de görmemize rağmen idare eder vaziyetteydi.
Beşiktaş'ın sahaya dizilişini anlatmak gerek biraz. İbrahim Toraman, Sivok, Ferrari, İsmail Köybaşı, Ernst ve Fink ile taş görüntüsü verdi yine savunma. Ankaragüçlüler'in ilk yarıda ve ikinci yarıda bu kadar ezildiği bir savunma pek yoktur diye düşünüyorum bu sezon. Özellikle Ferrari sahada parlayan yıldızdı. İsmail Köybaşı'nın ayağıyla beyni senkronize olduğunda, Ferrari rakibe kabus gibi çöktüğünde Beşiktaş etkili oynamaya başlıyor. Sol alt köşeden bahsediyorum. Bir takımın en etkili yeri sol alt köşesi olur mu? Oluyor işte. Yusuf, Tello, Nihat bu akşam hiçbir varlık gösteremediler. Önce Nihat dikkatini çekti Denizli'nin. Sonra Tello ama bir türlü sahada sürünen Yusuf'u göremedi. (Maçı 86'da terk ettim 90 dakikayı tamamladı diye düşünüyorum.) Savunmanız ne kadar iyi olursa olsun eğer ön tarafta oynayan futbolcularınız mücadele etmiyorsa, kalenizde illa ki pozisyon görüyorsunuz. Bu gece Ankaragüçlüler 1 puan ile de dönebilirlerdi. Biraz şanssızlık biraz da maçın adaleti herhalde.

Gecenin en özel isimleri Ferrari ve İsmail Köybaşı'ydı. Özellikle İsmail Köybaşı futbolu aklıyla oynayan bir oyuncu. Ferrari defans içgüdüleriyle hep doğru yerdeyken İsmail Köybaşı topsuz koşularıyla başkentin sol kanadını felce uğrattı. İnşallah bu şekilde devam eder. Bir not da İbrahim Toraman için düşelim. Sakatlanırım, sonraki maç oynayamam, kart görürüm, kendimi zorlamayayım gibi düşünceler hiç geçmiyor aklından. Tekmeye kafa sokarken saniye düşünmüyor. Helal olsun. Tribünlerin de kendisine gereken desteği göstermesi dileğiyle. Bu takımın gerçek kaptanı İbrahim Toraman'dır.

Tribünlerin performansını söylemeye gerek yok. Bir ara hızlı alkış ve yavaş alkışlarla yeni bir tempo tutturma girişimi olacak gibi bir heyecan yaratsa da halen tribünlerin heyecanı alıştığımız düzeyde değildi. Bazen maçtan kopup kapalı tribünü seyrediyorum. Acaba biz içindeyken de dışarıdan şu an gördüğüm gibi mi gözüküyordu diye düşünüyorum.

31 Ekim 2009 Cumartesi

English Defence League

İngiltere'de aşırı sağcılar holiganlarla işbirliğine girişmişler. Adını da English Defence League koymuşlar. Amaç müslümanlara rahat vermemek. Bu iş için özellikle tribünlerin seçilmiş olması hayli enteresan. Geçtiğimiz ay İngiltere'de baya gündeme gelmiş olaylar. A.K.Ç

Bana Göre

Antalyaspor-Bursaspor: üst
Beşiktaş-Ankaragücü: 1
Denizlispor-İstanbul BB: 1
Gaziantepspor-Diyarbakırspor: 1
Gençlerbirliği-Manisaspor: 1
Kasımpaşa-Eskişehirspor: üst
Galatasaray-Sivasspor: 1
Kayserispor-Fenerbahçe: 10

30 Ekim 2009 Cuma

Ulan Nasıl Bir Memleket Oldu Burası


İlhan Cavcav 74 yaşına basmış. Altyapıyla doğum gününü kutlarken bakın ne demiş: "Şu an gördüğüm güzide topluluk karşısında gözlerim kamaştı. Demek ki bizim transfere ihtiyacımız yok. Sizlerin yetişmesi için maddi, manevi her türlü imkanımızı seferber ediyoruz. Eskiden yabancı futbolcuyu getirmekten yanaydık. Artık sizler yetişiyorsunuz. Benim de sizden bir beklentim var. Ben sporcunun zeki, ahlaklı ama aynı zamanda kulübüne de bağlı olanını severim.''

