23 Eylül 2011 Cuma

Yüzüklerin Efendisi: Burs-A-nkara Brotherhood


Dün Bursa'daydım. Ne maça ne skora diyecek lafım yok, futbolun cilvesi işte. Ama Forza güzel yazmış: "Siz 85 dakika anamıza söversiniz. Biz 5 dakikada babanızın kim olduğunu hatırlatırız."
FB - GS maçında bu kadar küfür olmuyordur buna eminim. Zaten Egemen Korkmaz'ın oyundan alınmasına sebep olacak kadar küfür edilmesi buna bir örnek. Çıkarken de sahaya yabancı madde attılar bakalım ceza gelecek mi?

Neyse şu kardeşlik olayına bir giresim var. G.tümden uydurmayayım diye teksasgillerin sitesine girdim. Mardin'de şehit düşen kardeşimizin mekanı cennet olsun Allah rahmet eylesin, cenazesi için Ankaragücü taraftarı da seferber olmuş gitmişler. Tamam çok güzel, bunun bir çok örneği var bu ülkede. Söylenen böyle başlayıp perçinlendiği.

Ama şimdi teksasın kendi forumundan aldığım iki cümle var ki enteresan. İkisini toplarsak şöyle bir sonuç çıkıyor, "Türkiye'de kalkınma politikalarına ve zenginlik bölüşümünün İstanbul merkezli oluşuna tepki olarak, Anadolu'da yükselen sesin içerisinde oldu. BursAnkara Bizans takımlarına karşı oluşturulan ortak cephedir." Şimdi be adam, Türkiye'nin kalkınma politikalarını 1903'ten beri Beşiktaşlılar mı çiziyor? Tam tersine senin kulübünün taraftarından sağladığı gelir Beşiktaş'ın taraftarından sağladığından çoktur. Yani Türkiye'nin kalkınma politikasını çizen siyasetçiye isyan etme, gel bize zınar! Niye? Çünkü siyasi erke laf söylemek karşı çıkmak g.t ister de ondan. O g.t de sizde olmadığına göre sorun yok demektir. Burada haybeden hikaye yazıyorsunuz.
Neymiş Bizans takımlarına karşı ortak cepheymiş. Bak hele, kelamlara gel!

Bu ortak logo, ortak forma yaptırmak ne acayip iştir kardeşim. Tamam sevin sayın birbirinizi, kol kola maça da gidin de bu nedir yani? Ne olduğunuz belli değil. Ben taraftarım diyen adam nasıl olur da bu kadar başka kulübün formasını, atkısını sahiplenir anlamıyorum.

Bir de kardeşsiniz de hani bir laf vardır "ne skime merhem oluyorsun" diye, ne hayrınız var birbirinize onu da merak ediyorum. Okul mu, çeşme mi yaptırdınız? Bir fakirin karnını mı doyurdunuz? Bakıma muhtaç hayvanlara mı ilgi gösterdiniz... Yapıyorsanız da haberimiz yok! Anca 6 da 16 da beygir gibi bağırın bursankaragüçlüyüz diye.. O da nasıl bir tezahüratsa....

O kadar sevişiyorsunuz madem kapatın o zaman iki kulübü bir tane kulüp yapın ya Bursa'ya ya Ankara'ya taşının olsun bitsin bu iş.

Bizi de iki kere yormayın tek postada bitirelim!

22 Eylül 2011 Perşembe

Futbol Sen Nasıl Bir Oyunsun Allahsız!!!

90 dakika sinirimden kudurduğum bir maçı mutlu sonla kapatmak futbolun mucizesiydi. Yazacak bir şey bulamıyorum. Rezalettik kazandık. Bursaspor hiç haketmediği bir mağlubiyet aldı. Üzüldüm mü? Hayır:)
Beşiktaş içeride başka kadroyla dışarıda başka kadroyla oynamalı dedi Mustafa Denizli. Beşiktaş için en doğru yorum bu.

21 Eylül 2011 Çarşamba

İki Gerçek İki Geyik


Şimdi, biliniyor ki biz Beşiktaş'lıyız. Neredeyse anlımıza yazmadığımız kaldı. Yine de yiğidi öldürüp hakkını yemeyeceksin.
Dün Fenerbahçe'li bir arkadaşım beni aradı ve şunu sordu: "Elini vicdanına koyup söyle, bir Şampiyonlar Ligi maçı biletini karaborsadan yarı fiyatına maç saatinde bulup girebildiğin bir takımın taraftarı olarak şu görüntülere ne diyorsun?"
Ne diyeyim?! Hiç bir şey diyemiyorum.

İlk gerçek şu; bırakın cezalı olmayı, biz henüz tüm taraftarımızla hafta içi maçında sahayı dolduramıyoruz. Gel gör ki Fenerbahçe kadın /çocuk 41.000'den fazla kişi vardı dün tribünde. Beşiktaş'ın maçı bedava olsa bile tam dolar mı hafta içi şüpheliyim. Çünkü kapıların açıldığı, biletlerin 5,00 TL olduğu maçlar da gördük ama tribün dolmadı. Yine olsa yine dolmaz diye tahmin ediyorum. Helal olsun demekten başka diyecek bir şeyim yok.

