30 Mart 2011 Çarşamba

Bu Ne Perhiz Bu Ne Lahana Turşusu


28 Mart günü Sözcü Gazetesi. Spor sayfasında Alex ile ilgili bir haber var. Alex'in formasının önündeki Avea logosu gördüğünüz gibi bantlanmış. Bunu yapan Sözcü gazetesi Avea'nın reklamını yapmamak gibi bir özgürlüğe sahip mi bilemiyorum ama enteresan olan hemen yan sayfadaki Bobo fotoğrafı. Beşiktaş formalı Bobo fotoğrafında Cola Turka kabak gibi ortada. Bantlanma gereği duyulmamış.


Şunu da belirteyim. Ben evime her gün Sözcü gazetesi alıyorum. Yani yandaş medya hayranı falan değilim. Avea'yı bantlayan, Ülker'e eyvallah çeken mantığı anlayamadım.


Türkiye-Avusturya maçında kafamı kaldırıp reklam alanlarına bakınca Coca-Cola ile http://www.sokaktahayatvar.com/ reklamlarını yanyana gördüm. Biliyorsunuz Efes Pilsen artık adını spor müsabakalarında kullanamıyor. Yasaklı. Sebebi alkollü içki olması. Coca Cola ise alkolsüz serbest. Bu ülke için en büyük risk emperyalizm mi alkol mü? Kime göre, neye göre?

Kartal Yuvası Hakkında Anket


Bir bir kapanan eski BJK STORE yeni Kartal Yuvaları hakkında düzenlenen ankete her Beşiktaşlının aşağıdaki linki tıklayarak bir kaç dakikasını ayırması gerekiyor...

29 Mart 2011 Salı

Sakaryaspor Renklerini Değiştirmiş (!)

Tabii ki şaka. Sakaryaspor renklerini değiştirmemiş. Bizim www.bjk.com.tr adresinde Sakaryaspor maçının haberinde yer alan fotoğrafta rakibin turuncu forma giydiğine şahit olabilirsiniz.

http://www.bjk.com.tr/tr/haberler.php?h_no=20206

Maç Sakarya'da olsa hadi gidemediler, fotoğraf çekemediler diyeceğim ama öyle bir durum da yok. Fulya'da oynanmış maç. Fulya ile Akaretler kaç adım ola ki.

Hadi hepsini geçtim. Çocuklar bu maçı kazanarak Türkiye Şampiyonası'na katılma hakkı kazanmışlar. Önemsiz bir maç da değilmiş hani. Sonra çıkıp birileri öz kaynak, Beşiktaş'ın evlatları edebiyatı yapıyor. Çıkıp gidip bir kare fotoğraf almaya değer görmemişler.

Ya Sakaryaspor turuncu giyiyor ya da Beşiktaş altyapısına önem vermiyor. Diyeceksiniz ki ulan bunu iddia etmek için Beşiktaş Sakarya maçının haberine bakmana gerek yok ki. Doğru... Kendime ayar verdiğim önceki satırdan sonra bu ve benzeri eleştirileri getiren insanlara karşılık olarak kötü niyetli, kongre faresi bunlar gibi savunmalarına da diyecek söz bulamıyorum.

O değilde Sakaryaspor turuncu giyiyorsa rezil oldum:)

28 Mart 2011 Pazartesi

İki Resim Arasındaki 3986 Fark

Dün merakla beklenen Galatasaray Genel Kurulu yapıldı. Galatasaray'ın kongresinde yaşananları görünce Beşiktaş kongresi geldi aklıma. Adnan Polat'ın kötü yönetimi ektiğini biçti. Yapılması gerekeni Adnan Polat yapmayınca kongre üyeleri yaptı. Bizim kongre üyelerimiz biraz feyz alsınlar. Yıldırım Demirören'in 20 sandığın 20'sini de aldığı kongre ile dün Adnan Polat'ın tokat yediği kongreyi yanyana koyalım ve 3986 farkı bulalım. Ama bu farklar arasında en dikkati çeken hiç kuşkusuz "satılmamış olmak" olacaktır.