Allah akıl fikir versin.

Geçmiş Zaman


Neden Fenerbahçe Stadı'nda oynamışız anımsayamadım ama Hikmet'in uzaktan attığı enfes gol çat pat gözlerimin önünde. Tek başıma gidip liseden arkadaşları görmüştüm statta. Maraton Tribün olarak geçse de bizim maç olunca alışkanlıktan mıdır 'Kapalı Tribün' yazılmış biletin üzerine. Sağ kanatta oynayan Erkan'a "Erkaaaan, Erkaaaan" diye seslenen bir grubun sürekli el sallaması ve Erkan'ın da tüm saflığıyla her seferinde onlara el sallaması da kalmış aklımda. Dün Devler Ligi'ne bakarken Erkan gibi o gün maçta oynayan Rahim ile Oktay'ı da gördüm. Toshack daha yeni yeni Nihat'ı keşfetmeye başladığından son dakikalarda forma şansı veriyordu. Biletin arkasına düştüğüm notta Hikmet, Ohen ve Oktay'ın iki golü ile karşılaşmayı 4-1 kazanmışız. Zaten genelde hep kazanıyoruz Ankaragücü maçlarını. Ümit ediyoruz ki yine zorlanmadan kazanalım ve Salı gününe morall hazırlanalım.
Not: İnternetten ertesi günün gazetelerine baktım da şöyle bir haber vardı, bu da ilginç.
"Yönetime protesto Beşiktaş- Ankaragücü maçı öncesinde taraftarlar yönetimi kapalı tribündeki numaralı bilet uygulaması nedeniyle protesto ettiler. Tribünde, "Yönetim uyuma, kapalıya dokunma" yazılı pankart açan tarafarlar, yönetimin bu konuda duyarlı olmasını istediler"

28 Ekim 2009 Çarşamba

Bunun Beşiktaşlı Olanından Var Mı?

Oğlum siz manyak mısınız? Kimin aklına geliyor böyle şeyler. Neden buralarda göremeyiz böyle yaratıcı işler. Aşağıdaki videoyu mutlaka izleyin. Yok böyle bir şey. Bildiğin masaüstü tribün çocuğu.

Yersen

Soldaki bizim Kartal Yuvası'nda satılan kurabiyeler. 10'lu paketin fiyatı 79 TL. Sağ taraftaki de Wolfsburg'un lisanslı olarak kendi mağazalarında sattığı çikolataları. 125 gramlık paketlerin fiyatı sadece 3,95 € (8,75 TL).
Hesapta halkın takımıyız...

27 Ekim 2009 Salı

Selçuk Yula'nın Maç Yazısı

Bu ülkede gazetecilik mezunu her öğrencinin ibret alması gereken örnek aşağıdadır. Böyle bir maç yazını nasıl yayımlarlar aklım almıyor. Yazan isim Selçuk Yula olunca "Ben yaptım oldu" mantığı hakim oluyor herhalde. Spor yazarı olma hayaliyle yanıp tutuşan, okulundan mezun olup iş bulamayan, bedavaya çalışmak zorunda kalan insanlardan da utanmıyorlar.

  • Kazım, boşa yaptığı koşularda, rakip savunmayla girdiği mücadelelerde topu iyi saklaması ve kullanmasıyla bence maçın yıldızıydı. Servet ve Gökhan'ı her pozisyonda rezil etti.
  • F.Bahçe, G.Saray'dan daha iyi takımdır.
  • Daum Rijkaard'dan daha iyi teknik direktördür.
  • F.Bahçeli futbolcular, G.Saraylı meslektaşlarından çok daha kalitelidir.

26 Ekim 2009 Pazartesi

Büyüksün AcıbadeM-Zeko Lopove'nin Öyküsü

Araştırmacı AcıbadeM Kosovalı bir arkadaşına sormuş gelen yanıt aynen aşağıda. Aynen yayımlıyorum noktasına dokunmadan. Bu kadar olur.