İkinci gerçek ise, Fenerbahçe taraftarının gerçekten 'camia' oluşunun bir göstergesidir bu. Yani insanlar ailece Fenerbahçe'liler demek ki... Kocasının, babasının, abisinin, oğlunun gelmediği yerde karısı, eşi, kızı, annesi gelebiliyor. Bence biz Beşiktaş'lılar olarak sevgimizi sadece stadyumdakilerle bireysel olarak paylaştığımız için tribün asla böyle dolmaz. Bizim için tek aşk Beşiktaş ve aslında tek başına Beşiktaş! Ama dün gördüm ki bu insanlar için Fenerbahçe ailece Fenerbahçe. Biz anne babayı, sevgiliyi hep farklı yere koyuyoruz. Önce Beşiktaş diyoruz. Başka hangi tribünde o bilindik "dün gece sevgilim aradı birden..." tezahüratı yapılabilir ki? Herkese isyan alayına karşı sadece Beşiktaş kültürünün sonucu ailelerin ve kadınların tribünümüzden uzak kalması sanırım.

Geldim geyiklere...
İlki, dün ofsayt olan golden sonra Fenerbahçe'li bayanlar sevinmeye 30 sn - 1dk arası devam ettiler. Ben bu esnada arabadaydım. Maçı anlatan spikerin söylediklerini birebir yazıyorum: "Evet sayın dinleyiciler, bayrak havada hakem golü iptal etti. fakat Fenerbahçe'li kadın seyirciler hala sevinmeye devam ediyor. Maçın başında da söyledim, ortasında da söyledim şimdi de söylüyorum şu an tribünleri dolduran bayan seyirciler futbol bilgisi anlamında biraz zayıf oldukları için, golün iptal olduğunu algılamayıp bu şekilde davranmaları gayet normal..." :)

İkincisi, bunun üzerine iki sene öncesine gönderme yapmam lazım: kadınlarınız eleştirmeyin Fenerbahçe'li kardeşlerim. İki sene evvel şampiyonuz zannedip 3-5 dk hoplayıp zıplayan, sahaya inip timsah yürüyüşü yapan sizlerdiniz. 30 saniyenin lafını etmeyin...

:)

Şaka bir yana yine de hepsine helal olsun!

20 Eylül 2011 Salı

Helal Olsun!

Duydum ki seni Kulüpler Birliği Başkanı yapmışlar. Helal olsun. Sonunda Beşiktaş dışında da zirveye oynuyorsun. Seni şimdi eleştiriyorlar ama ben arkandayım arkadaş.

Çünkü bu ülkede iktisatçıdan Anayasa Başkanı yaptılar. Senden de Kulüpler Birliği Başkanı pekala olur. Tebrikler.

Ormanda Ter Olmaya Geldi

Tık Tık Tık

Sıkışık takvim ve sakatlarımızın fazlalığı sebebiyle sahaya çıkan her kadro aslında Beşiktaş bu değil düşüncesini çakıyor kafamıza. Evet Beşiktaş bu değil ama sezon başladı ikinci haftayı bitirdik ve UEFA'da da 3. maçımıza çıktık. Yani sezon dediğimiz şey başladı ve yavaş yavaş sezonun gidişatının belirlenmesine şunun şurasında bir ay kaldı. Bizim elimize kağıdı ve kalemi aldığımızda kurduğumuz takımların hiçbirisi ev ile çarşı hesabı uymuyor.

Zaten bizim çok iyi ve geniş bir kadro dediğimiz şey sezon içerisinde yaşayacağımız sakatlıklar ve formsuzluklar nedeniyle bu kadar kabarık. Peki Beşiktaş için tam anlamıyla ne zaman yorum yapılabilir? Eskişehir gibi 2-3 maç daha oynadıktan sonra anlaşılabilir bir durum ortaya çıkacak diyebiliriz.

Fakat şu kısa zamanda Carvalhal'den kaynaklı bazı kadro seçimleri dikkati çekiyor. 1 ay sonrasını beklemeye gerek kalmadan Guti ve Ernst'in artık Carvalhal'in gözdelerinden olmadığını açıkça görüyoruz. İşin gözde olma ya da olmama kısmı her ne kadar klişe gibi dursa da bir mantığının olduğunu söyleyebiliriz. Kötü giden maçı çevirme noktasında alacağı kararlar içerisine Ernst ve Guti'yi katması topla tüfekle kendisine saldıracak basına büyük bir imkan sağlayacak ve yine bir klişe ile vurulacak Carvalhal: "O kadar hafta oynatmadın zor da kalınca sahaya sürdün."

Bu eleştirilerin haklılığı ya da haksızlığı ancak o şartlar altında karar verilecek durumlar olsa da bugünden o günleri görerek ahkam kesmek mümkün olabilir. Beşiktaş'ın orta sahasında Necip'e yer verilmesi iyi güzel. Bu seçimi yaptığı için alkışlamalıyız Carvalhal'i. Necip'in yanına alınacak isimlere gelince Fernandes, Aurelio ve Ernst hepimizin malumu. Bunların arasında Fernandes ve Aurelio'nun sürekli şans buluyor olması ve Ernst'in sürekli kenarda oturması ufak sakatlıkların da buna bahane gösterilmesi yukarıda çizdiğimiz durumlar için eksiyi hanesine yazıdıryor Carvalhal'in.


(Burayı okumadan da geçebilirsiniz zira yazar Edu'yu genç sanmıştır. Edu'yu genç zannettiği için bokladığı taraftardan da özür diler.)Tüm bunların dışında aslında üzerinde mutlaka konuşulması ve bir taraftar bilinci yaratılmasının şart olduğu konu Edu. Sahada yer aldığı dakikalarda etrafımda birçok insan kim aldı bu kazmayı diye söyleniyor. Adamın yaşından haberi olmadığını biliyorum eleştirenlerin ama Mustafa Pektemek ile Mehmet Akyüz gibi adamlarla rekabet halindeyken kötü oynama lüksünün olmadığını hisseden bir adamın sahaya kendisini vermemesi mümkün olamaz. İşte bunu da bilmiyorlar ne yazık ki. Edu gelecekte bir yıldız olabilir. Hep olmuş olgunlaşmış isimler yerine gelecek vaadeden oyuncuların da şans bulması gerekiyor Beşiktaş'ta.

