5 Şubat 2009 Perşembe

Kardeşimizsin Rıfat

Dün gece oturdum izledim şu 3 maymun'u. Harbiden muhteşem film. Bugün tribünde merdiven boşluğunda görünce şok oldum. Meğer bizim tribünün çocuğuymuş. Tanıştık, söz aldık. Kardeşimizsin Rıfat.

Beşiktaş: 3 - 1 :Antalyaspor

Yeter artık Antalya sesleriyle çıktı stada iki takımda. Üstüste çekilmiyor gerçekten. Ancak hayatımda en çok keyif aldığım maçlardan da biri oldu Antalya maçı. Sahadaki oyun stresten uzak olunca oyuncularda gönüllerince oynadılar. Böyle yalan dolan maçları rahat kazanmaya bayılıyoruz zaten. Tribünlerde çok ama çok iyiydi bugün. Uzun süredir böyle bir hava yakalanmamıştı tribünde. Alt katla üst kat ciddi bir sürtüşme yaşamanın doruğuna gelmişken böyle bir hava yakalamakta ayrı bir başarı. Ernst'in ilk maçıydı. Rahattı. Cisse'den daha kötü olamaz zaten. Benim asıl dikkatimi çeken Erkan Zengin oldu. Ben oyun stilini Deivid'e benzetiyorum. Top ayağındayken ve topsuz alanlardaki koşuları bana feci şekilde Deivid'i hatırlattı. İlerleyen maçlarda daha iyi analiz ederiz tabii. Ama giydiği 9 numaranın uğursuzluğuna rağmen ben kendisinden umutluyum. Ancak sahanın en fenomen oyuncusu tartışmasız İbrahim Üzülmez idi. Öyle bir oyun ortaya koydu ki şaşırdık kaldık tribünlerde. Koşuyor, topu çalıyor, taraftar elleri patlarcasına alkışlıyor, ama son pası doğru atamıyor. Yılmıyor yeniden yakalıyor rakibini, çalıyor topu, bu sefer pasını da veriyor. Bu da yetmiyor bir de gol atıyor ve film de burada kopuyor. Beşiktaş'ın Forrest Gump'ı oluyor, inanılamıyor, o da şımarıyor pasını yakalayamayan el kol yapıyor, dövünüyor, .ötü kalkıyor. Stop İbo Stop... Hani mahallenin en kötü futbol oynayan çocuğu bir maçlığına Allah tarafından yeteneklerle donatılır, arkadaşları şaşar ya duruma. Bu gece de böyleydi işte. Hani o mahalledeki çocuk ömrü boyunca unutmaz ya o maçı, bu maçta İbrahim için öyleydi. Benim gibi azılı İbrahim Üzülmez düşmanına dahi bu kelimeleri yazdıracak kadar iyi oynadı. Taraftar "İbo doğru söyle, İbo doğru söyle, bugün ne içtin, bugün ne içtin" diye bağırdı. İbo hemen önümüzde sırtı bize hafif dönük ama ağzı kulaklarında anlaşılıyor yani. Resmen sahada gülüyor İbo. Bunu görünce bu kez "Ne içtinse söyle biz de içelim" diyoruz ve sonra harala gürele geçiyor dakikalar. Hayatımda benim ve İbrahim Üzülmez'in unutamadığı bir maç oldu bu. Tribünlere ise bu maç 10 üzerinden 10 veriyorum.

4 Şubat 2009 Çarşamba

SANA GELMEDİĞİM GÜN ÖLDÜĞÜM GÜNDÜR

Kriz

Beşiktaş JK'yı da kriz vurdu. 106 yıllık çınar iki aydır personeline bile maaş bile ödeyemiyormuş.

İzin Yok

Çarşı grubunun ses getirecek hareketlerde bulunacağından bahsetmiştik önceki postlardan birinde. Yapılacak hareket bir gazeteye reklam vermekti. Hem öyle 3 sütun 5 sütun değilmiş. Tam sayfa olacak ve herkese giydirecek bir yazıymış o kadar ki kendine bile dokunduracakmış. Yaklaşık bir ay evvel büyük gazetelerden birine çıkacakmış. Fakat ne olmuşsa olmuş ve gerçekleşmemiş. Bu girişim bazı güçler tarafından engellenmiş...