20 Mart 2011 Pazar

Tayfur Yastığa Başını Koyduğunda

Tayfur Havutçu bu gece kafasını yastığa koyduğunda 9'da 9'un hayalini kuruyordur eminim. Bu kadro güzel bir hayat kadını gibi. Güzel vakit geçirtir, geleceğin olmaz ya, hani sonunu bildiğin halde hayal kurdurtur adama. İşte öyle birşey Beşiktaş kadrosu.
Tayfur'un sorunu bu kadro değil elbette. Sorunu sezon sonunda kesin olarak görevini gelecek teknik adama bırakacak olmasında da yatıyor. Ya da biz öyle sanıyoruz. Yönetim bizi yerliden yana değiliz diyerek ters köşeye yatırıyor. Ben bugün kapalı tribününde açılan 100. Yılın Kaptanı Uçur Kartalı pankartını görünce aklıma düştü bu fikir. Tayfur Havutçu daha ne kadar geçici plaka olarak görev almaya devam edecek. Hani yeter arkadaş ben hazırım görev istiyorum ne zaman diyecek? Ben çok merak ediyorum. Bu kadar sebat göstermesi de takdir edilesi ama şaşırıyorum. Beşiktaş uğruna kapris yapmadan, egolarını geri plana iterek çalışmak da büyük meziyet. Helal olsun.

Başarısız olma gibi bir riski yok. Yani sezon bitiminde bu 9 maçta ne yaptın sen diye soracak kimse yok. Sormaya da hakkı yok. Aslında bir teknik adam için büyük şanstır böyle durumlar. Sıfır stres. Kötü sonuçta üstüne alınacağın bir eleştiri bile olmaz. Giden adamın takımıydı, önüme düştü, yönetim benim önüme koymuş zaten görevi. Kebap... Zaten yıllardır Abdullah Avcı'nın İBB'yi çalıştırmasının nedeni de bu. Stres yok. Sana hesap soracak taraftar yok.

Eğer Tayfur Havutçu 9 maçın 9'unu da kazanırsa, önümüzdeki sene takımın başında kalır mı? Bence 9'da 9 olmasa da sezon sonu Beşiktaş umut verirse Tayfur'u takımın başında tutabilir Demirören. Yanılmıyorsam Tigana'nın yardımcısıydı, Mustafa Denizli'nin yardımcısıydı, Schuster'in uzaktan yardımcısıydı. Olmuş olması lazım değil mi? Tayfur bu takımı artık çalıştırabilir diyebiliriz değil mi?

Tayfur ne zaman ben oldum artık diyecek merak ediyorum. Bu 9 hafta belki bize bu sorunun cevabını verir. Tayfur yastığa kafasını koyduğunda önümüzdeki sezonun takımını düşünsün. Ligin ilk haftası da takımın başında olduğunu hayal ederek 9 hafta çalışsın isterim. Herkesin hayalleri vardır. 9 hafta görev alıp 3 sene sonra yine böyle takım emanet edilecek adam olarak yaşamasın isteriz.

17 Mart 2011 Perşembe

Türk Futbolunda Sponsorluk Üzerine

Bugün taksiye bindim. Taksici Lig Radyo'da Mehmet Ayan'ın sabah programını dinliyordu. "Derbi için bilet verecek Mehmet Ayan" dedi. Bir elinde telefon diğeriyle kontrol ediyor direksiyonu. Sorulacak soruya hemen mesajla cevabı yazmak için debeleniyor adam. Mehmet Ayan soruyu soruyor: "4-3'lük maçta Taygun'un yerine giren oyuncu kimdir?"

Kol gibi soru. Taksici telefonu bırakıyor köşeye. Sonra dönüp sen biliyor musun diye soruyor: "Yok abi ben Beşiktaşlıyım bilmiyorum valla" diyorum.

"Bütün hafta bu anı bekliyoruz abi. Bilet bulmak imkansız" diyor. Hakikaten öyle. Biletix'ten bilet almaya hiç inanmadım zaten. Hep bir kumpas dönüyor diye nefret ediyorum ben de Biletix'ten. Neyse...