Dün oynanan karşılaşma ile ilgili söylenecek çok şey yok. Mustafa Pektemek ve Simao arasında görev değişikliği bu kadro içerisinde onlarca kombinasyon yapılabileceğinin sadece bir kanıtı. Sezon boyunca Carvalhal'in bir dama oyunundaki gibi her taşını damaya dönüştürebilecek bir kadroyu elinde tutuyor.

Daha önce de bahsetmiştik rakipler zayıf diye. Hala zayıf hala Beşiktaş'ın üzerine budur diyeceğimiz tespit yapmak zor ama bu takım bu kadroyla bu kadar diyecek birlükse sahip değil. Böyle bir tespiti yapamayacak bir kadromuz olması da bu sezonun bizim için en büyük avantajı tabii.

Ermeni Beşiktaş


Yukarıda gördüğünüz bayrak Ermenistan'ın 10. Yüzyılda kullanmış olduğu bayraklardan biridir. Şimdi ne alaka diyeceksiniz?

Dün Beşiktaş - Ankaragücü maçında Ankaragüçlü'ler daha doğrusu kendi deyimleriyle BursAnkaragüçlü'ler "Ermeni Beşiktaş" diye tezahürat yaptılar. Herhalde bu arkadaşlarımız dünya tarihini çok iyi biliyorlar. Öyle ki geçmişte kullanılan bu bayraktaki kartalı kastederek ve bunu Beşiktaş'la örtüştürerek bu söylemi gerçekleştirdiler.

Amigomuz Alen Markaryan'ın Ermeni olması sebebiyle bunu aşağılayıcı bir terim olarak kullanmış olamazlar herhalde. Başkent'in bu güzide topluluğu, bu elit kesimi, bu beyninin cevizden (muhtemelen!) daha büyük olduğunu düşündüğüm güzel insanları bu lafı bu kasıtla etmemişlerdir...

Bir de, arkadaşlar Ankaragücü'ndeki hece sayısına göre bestelerinizi organize etseniz daha iyi olur. Her yere gitmiyor, dandik oluyor.
Sizin gibi.


18 Eylül 2011 Pazar

Cezanın Adı Kadın ve Çocuk

Kadınların ve çocukların maçlara gelmesini teşvik etmek için illa bir takımın ceza mı alması gerek. Ceza alan takımın tribünlerine kadın ve çocukların girişini ücretsiz yaparak takımların cezasını veriyorsunuz. Yatacak yeriniz yok ulan sizin. Ceza olarak verdiğiniz kararı gelişmiş ülkeler teşvik ediyor diyeceğim ama sizin bildiğiniz tek teşvik akçeli olan olduğu için anlamayacaksınız.

16 Eylül 2011 Cuma

Zayıf Takımla Oynamak

Beşiktaş'ın geçtiğimiz sezon Portekiz ağırlıklı kadrosunun tavan yaptığı, Simao ve Almeida'nın da takıma katıldığı, devre arasında tüm futbol yorumcularının domine eder dediği kadronun Buca ve Trabzonspor maçlarını hepimiz anımsıyoruz. Üzerinden bir yıl bile geçmedi.

Buca'yı 5-1 yenen kadronun Trabzon karşısında görülmesi gerektiği ve Trabzon karşısında alacakları ve oynayacakları oyunun gösterge olarak kabul edilebileceğini dillendirmiştik.

Trabzon'u da tıpkı dün olduğu gibi saman alevi gibi parlayıp parlayıp yenen Beşiktaş'ın Maccabi karşısında gördüğümüz Beşiktaş ile elbette farkı var ama bu bizleri tatmin ediyor mu orasının altını çizmek lazım.

Peşin peşin söylemek lazım. Beşiktaş kendisine karşı kora kor savaşan takımlara diş geçirecek görüntü dün yine veremedi. Rakibimizin büyük hatalarının yanında kadrosunda yer alan usta ayakların anlık marifetleriyle kazanıyor Beşiktaş. Hala bir sistemin takımı olamadık. Bunun da en büyük sebebi orta sahada iki senedir hiç bir sistemin arkasında durmayışımız. Guti, Fernandes, Ernst, Necip ve Aurelio beşlisinden güzel bir üçlü kombinasyon hala bulamadık. Örneğin dün Necip, Fernandes ve Aurelio 30 metrelik yuvarlak içerisinde ne yapacaklarını, hangi görevi üstleneceklerini bilmez durumda oynadılar.

Bir diğer sırıtan ama ikinci dereceden müdahale gerektiren yerimiz ise sağ bek seçimlerimiz. bir hafta önce İbrahim Toraman, dün Ekrem Dağ yarın Hilbert sonra tekrar tekrar değişim.

Dün oynanan karşılaşmadan sonra güzel şeyler yazmak isterdim ama bu kadronun artık bir iskeletinin olması gerektiğini ve bu iskelet etrafından rotasyonun sezon içerisine maçlık değil dönemlik yayılması tarafını savunmamız gerektiğini düşünüyorum.

Quaresma, Simao ve Almeida zayıf rakipler karşısında oyunu domine edebiliyorlar. Daha mücadeleye dayalı futbol oynayan takımlara karşı sahada varolmak için savaşan ve daha iyi yardımlaşan bir takımın kurulması şart.

