"Söyleyin Nazım'a ülkesine geri dönsün*"
*1952 yılında Rusya'ya hazırlık maçı için giden Fenerbahçe'nin kaptanı Fikret'e verdiği mesaj.
Şu sıralar moda İttihat ve Terakkicilere vurmak. Kimileri Cumhuriyet'in kuruluşunda emekleri var diyor. Kimileri de Osmanlı'yı içeriden bitirdiler. Amaçları, yapıları başkaydı diyor. Soner Yalçın'ın "Siz Kimi Kandırıyorsunuz" ve "Efendi" kitaplarında başrol oynuyor Dr. Nazım. Ancak bu iki kitapta da Fenerbahçe başkanlığıyla ilgili bir bilgi bulunmuyor. Osmanlı'nın son, Cumhuriyeti'in ilk yıllarını inanılmaz bir dille anlatan Soner Yalçın, Cüneyt Tanman'ın ve Necati Ateş'in -ikisi de Galatasaray'da oynamış ilginç- köklerini araştırıp ilginç şeyler bulmuş. Köklü ailelerin torunlarıymış ikisi de. Yanılmıyorsam Evliyazadelerden. Yanlışımız varsa düzeltiriz. Bu iki oyuncunun da sülalesinde yakınlık bulunuyormuş falan. Bu kadar detayına inen Soner Yalçın'dan Doktor Nazım'ın Fenerbahçeliliği üzerine bir analiz okumak güzel olurmuş. Fenerbahçeliler bir tarih kitabı tanıtınca, Fenerbahçelilerin çoğunun kurucularını bilmediğini görünce, bunu da buraya not düşeyim istedim.
12 Şubat'ta Fulya furyası sona eriyor. Nihayet bitirdiler. Abdullah Gül ve Recep Tayyip Erdoğan'ın katılımlarıyla açılacakmış. Süleyman Seba ve Serdar Bilgili ile birlikte birçok kulübün başkanı da teşrif edecekmiş. Beşiktaş'a yıllık 15 milyon dolar getirecekmiş. 9 milyon dolar Sivok ile Zapotocny'e gömen kulüp ağzıyla kuş tutsa, yatırımlarının yararını göremez. Ama bundan sonra başa gelecek yönetimler için oldukça önemli bir kaynak. "Tabii bunu yaptı etti diyerek, uzun yıllar kulübün başında kalır mı?" diye düşünmekten de kendimizi alamıyoruz.
Kupada kuralar çekilmeden önce gönlümden Fenerbahçe ile Bursaspor geçti. Sebebi tamamen tribünsel. Bağırmaktan zevk almadığım deplasmana gitmek beni cezbetmiyor. Bursa ve Fenerbahçe dışında birini seç deselerdi Antalya'yı seçerdim. 3. tercihimiz tutunca deplasmana nasıl gideriz diye düşünmeye başladık. Uçakla gidiş dönüş 90 Lira'ymış. Araştırmışlar kovalayanlar. Yedin, içtin, bilet 60 TL. Bize maliyeti 150 TL. Hafta içi olacak maç. Uçak saat 16:00'da. İşten izin al 14:00'de çık yola. İzin alabilirsen tabii. "Ne cazibesi var" diyenlere sezon başındaki kavgaları hatırlatırım. Bu maçta yoğun güvenlik önlemi olur. Olay yaşanmadan tamamlanır ama tribünler güzel olur bu maç. Değer mi değmez mi? Gerisi size kalmış tabii...
Sağ kanadımıza geldiğine dua etsin Erkan Zengin. Yoksa bu fotoğraf daha bir başka olurdu. Neler hissediyor yeni bir oyuncu geldiğinde İbrahim Üzülmez meraklanırım hep. Mesela yukarıdaki mücadeleyi kazandığı zaman yüzünde nasıl bir şekil oluşur. "Ulan aldığınız adama bakın, bu muydu?" diye düşünür mü acep? Haksızlık ediyorum İbrahim'e evet. Sinekten yağ çıkarıyorum. Önyargının kralını yapıyorum burada. Ben bunun hesabını veririm de 8 senenin hesabını verebilir mi İbrahim Üzülmez. Çıksak sorsak 8 senede kendine ne kattın diye?