Radyo için muhteşem bir geri dönüş yukarıdaki olay. Dinleyicileriniz için bilet vermeniz dinleyicinizin radyoya bağımlılığını artırıyor. Mehmet Ayan soruyu sormadan önce bir markanın reklamını da yapıyor tabii. Onlar hediye ediyor çünkü biletleri. Acaba diyorum taksici dikkat ediyor mu? Bilet promosyonu yapan firma amacına ulaşıyor mu?

"Abi ya bu biletleri nasıl böyle bedava veriyorlar acaba?" diyorum. "Bunlara sponsorlar gönderiyor yoksa veremezler bilet" diyor. "Kim veriyor?" diye soruyorum. "Ülker" diyor. Aslında biletleri Türk Telekom veriyor. Ama amcanın kafasında Ülker'in baskın durumu dile geliyor.

Hani sağda solda okuruz "Sponsorluğun geri dönüşü uzun yıllar alır" geyiğini. Hakikaten öyle.

Bugün sponsorluk üzerine anket yapsanız mesela. Hala Turkcell ilk sıralarda. Şu an Turkcell ligin hiçbir yerinde yok. Ama en tepede o çıkıyor. Galatasaray'ın ana sponsoru deseniz en tepede Avea çıkıyor.

Bardağın dolu tarafı ve boş tarafı var nereye bakmak isterseniz orayı görebilirsiniz. Tarlaya bir şeyler ekip bir daha o tarlaya uğramıyorsunuz. Sizden sonra gelen de o tarladan birşey koparıp yiyemiyor. Türkiye'de sponsorluk böyle bir şey işte.

14 Mart 2011 Pazartesi

Geleneksel Takım Pozu

Emirates Stadyumu'nu ziyaret eden arkadaşım gösterdi. Stadyumun dışında Arsenal'in sponsoru muhteşem bir duvar yapmış. Aslına bakarsanız Nike'ın işi kolay. Çünkü hiçbir şeyin şansa bırakılmadığı yerlerde böylesi güzel işler çıkarmak için kafa patlatmanıza gerek kalmıyor. Dile kolay 1913 yılından 2006 yılına dek hep aynı poz. Trabzonspor için istikrar budur demiştik ya. Halt etmişiz. Beşiktaşımızın pozları çayır çimen, duvarın çeperi... Allah ne verdiyse. Doğaçlama.


13 Mart 2011 Pazar

İstikrar Dediğin Budur

İstikrar ne demek diye sorsalar yukarıdaki kadroları ve bugünkü puan durumunu göstermeniz yeterli. Trabzonspor bugün şans eseri şampiyonluk kovalamıyor. Yıllardır birlikte top oynayan takımın temellerini atan Ersun Yanal'dan Şenol Güneş'e uzanan ve takımın kimyasını bozmadan devam eden istikrardır yukarıdaki kadro. Geçen hafta Trabzonspor'a karşı oynayan kadroda 4 isim dışında kimse yok yukarıda. Onların yerine sezon boyunca Cenk, Almeida, Ersan'ı koyarsanız hesap ortada.

Buradan yönetime çıkacak ders şudur ya hemen önümüzdeki hafta yolları ayırın, ya da bırakın seneye de Schuster devam etsin.

12 Mart 2011 Cumartesi

"Hedefsizlik" Yazdım Google'a...

Hedefsiz takımımızın dün geceki oyunu genel pencereye uygun adım hizmet etti. Hedefsizlik öyle bir durum ki doğruları da kaybetmenize neden oluyor. Bildiklerinizi de unutturuyor. Dün gece takımın her oyuncusu ayrı dünyaların insanları olarak sahadalardı. Hilbert, Guti, Doğukan, Rüştü, Nobre, Simao isimlerinin sahada nasıl durduğu apaçık ortada. Sanki bir daha birlikte top oynamayacak adamlar gibiler. Kimse önünü dahi göremiyor. Schuster'in bokunu yemiş tavuk misali kulübedeki halini gören oyuncunun da pek bir şansı yok zaten.

9 Mart 2011 Çarşamba

Blog Düşmanı Digiturk

Uzun süredir bloga yazı giremiyoruz. Digiturk insanların hayallerine dokunurken bizim hayallerimize tecavüz etmese çok sevineceğiz. DNS ayarlarını değiştirmek diye bir deyim varken mahkeme kararıyla blogları kapatmak bize has bir üslup. Üstelik bir önceki postta da gördüğünüz gibi Digitürk'ün bu itirazları da yeni değil. Demek ki bir türlü önlem alınamıyor.