Uzun süredir kapalı tribün hakkında iyi bir şeyler yazdığımı hatırlamıyorum fakat dün İsrail takımıyla oynayan bir Türk takımının taraftarı hem takımına destek verip hem de tepkisini en güzel bu şekilde gösterebilirdi. 45. dakika itibariyle hem tv'ye hem de sahadaki İsrail takımına gösterilen tepki zamanlaması ve sloganıyla gayet yeterliydi.

Maçtan sonra hiçbir blogu okumadım. Mutlaka Beşiktaş taraftarının yeterli tepkiyi göstermediğini söyleyenler de çıkacaktır. Fakat bu ülkede Beşiktaş'ın kapalı tribünü dışında sivil toplum kuruluşu yok mu? Her gündem maddesinin içerisine Çarşı'nın bakış açısını monte etmek olsa olsa Türkiye'de sivil toplum kuruluşlarının beceriksizliğidir. Bu boşluğu Çarşı doldurmak zorunda değil. Bu nedenle gösterilen tepki için tekrar tekrar tebrikler.

11 Eylül 2011 Pazar

Bizim Blog Daha Güzel Yeminle...


Her şeye b.k atarım huyumda vardır. Yani güzele güzel diyeyim de bu olmuş mu şimdi? Bizim siteden güzel dizaynı olan yüzlerce blog var, sayabilirim. Kişisel sayfaları olmasına rağmen insanlar daha çok özenerek yapıyor yemin ediyorum.
Tamam rakiplerinki daha mı güzel tartışılır ama illa kendi ülkemizden örneklere mi bakmak zorundayız. Dünya futbolundan çok güzel web sitesi örnekleri var.

Yani akşam akşam canım sıkıldı. 2-1'di, 3-1 oldu.

Birileri bizi fena ütüyo bu kulüpte...

10 Eylül 2011 Cumartesi

Sezon Başı Deneme 1-2

Geçen senenin takımından kadro olarak pek farkı yoktu. Egemen ve Veli dışında tek değişiklik daha önce de defalarca denenmiş İbrahim Toraman'ın sağ bek oynamasıydı. İkinci golü buradan yediğimizi de söyleyelim. Ne ileride ne geride olamıyor İbrahim sağ bek oynadığında.
Değişmeyen bir başka şey ise Quaresma'nın 22. dakikada 5 top kaybıyla oynamasıydı. Böyle kabul görüyor. Onun bu eksi özelliğini tartışmadan önce tartışılacak, neşter atılacak noktalar olduğu için önceliği ona vermemek lazım tabii.
Sezon içinde böyle bir kadroyu hiçbir zaman görmeyeceğimizden de emin olabiliriz. Sakatlıklar nedeniyle böyle bir kadro vardı sahada. Necip ile Fernandes'in orta sahada yardımlaşamaması en çok dikkati çeken eksiklikti. Aurelio ve Ernst gibi isimler yedek kulübesindeyken orta sahada istenileni alamamak gibi bir durum sezon boyunca yaşanmaması gerekiyor. Özellikle yabancı kontenjanını ayarlamak için burayı bozmak bana çok da mantıklı gelmiyor. Yabancı kontenjanı burasının hakkını verdikten sonra düşünülmeli.
Olumlu tek şey ise Beşiktaş'ın rakibin hatasına hesap kesebilmesi özelliğini kaybetmemiş olması. Golü de bu şekilde buldu zaten. Sezon başı, eksik çok, hoca yeni, Eskişehir zor deplasman bu nedenle kaybedilecek puanlar sezonun habercisi olmayacak.
Egemen için maçın Beşiktaş adına yıldızı dememiz 50. dakika itibariyle mümkün. Çok çabuk uyum sağlamış. Sidnei, Sivok, Ersan ve İbrahim Toraman ile gireceği forma mücadelesinde çoğunlukla galip çıkacak gibi görünüyor.
62. dakikada yapılan değişiklik Carvalhal'ın forveti çiftlemesi anlamına gelmediği gibi kadro sıkıntısı nedeniyle forvet arkasında oynatacak ismi saha içinden bulmak zorunda kalmasını gösteriyor. Mustafa Pektemek'i forvete çekip Fernandes'i daha önde oynatacağını sanmıştım. Bunlar seçim tabii ki. Carvalhal'ın ilk maçında yanlış tercih yaptığını söylemiyorum ama öylesi daha galibiyeti düşünen bir seçim olabilirdi gibi geliyor.
Bu bahsettiğimiz değişikliği 84. dakikada 2. golü yedikten sonra yapması da oyunu değiştirecek bir hamle olduğu konusunda hem fikir olduğumuzu doğruluyor sanırım.

7 Eylül 2011 Çarşamba

Allah'a Şükür Toplama Çıkartma Biliyoruz Ertunç Bey!

Yönetim Kurulu Üyesi Ertunç Soğancıoğlu transferlerin Euro olması sebebiyle kurdaki artışın kendilerini olumsuz etkiledğini bu sebeple %20 oranında zam yapmak durumunda kaldıklarını ifade etmiş.
%20 zam yapıldı demiş. Beşiktaş taraftarı için üç ana tribün var; kapalı ve açık tribünler. Bunlara yapılan zam ortalaması % 28, kapalı için bu rakam % 33 daha önce söylemiştik. Bilet satışları ile telafi edeceklerini düşünüyorlarmış. Havalar soğuduğunda göreceğim ben satışları. Kombine satışında gerçekçi olmayan küçük hedefler koyup yanlış fiyat politikası izliyorlar sonra da bu açıklamalarla kafa ütülüyorlar.
Ayrıca transferin Euro olması ne demek? Daha önce Türk Lirası ile yabancı oyuncu transfer ediliyordu da biz mi bilmiyorduk!
İyi altına endeksli değiliz Allah'tan, sezon başı Guti'ye çeyrek takar dönerdik, gerisi fıss...