Hahahahah.......Nerden buldun bunu yahu????????? .....Bu sarkiyi Partizan taraftarlari takimin genel sekreteri icin soyluyorlardi. Adam, 20 yildir gorevde bulundu Partizan takiminda ama taraftarlar takimla ilgili yurutmus olduklari transfer siyasetini begenmediler ve ISTIFAya davet ettiler. Tabi ki transferler de seffaf yapilmadi. Ama adam nedense bir turlu istifa etmedi ve tafaftarlar da maclara gitmiyordu. Ancak ona bi sarki yaptilar ve her seferinde her macta soyleyerek adami ISTIFA ETTIRDILER. SARKI nin ISMI "ZEKO LOPOVE" ya da 'ZEKO HIRSIZ"....adamin ismi Zarko ZECEVIC, takma adi ZEKO!!!!
Şarkinin sozleri soyle: "ZEKO Hirsiz, Herseyini S....oruz, Seref Trubununde de Oturan Hirsiz Arakadaslarini, A...k Arkadaslarini S....yoruz Su anda da Karini S....ruz, Ama bununla da bitmiyor, Jandarma olan Babani hem de Kolenin S..mis oldugu PIC Kizini S....oruz".......tercume boyle.....son bolum iyi duyulmuyor....ama bu sarki devamlica soylendi 2 yil zannedersem ta ki adam istifa etti..........ben de ESKI partizanliyim, soylemistim, maclara Belgrada gidiyorduk 15, 20 yil once.......ama atrik guvenlikten dolayi pek gidemiyoruz.......taraftarlari da Besiktasin Carsi gurubuna benzer.........eski yugoslavaya da en SESLI tarafra olarak biliniyorlardi.........taraftar gurubnun ismi "GROBARI" yani "MEZARCILAR"..........ZEKO'yle iligi daha cok sarkilari vardir kendilerinin........ama taraftarlar cok sorun yaratiyor..........DINAMO ZAgreb'in BAD BLUE BOYS'lariyla birlikte hen tehlikeli taraftarlar eski yugoslavya tiopraklarinda.........1 ay once belgrada Toulose maci oncesinde Toulusun bir taraftarini doverek oldurduler..........saygilar.

Zarko Zecevic

Zeko Lopove

"Zeko lopove" ne demek bilmiyorum ama bloga bir not olarak düşmek lazım Partizan tribünlerini de.

Ramos Out, Slutskiy In


CSKA Moskova'da kısa bir süre önce Zico'nun yerine Ramos getirilmişti teknik direktörlüğe. Bugün itibariyle de onun yerine 39 yaşındaki Leonid Slutskiy geçmiş. Daha önce Olimpia Volgograd, Uralan Elista, FC Moscow, Krylia Sovetov Samara gibi takımları çalıştırmış genç teknik adam. Tipi daha çok Rus holiganlara benzese de eğer takımının başında kalırsa kendisini 8 Aralık'ta İstanbul'da CSKA Moskova hocası olarak göreceğiz.

Kadıköy'den...

Ya 'Cesur Yürek ALEX' yazıyorsa?! :)


Üzerine para verseler takar mısınız?!

25 Ekim 2009 Pazar

Geriye Alınanlar

Topu daha kaleye dürtmeden sevinmeye başlamıştı Ekrem Dağ. Ivesa'nın topu ıskalamasıyla karşı karşıya kaldı koca kaleyle ve gerisinde kalan meşin yuvarlak tıngır mıngır önüne yuvarlanırken ona da dokunmak kaldı sadece. Bu golle sıkıntıdan patlatan maçın bitimine dakikalar kala öne geçip, en zor deplasmanlardan birini üç puanla atlatmış olduk.

Wolfsburg maçı öncesi olduğu gibi Eskişehirspor maçından önce de kime sorsanız maç için 'alırız' , 'yeneriz' şeklinde kesin konuşamazdı. Zaten mevcut eksikliklerle boğuşan takım bir de Almanya yorgunu olarak gelmişti bu deplasmana ve alınacak üç ihtimal de normal karşılanacaktı. Puan olarak gerilerinde kaldığımız rakiplerden uzaklaşmamak için kazanmamız şarttı. Bu tip maçlarda oyuna bakmadan '1-0 olsun, bizim olsun' mantalitesi ön plana çıkar. Tıpkı dün akşam olduğu gibi. Golü Eskişehirspor bulsaydı muhtemelen üç puanı onlar alıp kaçacaktı, Doğa'nın azizliği ile şans bize güldü. Sezonun ilk haftalarında erkenden kaybettiğimiz şansımızın biraz olsun geri döndüğünü görmek güzel.

