12 Aralık 2009 Cumartesi

Bana Göre

Fenerbahçe-Ankaragücü: 1
G.Birligi-G.Antep: 1
Diyarbakırspor-Kasımpaşa: 10
Sivasspor-Eskişehirspor: 02
İstanbul BB-Kayserispor: 02
Denizlispor-Trabzonspor: 2
Manisaspor-Beşiktaş: 2


Badem Kupon
Manisaspor-Beşiktaş: 2 (1.50)
Valencia-R.Madrid: üst (1.45)
Bolton-M.City: 2 (1.60)
Bochum-B.Münih: 2 (1.25)

Toplam Oran: 3.50

Mühendis Oktay Ölmedi

.
Anma: 13 Aralık 2009 Pazar, Saat: 14:00, Nakkaştepe Mezarlığı
.
-----------------------------------------------------------------
.
Hayat bir garip, hep köşeye sıkıştırıyor insanı. Kimi zaman o köşede için içine sığmaz, kimi zaman içine kapanıp sinersin. Yine de illa ki köşelerdedir bazen yerimiz. Sıkıştığımızdan değil her zaman, orada beraber olmak isteyişimizden. Yolumuz yokuş yukarı, hava soğuk. Önemi olmayan ayrıntılar bunlar. Kolkola yürürken hissedilen sadece içimizdeki sıcaklık. Yağmur hatta fırtına ihtimaline karşın uyarılar var. Bunlar da çevirmiyor bizi yolumuzdan. O yokuşu çıkarken biz kopartıyoruz zaten fırtınayı. Yağmur gözlerimizden düşerse gönlümüzü ıslatır ancak. Her hafta sonu herkesten farklı koşuşturmacalar, anlaşılamayan heyecanlar var bizim için. Hepi topu dakikalara sığdırılan bir şey değil bu. Yıllar boyunca içimize işlemiş bir tutku. Hayatın bizi sıkıştırdığı köşeden kaçabildiğimiz zamanlarda sığındığımız, rengarenk yalanlarından kurtulup sadece siyah-beyazı yaşadığımız bir rüya..

11 Aralık 2009 Cuma

Altyapıların Hali


Bir maç sonrası gelecek vaadeden oyunculardan biri sahayı terk ederken arkadaşları uzatılan mikrofona konuşuyormuş. Babası sahayı terk eden oğlunun yanına gelip kıçına tekme atmış "Sen de konuşsana" demiş. Yani aç gözünü, kimseye fırsat verme, rakiplerini ez mantığı egemen olmuş ailelere.

Altyapıların hali içler acısı. Ailelerin çocuklarına olan tutumu inanılır gibi değilmiş. Öncelikle çocuklara futbolun bir oyun olduğu öğretilmeliymiş. "Bu çocuk futbolcu olacak bizim hayatımızı kurtaracak" gözüyle bakılmamalıysa da maalesef çocuklar "tek umut" konumuna getirilmiş. Her antrenman ve maç sonrasında evde saatlerce maçın kritiği yapılıyormuş. Çocuk hayatının her anında sadece tek bir hedefe kanalize oluyormuş. Baba ya da anne maaşının yarısını verip çocuğuna krampon alıyormuş. Altyapılarda çalışan hocalar çocukları üzmekten çok anne babanın hışmına uğramaktan korkar olmuş.

Batu Hani Nerde, Delgado Deva Mı Derde?

Beşiktaş ligin en az gol yiyen ekibi. Sorunu skor üretmede yaşıyor. Forvet hattında Bobo geç form tutarken, Nobre hala başka yerlerini tutuyor. Holosko sakat olup evinde, Nihat ise sağda onun yerinde yatıyor. Batuhan geliyor akıllara. Elleri belinde bekliyor saha kenarında.

Orta sahada koşan, basan kovalayan Almanların arasında gözlerimizin pasını, skor tabelasındaki sıfırı sildirecek birine ihtiyacımız devam ediyor. Yusuf, Doğa'ya attığı bacak aralarının ekmeğini yiyor hala, bu sene yok ortada. Tabata desen bir türlü, demesen 8 milyon. Delgado geliyor pek yakında. Elleri belinde, ısınıyor antremanlarda.

10 Aralık 2009 Perşembe

"Beş Abi Beş"

FIFA kriterleri çerçevesinde çalışmalarını sürdüren Türkiye Futbol Federasyonu, işe ilk olarak stadyumdaki seyircilerin profilini değiştirmeye başlamakla hazırlanıyor. Federasyon yetkilileri özellikle maç öncelerinde kamera gördüklerinde, "5 işareti" yapan taraftarların futbolun ruhunu zedelediklerini belirterek, yeni alınan kararla beraber bundan böyle stat çevresine onlarca kamera yerleştirip, kamerayı görünce refleks olarak "5 işareti" yapan taraftarların stadyumlara alınmayacaklarını ifade ettiler. Tribündeki kalitenin artırılması için her türlü önlemi almaya hazır olduklarının üzerinde duran yetkililer, gerekirse gezici ekiplerin de kurulabileceğinin müjdesini verdiler.

Tabi ki bir espri. Bu ve benzeri bir çok esprili haber zaytung.com sitesinde göze çarpıyor. Diğer seçme spor başlıkları şöyle;
-Takımdan Ayrı Düz Koşu Yapan Futbolcu Ortadan Kayboldu
-Tekerlekli Sandalye Su Topu Takımı Oyuncuları Ebediyete Uğurlandı

Beni en çok güldüren de ana sayfasındaki ' Türk Dil Kurumu'ndan Şok Açıklama: "Türkçe Acaip Esnek Bi Dil Yaa :)" ' haberi oldu. Burcu Güneş TJK'nın Yeni Yüzü Olma Yolunda' haberiyse komik olmasına karşın biraz ağır kaçmış. Boyalı basının hayatın içinden saçma haberlerini fantazilerlerle süsleyen enteresan bu mizahi siteye göz atmak isteyenlere duyurulur.