Federasyon EA Sports'u İplememiş



EA Sports gelmiş Türkiye Süper Ligi'nin tamamının FIFA 12'de olması için federasyonla görüşmüş. Onlar da bizimle değil 18 takımla anlaşmanız lazım demişler. EA Sports'da sadece Galatasaray'la anlaşabilmiş. Dolayısıyla bu oyunun içinde tüm lig olacağına tek takım var.


Mesele burada Galatasaray'ın olması değil, bilişim çağında ve sporun tüm branşlarının bilgisayar oyunlarının olduğu günümüz dünyasında bu konunun ıska geçilmesi.


Çünkü hiç bir kulüp yöneticisi bu vizyona sahip değil. Bunun bir reklam olduğunun farkında da değiller. Sadece atari oyunu onlar için. Bunun için topluca imzalanmış bir anlaşma olsaydı daha doğrusu birileri bunu düşünüp akıl etseydi federasyon ayaklarına kadar gelen yapımcı şirketi başından savmazdı belki.


Ben de mi anormallik var ama garip geliyor bu tür işler bana. Bunları organize etmek, düşünmek bu kadar mı zor?

Neyse... Ben zaten PES oynuyorum...

20 Ağustos 2011 Cumartesi

Eli Ekmek Tutmak


"Bir baktım kalenin önünde ekmek var..."

Böyle diyordu Tolga. Bilbao maçında kritik kurtarışlarının yanı sıra kale arkasından atılan yabancı cisimler arasından tanıdık olanı da seçip almıştı yerden. Öpüp alnına götürdüğü ekmeği kale direğinin dibine koyduktan sonra tekrar bütün konsantresini oyuna çevirdi. Ekmek yediği takımının gol yememesi için var gücüyle koruduğu kalede devleşirken, yaptığı bu hareketle de gönüllerde yer etti. Yalnız bu ülke insanı için değil, bütün insanlık için önemli bir simge ekmek. Atanı ayıplıyor, Tolga'yı alkışlıyoruz.

19 Ağustos 2011 Cuma

Şehitler Ölür...

Dün golden sonrasında ve öncesinde tüm tribünler "Şehitler Ölmez Vatan Bölünmez" diye bağırdı. Ben bağırmadım. Çünkü "Şehitler Öldü Vatan Bölündü"... Kimse buna iştirak etmek zorunda değil benim siyasi görüşümdür.
Her sabah yaptığım gibi bu sabah da Hürriyet Gazetesi yazarı Yılmaz Özdil'i okumak için bilgisayar başına geçtim. Aynı başlık! Dün içimden geçenler usta bir kalemin elinde kelimelere dökülmüş. Bu bağlamda Almeida'ya teşekkür ederim. Hikaye doğruysa bir taraftarımızın isteğini yerine getirmiş. Güneydoğu'da olanlarla ne kadar ilgilidir bilemem ama bu hareketi bile benim gözümde onu farklı yere taşıdı. Geçen sezonki yazılarımı okuyanlar bilir bazı hallerine ayar oluyordum. Fakat dün geçen seneye göre daha formda gördüm. 9 numara yakışmış. Ayrıca bu ince davranışı beni çok etkiledi. Umarım devam eder.

Penaltı inanılmaz koftiydi bu arada!
Köybaşı ve Holosko klasik sinir bozukluğu.
Guti'nin bir olayını göremedik.
Pektemek ve Egemen umut verdi sağolsunlar.

Kötünün kötüsü bu takıma sidik zoruyla 3 gol beni çok mutlu etmedi ama Allah bereket versin.

Bu arada Kapalı'dan sonra kombine fiyatlarına ve endüstriyel futbola tepki göstererek bu sezon kombineyi Eski Açık'tan aldık. Çok güzel bir koltuk buldum açısı süper. Dürbün almayı düşünüyorum karşı kaleye yapılan ataklar için. Bakalım hayırslısı.

Son dip not: Siyah formayı hiç beğenmedim. Beyaz geçen senekinin aynısı sadece reklam değişik. Umarım diğer iki forma güzel olur da biz de bu sene forma almış oluruz. Bu arada yeni formayı alan çoktu. Milletin Colaturka'dan ne kadar bunalıp nefret ettiğinin bir göstergesi bence. Geçen yıllarda bu kadar yeni forma görmüyordum ilk maçta. Artı Kartal Yuvası'nda arkadaki reklamı nasıl sökeriz formanın üstünden diye hararetli tartışmalar vardı. Sonuç çıkmadı ama ben de çok kastım ama çıkartamıyorum.

Neyse.
Kombine kartımızı besmeleyle soktuk yuvasına girerken, hayırlısı olsun dedik. İnşallah böyle devam eder.

Gol Sevinci(!)

Jovanovic'in 1-2 yapan golü attıktan sonra yaşadığı gol sevinci gerçekten tuhaf. Türkiye'de bir oyuncunun böyle bir sevinç yaşaması durumunda yaşanacaklar ortada. Bence de bu kadarı fazla. Resmen tokat atmış teknik direktörü Ariel Jacobs'a.

18 Ağustos 2011 Perşembe

Kale Filesi ve Yasaklar

Beşiktaş'ın yeni sezon kale fileleri bu cins olacakmış. İyi güzel. Vallahi benim aklıma gelmişti aslında 2 sene önce ama TFF izin vermiyor demişlerdi. Sebep futbol oyun kuralları içerisinde dikkati bozma vs vs sanırım. Neresinden bakarsak bakalım saçmalık. Eğer gerçekten böyle bir sebeple izin verilmiyorsa saha kenarı led ekranlar için ne demeli? Onlar gözü daha fazla almıyor mu? Ben tribünde izlerken bile bazen rahatsız olabiliyorum. Yok nedeni boyanmış ipler daha az dayanıklı olması gibi bir sebepse belki anlaşılabilir ama nunların sonradan boyanmakla yapıldığına inanasım gelmiyor.