Şampiyonlar Ligi'nde de, kendi ligimizde de üzerimizdeki ölü toprağını silkip yarışa ortak olmak için biraz daha zamana ihtiyacımız var. Dün gece geri alınan saatler bize yeterli olmasa da, alınan galibiyet bir nebze olsun hayallerimizin canlanmasına sebep oldu. Maçın sonunda formasını rakibiyle değiştiren Bülent Kocabey tribünlerden gelen "at, at, at" seslerine kulaklarını tıkamak yerine, elindeki Beşiktaş formasını yere bırakmış. Beşiktaş PAF takımında o formayı üç sene ıslatan 25 yaşındaki futbolcunun bu hareketi, Beşiktaş takımını taşıyan otobüse atılan taştan daha ayıptır, cehaletin bir örneğidir.

23 Ekim 2009 Cuma

Bana Göre

Trabzonspor-Kayserispor: üst
Bursaspor-İstanbul BB: 1
Eskişehirspor-Beşiktaş: 2
Diyarbakırspor-Gençlerbirliği: 02
Sivasspor-Gaziantepspor: üst
Manisaspor-Antalyaspor: 02
Kasımpaşa-Denizlispor: 1
Fenerbahçe-Galatasaray: üst

Badem Kupon
Bursaspor-İBB: 1 (1.35)
A.Madrid-Mallorca: 1 (1.50)
Chelsea-Blackburn: üst (1.40)
Karşıyaka-Orduspor: 1 (1.45)

Toplam Oran: 4.11

Takım Şarkıları


Hafta sonu karşılaşacağımız Eskişehirspor için 3. CD hazırlanmış ve yine başrolde şehrin sevilen sanatçılarından Mithat Körler var. Maddi olarak karşılık beklemeden ve herkesin taşın altına elini koyması gerektiğini vurgulayarak EsEs'e katkı amaçlı yaptığını dile getiren sanatçının hazırladığı CD'ler kulüp yetkililerine teslim edildikten sonra ESSTORE'larda satışa sunulmuş.
Geçen sene Beşiktaş şampiyon olur olmaz alelacele hazırlanan cdler ne kadar sattı bilmiyorum. Zaten içindeki şarkılar günler öncesinden bir çok kişinin arşivine inmişti. Bir önceki albüm de yine son şampiyonluğumuzu yaşadığımız yıl çıkmıştı. Gerekli midir, değil midir veya ne sıklıkta albüm yapılmalıdan ziyade eğer taraftar için bir albüm yapılıyorsa amacına hizmet edecek nitelikte olmalı diye düşünüyorum. Tabi işi sadece bizi müşteri gibi görüp hazırlatanlar da yok değil. Eskişehirli Mithat Körler'i tanıyorum. Eskişehirspor'un 2B'lerde olduğu dönemlerde dahi takımını takip ettiğini ve EsEs sevgisini her daim ön plana çıkarttığını da biliyorum. Sordum ve kulüpten hiç bir ücret talep etmeden albümü sunduğunu da teyit ettim Eskişehirli arkadaşlarımdan. Daha önceki şarkılarını dinlemiştim, tribünlerde dilden dile dolaşan, bir çoğu da milletin cep telefonunda melodi olarak kayıtlı şarkılar. Galatasaray da bu işi tribünde söylenen tezahüratları marş stilinde düzenleyerek albüm kayıtları çıkarttı ve statta da çalıyor. Fenerbahçe'nin arak 100. yıl marşından başka bir şarkısını duymadım son zamanlarda. Bence şimdiye kadarki en orjinali de Ercan Saatçi'nin vakti zamanında yaptığıydı. Beşiktaş'ta geçen sene "Sen Benim Her Gece Efkarım" bestesiyle herkesi kendinden geçiren Birol Can'ın bu konudaki hünerinin kulüp yetkililerince daha efektif kullanılması ve Beşiktaş için gelmiş geçmiş en güzel marşlarından/şarkılarından oluşan bir albüm yapılması ne güzel olurdu. Bir ara Çarşı'nın da bestelerinden oluşan bir albüm çıkarılacağı dolaşıyordu kulaktan kulağa ama arkası gelmedi. Hala maç öncesi semtte dolaşırken en çok duyduğumuz 'Ekinler'in stüdyo kayıdı.