Kapatıyoruz

Avrupa defterini evvelsi gün kapattık. İki Manisa ziyaretinin arasında İnönü'de Bursa'yı ağırladıktan sonra ligin ilk yarısıyla beraber bu seneyi de kapatmış olacağız. Bu sene içinde bir çok şey kapandı Türkiye'de. Kapansın istediğimiz başka başka şeyler varken bazen istemediklerimiz de kapandı gitti. Kimi zaman da gözlerini kapattı kimileri kapanmayan yaralarımızı görmemek için.

Hafta sonu Kadıköy'de gezerken kriz dolayısıyla dükkanını kapatmak zorunda kalan bir vatandaşın astığı pankart dikkatimi çekti, hemen fotoğrafladım. Hem mütevazi bir protestoyla serzeniş, hem de mallarını satabilmek için halka sesleniş. Biz de kaç senedir bir sezonu kapatıp bir yenisini açarken hep zararına satış yapıyoruz aslında. Gordon'lar, Zapo'lar vs. Önceki postlarda "ooo piti piti" diye sayılsın demişti Sacripante. Demirbaşların yanı sıra birer adım farkla menşeisi değişik zayıf halkalar da var takımda. Bakalım zararına satışta kim vitrine koyulacak, kaça gidecek.

9 Aralık 2009 Çarşamba

İbo Doğru Söyle, Sana Ne Dedi?

Maçın ikinci yarısının ilk dakikalarında Rüştü'nün enteresan bir pozisyonda geçirdiği sakatlık sonrası saha içinde tedavisi yapılıyordu. Oyun epey durdu ve bu süre içerisinde orta sahada yan yana bekleyen İbo ile Krasniç muhabbete başladılar. Tribünde de makaralar dönmeye başlamıştı; "İbo Rus kızları mı soruyor nedir?". Hatta ilerleyen dakikalarda önce "Allah, Allah, Allah, Allah, saldır Beşiktaş. Ümitler tükenmedi saldır Beşiktaş" diye yapılan tezahürat zamanla "UEFA'yı s.. et, saldır Beşiktaş" diye devam ederken maç koptuktan sonra bir grup da "İbo Rusça öğrendi, saldır Beşiktaş" diye söylüyordu. Merak ettik durduk ne konuştu, nasıl konuştu diye. Bugün basın öğrenmiş, hesapta Krasniç CSKA'dan ayrılmak istediğinden ama hocasının izin vermediğinindan bahsetmiş İbo'ya. Gönlünde yatan kulübün Liverpool olduğunu da eklemiş. Bu bilgilere nereden ulaştılar, İbo'yla mı röportaj yaptılar belirsiz. Dediği öğrenildi cinsinden bir haber. Kaynaksız yani. Sormazlar mı adama "Peki İbo sen ne dedin?" diye. "Beni ne Barcelona'lar ne Milan'lar isterdi de orta yapmasını geç öğrendik."

Yurtta 0 Cihanda 4 puan

Şampiyonlar Ligi'nde deplasmanda 4 puan toplayan takımın en azından UEFA'ya gitmiş olması gerekirdi. Çok garip. Evinde sıfır çeken bir takım elenmeyi hak ediyor orası da başka bir gerçek. Maçın başında Tello atsaydı, falan olsaydı diye de kendimizi kandırmaya gerek yok. Futbol sadece rakip kalede bulduğunuz gol pozisyonlarıyla alakalı değil. Maçın her anında aynı isteği gösteremedi takım. Bazı dakikalar umut doldu içimize ama onlarda saman alevi gibi söndü gitti. Mustafa Denizli'nin takım tertibini de yerden yere vurabiliriz. Bir ara İbrahim Kaş, Sivok Ferrari, Ernst, Fink, İbrahim Üzülmez'i saha içinde konumlandırmakta hayli güçlük çektim. İbrahim Toraman orta sahada Ernst ise ileriye dönük oynadı diye çözdüm sonraları ama doğru mu onu da bilemiyorum.
Tribünlerde de İrlanda bayrağı açıldı hakeme inat. Maç başı açamadık tabii. Ne olur ne olmaz. baktılar takımdan bir cacık olmayacak aç gitsin, zaten maç gitti dediler. Artık ligimizdeyiz. Buraya kadarmış.

8 Aralık 2009 Salı

Haydi Bastır Sudafed!!!

Maç henüz bitmedi. Ancak Manchester Wolfsburg karşısında 3-1 önde. Beşiktaş ise 1-1 berabere götürüyor. Ancak 2. golü bulması da yetmeyecek.

Bilindiği gibi CSKA'nın iki oyuncusu Aleksei Berezutski ve Sergei Ignashevich'de doping maddesi tespit edildiği için bu maçta tedbirli olarak ceza kuruluna sevk edilerek oynamadılar. Aslında kullandıkları ilaç Sudafed yasaklı bir ilaç değil. Ancak eğer kullanılacaksa UEFA'ya bilgi verilmesi gerekiyor. CSKA bu bildirimi yapmadığı için bu oyuncular ceza kuruluna sevk edildiklerinden oynayamıyorlar.