TFF yasaklamıştı şu fileye reklam işini de o zaman neden kaleci havlusunu asabiliyordu. Yani dikkati dağıtmaksa mesele kaleye asılı havlu da dikkat dağıtmaktı. Hakemler izin verdiler yıllarda havlunun fileye takılı olmasına.

Bir de Erman Toroğlu söylemişti vakti zamanında. Ben kaleci olsam havlumu köşeye asmam. Futbolcu kaleye bakınca ilk önce o havlunun asıldığı köşeyi görür oraya vurur demişti. Ne kadar doğru ne kadar saçma orasını bilemem.

Bir de TFF'ye şunu sormak lazım. Avrupa'da oyunun kurallarını, futbolcunun dikkatini dağıtmayan şey (Almanya'da ve Hollanda'da yaygın bu reklam mecrası) Türkiye'de nasıl oluyor da yasak oluyor...

17 Ağustos 2011 Çarşamba

Benim Beşiktaş'ım Gelme Demez

Bir ara Garanti Bankası Boğaziçi Köprüsü'nün geçişlerini bedava yapmıştı. Garanti'nin 10. yıl şerefine. Güzel iş idi. Bunu bir yere bağlayacağım. Şimdilik beklesin.

Bugün Beşiktaş JK'nın Başkanı Sn. Yıldırım Demirören "Herkes maça parasıyla gelsin. Bilet alarak girsin" demiş. Doğru demiş. Biletsiz içeriye girmeye çalışmak olmaz. Fakat bunu parası olmayan Beşiktaş'lılar için kabul edilebilir bulmuyorum. Yani bir insana paran yoksa gelme demekle eş değer benim gözümde. "Ekmek değil, su değil parası yoksa gelmesin kardeşim" nesi ayıp diyenlere de cevabım var. Zevki için gelme demek ayıp olmaz diyene de Beşiktaş'lı için İnönü'de maç seyretmenin ekmek ve su kadar değerli olduğunu anlatmak lazım. Hal böyleyken ve Beşiktaşlı için maç günü maça gidememek aç ve susuz kalmanın bir başka şekliyse bu adama paran yoksa girme demek bana acımasızlık olarak geliyor.

Peki neler yapılabilir? Mesela ne yapsak da bu Beşiktaş'ı izlemeye parası yetmeyen kardeşlerimizi bir şekilde kanlı canlı Beşiktaş ile buluştursak?

Cevabı aslında gerçekten çok kolay. Ben bir hayal kurdum. Kuranı bir kurmayanı bin kere zaten.

Bir sponsor çıksa ve dese ki. Arkadaş sen belki farkında değilsin ama bu Beşiktaş taraftarı için Beşiktaş'ın stadı, tribünü, çimi ve o sahaya çubukluyla çıkan takımı çok önemli. Gel sen bana bir tribününün yıllık tüm biletlerini peşin peşin sat. Ben de Beşiktaş taraftarına burayı açayım. Beşiktaş taraftarı bunu hakediyor diyeyim. Şimdi bunu yapabilecek olan marka var yapamayacak olan marka var. Evet doğru.

Fakat ben bir hesap yaptım. Belki bakkal hesabı ama buraya yazıp not düşeyim istedim. Şimdi eski açık kombinesi 700 TL. Eski Açık'ın tek tarafı 2.500 kişilik olsa. 2.500 x 700 = 1.750.000 TL. Bu rakamı bir sponsor karşılasa ve ilk hikayemiz gibi bir işe döndürse muhteşem bir geri dönüş alır. Bazen osuruk gibi bir fikir çok değerli oluyor. Bu fikir osuruk olarak kalabilir ama iyileştirme yapılabilirse çok değerli de olabilir.

Her an gidebilecek bir basketbolcu için sponsor ararken her daim arkasında duran Beşiktaş taraftarı için sponsor da aranabilir.

12 Ağustos 2011 Cuma

Masalla Masalla...

Stat yıkılacakmıştı da, bu şike iddiaları varken kombine alınırmıymış da, aklansınlarmıştı da, yıldız transferi yokmuştu da masalla masalla...

Sert bir yazı olacak çünkü sinirliyim.

Fiyatlara tepki koyan taraftarımızı hariç, ykarıdaki gibi sudan bahaneler üretip 'kombine almayacağım' diyen taraftarlarımızı da kınıyorum. Hatta daha ileri gidiyorum ve bu arkadaşların g.tü başı oynamasın iki dakika delikanlı olsunlar diyorum!

Tuncay Özkan'ın "Biz Kaç Kişiyiz?" anketinin bir benzerini Beşiktaş taraftarına yapmak lazım. Çil yavrusu gibi iki dakikada dağıldılar. Zaten gönülsüzlerdi. Malesef bu yaygarayı kopartan sanal alemdeki Beşiktaşlılar. Çoğu sadece Digiturk'ten maç izliyor. Ayrıca "lig oynanmasın, tatil olsun, ertelensin!" diyen bir takım dingiller var ki ayda bir maç izlerler. Maddi gücü yetmesine rağmen kombine almayan, forma almayan, gerçek desteği vermeyen 'kahvehane tipi taraftar' artık boş laf etmesin lütfen!