3 Şubat 2009 Salı

Bir Cisim Yaklaşıyor

Yıldırım Demirören'i devirme harekatı başlamış. Yıkım ekibindeki isimlere bakınca neyle neyi yıkıyorsun diye sorarlar adama. Yıkım ekibi sol baştan şöyle: Rahmi Koç, Tuncay Özilhan, Serdar Bilgili, Hüsnü Güreli, Nevzat Demir, Affan Keçeci, Fikret Orman, Mehmet Kazancı, Erol Kaynar, Hikmet Çetin ve Süleyman Seba... Koyu renklerle yazdığım her isim zaten tek başına herhangi bir başkanı koltuğundan edebilir. Yahu karşınızdaki padişah değil. Yıldırım Demirören için böyle bir ekip toplamaya değer mi? Halk ekmek kuyruğunda sıra kapmak için taksiye binmek gibi, bir günlük tatil için 5 bavul götürmek kadar abes bir şey bu. Bu arada haberi okumak isteyenler için aha. Vurun dedik öldürdüler.

KFY: Aziz Yıldırım Başkanımız Değildir!

Turgay sabah sabah sevindirici haberi gönderdi yine. KFY 96 resmi sitelerinden açıklamalarda bulunmuş. Maraton tribünlerin tatil köyünü andırır havasına ve bunu hayata geçiren Aziz Yıldırım'a salvolar yapmışlar. Haklılar... Ali Şen'e de öyle bir paragraf ayırmışlar ki Aziz Yıldırım'ın buradan çıkaracağı çok şey var.
"Devletin emniyet güçlerinin de anlaşılmaz tutumuyla Aziz Yıldırım'ın bizlere yaptıklarını tekrar herkese anlatmak ve bizi bu durumdan çıkarabilecek tek kişi olan Ali Şen Başkanımız'a seslenmek istiyoruz. Efsane başkanımız, 96'da Trabzon'da sahaya inerek sahip çıktığınız Büyük Fenerbahçe Taraftarı'nın içinde bulunduğu durumu size anlatmak ve bu antidemokratik, bu diktatörce, bu Fenerbahçelilik değerlerinden uzak hareketlerin üstesinden gelmek için size çağrıda bulunmak istiyoruz."

Ernst&Young

1979 doğumlu-epey bi milyon euro- işte tüm mesele bu-Genç mi dedin?-Evet evet Ernst&Young...

1 Şubat 2009 Pazar

Beşiktaş: 1 - 0 :Antalyaspor

Bugün maç öncesi arkadaşları beklerken şu Kartal Yuvası'na uğrayayım dedim. Çok kötü ürünlerimiz var. Fotoğraflarını çekmeden duramadım. Hatta orada çalışanlara da sordum "Bu ürünleri alan var mı?" diye. Yorumu sizlere bırakıyorum. Ama bu ürünler içinde biri daha çok dikkatimi çekti. Yağmurlu bir günde görmüştüm seni bestesinin yazımına, yazımında oluşan imla hatalarına lütfen dikkat edin.

olsada?

Bu kemeri üretene takacaksın. Godoş kemeri.

Bu ayakkabıdan kaç tane sattınız açıklayın mesela. Bunu giyeceğime çıplak ayak gezerim daha iyi.

Maçla ilgili söylenecek şeyler kısıtlı. Bu takım çok gol atar diyorduk ama her geçen gün gol bulmakta daha da zorlanıyor Beşiktaş. Tello'nun muhteşem golünden birkaç saniye önce Bobo Bobo diyerek Mustafa Denizli'ye gönderme yapan Beşiktaş taraftarı da golü kendi kalesinde gördü. 4-1-4-1 bazen 4-2-3-1 gibi kontrollü bir tertiple Antalya önünde mücadele etmeyi doğru bulmayan taraftarın Bobo isteği doğruydu fakat bu golle nedense susmayı tercih ettiler. Bunun dışında Beşiktaş'ta çok güzel şeyler olmuyor değil. Mesela artık İbrahim Üzülmez'i seyretmiyoruz ve sanıyorum bundan sonra sürekli izlemeyeceğiz. Bu Beşiktaş adına oldukça güzel bir gelişme. Sahada gözümüze batanlar derseniz Ekrem Dağ ve Cisse'nin mücadelesi ve Nobre yerini Bobo'ya bırakırken çok üzüldü... Nobre'nin gönlünü almaya çalışan taraftar Bobo die bağırırken bunların hesabını yapamamıştı ne yazık ki. Nobre saha dışına çıkarken taraftarın tezahüratına tepkisiz kaldı. Başını yerden kaldırmadı. Çok sorunsuz bir adam şu Nobre... Her takıma lazım böyle uyumlu ve çalışkan adamlar. Saha içinde Yusuf yavaş yavaş kıpırdıyor. Delgado'dan farkı var mı derseniz eğer bence yok derim.