Burada önemli olan detay; birden fazla oyuncuda aynı ilaç bulunduğu için diğer oyuncuların da test edilmesini gerektiriyor. Eğer yeni testlerde başka oyuncularda da bu ilaca rastlanırsa o zaman CSKA'nın ihracı gündeme gelecek. (Bu arada CSKA 95. dakikada 2. golü buldu ve maç 2-1 bitti). Maalesef ki Beşiktaş'ın Avrupa mücadelesine devam edebilmesinin tek yolu CSKA'nın ihraç edilmesi.

Ancak durumun çok da yüksek bir olasılık olmadığını belirtmek lazım. Alınan ilacın başka oyuncularda çıkmaması durumunda direk doping maddesi sayılmaması nedeniyle ihraç ihtimali kalmayacak. Beşiktaş'ın puan silinmesi için başvuru yapacağı yazılıyordu bazı kaynaklarda. Ancak bu da yeterli olmayacaktır. Çünkü Sadece Manchester maçındaki puan silinecek kabul edilse bile. O maç da 3-3 bittiği için ilinecek puan sadece 1 puan olacak. Bu da ancak Wolfsburg'u CL'de bir üst tura taşıyıp onları sevindirecek. CSKA'da Avrupa Ligi'nden devam edecek.

Bu durumda şimdi yapılması gereken CSKA'da başka oyuncularda da aynı ilaca rastlanması ve UEFA'nın da bu durumu bir ihraç sebebi olarak görmesi için dua etmek.

09.12.2009 tarihli güncelleme: UEFA tarafından bugün bir açıklama yapılmış. Bu açıklamada sorunun cevabı net olarak verilmiş. UEFA, 2 oyuncunun aldığı maddenin doping maddesi sayılmadığı, bu sebeple ihraç olma ihtimali olmadığı ve sadece bu iki oyuncunun ceza alacağını açıklamış. Yani artık Beşiktaş'ın Avrupa'ya vedası tamamen tescillenmiş oldu. :-(

Euro Futsal 2010

Futsal Avrupa Şampiyonası 19-30 Ocak tarihleri arasında 12 ülkenin katılımıyla Macaristan'da düzenlenecek. Biz yokuz, ön eleme turunda eleneli çok oldu.. Umarım Eurosport verir bu maçları..



Katılan ülkeler aşağıda;





Bu da 30 Ocak'ta finalin oynanacağı salon, Debrecen'deymiş..

Kısa Kısa

Türk Hava Yolları Barcelona'ya sponsor oluyormuş. 8 uçağına Barca yazıyormuş...

Bursaspor stadının üstünü kapatıyormuş. 7 milyon dolar bütçe ayırıyormuş.

7 Aralık 2009 Pazartesi

"Futbol Bilgisinden İyiden İyiye Şüphe Etmeye Başladığım Rijkaard"

Bu sözlerin sahibi Fatih Altaylı. Kimse eleştirilemez, dokunulamaz değil ama Rijkaard gibi biri için de yukarıdaki cümleleri kullanmak hakikaten komik. Rijkaard 28 kez şampiyonluk yaşamış. 23'ünü oynarken 5'ini de saha kenarında.

Bunlar da aldığı ödüller:

Dutch Footballer of the Year: 1985, 1987
Serie A: Best foreign player 1992
UEFA Manager of the Year: 2005-06
Onze d'Or Coach of the Year: 2006
Don Balón Award Coach of the Year in La Liga: 2005, 2006

Beatles - MFÖ

1966 Dünya Kupası'nı kaldıran kadroda bulunan futbolcular, yukarıdaki grup için 'Beatles'dan beri en iyi grup' yorumunu yapmışlar. Bakalım İngilizler bu gruptan "Ob-La-Di Ob-La-Da" diye çıkabilecekler mi? Bizimse ne gruplardan, ne de elemeli eşleşmelerden yana şansımız olmaz ya hiç, son iki grubumuza birer benzetme yapacak olursak ne diyebilirdik acaba? CL için Mazhar Alanson söylüyor "Benim Hala Umudum Var", Türkiye Kupası içinse MFÖ mikrofonda 'No Problem'.

Aslında şimdi aklıma geldi de en güzel benzetme de Fener için Türkiye Kupası grupları kura çekiminden sonra olurmuş; Yeni Türkü'den geliyor "İstersen Hiç Başlamasın"...