1 Mart 2011 Salı

Gözünde Yaaaş Olmaya Geldik

Durumu özetleyen bir pankarttır şu fotoğraftaki. Yeni de değildir, eskidir. Hangi dönemde açılmıştı hatırlamıyorum ama stadyumun pankart mezarlığına dönen depolarından aranıp bulunsa yine açılır, 'cuk' diye de oturur. Laf güzeldir de ilk kelime yanlış yazılmıştır. Daha doğrusu bir harfi eksiktir. O harf 'N' olduğu hemen fark edilir, Beşiktaş'ta eksik olan nedir bir türlü bulunamaz...

'Umut sadece eziyetin süresini arttırır' demiş Nietzsche. Cenk bilir belki. Beşiktaş da bize eziyet çektirmeye devam ediyor. Schuster bize dedi mi demedi mi bilmem ama bu eziyeti çekemeyenler ardına bakmadan gitsin tribünlerden. Mazoşist değiliz elbet, halimizden ötürü memnuniyetsiziz hepimiz. Topçulara, hocaya, yönetime ve hakemlere kızsak hatta ileri gidip sövsek bile sonuç değişmeyecek.

Dünkü maç da Beşiktaş için muhtemel mağlubiyetle sonuçlanması gereken bir maç gibiydi aslında. Rakibe verilmeyen penaltı, attığımız ilk golün ofsayt kokması ve kişisel beceri-beceriksizlik (Guti-Ömer) sonucunda gelen ikinci gol skoru belirledi. Bir de Rüştü'nün kurtarışları. Quaresma ilk kez belki de bu kadar takıma oynamış olsa da 'al da at' paslarını auta bile atacak ayaklar yoktu dün akşam. Tatlı su kurnazlığıyla ikinci sarıdan kırmızı kart gören Necip Trabzon maçında oynasa ne olur oynamasa ne olur bu saatten sonra...

Dilerim Galatasaray Antep'i eler de kupa da final yolumuz daha aydınlık olur bizim için. Geleceği aydınlatmak adına en azından.

28 Şubat 2011 Pazartesi

Schuster Pes Etti

Uzun uzun pas yapan, topu bir o tarafa bir bu tarafa çevirirken, rakibi topun peşinden koşturan, bunu yaparken yormayı hedefleyen, rakibe top göstermeyen, kapanmayan ve rakibi kapansa da takımı bir şekilde golleri bulan (!) sistemden bugün itibariyle ayrıldığını görmeyen kalmasın. Schuster bugün ilk kez kendisinin istemediği bir oyun oynattı Beşiktaş'a.
Bu sene ilk kez Beşiktaş gerektiğinde kapandı. Kazanmak için oynadı. Böyle olması gerekiyordu. Schuster'i anlamak için alim olmaya gerek yok. Schuster'in takımı değildi bugün izlediğimiz.

Schuster bugün itibariyle pes etti. İstediğiniz gibi olsun dedi. Kulübedeki hali de özetliyordu dünyasını. Bu kadar üzgün görmemiştik geldiğinden bu yana. Resmen yere bakıyor, uzun uzun dalıyor.

Kendinden ödün verdiğine şahit olduk ilk kez. Bilmiyorum ben mi öyle görmek istiyorum ama bence bugün Schuster'in değişim günüydü. Schuster'in güneş devleti bir yana dursun kazanmanın değeri paha biçilemez.

25 Şubat 2011 Cuma

Neye Kime İsyan

Maçı sonuna kadar izleyebilen kaç kişi vardır bilmiyorum ama inat ettim sonuna kadar izledim. Sinir krizlerine girdim. Ben Beşiktaş'ın 8-0 yenildiği maç da dahil olmak üzere rakibine bu kadar boyun eğdiği bir karşılaşma hatırlamıyorum.

Bu sezonun tek hedefi bu şekilde elendiğimiz kupaya bir daha katılmaktan öteye gidemiyor artık.

Yenilgiden de ötesi var aslında. Demirören gitsin diyemiyoruz. Yüzümüz yok.