Kombine alıp almamakla ve kombine fiyatlarıyla ilgili bir eleştiri yapılacaksa; 2011 sezonunda Mersin İdman Yurdu ile sağnak yağmur altında hafta içi oynanan ve taş çatlasın 5.000 kişinin geldiği maçın taraftarları yapsın, diğerleri boşa nefesini yormasın.

Yine ekliyorum %33'lük inanılmaz zamdan sonra tepkisini koyup kombine almayan arkadaşları alınlarından öpüyorum. En azından başka saçma bahaneler üretip, minareye kılıf uydurmaya çalışmıyorlar. Eminim fiyatlar insin onlar yine kombine kuyruğuna girerler. Fakat diğerleri artık beynimizi uyuşturmasın saçmalıklarıyla.

Ayrıca bir de forumlarda ve yorumlarda Barcelona - Real Madrid örneği veren kafasızlar var. Forma ve kombinelerin pahalı olmasıyla büyük takım olunmuyor. Ayrıca Barcelona'nın ligde 30€'a bileti var, sen bu sene Eski Açık'ta 70 TL'ye maç izleyeceksin. İki takım taraftarının ödedikleri para karşılığında ne izlediğini düşünürlerse biraz herkes için daha hayırlı olur.

Biz 3.500 kişiye oynayalım bu sene, üstüne zamma tepki veren 5.000'i de koy zaten o kadarız.
Biz kaç kişiyiz?
G.tü başı oynamayan, 8 bin - 10 bin kişiyiz.
Bence adamız.



Çocuklara Fazla Mesai Yaptırtmayın

Kulübün resmi sitesinde daha bir kaç hafta öncesine kadar "kombinelere yoğun talep" cümleleri dolaşırken, şimdiki açıklama biraz daha gerçekleri kanıksamış vaziyette. Takıldığım bir yer var; "Pazar günleri 11:00 - 17:00 saatleri arasında satışlarımız devam ediyor." denilmiş. Şu an satış rakamları 3.500'ü geçmemiştir eminim. Böyle bir ortamda pazar günü adam çalıştırmanın ne anlamı var?
Ayrıca ben kombile almaya gittiğim gün kasadaki arkadaşın üstünde sarı lacivert bir t-shirt vardı. Yani o pazar malından ne yazık ki farkı olmayan t-shirtlerimizden iki üç tane veremiyor muyuz? Artı o arkadaş Beşiktaşlı'ysa bu ne perhiz bu ne lahana turşusu...

10 Ağustos 2011 Çarşamba

Londra'nın Taraftar Haritası

Londra sokaklarında gördüklerimizle Türkiye'de çoğu zaman şahit olduğumuz olaylar arasındaki en belirgin fark göstericilerin holigan gibi davranıyor olması. Bu sebeple Londra'nın taraftar haritasına bakalım derim.

5 Ağustos 2011 Cuma

Alania

Beşiktaş, Alania ile eşleşti. Rakip Kuzey Osetya'dan. Olmadık bir coğrafyada olmadık bir rakiple karşılaşacağız. Şu an liglerinde ikincilermiş. Yukarıdaki gibi sonuç belli ama beklemediğimiz kadar zorlanabiliriz. Aşağıda ise nasıl bir ortamda oynayacağımız az çok ortada.

4 Ağustos 2011 Perşembe

En Güzel Çağlarımız

Aziz Yıldırım ile Tayfur Havutçu'nun kısa bir süre sonra serbest kalacağı konuşuluyorken Portekizli yardımcı antrenör görece sessiz sedasız takımla çalışmalara başladı. Portekizli olması takımdaki Portekizli oyuncu çokluğundan başka birşey değil tabii. Çünkü gelen ismi ben tanıyorum diyebilecek insan sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Futbolculuk yaşamında geldiği en yüksek nokta Porto (bir sene oynamış ama tutunamamış), teknik direktörlük kariyeri ise bir Portekiz finali (Leisuare yüksek ihtimal yanlış yazdım ama böyle birşey) ile sınırlı. Fakat bunda hiç yerilecek bir taraf yok. Bence oldukça güzel. Çok başarılı bir ismin gelmesi hem Tayfur'u rahatsız eder, hem beklentileri yüksek tutar, hem de medyanın hedefi yapardı.

Sessiz sedasız işini yapsın. Biz önümüzü kış tuttuk yaz çıkarsa bahtımıza. Ben böyle isimlerin başarılı olma ihtimallerini daha yüksek buluyorum. Bilmiyorum dikkatimi çektiği için mi ama sessiz sedasız gelen çok isim var başarılı olmuş.

Önümüzdeki haftalarda alacağı başarılı sonuçlarla Tayfur'un önünü kapatma ihtimalinin olduğunu düşünüyorum. Tayfur'un arkasında yalandan durulduğunun hepimiz farkındayız. Beşiktaş düşene vurmaz ya! Tayfur'un seneye bu takımı çalıştırma ihtimali ne yazık ki artık yok. Sadece vefasızlıkla suçlanmamak için Tayfur'u destekliyor gibi görülüyorlar.

İşin bir de Beşiktaş'a dokunan noktasını düşününce bu kulübün ne kadar şannsız, kısmetsiz olduğunu görüyoruz. Tarihinin en iddialı kadrosunu Schuster'e teslim edip yarım sezondan biraz daha fazlasına tahammül gösterilip takım öz evlat Tayfur ile devam edecekken onun da yarım kalan serüvenini bu kez Portekizli tamamlayacak. Yaklaşık iki sene aldığın yıldızlardan, yakalanan heyecandan gerek kendi hataların gerek konjonktür gereği verim alamıyorken hala Kobe peşinde koşup imaja yatırım yapmaya da devam edilmesi de ayrı bir vaka.