6 Aralık 2009 Pazar

"Düzgün" Bir Adam Portresi


Aynı derede 2 kez yıkanılır mı sizce?? Biz 4. kez yıkanmaya başladık bile Şenol Güneş'le.
Şenol Güneş Trabzonspor tarihinin tartışmasız en büyük efsanesidir. Gerek kalecilikteki başarısıyla (gol yemediği 1.112 dakika hala Türkiye'de geçilememiştir, Dünya'da bu alanda yapılan sıralamada da hala ismi geçmektedir), gerek takımın kazandığı 6 şampiyonluk kupasının ve sayısız kupanın tamamında kaledeki isim olmasıyla, gerek 3 defa çalıştırdığı Trabzonspor'da en yüksek galibiyet yüzdesi tutturan hoca olmasıyla..
Trabzonspor kariyeri dışında 2 önemli durağı oldu Şenol Güneş'in teknik direktör olarak; milli takım ve FC Seoul. Milli takımı 2002 Dünya Kupası ve 2003 Konfederasyon Kupasında 3. yapmıştır ancak özellikle Dünya Kupası döneminde şakşakçı İstanbul-Terim medyasına bir türlü yaranamamıştır. Şu anda dahi kendisini Türkiye futbol tarihinin en apoletli hocası yapan Dünya 3.lüğü derecesini medyanın çoğunluğu bir türlü hazmedememiştir. Buna karşılık o yıl UEFA tarafından yılın teknik direktörü seçilmiştir.
Küçük beyinli spor medyası tarafından halkın diline sakız edilen "Avrupa takımıyla oynamadan 3. olduk" bahanesi ise kargaların bile güleceği cinstendir. Yunanistan 2010 Dünya Kupası'nda Arjantin-G.Kore-Nijerya'nın olduğu grubu geçip hiç Avrupa takımıyla oynamadan Dünya 3.sü olsa, aynı insancıklar Otto Rehagel'i Dünya'nın en büyük hocası yaparlar muhtemelen.. Çünkü onlar işlerine geldikleri zaman sonuçlarla, işlerine gelmediklerinde ise sebeplerle ilgilenirler.
FC Seoul macerasını ise çok yakından takip etme imkanı bulamadık ancak 2 senedir en kritik maçlarda yedikleri son dakika golleriyle şampiyonluğa gidemediler,bu sene de lig sonrasındaki play-off ta penaltılarla kaybederek çeyrek finalde elendiler. Ancak insanların onu havaalanından ağlayarak uğurladıkları sahne gözümüzün önüne geldiğinde, orada nasıl bir iz bıraktığını kolaylıkla anlayabiliyoruz.. Tabi skor medyasından bunu anlamalarını, ve Şenol Güneş'in orada Türkiye'yi ve Türk insanını nasıl temsil ettiğini, orada ne kadar mükemmel insani ilişkiler kurduğunu konu etmesini, bununla ilgili haberler,araştırmalar yapmalarını beklemiyoruz. Simon Kuper'in kült kitabı "Football Against The Enemy"'nin Türkçe çevirisinde söylendiği gibi; "Futbol Asla Sadece Futbol Değildir" ancak bunu bizim medyamız maalesef anlayamaz.
Gelelim "Trabzonspor'da ne yapar?" sorusuna. Bu kadar methiyeden sonra Şenol Güneş'i dünyanın en iyi teknik direktörü olarak kabul ettiğimi falan düşünmeyin. Her ne kadar mevcut şartlarda tüm camiayı kenetleyecek tek isim Şenol Güneş olsa da (geldiğinden beri camiadaki pozitif havayı takip edenler bilir. Dünkü mali kongrede 94.5 Milyon TL borcun ibra edilmesinin en önemli sebeplerinden birisi bu pozitif havadır, zira Nuri Albayrak zamanında 30 Milyon TL'lik borç ibra edilmemişti), ben artık bu işten sıkıldım. Birileri piyon olarak geliyor gidiyor, arada Şenol Güneş geliyor, diğer Trabzonlu hocaların isimleri geçiyor. Bir süre sorna onlar da gönderiliyor..
Şimdi de deniyor ki "Şenol Güneş'i Trabzon'un Ferguson'u yapacağız". Bunu yapabilmek için öncelikle Manchester United'ı yönetenler kadar profesyonel insanlara ihtiyacımız var, futbol takımıyla alakalı olarak teknik direktörden çok konuşan asbaşkanlara değil.
İşin traji komik tarafı ise, "Şenol Güneş'i Trabzon'un Ferguson'u yapacağız" diyen insanlarla geçen yılki hedefi Avrupa Kupalarına katılmak olarak belirleyip bunu hemen hemen garantileyen takımın başındaki Ersun Yanal'a son 5 hafta tahammül edemeyip, görevine son vren insanların aynı olmaları.. Nasıl inanalım ki şimdi.. ?
Çok uzattım sanırım. Lafın özü; Şenol Güneş kusursuz bir teknik direktör değildir ancak kusursuza yakın bir adamdır. Bu ülkede daima üvey evlat muamelesi görmüştür. İnsan olarak çok sevsem ve Trabzonspor'da birçok teknik adamdan daha başarılı olacağını düşünsem de başkanın bile açıkça ve utanmadan söylediği "Şenol bizim evladımızdır; gel deriz gelir,git deriz gider" mantığından dolayı hayalimdeki Trabzonspor teknik direktörü değildir. Zira biliyoruz ki sözleşmesinde 5 Milyon USD tazminat yazsa da yönetim ona git derse Şenol Güneş gerçekten de 5 kuruş almadan gider, çalışırken de giderken de camiayla ilgili bildiklerini, sorunlarını asla kamuoyuyla paylaşmaz, hepsini içine atar. Bu böyle gelmiştir böyle gider.
Biz Vahid Halilhodziç'i bunun için sevdik, tüm gerçekleri yüzümüze çarptığı için.. Bana göre Trabzonspor'un başarısı da o tarz bir hocadan ve o tarz bir hocayla çalışabilecek bir yönetimden geçiyor ancak o tarz bir yönetimi Trabzonspor'da görmemiz neredeyse imkansız.
Şenol Hoca'ya başarılar. Her ne kadar öyle olacağına inanmasam da üstün insani vasıflarından doalyı Trabzonspor bir gün şampiyon olacaksa takımın başında onu görmek isterim..

5 Aralık 2009 Cumartesi

İzleyemedik A.Q

Maçın ikinci yarısı oynanırken vapurla Kadıköy'e geçiyordum. AcıbadeM de 35 mt uzaktaki tv'yi kesmeye çalışmış. Eş durumundan İnönü dışına tayin benim ki. Stadyumda olamamak kötü. Alışmış kudurmuştan beter.
Devamlı okuduğum 1 2 3 gol yetmez ve ekşi beşiktaş isyanlarda. Bu blogda methiyeler düzdüğüm Nobre yine yokmuş sahada. Kime iyi desek dönüp yediriyor lafı zaten.