31 Ocak 2009 Cumartesi

Yazık ve Ayıp

Yazık ki ne yazık. Arkadaki o kalabalık taraftara ve şu formaya reklam alamayan Kocaelispor yönetimine. Bu takıma sponsor bulamayan bakkaldan kahvaltılık da alamaz. (Teşbih: Celal Kolot)

Sen Değilsin O!!!

İnsanlar birşey iddia ettiğinde kişiliği ve karakteri fazlasıyla öne çıkar. Hele hele bunu biri size söylüyorsa. Örneğin; Şurada şu olmuş dediğim zaman sizin bana inanmanız için dürüstlüğümden şüphe duymamanız lazım. Yani ben söylemişsem ve benim sözüm güvenilirse ispatlamaya ihtiyaç duymam. Sözümden öte bir belgeye gerek olmamalıdır. Bir söz söylenmişse doğruluğundan şüphe edilmemelidir. Yok güvenilir değilseniz, inandırıcılığınız yoksa eğer her lafınızın sonuna Allah çarpsın, Kuran çarpsın eklersiniz ya ona benzedi şu fotoğraf olayı. Bu da yetmez başka şeyler yapmaya çalışırsınız. Ben inanmıştım Yusuf'un Beşiktaş'lı olduğuna ama bizim inanmamız için başka şeylerin gerekli olduğunu da söylemiştik önceki postlarda. Hala akıllanmamış, bulmuş buluşturmuş fotoğrafları, serpiştirmiş etrafa. Sen söylediğin sözlerle güven uyandıramamışsın fotoğraflarla inandırmaya çalışıyorsun. Ne bilelim o fotoğraftaki çocuğun sen olduğunu. Yusuf'un o fotoğraftaki arkadaşları çıksın açıklasın evet bu arkadaş Yusuf desin ancak o zaman inanırız desek ne yapacak?

Yusuf abim sahadan ötesi yalan bunu böyle bilesin...

30 Ocak 2009 Cuma

İlk Sponsor

Fenerbahçe Spor Kulübü "Asr-ı Fenerbahçe" adlı kitabında Türkiye'nin ilk forma reklamı alan kulübü olarak gösteriliyor. İlk forma reklamı Fenerbahçeli taraftarları gemiyle Kadıköy'e taşıyan bir şirketin adıymış. Haliyle Türk futbolundaki ilk sponsor bu taşımacılık şirketiymiş. Adını bilen varsa yoruma yazsın biz de öğrenelim.

90'ların Popüler Bestesi

Dün gece TRT 2'de 90'lı yılların başında oynanan Fenerbahçe-Galatasaray basketbol maçını izledim. Spor Sergi Sarayı ne müthiş bir yermiş gerçekten. Tribünler yarı yarıya ve o dönemlerin yeni şarkısı "Fırtına" şarkısının melodisiyle coşuyor tribünler. Olmaz böyle şey... Fenerbahçe 20 sayı önde salonu yıkıyor bu melodiyle... Galatasaraylılar sayıca daha azlar. Tribünlerde rahat rahat oturuyorlar, Fenerbahçe tarafı tıklım tıklım. Fark kapanınca bu kez Galatasaraylı'lar başlıyor salonu yıkmaya. Aynı besteyi bu kez onlar söylüyor. Maç uzatlamalara kadar gidiyor. Fenerbahçe zor bela alıyor maçı. Tribünlerde iki pankart Forza Fenerbahçe ile Şanlı Galatasaray... Maç bitime yakın polisler salondan çıkıyorlar Galatasaraylılar Fenerliler yanyana. Ama olay çıkmıyor. Maç sonunda Fenerbahçeliler bağırıyor: "Sıkıysa dışarıda şapka çıkarma" Ama maçta en çok dikkatimizi çeken şey "fırtına" bestesi oluyor. Abim hasta Fenerli soruyor haliyle "Ulan ben niye hatırlamıyorum bu besteyi, kim çıkarmış onlar mı biz mi?" İçimden bir cevap geçiyordu ama abim kendi kendine cevapladı: "Kesin Beşiktaşlı'lar bulmuştur:)"