Kadir Has Stadyumu'nu ziyaret etmiş Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Mahmut Özgener ve Fatih Terim. Plaketler vermişler, gezmişler, incelemişler, tebrik etmişler. Buraya kadar herşey normal. Benim anlamadığım fotoğraflardaki ayrıntılar. Kayserispor Başkanı Recep Mamur koskoca TFF Başkanını karşısına oturtmuş kendisi makam koltuğundan konuşuyor. Bunu çok garipsedim. Bir de Fatih Terim'in içeri girişine bak dedi arkadaşlardan biri. Hakikatende öyle. Hayat biraz da şekil değil mi zaten. Fotoğrafları da Kayserispor'un resmi sitesinden indirdim. Fotoğraflar masaüstüme ft1.jpg, ft2.jpg,ft3.jpg isimleriyle düştü. Fazla söze de gerek yok herhalde
Okay Karacan ile röportaj yapılacak sizde gelirsiniz dediklerinde koşa koşa gittim dinlemeye. Çok duyduk methini, televizyonda verdiği bilgileri, maç anlatışlarını, olaylara bakış açısını ve Beşiktaşlılığını... Ama yine de kafamda şüphelerle gittim röportajın yapılacağı yere. Üstelik röportajın konusu Beşiktaş'ın yönetimi üzerineydi. Yani ne söylenebilir ki. "Benim düşündüklerimden farklı ne diyebilir ki" diye gittim dinlemeye. Yıldırım Demirören için söylenmeyen şey kaldı mı?
Bunlar bizden
Üstüme vazife olmasa da hatırladığım kadarıyla bu da http://www.acetobalsamico.blogspot.com.
Bunlar bizi gerizekalı zannediyor. Yusuf Şimşek çıkmış açıklama yapmış: "Beşiktaşlı olduğumu fotoğraflarla açıklayacağım." Burada taraftarın beklediği "Ben anadan doğma Beşiktaşlıyım" değil. Olmasan ne olur ki? Pascal Nouma geldiğinde Beşiktaşlı değildi. Ekrem Dağ da değildi. Nobre Fenerbahçe'den geldi ama hepsi taraftarın kalbine ulaşmayı başardı. Nasıl ulaştı? Can-ı gönülden oynayarak. Oynadığı formaya saygı duyarak. Sen daha dakika 1 gol 1 yapıp tribünlere oynamaya başladın. Bu taraftarı medyanın da tanıdığını sanmıyorum. Yusuf'a "Seni sevmezler. Çünkü sen Fenerbahçe'de oynadın" diyenin kuş kadar beyni yoktur. Bu taraftar neden seviyor Nobre'yi biri bize anlatsın o zaman. Fotoğrafları gösterince ne olacak? Bu taraftar seni alıp baş tacı mı edecek sanıyorsun? Çık oyna bakalım. Taraftar hakediyosan basar bağrına. Fotoğrafları da merak edenlere göster. 7 sülalen Beşiktaşlı olsun sen sahada aldığın paranın hakkını vermediğin sürece bu taraftarın sana bakışını değiştiremezsin. Son dönemlerin modası da "Ben manyak Beşiktaşlıyım", "Ben anadan doğma Beşiktaşlıyım." Bakalım daha neler görecek bu taraftar.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan geçtiğimiz günlerde belediye başkan adaylarını açıkladı. Erdoğan, belediye başkan adaylarını belirlerken Bursa adayına da mutlaka stadyumun yerinin değiştirilmesi gerektiğini söyledi. İlk cümlesi bu oldu başbakanın. "O stadyumu şehrin dışına taşıyalım ve Bursaspor'a yakışır FIFA stadartlarında yeni, bir stadyum yapalım" dedi. Yerel seçimlere az kala bunun sonuca etkileyici olmasını beklemek akıllıca. Eskişehir