4 Aralık 2009 Cuma

Ha Bu Diyar

Peşinde büyük bir kalabalık sürüklese de taraftarı olmayan takımlardan biridir Diyarbakırspor. En son İnönü Stadı'nda iki sene önce Süper Lige yükselme play-off maçında izlediğim takımdan sanırım kimse kalmamış kadroda. O gün üç katlı kale arkasını dolduran Diyarbakırlıların da takımlarına ne kadar destek verdiği tartışılır. Bu şehrin bir futbol şehri olmadığına inanmama rağmen her şehirde futbol aşıklarının olduğuna da inancım tam. Dün taraftar sitelerine şöyle bir göz atınca Grup Birlik adında bir oluşumun varlığından da haberim olmuş oldu. Kaç kişiler, bu maça gelirler mi, gelirlerse elde çekirdek kafada yeşil-kırmızı bir şerit ile maçı izlemek yerine eski açıktan 'biz buradayız' diye haykırırlar mı merak ediyorum.



Son haftalarda futbol dışı olaylarla gündeme gelen Diyarbakırspor bundan hep şikayetçi. Elbette o şehre gelip de top koşturanların veya takımı çalıştıranların bu politik durumda payları yok. Takıma değil, taraftarına karşı da yapılmış olsa, bu sözlü saldırıların haklılık payı olamaz diyorlar ama bu duruma en güzel açıklamayı Eskişehir'li Mustafa Akgören (1965'liler Derneği Başkanı), TRT'deki Tayfun Talipoğlu'nun sunduğu Nasılsınız programında yapmıştı. Play off maçının başında, İstiklal Marşı'nın hemen ardından atılan 'Şehitler Ölmez, Vatan Bölünmez' ve 'Kahrolsun PKK' sloganlarına ıslıkla karşılık vermeleri kabul edilebilir değildi ve "Biraz da suçu kendilerinde arasınlar" demişti 'Diyarbakırlı kardeşlerimiz' diye hitap ederek.


Bu akşamki maçta sahaya çıkmayacaklar belki ama Diyarbakırspor'un kadrosunda eski Beşiktaşlı iki futbolcu bulunuyor. Biri hemen herkesin aklına ilk anda o malum ıskasıyla birlikte gelen Fevzi, diğeri de sessiz sedasız bu takıma gelip giden Tolga. Uzun uzun yazıp da yaralarımızı deşmeye gerek yok, o ıska Fevzi'nin hayatında bir çok şeyi değiştirdi. Benim aklıma bir de İlhan Mansız'ın, Denizli'de yediği çok kötü bir gol sonrası moral olarak çöken Fevzi'ye yaptığı jest gelir. Attığı gol sonrası formasını çıkartarak içine giydiği Fevzi'nin kaleci kazağıyla koşturmuştu. (Son dakikada bir gol daha yiyip maçı kazanamamıştık gerçi). Tolga da hasbel kader 100. yıl kadrosunda kendine yer bulup şampiyonluk sevinci tadan biri olmasına rağmen tribüne çağırılması bile aklımda kalmamış. İkisi de bizden gittikten sonra diyar diyar gezdiler ve bu sene Diyarbakır'da buluştular.

Not: Taraftar resimleri diyarbakirspor.org sitesinden alınmıştır.

3 Aralık 2009 Perşembe

O Piti Piti Karamela Sepeti



Eh, sezonun birinci yarısı bitmek üzere. Dönem sonu geliyor yani. Karneler hazırlanıyor tüm kulüplerde. Futbolculara, hocalara ve hatta yönetimlere karneler verilecek. Karnede bazı notlar kırık olacak elbette. Yöneticilerin karneleri kötü olsa da karneyi veren de alan da onlar olduğu için yaptırım onlara olmayacak haliyle. Ama hocalar ve futbolcular için kazın ayağı öye değil. Kırık notlar önlerine serilip azarlanacaklar. "Çeki düzen ver" diye gözdağı verilecek belki de.

Ama bir kulüp var ki orada karne telaşının ayrı bir önemi var. O kulüp Beşiktaş. Telaşın sebebi malum. Sınıf mevcudu dolu. Kaydını donduran, parasını peşin vermiş, başarılı (tartışılır!!!) bir öğrenci geri dönüyor. Mathias Delgado...

O dönünce birisi ayrılmak zorunda kalacak takımdan. Burada bir sürü kriter ele alınacak. Parasal zarar ve performans öne çıkacak bu kriterlerin içinde...

Peki kim gidecek?!?!

Valla başlıktaki gibi saymaca yapılsa yeridir. Çünkü kimi ele alsan el yakıyor. Bir bakalım...

Yeri performansı ile garanti 3 isim var: Ernst, Sivok ve Ferrari. Yerleri garanti ve vazgeçilmezler...

Tabata'nın da kalması kesin gibi. Ama onunki performanstan değil, tamamen duygusal !!! nedenlerden. 2 ay önce 8 milyon euroya alınmış bir adamı devre arasında yollamak hatayı kabul etmek demek olur ki hiç Sayın Demirören'in tarzı değil. Dahası 8'e aldığını kaça satabilir?Gerçekçi bir bakışla normalde 3-4 veren bile bulmak zor. Hele ki Beşiktaş'ın bu zorunlu durumunu bilen bir kulüp o kadar bile vermez. Eh 8'e aldığını o paralara satmak ayrı bir eleştiri konusu olur ki başkan o topa pek girmez bence.