Bir kere de şu transferleri, imaj çalışmalarını ekonomiye, sportif başarıya çevirelim artık. Hep PR, hep imaj, hep duruş, her algı yaratma...

2 Ağustos 2011 Salı

Aziz Yıldırım'a Bunları Yapanlar Benim Defterimi İki Dakikada Dürerler Mantığı

Geçirdiğimiz Temmuz ayı Türkiye tarihinin en kara Temmuz ayları listesinde açık ara önde gider. Bu kadar şehit, bu kadar kavga-gürültü, küfür-kıyamet, istifalar ve zafer çığlıkları, kamplaşmanın ağa babasına şahit olmak...
Allah'ın her belası başımızda dolandı durdu. Bir tarafta ötekileştirilmişlerin zaferi diğer tarafta yeni ötekileştirilenler. Birbirinden nefret eden bu kadar çok insanın hala birlikte yaşıyor olması gerçekten inanılır gibi değil. Bir otobüsün içerisinde hiç sıkılmadan birbiriyle itişen yer kapmaya çalışan insanlar topluluğu gibiyiz. Kimse yadırgamıyor bu durumu. Ülkenin direksiyonundaki adamlar da sallanan otobüsü istedikleri yöne götürmekten geri kalmıyorlar bu arada. Herkes işinde gücünde.


Geçenlerde okuduğum bir yazıda Türkiye'de insanların şehit eşiğinin artık çok yukarılara çıktığından bahsediyordu. Bu aslında en kibar tabirler "Dünya .ikine Eyfel .ötüne" demekti. Ben parama bakarım, ben akarıma bakarım. Gerisi umurumda olmaz. Tüm bunlar yetmezmiş gibi bir de şike adında yarı siyasi, yarı gerçek bir operasyon, -ülkemizden beklendiği üzere- füze kalkanını, özerklik ve şehit haberlerini, zamları, sokak kavgalarını gölgede bırakmaya yetiyor. Paşalar, gazeteciler, suçsuz olduğu halde yatanlar, suçlunun yanında suçsuz olan, komploya maruz kalanlar... Telefonuna yanlışlıkla mesaj yerleştirilen, komplo kurulan teğmenler (kitabı da yeni çıktı şu an adını hatırlayamadım)...

Bunların hepsinin bir anda önüne geçiveriyor futbol. Herkes hukuk kurallarına daha bir sarılır oluyor. Gerçekten de hukuksuz bir dönem yaşanıyor Türkiye'de. Fakat bunu futbol olaylarından sonra dile getiriyor olmamız da bu ülkenin ayıbı. Mesela Balbay ve Tuncay Özkan suçsuz yattıklarını, suçlarının yüzlerine okunmasını istiyor. Bu durum Aziz Yıldırım'ın ya da Tayfur Havutçu'nun içinde bulunduğu durumdan iyi mi?

Şike var mı? Adına şike, teşvik artık ne dersek diyelim olmadığını söyleyen ancak gerizekalıdır. Yok diyen yalan söyler. Şike vardır. Hep vardı. Şu an yaşanan olaylarında altından hiçbir şey çıkmayacağını kimse iddia edemez. Fakat iş suçluyla, suçlu yapılmak istenen arasındaki ince çizgide cereyan edince kafaların bulanması da kolay oluyor. Bir de hukukçular daha iyi bilir ama bir gazetecinin belgelere herkesten önce ulaşması, hatta avukatlardan önce ulaşması linç kampanyasının bir belirtisi değil midir?


Hukuki olarak bir türlü punduna getiremediğin adamı gazetelere rezil ederek itibarını sarsmak bu ülkeye olan inancını bitiriyor insanların. Ulan Aziz Yıldırım'ı bu hale getiren adamlar benim defterimi iki dakikada dürüp elime verir demekten kendini alıkoyamıyor.


Dün Ali Ece'nin radyo programında söylediği gibi Mehmet Baransu'nun bildiğini ben ya da bir başkası neden bilemiyoruz. Bütün gazetecilere neden açmıyorlar. Mehmet Baransu tam 15 saat telefon konuşmalarını dinlediğini söylemiş mesela. Bu nasıl bir iştir anlayan var mı?


Aziz Yıldırım ile Serdal Adalı'nın bir ihale nedeniyle içeride oldukları gibi bir iddia da ortalıkta dolanıyor epeydir. Beşiktaşlı Ali Rıza Dizdar bir hukuk cinayetinin işlendiğini ve Beşiktaşlıların suçsuz yere yattığını bağırıyor Barbaros Meydanı'nda.

Korcan araba almadığını 55 bin euroluk bir araç için bunları yapabileceğinin inanılmasına şaşırdığını söylüyor. Hani Emenike'nin para sayarken görüntüleri vardı? Ne oldu o görüntüler? Son 5 maçın sonucu belliydi ya. Karabük, Ankaragücü ve Buca'dan kimler içerideler şu an?

Bir de bu adamların suçları hakkında eminsiniz ki cezaevinde tutuyorsunuz. O zaman bir an önce kararınızı verin. Futbolcusuna şike teklif edilen kulübün düşürülmesini mesela anlayamıyorum. İBB'nin hiçbir yöneticisi içeride değil. Ama İBB'yi küme düşürmekten bahset. Oyuncunun takımını satmasının bedelini neden kulüp ödesin ki? Eğer tüm bu açıklananlar doğruysa. Yapılacak şey çok basit. Beşiktaş, Fenerbahçe ve Eskişehirspor küme düşürülmeli. Şike yapan yönetici ve teknik heyet kulübü bağlar, futbolcu kendini.