28 Ocak 2009 Çarşamba

Mali Kongre

Mali kongrede sürpriz isimden şok edecek açıklamalar... Kaynak: Tribün...

27 Ocak 2009 Salı

Kolbastı

Trabzonspor ligdeki yükselişine devam ederken peşinden bu oyunu da sürüklemeyi ihmal etmiyor. Trabzonspor'un, Faroz'a ait bu yöresel oyunu daha da meşhur etmesi futbolun aslında hayatın ne kadar da içinde olduğunun da en güzel kanıtı. Futbol sadece futboldur diyenler buna ne der bilemiyorum tabii... Yattara'nın Faroz mahallesinin oyununu Avni Aker'de her galibiyet sonrası oynaması bile Trabzon'da ne kadar güzel şeylerin olduğunu gösteriyor. Trabzon kolbastısıyla, takım oyunuyla geliyor iyiden iyiye.

Modern olmak...

Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu Stadyumu'ndan ayrılırken gözüme "Sizi üzen, buradan üzgün ayrılmanıza neden olan her türlü konuyu bizimle paylaşın" yazan bir tabela gördüm. Zannediyorum Maraton Tribünü'nde çıkan olayları en güzel özetleyen olay bu tabeladır. Ne kadar farklı dünyaların insanları olduklarının yanı sıra beklentilerin ne olduğunu da çok güzel gözler önüne seriyor. Örneğin ben maça gittiğim zaman rahat rahat maç izlemek umurumda olmuyor, sahayı görebildiğim bir kafalık boşluk bana yetiyor. Ya da alışmışız böyle olmasına. Modern olmak, rahat maç seyretmek benim gibi taraftarı bozuyor herhalde. Bu tabelaya bakışım ne kadar güzel düşünülmüşten çok bu kadarı da fazla dedirtiyor bana. Hayatımızda zevkini çıkarabildiğimiz çok az şey varken elimizde, modern olmak önce zevklerimizle aramıza mesafe koyuyor diye sinirleniyoruz belki de. Otobüse binerken rahat değilken ve İETT böyle bir şikayet tabelası koymazken, devlet dairelerinde işiniz bir türlü görülmezken ve böyle bir tabela göremezken, tüketici olarak haklarınızı bir türlü anlatamazken ve sizi savunacak birilerini bulamazken böyle bir tabela göremezken, adam gibi sağlık hizmetini bu memlekette parasız almakta zorlanırken ve böyle bir tabela göremezken, her fırsatta kriz nedeniyle işinize korkuyla ve isteksiz giderken sizi üzen olaylara karşı bir tabela bulamazken... Hayatınızın bir bölümüne damgasını vurmuş tribün kültürü modern olmak adına baltalanıyor ve bu hayatta değişim ne yazık ki sizin en çok sevdiğiniz tribünden başlıyorsa, sizde buna itiraz ediyorsanız aynı noktadayız demektir.