21 Şubat 2011 Pazartesi

Profesyonel Provakatör & Profesyonel Amatör

Maç içinde dışında taraftarlar arasında arbede olmaması iyi oldu. Gerçi böyle bir arbedeyi gerektirecek bir gerginlik yoktu.

Fenerbahçe ilk 20 dakika bizi boğdu. Maçın ilk kırılma anı direkten dönen toplarıydı bence. Daha sonra Ferrari atılana kadar oyunu domine ettik. Bu kadar yükleneceğimizi ve iyi futbol oynayacağımızı düşünmüyordum işin açığı. Sonrasında kaleciyle karşı karşıya kalan Almeida hayatımızı kararttı. Yani bu adam için "top sol ayağına gelirse sakat bırakıyor" vs deniliyordu. 11 metre kale karşında kaleci, ne bir çalım girişimi ne bir esneklik. Tren gibi dümdüz geldi orta sahadan top sürerek son vuruş yine beceriksizce anlamak mümkün değil. Bu adama ikinci sinirlendiğim konu ise şu; vurdun atamadın doğru mu kardeşim takımın hala atakta ne zaman ofsayttan çıkmayı düşünüyorsun??? Neredeyse 1 dakika sürüyor adamın ofsayt çizgisinin gerisine gelmesi. Sallana sallana beni delirtti yine.

Gelelim Ferrrari'ye... Hakeme diyecek birşey bulamıyorum. Ekrem atılmalıydı, Gökhan atılmalıydı vs vs. Herkes konuşuyor. Ben karşı karşıya Almeida gol atamazken Cüneyt Çakır'a ne söyleyeyim. Ferrari ise tam bir amatör! Yani Lugano'nun nasıl bir adam olduğunu cümle alem biliyor. Tahrik ettiğini, edebileceğini tüm futbolcular bilir çünkü sabıkalıdır. Ama sen buna nasıl bu şekilde karşılık verirsin? Takımın atağı kesmiş top uzaklaşmış ve bu uzaklaşma kontra şeklinde gerçekleşiyor, afedersin ama orada anana sövse ceza sahasında yapmayacaksın o işi! Soyunma odasında mı yaparsın, maç bitiminde mi dalarsın bilemem. Bu takımı satmaktan başka bir şey değil! Aklım almıyor bu kadar basit kaybetmeyi.. Takımın ivmelenmesiyle yakalanan atmosfer bu kadar boğucuyken yapılan bu amatörlük resmen dallamalık! Maç ile ilgili daha ne konuşulabilir bilmiyorum.

Schuster'e tepki gösterilmemesini ikiyüzlülük olarak kabul ediyorum. Beşiktaş taraftarı resmen maç seçiyor! Adam bize beğenmeyen gelmesin dedi, bunun karşılığı maç ne olursa olsun ilk düdükle beraber tepki vermektir. Ama derbi maç diye resmen elini kolunu bağlayıp oturdu taraftar. Zaten galibiyet alınsaydı bunların hepsi unutulup gidecekti. Hiç olmazsa gündemimiz değişmemiş oldu. Bu mağlubiyetin tek katkısı budur bize.
Önümüzdeki günlerde değişiklikler, istifalar, yıkımlar olur mu göreceğiz...

19 Şubat 2011 Cumartesi

Rıza Hoca'ya Gönderme

Eskişehirspor taraftarları Rıza Çalımbay'ın kendi takımlarında teknik direktör olduğu dönemde kaybedilen her maç sonrası yaptığı klişe açıklamalarına gönderme yapma amaçlı pankartlar hazırlamışlar. Uzatma dakikalarında gelen galibiyet golüyle de emekleri boşa gitmemiş ve bunları açarak eski hocalarına kendi dilinde sitemlerini göndermeyi başarmışlar.

Bir Teselli Ver

Üsküdar'dan kalkan motor daha semte yanaşırken kulaklarda çınlamaya başlayacak tezahüratlar. Öznesi Fener, yüklemi ayıp eylemlerle dolu cümlelerin içinde geçtiği besteler. En çok da bas bariton seslerle söylenen üç kelimelik opera! Fener aşağı, Fener yukarı, Fener'e öyle, Fener'e böyle diye diye akşamı edeceğiz Köyiçi'nde. Tüketilecek alkolün hesabını tutabilene aşk olsun.