forumlarında dolaşırken Kemal Unakıtan'ın Eskişehir'e destek vermesi nedeniyle eleştirilmesini kabul etmeyenlere dahi rastlamıştık. Yani seçmen bir şekilde etkileniyor. Yoksa ilk söz stadyumu yenile demek pek akıllıca değil. Kemal Unakıtan Ronaldinho'yu getirecekti unutuldu gitti tabii. Şimdi hani Ronaldinho demiyor kimse. Seçim üstü olur böyle şeyler. Hepimiz alıştık zaten. Bu arada Bursa belediye başkanına bunları söyleyen Recep Tayyip Erdoğan Sakarya belediye başkanı Aziz Duran'ı yeniden seçmedi. Sakaryaspor'un ligdeki durumuna bakınca hak vermemek elde değil!!! Belediye başkan adayları aynı zamanda o şehrin takımının da kaderini belirliyor. Bize özgü bir durum herhalde bu. Dünyada bir eşi benzeri var mıdır? Yoktur gibi geliyor. Deniz Gökçe'nin geçen sene bir röportaj esnasında söylediği sözle bitirelim: "Vatandaş kendi vergileriyle futbolcuların topa tekme atmasından rahatsızlık duymuyorsa. Bize birşey demek düşmez."
Bursaspor'un takım otobüsü taşlanmış. Dün akşam Saraçoğlu Stadı'ndan çıkmışlar ve tahminimce Çevreyolu'na girmeden taşlanmışlar. İki futbolcu hafif yaralanmış. Otobüste ise büyük hasar varmış. Taşlama kültürü oldukça eski aslında. Çocukken haftasonlarımın geçtiği Gebze'ye giderken banliyö trenleri taşlanırdı. Millet zevk alırdı bu işten. Seviyoruz trene taş atmayı. En son taşlamayı Antalyalıların yaptığını sanıyordum şimdi de bu eklendi. Bursasporlular geçen sene Galatasaray ile aralarında oynanan maç sonrasında Galatasaray taraftar otobüsüne yapılan geniş çaplı pusuyu hatırlıyor mu acaba? G.O Galatasaray tribünlerinin önde gelen -bilen bilir- abilerinden biri. Bursaspor taraftarlarının taşladığı otobüsten siniri tepesinde inmişti. Kafasında şapka boynunda atkı bağırıp çağırıyordu. "Bursa İstanbul'a gelmesin" diyordu. O sırada kameralara da afişe olmuştu. Bursaspor bu taşlama işlerini en çok seven taraftar topluluğu aslında. Yıllar önce Bursa'da Kocaelispor ile oynadığımız kupa finalinde Kocaeli coştukça atıyor attıkça coşuyor:4-0. Maç bitmek üzere. Stadın alüminyum çatısına sert cisimler geliyor. Birde baktık ki Bursasporlular dışarıda toplanmışlar içeriye taş atıyorlar. Dışarıdan tribüne taş yağıyor. Bulunduğumuz yer Teksas ve radikal gruplarının bulundukları yer. Tribünle çatının birleştiği yerdeki boşluktan içeri taş yağıyor. Bursa taraftarı Bursa'yı Anadolu'nun Holiganizm Başkenti yapmışlardır. Amigolara da sorsak farklı bir cevap çıkmaz heralde. İyi olmuş oh diye yamıyorum bunları. Bu olayı Fenerbahçelilerin yapacağını sanmıyorum çünkü ilişkiler çok iyi. Maç öncesi atkılarıyla dolaşıyor Bursasporlular. İzmir'e gitmek için toplananlar intikamı buzluktan çıkarıp yediler mi yoksa...
Biz dün eğlendik, bağırdık, çağırdık, ne kadar yaratıcı dedik, yok böyle taraftar dedik ama büyük resim içerisinde öyle pislikler var ki. Bizimkisi devede kulak kalıyor işte. İplik pazara çıkmış.