25 Ocak 2009 Pazar

GFB ve Kodamanlar

Fenerbahçeli arkadaşımdan fazla bilet var gelir misin teklifi gelince gidip izleyelim dedim. Bedava sirke baldan tatlı hesabı. Biletlerin maraton üst tribünün ortası olduğunu da belirteyim. Yani jonjon taraftarın zirve yaptığı kısımlardan biri hani şu bileklikle girilen yer. Biz girdik, peşimizden de Sefa ve 10 kişilik ekibi arkamızdan girdiler. Ama epey gürültülü bir giriş yaptıklarını da söyleyeyim. Yanındakiler kim Sefa ağabeyimizi gözaltına alacakmış görelim bakalım falan dediler. Sefa’nın geri döndüğü maça denk geldik işte. Hemen arkasından polisler, siviller, özel güvenlik derken bir curcuna bizden uzaklaşmaya başladı. Bizde curcuna bitsinde merdivenlerden tribüne çıkalım diye bekliyoruz. Büyük olay çıkacak diyen arkadaşıma pek inanmadan çıktım tribüne. Velhasıl tribüne girer girmez blog okuyucuları için fotoğraflar çekeyim dedim ama ne yazık ki kapitalizmin kurbanı oldum. Daha dakika 1 gol 1… 40-45 yaşlarında iki kodaman “Hadi bakayım yol alın” dedi. Her taraf özel güvenlik bizim o koltuklara oturacağımız yok fotoğraf çekicez sonra siktir olup gidicez ama ağabeyler öyle bir tavır yaptı ki bu taraftar profiline olan nefretim 4’e, 5’e katlandı. Kavga etmeden uzaklaşırken bu kodamanlarında fotoğrafını çekeyim istedim ama pek başarılı olamadım. Sonra arkadaşımdan öğrendim ki bu bölüm (Edit) bin 500 Lira değerindeymiş. Bizim biletin fiyatıysa 175 TL. Biz tribünün en tepelerine doğru yol aldık ve maç başladı. Trabzon Umut’la, Fenerbahçe Deivid’le 3 dakika içinde gollük pozisyonlar yakalayınca “Ulan deli maça geldik” dedim ama devamı pek de öyle olmadı. İlk 5 dakika saha içinde olan gözlerimiz daha sonra sağımızda yer alan GFB yani Sefa’nın grubuna kaydı. Lokman adında birine ana avrad, bacı sövüyorlar. Bizi de gözaltına al diyorlar. Sefa Reis diye bağırıyorlar. Sahanın içinde yaşananlarla alakaları yok. Sefa Reis’e biat ettiklerini en yükseğinden dile getiriyorlar. Onlar dışında Maraton tribününde solumuzda yer alan KFY grubu bağırıyor, gerisi oturmakla meşgul. Kodaman grubu bağırmayın lan izleyemiyoruz falan diyorlar. Aralarında bağıran tek tük taraftara alaycı gözlerle bakıyorlar. Ufak ufak serzenişlerde başlıyor GFB’ye karşı ama hep münferit bunlar. Ulan biraz da Fener’e bağırın, ayıp ulan, siz taraftar mısınız gibisinden. GFB, Lokman adında birine küfür ederken yanına Aziz Yıldırım’ı da ekleyince tribünden toplu tepki gördüler. GFB Aziz’e çalışırken bütün tribün Fenerbahçeeeee diye laylay çekince GFB’liler “Birazda siz bağırın sesinizi duyalım” diyerek alkışlamaya başlıyorlar. O kodaman grubu ayağa kalkmış bağırmaya başlıyorlar. Hangi ileri zekalı başlattıysa Siktir ol git Sefa diye bağırmaya başladı ve destekçi buldu. Şans eseri o sırada kayıtta olan ben ancak 15 saniye açık tutabildim telefonu çünkü GFB özel güvenlikle çevrelenmiş ve bizim de içinde bulunduğumuz bölüme taaruza başladı.
Önce bir kişi cam bölmeden uçup vurdu peşinden tüm GFB… Artık 3 bin 500 TL değerindeki bölümü ele geçirdiler. Ne özel güvenlik kaldı ne de bize ağır yapan kodamanlar. Genç yaşlı kadın erkek kim varsa domino gibi yıkıldı bizim tribün… ve sıra bize geldiğinde yapacağımız hiçbir şey yoktu. Dayak yiyenlerin üstümüze koşuşu sayesinde biz bir zarar görmeden kurtulduk. Hızını alamayan GFB bu kez bizim hemen yanı başımızdaki elit kesime saldırmaya başladı. Maç öncesi arkadaşımın bunlar Mehmet Ağar’ın eski korumasıymış dediği özel güvenlik dahi kaçacak delik arıyordu. Bunlardan birine yanımda duran taraftar “durmasana lan görevini yapsana” diye bağırdı. O güvenlik görevlisi ne yapacağını şaşırdı. Bir ara gözüm bize ağır yapanları görünce dayak yediklerine sevindiğimi söylemeliyim. Ama ilginç olan Fenerbahçe tribünlerinde siktir ol git Sefa diye bağırılmasıdır. Özel güvenliğe güvenenlerin güvendiği dağlara karlar yağmıştır herhalde. Sonrasında yine Lokman’a küfür edildi. Öğrendik ki maçın başından sonuna dek küfür edilen Kadıköy Emniyetinden bir görevliymiş. 45 dakika boyunca küfür edildi ve polis müdahale etmedi. Maçı yalnızca yarım saat izleyebildik. Genç Fenerbahçeliler’in verdiği ayar golsüz maçtan daha heyecanlıydı.