Quaresma için maça gelenlerin koluna rakip Fener olduğu için gelenler girecek. Onlar önden önden giderken stada, biz daha çok içeceğiz semtte. İçiyorsak aşkımızdan, kederimizden. UEFA Avrupa Ligi Düşler Sahnesi iki gün önce gerçekten düş oldu bizim için. Seneye tekrar sahne almak istiyorsak hedef Türkiye Kupası. Lige dair ümitler haftalar geçtikçe tükenirken Pazar akşamı alınacak olan üç puanın bize olacak katkısından emin de değilim açıkçası. Zaten camianın da üç puandan öte anlamlar yüklediği bir maç artık bu. Elle tutulur bir başarı gösteremeyen takımın dertlere son veremediği senede, en azından Cim Bom'a ve Fener'e karşı alacağı galibiyetlerle teselli bulunması bekleniyor. Kısacası üç gün önce hem morallerimizi hem de kafamızı bozan takıma gönderilen mesaj açık ve net;
'Fener'e koy yeter, o bizim kafamızı iyi eder'...

Pascal Bizi Lunaparka Götür

Dün Fanatik gazetesinde rastladım ilana. Pascal yazarlık, reklam yıldızlığı, dans yarışması derken bir ekmek kapısı daha bulmuş İstanbul'da. Türk adetlerine ters düşen bir hareket (halbuki tam bizlikti bence) yaptı diye apar topar gönderilen adama şimdi gençleri emanet etme mantalitesinin çelişkisine ayrı şaşırdım, Ali Eren'e ayrı... İlanda tek amblem Pascal'ın şortunda ama Beşiktaş JK Futbol Okulu diyor orası da apayrı...

18 Şubat 2011 Cuma

Dağdan Gelmiş Bağdakini Kovuyor...

"Beğenmeyen evinde izlesin."

Maçın başından itibaren takım olunabilmek için hiçbir şey yapılmadı. Motivasyon yok, ruh yok. İlk dakikalardan itibaren saçmalamaya başladılar. Kapalıya bu huzursuzluk erken çökünce sesimiz çıkmadı, çıkamadı.

Maç oynanan oyun, seçilen kadro, yapılan değişiklikler anlamında tam bir rezaletti.

Quaresma'nın attığı tekme ise tamamen "nasıl olsa tur gitti deplasmana gitmenin anlamı yok" der gibiydi. Bence kesinlikle hırsla yapılan bir hareket değil. Sadece çakallık!. Onu alkışlayan tribündeki arkadaşlarımı da kınıyorum. Bu tutum şakşakçılıktan başka bir şey değil ve insanları havaya sokuyor. Quaresma dün yuhalanmalıydı!

Maç bitiminde Schuster'in tünele girerken Kapalı tribüne yaptığı hareketi unutamayacağım. "Hadi oradan siz de! Defolun gidin." der gibiydi. Bu tavrını basın toplantısında kelimelere döktü. "Beğenmeyen evinde izlesin", bu nedir, nasıl bir tutumdur? Dağdan gelmiş bağdakini kovuyor. Benim aldığım kombineyle, formayla, montla ödeniyor senin maaşın. Sen Avrupa'da tanınmış bir taraftar grubuna nasıl bu lafı edersin? Dengesiz bir adamdın zaten evet ama terbiyesizmişsin de aynı zamanda! Derdi belli, sözleşmem feshedilsin tazminatımı versinler gideyim. Bu tavırdan sonra benim bu adamı desteklememin imkanı yok. Bu takımın transferleri resmen Beşiktaş'ın önüne geçti. Quaresma beş hafta yatıyor kalkınca kırmızı kartlık. Almeida hayalet gibi. Şimdilik Fernandes, Simao ve Guti'ye sözüm yok ama onlar da eğer Schuster bu takımda diye duruyorsa ve Schuster gidince gidecekse yolları açık olsun.

Bobo - Nobre lütfen gidin artık!

Beşiktaş'ın yıldızları Şifo'dur, Metin Ali Feyyaz'dır. Kimse armanın önünde değildir.