Bobo ve Holosko'yu birlikte değerlendireyim. İkisi de takımın zaten sıkıntılı olan gol yollarının en önemli isimleri. Giderlerse yerlerini doldurmak neredeyse imkansız. Üstelik geçmişte ikisine de 5-7 milyon euro arası telifler gelmiş ikisi de "bu kadar az etmez" denilerek satılmamıştı. Şimdi o paraları vereni de bulmak zor. Bobo çok parlak bir sezon geçirmiyor. Holosko sakatlıktan yeni çıktı. Ve yine yukarıda belirttiğim Beiktaş'ın sıkışık durumunu bilen takımların fırsatçılığı burada sebepler...

Tello da takımın giderse yeri doldurulması zor isimlerinden. Özellikle Manchester maçındaki golüyle tekrar öne çıktı. Ve takımda orta sahada hücuma katkı yapabilen, duran topları en etkili kullanan ender isimlerden. Kendisi aldığı paranın azlığı nedeniyle şikayetçi olsa da göndermeyi göze almak çok zor. O gönderilirse taraftar da memnun olmaz kanımca. Gerçi taraftarı dikkate alan bir başkan yokken bunun etkisi olur mu bilmem.

Ve son isim Fink.Yakın zamana kadar gönderilecek isim olarak en büyük adaydı. Ama takıma ve ülkeye alıştığından mıdır, yoksa pahalı pabuç felsefesinden mi bilinmez son haftalarda üst düzey performansla oynuyor. Hele ki Fenerbahçe'ye attığı hem kritik hem de muhteşem golle taraftarın gönlünde yer buldu. Kaldı ki Ernst'e destek olabilen tek isim şu ana kadar. Hatta bazı maçlarda ona alternatif bile oldu. Onun yerini doldurabilecek bir isim gözükmüyor. Uğur İnceman'la o işin yürümeyeceği aşikar.

Eee o zaman "kim gitsin" diyeceksiniz... Ben de başa dönüp söyleyeyim. Saymaca yapılsın. O piti piti karamela sepeti... :-)

Neşeli Hayat-Replik


-İçince halloluyor mu?
-Hallolmayınca içiliyor.

Fani Tommy Madida


Sivasspor yeni hocasıyla anlaşt. Anlaşma sürecinde gazetelerin bir kısmında yardımcısı olarak Madida'nın geleceği yazıldı. Eğer son anda bir değişiklik olmadıysa kulübü ile sözleşmesi devam ettiği için Muhsin Ertuğral'ın yardımcısı olarak gelmesi mümkün olmayacakmış.
Ama haberlerde okuyunca maziyi bir anmak istedim.
Ne de olsa ülkemizde adına özel tezahurat üretilen oyuncu sayısı az. Kaldı ki Madida için iki tanesi yaygınlaşan çok tezahurat yazıldı Beşiktaş tribünlerinde.
O zamanların meşhur çorap reklamının müziğiyle ;
Müjde, müjde size,
Madida'dan müjde size.
Zarif, sağlam, esnek, k.yar,
Rahat k.yar müjdeee... şeklindeydi birisi.
Bir diğeri de tarihi Fenerbahçe maçlarından birinde 15. dakikada attığı gole gönderme yapan;
Maça gittim tribün dolmuş,
Kartal Fenere k.ymuş.
15. dakikada nasıl k.ydu Madida,
Ananızın ................na.
tezahuratıydı. (Hakaret amaçlı yazmadım, ama eğer bu hali bile
sakınca yaratırsa editleyebilirim. Fenerbahçeli arkadaşlar kızmasın.)
İlginç bir oyuncuydu. İlk döneminde pek başarılı gözükmemiş, eleştirilmişti. O zamanlar açıklamalarında hava soğukluğuna alışamadığını gerekçe göstermişti. Nitekim havalar ısınınca gerçekten coşmuştu. Beşiktaş'ta en çok forma giyen yabancı oyunculardan birisi halen.
Fotoğraftan da anımsayacağınız gibi boynu yok gibiydi. Sağ kanatta çok hızlıydı. Performansı arttıkça attığı gollerle de ses getirmişti (Beşiktaş'ta toplam 16 gol atmış).
Gidişi de ilginç olmuştu. "Futbolu bırakacağım, ülkeme gidip başka işler yapacağım (ki yanlış hatırlamıyorsam öğretmenlik yapacağım demişti.)" deyip bonservisini almıştı kulüpten. Ama nasıl olduysa Antalyaspor'la anlaşıp futbol yaşantısına Türkiye'de bir süre daha devam etmişti.
Yine yanlış anımsamıyorsam Beşiktaş taraftarı bu kandırmacaya rağmen Madida'ya tepki göstermemiş, hatta hoş tebessümle karşılamıştı bu durumu. Belki rakip büyüklerden birine gitmemesi etkili olmuştur. Ama asıl ve büyük sebebin bu oyuncuyu benimsemiş, sevmiş, kendi içinden biri olarak görmüş olması olduğunu düşünüyorum.
Bu durumdan yola çıkarak tribünler bir oyuncuyu benimser, sever, özümserse attığı kazığı bile hazmedebiliyor. Ama eğer aksi durum varsa kendi takımının formasını giyerke bile destek olmuyor diyebiliriz. (Bknz: Tümer, Sabri, Tabata vs.)

2 Aralık 2009 Çarşamba

Animal Hooligans

Zamanında Demir Leydi lakaplı Margaret Thatcher 'Hayvanlar!' demişti İngiliz holiganları için. Şimdi taraftar dükkanlarında köpekler için tasarlanmış formaları görünce garip geldi doğrusu. Bizim ülkede tutar mı? Bence tutmaz.