Beşiktaş: 1 - 0 :Denizlispor

Hayatımda ilk kez maça yetişemiyordum. İlk kez Beşiktaş'ın bir maçı öncesi evden önemli bir işe gidiyormuş gibi çıkmadım. Beşiktaş'tan uzak kalmak mı? Futboldan soğumak mı? Hayatın koşuşturması mı bilemiyorum. Eskisi kadar istekli gitmiyorum artık maçlara. Sahaya çıkan takıma, tribünü yönlendirenlerin takım sevgilerine kadar samimiyetsizlikler var. Maçın ilk yarısını kutuda ikinci yarısını kutunun dışında izledim. Kutu diye tabir edilen göbekte coşkuya heyecana katılıp maçı izlemeniz pek mümkün olmuyor. İkinci yarı maçı izleyeyim diye uzaklaştım kutudan. Sanıldığı gibi kapalı tek yürek değil aslında. Kenarlara kaydıkça göbekte duranlara hezeyanlar yükseliyor. Denizlispor korner atarken üstünde çubuklu formalar vardı diyen taraftarı anlayamayan saçını başını yolan ulan ıslıklayalım arkadaş diye bağıranlara rastlayabiliyorsunuz. Beşiktaş'ın kapalısı bir değişimden geçiyor. Artık kapalı tribün ağzına kadar dolmuyor hiçbir maçta. Ortalar sıkışık kenarlar boşluk kapalı tribünde. Eski heyecandan eser yok. Beşiktaş sahaya eline tutuşturulan kolpadan vergi dairesi pankartıyla çıkmadan önce taraftarda kolpasını yaptı. Önce Mustafa Denizli'yi sonrada Yusuf Şimşek'i tribünlere çağırdı. Hani çağırılmayacaktı kimse. Yusuf sahada birşeyler yaparak gönülleri kazanacaktı. Aydın'ın gidişine değer bir oyun oynayacak mı bir görelim bakalım. Şampiyonluk için destek şart ama tribünün duruşuna ne oldu?
Saha içindeyse Beşiktaş'ın yayılışı oyuncuların topla buluştukları yerin dağınıklığı dikkatimi çekti. Beşiktaş maç boyunca sadece ilk yarıda Nobre'nin kaleciden dönen pozisyonu öncesi tempo yapabildi. Yaklaşık 30 saniye sürdü. Deli İbrahim de sezon başından bu yana ilk kez adrese teslim orta yaptı bu pozisyon öncesi. Takım sahada öyle bir duruyor ki sanki sezon yeni başlamış, bu oyuncular 16 hafta boyunca başka başka takımlardan gelmişler buraya. Yusuf ne yaptı derseniz bu konuda objektif olmadığım için yorum yapmak istemiyorum. Ben inanmıyorum bu adama ama inşallah ben yanılırım. İkinci yarıda tam da önümüzde iki kişiyi hacamat edip Cisse'nin içi boş kafasına al da at dedi ama bizim çitlembik fileleri bulamadı. Unutmadan Ekrem Dağ muhteşem oynadı. Fatih Terim bu adamı Milli yapmalı, tutmalı çocuğun elinden. (Edit: Berat Bulut kardeşim, Ekrem Dağ'ın Avusturya'da milli olduğunu hatırlatınca, ağzımızın payını aldım. Ben de Fatih Terim neden açıklama yapmıyor diyordum:) İnanılmaz oynuyor. Duracell tavşanı gibi. Adam her an her yerde. Beşiktaş korner kullanırken en gerideki adamın yanı başında duruyor. Bu hamleyle Mustafa Denizli'ye helal olsunlarımızı yolluyoruz. Kontra da şu kadronun sıçması en zayıf adamını bulup oraya koyduğu için. Beşiktaş bu sezon kornerden dönen bir gol yemez. Herkes rahat olsun:) Bunun dışında söylenecek birşey yok. Zapo, kırmızı kart... Koy .ötüne rahvan gitsin.