İnsanlar resmen birbirine düştü. Dün Kapalı içinde loca ve kapalı üst ile, kapalı çıkışında dışarıda ve Üsküdar'da sarı dolmuşların olduğu yerde iki Beşiktaş taraftar grubu arasında ciddi kavgalar yaşandı. Camia karmakarışık. Herkes gergin, barut gibi. Dokunsan kavga çıkıyor. Hayırlısı ne diyeyim fakat iyiye gitmiyor. Haftasonu tribünün tavrını göreceğiz.

Her türlü sonuca hazırlanmalıyız diye düşünüyorum...

Dağılmak

Bugünü tarif etmem imkansız. Bazı kareler hala gözümün önünde, onlardan betimleme yapıp bırakacağım.

Vitaminsiz çocuklar gibiydi İsmail Köybaşı, her gelen koydu omzu.
Orta sahada Nobre vardı, top dağıttı.
Bobo topa vurmayı unutmuş, şaka değil topa vuramıyor.
Tribünler sezonun en önemli maçını çevirmek için hiçbir şey yapmadı.
Guti ara pası yalnızca bir kere İsmail'e attı.
Schuster Ernst'i çıkarttı, Erhan Güven'i aldı.
Taraftar Erhan Güven'i ıslıkladı.
Yeni Açık İbrahim Üzülmez'i bağrına basarken kapalı ıslıkladı.
Numaralı Pascal Nouma diye bağırırken sahada Guti, Almeida, Quaresma vardı.
Quaresma kırmızı kart gördüğü için alkışlandı.

ve ben maça, Beşiktaş en az 3 fark atar diye kimi gördüysem dillendirip gelmiştim. Maç sonu Premier'e orada 4 atar mıyız dedim. O da bana bir sigara verdi.

15 Şubat 2011 Salı

İdolümsün Orhan

1903'ün yazısına yorum yaparken sahaya inme arzumu dile getirdim az önce. Hani atlasam vursam kırsam. İçimdeki şiddeti dizginleyemedim. Sonra aklıma Orhan reyiz geldi. Nostalji yapalım dedim.
Şu estetiğe, stile bakar mısınız lütfen?
Çita gibi avını kesiyor... Hakim tepede olmanın avantajını bildiğinden kendinden emin. Hedefi belli, ne sağa ne sola! Santim şaşmıyor. Bir atmaca gibi havada süzülürken zemine olan açısı muhteşem. Tek dokunuşla tüm labutları deviriyor...
Vallahi kral adamsın!

Normal Değildi, Normal Bitmedi

İbrahim Üzülmez'in Beşiktaş serüveni daha önce eşi benzeri görülen bir durum değil. Ölümüne nefret edilip, sonrasında çok ama çok sevilmek anlaşılır şey değil. Sebebini açıklamak için de öyle çok ağdalı cümleler kurmak gerekmiyor. Sanırım bu toprakların kanunu bu adamda 11 yılı iki parçaya ayırdı. 8 yıl sevilmedi. 3 yıl çok sevildi. Cahil adamdı, ama içtendi. İçtenliğini görmek sevmek için yeterliydi. Beşiktaş iyi gidiyorsa ondaki güzel yönleri, Beşiktaş kötü gidiyorsa ondaki kötü yönleri görüyorduk. İbrahim Üzülmez dengedeydi. Siyahla beyaz gibiydi. Beşiktaş'ın simgesi sıfatına en çok yakışan İbrahim Üzülmez idi. Değişken adamdı. Bugünkü kadroyu tribüne koysan en az sırıtan adam İbrahim Üzülmez olurdu. Halktan biri gibiydi.

37 yaşındaki İbrahim Üzülmez bugün itibariyle sözleşmesi fesh edilmiş şekilde kapının önüne koyuldu. Sebep İbrahim Toraman'a yumruk atması. İbrahim Üzülmez'in bu hareketine şaşırdım diyen çıkarsa yalan söyler.

Beşiktaş onun kanadından gol yemiş ve sinirlenmiş. Gerçekten dert etmiş demek ki. Devre arası kendisine golün o taraftan geldiği için kızan arkadaşına -belki de küfreden- patlatmış. Ne kadar cahil ve aynı zamanda ne kadar içten, ne kadar samimi olduğunu ne yaptığına ve neden yaptığına bakarak anlayabiliriz.