Dinamo Bükreş Tribünü


Yiğit Özgür'den de "Yeeeteeer"


Gerçi ben tam olarak çözemedim espriyi ama..!? :)

22 Ekim 2009 Perşembe

Demirören ACADEMY'i mi temizleyecek!!!

Bugün, internet sitelerindeki spor haberlerine bir göz atayım dedim. Bir ara da maraton.com.tr'ye baktım.
Haber başlıklarından birisi de "BEŞİKTAŞ'TA 'TEMİZLİK' BAŞLADI!" idi.
Buraya kadar bir ilginçlik yok tabi ki. İlginçlik haberde kullanılan fotoğraf ve fotoğraftaki pankarttaydı.
İşte sitede kullanılan fotoğraf!!!


Fotoğrafın yanındaki haber ise şöyle:
Sabah Gazetesi'nin haberine göre, Moskova dönüşü uğradığı yumurtalı saldırı ve İnönü Stadı'nda çıkan kavgaların ardından, "Tribünleri temizleyeceğim" şeklinde açıklama yapan Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören, operasyonu Almanya'da başlattı! Başkanın sert sözleri sonrası Wolfsburg karşılaşmasına hiçbir tribün liderinin götürülmemesi dikkat çekerken, bu durum "Temizlik başladı" yorumlarına neden oldu. Başkan Demirören'in, İnönü Stadı'ndaki maçlarda da herhangi bir olay yaşanmaması için özel önlemler almaya devam edeceği öğrenildi. Bu arada başkanın temizlik operasyonuna rağmen, dün Almanya'da da Beşiktaşlı taraftarlar protestoya devam etti. Wolfsburg Arena'yı tezahüratlarıyla inleten siyah-beyazlılar, ilk yarının sonunda, "Temizlesene temizlesene Almanya'yı da temizlesene.. Yeter Yıldırım Demirören yeter.." diye bağırdılar.

ACADEMY'nin ortaya çıkışını ve bünyesindeki birkaç arkadaşı tanıdığım için önce yüzümde hafif bir tebessüm belirdi. Sonra düşündüm. Acaba fotoğrafı koyarken gazeteler hiç mi dikkat etmiyor? ACADEMY pankartını oraya koyarken "Kimdir bu adamlar?", "Ne yaparlar?", "Kime karşı, kimin yanındadırlar?" diye bakmaz bir haberci?

Uzun lafın Sayın Demirören fazla zorlamasın... ACADEMY'deki dostlarım gibi gerçek Beşiktaş taraftarlarının temizlenmeye ihtiyaçları olmadığı gibi onları temizleyecek temizlik malzemesi de henüz icat edilmedi.

Sanırım sayın Demirören temizliğe kendi koltuğundan başlamalı. Yerine gelecek başkana temiz bir koltuk bırakmış olur böylece.

Elde Var Bir

Maçın ilk dakikalarında etkili Wolfsburg atakları ile ter döktük resmen. Sağlı sollu gelen Almanlar, Alman olmayan forvetleriyle kalemizi yokladılar ama çerçeveyi bulamadılar. Mustafa Denizli'nin sahaya sürdüğü on bir en mücadeleci oyunculardan oluşuyordu fakat teknik kapasitenin eksikliği hücum organizasyonlarında sonuca gidilememesine neden oldu. Kale önüne kadar gelip kursağımızda bıraktık hep gol pozisyonlarını. Kora kor mücadelenin ilk yarısı golsüz eşitlikle bittiğinde ikinci yarıya taşıdık hep beraber umutlarımızı. Bizden önce oynanan ve Manchester'ın 1-0'lık üstünlüğüyle sona eren maç da hesaplarımıza uymuştu.