24 Ocak 2009 Cumartesi

Kim Demiş Ne Demiş (19)

Zeki Rıza Sporel:
-Yani siz hiç yenilmediniz mi!
'Elbette yenildik. Ama biz yenilince ağladık.'

22 Ocak 2009 Perşembe

BSG

Hürriyet, son 25 yılın efsane kadrosunu yapmaya çalışırken düşüncenin güzel olduğunu söylemiştik. İlk 11'de yer alan 4-5 isim sonuçlarla birlikte eleştirilmişti. Düşünce güzeldi ama sonuç hüsrandı. Şimdi yeni bir anket yapıyorlar. Başlığı "En büyük taraftar hangi takımda"... Saçma sapan birşey. Yazının içeriğini okuyorsun mesaj atın en çok taraftar kimde ortaya çıksın gibi saçmalıklar karşılıyor sizi. Salak zannediyorlar taraftarı. Herkesi koltuk altında fotomaç, fanatik taşıyan adam sanıyorlar. Ben atmayacağım ve etrafımda bu anket için oy atacak adam da yok. Marifetmiş gibi açıklayacaklar şimdi. Bu proje doğmadan ölmüş zaten. Büyüklük başka, en çok taraftara sahip olmak başka. Lisedeyken yapardık bu muhabbetleri: "En büyük kim?" diye. En çok taraftar ya Fenerbahçe'ye ait ya da Galatasaray'a. Bunu tartışmanın anlamı var mı? Nicelik değil nitelik önemli olan. Büyüklükten kastınız ne ki sizin. Azınlık her zaman iyidir, sağlamdır, esnemez, bozulmaz...

Futsal Ligi Fikstürü

Futsal Ligi İstanbul'da Mart ayında başlayacak deniliyor. Başlanırsa fikstür yukarıdaki gibi olacakmış. Bundan sonra konuyla ilgili daha çok bilgi gireriz buraya.

Hayat Yeşilde

Fotoğraf çok şey anlatıyor. Atılan gol sonrası çekilen pınarbaşı gibi, bir koltukta duran iki kişi gibi, deplasman tribününün ateşi gibi, atkısız formasız maça gitmemek gerektiği gibi, hayatı, sorunlarını, evdeki, işteki sıkıntılarını kafasından silmek gibi, karşılıksız sevgi gibi... Fotoğraf Sakarya tribünlerinden ama yakın bir döneminden olmadığı kesin. Bank Asya'dan da koşar adım uzaklaşıyorlar çünkü. Dün adı önemsiz bir belediye takımından kendi evinde 4 gol yedi bu taraftarların tuttuğu takım.Hayat yeşilde, yeşil yosunda, yosunlar boy veriyor kuytuluklarda... Kapalı tribünün önüne böyle bir pankart assalar güzel olurmuş. Bu arada sözler seversiniz sevmezsiniz Grup Yorum'dan.

Sefa Geri Dönüyor

Turgay yine tribün gündemini yakalamış. Haber burada. Bu sezon başında oynadıkları MTK Budapeşte maçı esnasında çıkan olaylar sonucu 1 sene müsabakalardan men cezası alan Sefa (Nihat Özpolat) affediliyor. GFB'de kararı başta Sefa ağabeyleri olmak üzere bütün GFB ailesi ve tribünleri için hayırlara vesile olmasını diliyormuş. Sefa kısmet olursa Trabzonspor maçında tribünlerdeki yerini alacakmış. Bakalım tribün performansı Trabzon maçında nasıl olacak. Yönetimle taraftar arasında eski güzel günlere dönüşün müjdesi mi olur yoksa tam aksi mi merakla bekliyoruz.

21 Ocak 2009 Çarşamba

Görmedim, Duymadım, Bilmiyorum

3 maymun filminin yıldızı Hatice Aslan ve Mustafa Denizli... Kolpadan aşk hikayesi.