Bu olayı başka başka yerlerinden tutmaya, kahramanlık hikayeleri üretmeye gerek yok. İbrahim Üzülmez'in Beşiktaş serüvenini özetleyen bir son oldu. Normal değildi, normal bitmedi.

Olayı Beşiktaş'ın değerleri, vefasızlığı noktasına taşıyanlar, Beşiktaşlı duruşundan dem vuranlara soracağım tek birşey var. Takım arkadaşına yumruk atan adamı orada tutmak Beşiktaş değerleriyle örtüşüyor mu?

13 Şubat 2011 Pazar

Gökhan Dinç Gidince...

Gökhan Dinç Beşiktaş'tan ayrıldı. İki haftadır resmi sitede aynı başlık atılıyor. Okullarda ders diye gösteriliyor artık. İlk 11, ikinci 11, üçüncü 11, dördüncü 11...

Scuster'in Güneş Devleti: Beşiktaş

Takır takır top oynamak ne demekse Beşiktaş'ın bu geceki oyunu da o demekti. Bu takımın Ankaragücü'ne yenildiğine inanamıyorum. Hiç haketmediğimiz bir sonuç aldık. Takımın eleştirilebilecek tek tarafı vardı. O da Schuster'in ütopik dünyasında gizli. Beşiktaş'a öyle bir futbol oynatıyor ki kazanmak öncelikli değil. Güzel futbol, rakibe top göstermeme, sürekli ayağa pas, bilinçli futbol oynama azmi... Uzun pas atanın takımdan kesileceği, bir gol olacaksa 35 pas sonrasında kabul görmesi gibi psikopat bir düşünceye hizmet eden bir takım görüntüsü vardı.

Bu kadar sabırla top oynayan takımın hedefi olmadığı kesin. Takım halinde sinirleri alınmış futbolcuların. Gole gitmek için bu kadar ideale yakın futbol oynamaya çalışmak büyük disiplin işi. Helal olsun.

Ben bu akşam Schuster'in "1960 futbolu" teriminden neler kastettiğini anladım. Schuster güneş devletini yaratabilecek mi? Bunun cevabı artık Avrupa Ligi'nde.

(Ben Beşiktaş'ın şampiyonluk hesapları yapacağını söylemiştim. Yanılmışım.)

12 Şubat 2011 Cumartesi

Ucube Demesinler?

Belki aranızda az önce geçen konuşmayı canlı izleyen olmuştur. Sergen'e "Alex gibi Guti de yedi sezon önce Beşiktaş'a gelmiş olsaydı çarşıya heykeli dikilir miydi?" diye sordular. Sergen "Benim heykelim dikilmediğine göre onunkinin dikileceğini hiç zannetmiyorum." dedi.
Guti'ye, Quaresma'a asla kötü oyuncu demediğini, sağladıkları katkıyı her zaman tartışacağını belirtti. Beşiktaş ve Guti meselesi açılınca sık sık 'taraftar bana kızıyor ama' dediğine göre gerçekten bazı şeyler içine oturmuş herhalde.
Yine de Sergen bizimdir, ne yapalım. Ailenin o haylaz oğlanı vardır; karıya kıza düşer, kumar oynar, kefen parasını ganyana yatırır, mahallenin anasını beller ama geri eve dönünde tokatlamakla beraber bağrına yeniden basarsın ya işte öyle.
Bu arada Milli Takım ile ilgili konuşmalarına sonuna kadar katılıyorum. Peter vanhoydonk'un hidinkin istemiyle göreve çağrılma meselesi de yeni bir çığır açmış olacak A Milli Takım düzeyinde. Türk Futbol kamuoyu TT Arena'da vatandaşın vergisi var diye velvele yapacağına, asıl Milli Takım düzeyinde kimlerin cebine akıyor paralar onlar hakkında yorum yapsa daha iyi olur. Milli takımın başında yabancı hoca işi zaten bana ters. Şimdi uykuluyum gerçekten ana avrat karıştırmak istemiyorum. Bu konunun sonra üstünden geçeceğim...