Sen Değil Öteki

Asbaşkanımız bazı ilkeleri nedeniyle istifa etmiş has başkanımız duruyor...


Eskişehir-Fenerbahçe Maçına İthafen

Tribündergi'den Canaria'nın müsadesiyle...

"Fenerbahçe'nin 5 kupayı birden kazandığı yılda, semtin Kalamış apartmanında dünyaya gelmiş olmam, nüfus cüzdanımın köy-mahalle kısmında FENERBAHÇE yazması rahmetli İslam ÇUPİ'nin dediği gibi bir ilahi tesadüf müdür, yoksa bir büyük nimet mi? Bilinmez...Ama semtte doğup da başka takım tutmak ne mümkün !Çocukluk yıllarımız Fenerbahçe' mden uzak ve Hürriyet gazetesinin Avrupa baskısının zamanında gelmesine bağlı olarak ve babadan bolca dinlediğimiz Fenerbahçe hikayeleriyle geçti doğal olarak. Hiç görmediğimiz, posterlerden aşık olduğumuz takımdı Fenerbahçe...Rahmetli Yılmaz Şen'in göt stoplarıyla rakip tribünleri çıldırtmasını, Can Bartu'nun ezeli rakip sağbekine attığı bacak arasından sonra geçmeyip rakibin dönmesini beklemesini ve sonra bir bacak arası daha atıp, adamın suratına bakarak kasıtlı olarak topu taca atmasını dinledik yıllarca. Görmeden aşık olduk sana Fenerbahçe'm... Mayıs aylarında aile doktorumuz Holtsman'dan bir mazeret izni ayarlayıp seni seyretmeye geldiğim 2-3 maçı nasıl unuturum?Gurbet yılları bitip 1983'te yurda döndüğümüzde, yarım yamalak Türkçe'mizle yol yordam bilmeyiz düşüncesiyle, elimizden tutmasa da babamız getirdi ilk adam gibi maçına beni... Dün gibi aklımdadır o gün. Kapalı tribünde saatler süren kuyruk, bolca itiş kakış ve nihayet canımız çıkarak kendimizi içeri atış... Çokları gibi açık tribünde başlamadı benim taraftarlığım. Direkt kapalıdan girdik olaya. 1-2 defa daha babamızla geldikten sonra, artık yol yordam öğrendiğimize kanaat getirilince, kendim gelmeye başladım. İlk dönemler çoklarına komik gelen aksanımdan dolayı çok çabuk arkadaş buldum tribünlerimizde. Hala görüştüğüm kadim dostlarımı buldum kapalıda. Kimine göre acınacak, kimine göre gururlanılacak bir olay. Ben ikincisini tercih ettim hep. Sonraları biraz palazlanınca deplasmanlara da gitmeye başladım. İlk deplasmanım en ilginci ve olaylısı oldu : Eskişehir... Bugün hala dillere destan olan müthiş cenk...Sabahın erken saatlerinde 9-10 otobüs ulaşmıştık Eskişehir'e. Uzun süren yada bize çok uzun gelen yolculuktan sonra şehre iner inmez tezahürata başlamıştık. Biraz zaman geçtikten sonra üzerimize taşlar gelmeye başladı. Ama çok abartı değildi. Birkaç dakika geçtikten sonra ise inanın gökyüzünü görmek mümkün değildi. Taş deyip sizi de yanıltmayayım. Hepsi kaya büyüklüğündeydi. Epeyi bir panik oldu taşların bazıları isabetli olunca. İstanbul derbilerinde de taşlama olurdu ama bu kadar uzun süreli ve aralıksız değil. Otobüslerin arkasına saklandık mecburen. Eninde sonunda tükenecekti taşlar.Nihayet taşların şiddeti azalınca ortaya çıktık. Eskişehir'lilerde artık görülebilir mesafedeydi ve hava iyice aydınlanmıştı. İstanbul'da olsak herkes bir sefer önceden rakibini yada intikam alması gerekeni bilirdi. Yahut kime dokunulamayacağını... Ama burada böyle bir durum mevzu bahis değildi. Kimseyi tanımıyorduk. Es-eslilerden gelen taşları iade ettikten sonra kendini müdafaa için teçhizat çıkarmaya başladı.Rakiple aramızda uzak sayılabilecek mesafe karşılıklı olarak kapatıldı ve cenk başladı. Ben önceleri çok gerilerde kaldım. Bunun sebebi bilinmezliğin verdiği korku sanırım bugün geriye dönüp baktığımda. Kaçmam gerekse nereye kaçacağımı bilmiyorum. Saklanacak yer arasam nereyi bulacağım...Neticede şehrimiz değil.Açıkcası bilinmez bir yerde bir an evvel bitsin diye içimden geçiriyorum , yalan yok. Amaaa ne zaman ki çok sevdiğim bir arkadaşım yaralandı tüm bu düşünceler aklımdan uçtu gitti. İstanbul'da olduğu gibi davranmaya başladım. Hani, kaybedecek bir şeyi olmayan insanlar gibi...Bir ara taarruza kalktı bizimkiler. O dakikaya dek ortada geçen cenk bir anda lehimize döndü. Eskişehirliler çekilmek zorunda kaldı. Tam o esnada jandarma geldi. Cemse cemse asker indi ortalığa. Ve başladı bize copla dalmaya. İnanın eskişehirli size o kadar vuramaz yani. Bazen arkadaşlarla konuşuyoruz "ilk copu ne zaman yedin?" falan diye herkes bir şey anlatıyor. Ben çok cop yedim ama eskişehir'deki eğer copsa diğer hepsi hiçbir şey değildi. Bizden çok bayılan oldu dayaktan. O sırada etrafta tek bir eskişehir'li kalmamıştı. Akabinde polisler geldi. Etrafta bulunan ne kadar adam varsa ( bunların hepsi fenerli oluyor haliyle ) başladı hem coplamaya hem de otobüslere tıkmaya. Bende jandarmanın tekinden öyle sağlam 4-5 cop yemişim ki bacağıma yerden kalkamıyorum. Birde üstüne polisten aynı bacağa tekme yiyince gözümden yaş geldi. En az 150 kişi içeri aldılar bizi. Kafası patlayanları hastaneye bile götürmediler. Biz kodeste tampon yaptık birbirimize ! Tüm ambülanslar eskişehir' lileri taşıdı. Zaten onlardan içeride 3-5 kişi vardı. 1 saat kalmadan da hepsi ellerini kollarını sallayarak çıktı, gitti.İçerisi kan kokusundan berbat haldeydi. Çoğumuz es-eslilerden değil jandarmadan yaralandık. Ne tıbbi bakım ne bir şey. Maça giremeyeceğimizi çözmüştük. Ama hakkımızda dava açıldı. Yönetim bizi anarşist ilan etmiş üstüne birde ! Onlardan habersiz gitmişiz, biz fenerli falanda değilmişiz ! Anarşistmişiz !Vay be...Eve çürük bir bacakla ama daha kötüsü terkedilmişlik duygusuyla döndüm. Sahipsiz kalmanın ne olduğunu bildiğini zannedenler inanın bilmiyorlar. Biz maalesef öğrendik.
Yağmur çamur demedik
Her maçına geldik senin
Es-eslerde yalnız kaldık
Helal olsun Tahsin Kaya
Biz mahpusta yatarken,
Sen nerdeydin Tahsin Kaya...
O maç benim yaşadıklarım içinde tektir. İstanbul'da da çok kavgaya girmiştim o güne dek. Ancak neredeyse topyekün bir kente karşı hiç savaşmamıştım. Üstelik tanımadığın bir kentte. O güne dek karşımızda 300-400 beşiktaşlı çıkardı. Galatasaraylı daha da az. Hakkını teslim etmek lazım es-es çok sağlam çıktı karşımıza. Sadece sağlam değil sayıca da epeyi fazla. Ama mahçup olmadık. Kora kor, göğüs göğüse çarpışma oldu. Eğer mutlaka bir galip lazımsa bizdik. İstanbul'da bunun onda biri bile olmazdı. Gece bir sen kovalarsın bir karşıdakiler. Herhangi bir taraftan çok zaiyat verilirse dellenilir belki bu kadar olmasa bile girişilirdi. Es-Es maçı tribünde ilktir ve hala tektir her bakımdan. Sonraki haftalarda sakarya'da polis ve az sayıdaki taraftar bize saldırmaya kalınca " burayı es-es'ten beter ederiz" dediğimizde karşımızdakiler durmuştu. O kadar söyliyeyim, gerisini siz hesap edin ...