İkinci yarıya oyuncu değiştirmeden başladık ve zaman zaman yarı ciddi pozisyonlarla gole de yaklaştık. Süper Lig'de zor bulduğumuz gol Şampiyonlar Liginde kat kat değerliyken şimdiye kadar attığımız bir golün önemiyle bu maçı başladığımız gibi bitirmek bile karlı olacaktı. Bunun bilinciyle kontrollü bir şekilde oyuna devam eden Beşiktaş 75. dakikada Wolfsburg'un en etkili silahı Grafite atıldıktan sonra ekstra iki puanı kovalayarak geçirdi son dakikaları. Yiyeceğimiz golle 'tamam' diyebilirdik ama aldığımız puanla yola devam ediyoruz. Ben çoktandır kendi kendime CSKA'yı İstanbul'da yenip averajla üstlerine çıkar ve UEFA'da yolumuza devam ederiz diye düşünürken maçın spikerinin "Biz bunları İstanbul'da yener, Moskova da İngiltere'de puan alamazsa ikinci oluruz" demesiyle gruptan çıkma şansımızın da azımsanamayacak kadar olduğunu fark ettim. Her ne kadar gruptan çıkmak bize ne kazandırır ne kaybettirir emin olamasam da Sparta Prag'ın son dakika golü ile çıkamadığımız seneden daha iyi bir kadromuz olmadığı için üçüncülük daha mantıklı geliyor. İşin özeti maçın sonunda gol yemeden ve atmadan aldığımız bir puanla hesap kitaba başladık. 'Var Mısın, Yok Musun?' yarışmasındaki gibi düşünüyoruz kutumuzda ne var diye. İki hafta sonra oynanacak maçtan sonra her şey şekillenecektir.


Bir alkış da takımdan sonra Berlin Çarşı önderliğindeki gurbetçi taraftarlarımıza. Kale arkasında renk cümbüşüne dönmeyen siyah-beyaz bir tribün yaparak maçın her dakikasında seslerini duyurdukları yetmedi, 60. dakikada (şansa Wolfsburg'un etkili olduğu dakikalardı bunlar) yakılan meşalelerle uzun zamandır hasret kaldığımız görüntüleri sergilerdiler. Gerçi UEFA tarafından yasak olduğundan kulübe bir ceza gelirse pek hoş olmayacak.
Sözü sezon başında yapılan transferlerden sonra dillerde dolaşan espriyi hatırlatarak noktalayalım; Ferrari'yle Avrupa'da Fink attık, İnönü'de zaten herkes Yusuf Yusuf...

21 Ekim 2009 Çarşamba

Gökdeniz Karadeniz'den Fatih Terim'e

Ayrıca Gökdeniz gittikten sonra "Gökdeniz zaten yıldız bir futbolcu değil" diyen, Fatih Terim'in kadim dostu Sadri Şener'e ve Türk medyasına da pay düşer tabi bu kadar kapaktan...

Daum Wolfsburger Gazetesine Bizi Anlatmış


-Bjk sezona kötü başladı, sakatlıklardan çok çektiler. Ama maçtan maça daha da güçleniyorlar.

-Bjk kapalı bir takım, güçlü ve savaşçı , Ernst takımın kalbi orta sahada , defansta Sivok ve Ferrari güçlü oyuncular ve iyi organizeler.

-En zayıf yönlerı yakaladıkları gol fırsatlarını degerlendırememelerı , en ıyı ornek de Manchester macı ; baskılı oynadılar olmayacak bır gol yedıler , bu da Bjk nın ne kadar baskılı oynadıgının kanıtı.

-Denızlı Turk futbolunun en ıtıbarlı hocalarından . 3 ıstanbul takımıyla da sampıon oldu , cok basarıları var.

- Nıhat Ispanya'dan bu sene gerı geldı , askere gıttı hemen , bu yuzden hazırlık kampını kacırdı , agustosta tekrar katıldı . Nıhat rıtmını bulursa Bjk'nın en ıyı topcusu olur , ama once formunu bulması lazım.

-Wolfsburg un sansları : Kagıt uzerınde wolfsburg avantajlı . Ama Besıktas her zaman tehlıkelıdır . Hıc bır zaman guvenlıgı elden bırakmaması gerekıyr Wolfsburgun . Wolfsburg cok dıkkatlı olmalı , Bjk deplasmanda şaşırtmak ve galıbıyet konusunda cok ıyıdır.