Hava soğuk, birde haftaiçi olunca tribünlerde bizbize eğlendik. Bol bol Lig TV'ye çalıştık. An oldu stattaki localarda açık lig tvler kapattırıldı, an oldu Arog'dan tezahürat aşırılıp sımsıkı taş gibi dimdik bestesi birilerine uyarlandı. İsrail'den Erman Toroğlu'na, Şansal Büyüka'dan Acun'a geniş bir yelpaze nasibini aldı tribünlerden. Maç içinde Beşiktaş'ta şu iyiydi bu iyiydi diyecek değiliz. Hakan Arıkan'ı en başa koyardım ama saysaydım. Gaziantep Büyükşehir Belediyesi'nde ise Cafercan, Mehmet Ayaz, yine forvet hattında ismini okuyamadığım 26 numaralı oyuncuları ve 34 numaralı Efecan takımlarının iyileriydi. Maç başlamadan önce maçta bu kadar eğleneceğimi düşünmemiştim. Evet Beşiktaş taraftarı sahadaki Beşiktaş takımından daha iyi oynuyor tribünde. Evet Beşiktaş taraftarı yaratıcılıkta sınır tanımıyor ama protestolarında da ne şiş ne kebap mantığını yürütmekten geri durmuyor. Örneğin Federasyon istifa sesleri Yıldırım Demirören'in iddiaya göre anasına küfrettiği Oğuz Sarvan ile aynı masaya oturmasının hemen ardından geliyor. Bu da şaşırtıcı tabii. Neden hakemlere MHK'ya değil de Özgener'e... Bunlar yaşanırken muhalefete de bir ses gönderildi. Artık uyan muhalefet tadında bestelerde İnönü'de yankılandı. Beşiktaş Gaziantep BŞB maçı tribünler açısından oldukça renkliydi kısacası. O kadar renkliydi ki üst kattaki siyah bayrak bile sönük kaldı.
"Dün Antalya’da yapılan Kulüpler – Hakemler buluşmasında göz alıcı sahneler vardı. Ne konuşuldu, ne karar alındı çok da önemli değil bizim açımızdan. Bizi ilgilendiren, mensubu olduğumuz kulübün başkanının, bir hafta önce küfürler yağdırdığı insanlarla kucak kucağa oluşuydu. Ne yalan söyleyelim, hiç şaşırmadık.
Stat kapısında taraftarın biletini okuttuğu elektronik turnikelerin Türkiye'de ilk kez kaç yılında kullanılmaya başlandığı kimsenin işine yaramasa da yazmak lazım. Elimde yer alan bir derginin -reklama girmesin- 90'lı yılların başındaki arşivinde karşıma çıkan bir habere göre turnikeler 1991 yılının Haziran ayında stat kapılarına monte edilmeye başlanmış. Dergide "Beleş Maç Dönemi Bitti Mi?" başlığıyla verilen habere göre ilk kez Kayseri'de bu turnikeler kullanılmış. İstanbul'da gecikmeli olarak kullanılmasının nedeniyse bu işten milyarlar kazanan mafyaymış. Mafya ile kastedilen kimlerdir bilinmez ama tribünde bedavacılık, kapı şekli bitmedi ve bitmeyecek gibi de duruyor. İstanbul'da ise ilk kez İnönü Stadı bu uygulamadan nasibini alırken dergi bu haberi "İhale bedavacıların keyfini kaçırdı" diyerek duyurmuş. Aradan geçen 18 sene boyunca görüldüğü gibi düzen değişiyor bedavacı da yerini hep koruyor.
"Emniyet Genel Müdürlüğü Güvenlik Daire Başkanlığı tarafından bir rapor hazırlandı. Futbol Federasyonu'na sunulan ve Antalya'da tartışılacak olan rapora göre Türkiye'de en fanatik taraftarı Beşiktaş'ta bulunuyor. Siyah beyazlı takımı Bursaspor, Ankaragücü, Galatasaray, Göztepe, Karşıyaka, Diyarbakırspor, Mardinspor, Fenerbahçe gibi takımlar takip ediyor."