1 Aralık 2009 Salı

Siyah&Beyaz Tribünler (4)

Rosenborg BK
(Kime yaptıklarını bilmiyorum ama bu kadar organize olunduğuna göre hak etmiş sanırım.)
Deplasman tribününe sokulabilir mi acaba bunlar?

Dördüncü Büyükte Dördüncü Kez

Şenol Güneş'in yeri ayrıdır benim için. Hayatımda gittiğim ilk maç Kadıköy Fenerbahçe Stadı'nın numaralısından ve babamla Trabzonluların arasından izlediğim onun jübile maçıydı. Onuncu dakikada kale ağlarını öpüşü ve omuzlara alınışından sonra helikopterle sahayı terkedişi beni çok etkilemişti. İşin ilginci bu maçın Beşiktaş'la olması ama ne hikmetse Kadıköy'de oynanmasıydı. 4-1 Beşiktaş'ın üstünlüğüyle bittiğini hatırlamama rağmen goller kalmamış aklımda ama gördüğü kırmızı kart sonucu sahayı terkeden Sinan Engin'e yapılan "Ayı Sinan" tezahüratları kulaklarımda hala.

Bin küsür dakika ile en uzun süre gol yememe rekorunu elinde bulunduran Şenol Güneş dördüncü kez, gönlünü verdiği takımın başında hoca olarak göreve başlıyor bugün. Trabzonspor'u seksenli yıllardan sonra şampiyonluğa en çok yaklaştıran, kılıksız (!) olmasına karşın Avrupalı olmayan ülkelerin milli takımlarını yenerek (!) A Milli Takım'ımızla Dünya 3.'lüğü kazanan Şenol Hoca'nın bu defa çok daha uzun süre takımının başında yer almasını ve başarılı olmasını diliyorum. Tabi Türkiye'de başarı eşittir şampiyonluksa, olabilir mi bilmiyorum.

Kabul Ediyorum:)


Sezon: 2002-2003
''Bazı şeyler benim gitmem ile bitecekse, ben zaten Beşiktaş formasını giymek istemiyorum. Beşiktaş benim için bitmiştir. Beşiktaş bu taraftar mentalitesiyle gittikçe, 10 sene daha şampiyon olamaz.''

Sezon 2009-2010
Beşiktaş'tan ayrılırken sarf ettiği sözlerin kendisine yakışmadığını belirterek, ''Bu sözler gençlik hatası olarak kabul edilsin'' dedi.

Sıradaki "R": Youla