16 Ekim 2011 Pazar

Allah Belanızı Versin!

Akşam geldiğimde sinirden yazamadım. Aynı sinir sebebiyle uykumdan da uyandığım için kargalar b.kunu yemeden bir iki satır yazmak istiyorum.
Her şeyden önce, gerçekten Allah bin türlü belanızı versin! Şimdi buna bazı arkadaşlar "hani her zaman tam destek veriyorduk" diyebilirler. O arkadaşların çoğu eminim dün sıcak evinde çayını yudumlarken maç izlemişlerdir. Ben kar, kış, yağmur, soğuk, sıcak demeden bu armanın peşindeysem; iki hafta bekledikten sonra bir cumartesi akşamı yağmur altında 3,5 saatimi vermişsem ve karşılığında da bu oyunu izlemişsem bu sitemi etmek benim en doğal hakkımdır!
Bana "şampiyon mu olmayı istersin yoksa tuttuğun takımın evindeki maçları her zaman kazanmasını mı?" diye sorsalar hiç düşünmeden ikincisini seçerim. Kendi evimde bu rezilliği yaşadıktan sonra deplasmanda 10 gol atılsa ne yazar?
Bu tip maçlardan sonra eve dönerken sahip olduğum ruh halimi ancak tribüne gelen anlar. Bir abi "böyle zamanlarda verdiğim paraya acıyorum" diyordu motorda, haklı. Cuma günü kombinenin son günüydü, bir hevesle hadi alalım diyen adam şimdi kendisine kızıyordur. Bir de deplasmana gider gibi, yakın illerden veya uzak semtlerden maça gelenler var. Artı ücretsiz bilet uygulaması ile maça ilk kez gelen bayan taraftarlarımız var. Muhteşem bir hediye gerçekten bu oyun! Farkındaysanız skor umrumda değil, ortaya koyulan oyundan bahsediyoruz. Arkadaş adamların s.kleri d.şşaklarına denk. Bu nasıl rahatlıktır? İki haftadır ne yapıyorsunuz baba siz? Formsuzluk, uyumsuzluk, isteksizlik hat safhada.
Neyse geçmiş olsun kardeşler, bu seneyi atın çöpe.Carlos dingili "dünyanın sonu değil" dese de benim için sezon bitmiştir. Play-off sistemi belki bize yarar aq, yaptığım hesaplara bak! Eğer bu sene bu takım şampiyon olursa ben de lig sonunda sadece burada değil, RAKAMLA 10'u okuyan, takip eden herkesin istediği herhangi bir yerde "Ben eşşoleşşeğim!" diye bağıracağım!



Buradan sonrası siyaset içerir
Bahsetmeden geçemeyeceğim şu durum var. Kapalının ortasında tavana "Sizinleyiz..." pankartı açılmış. Metris'te yatanlar pankartın üstünde. Ben şike operasyonunun tamamen siyasi olduğunu düşünüyorum. Fenerbahçe'ye politik bir oyun düzenlendi, meze olsun diye de bizimkiler alındı. Benim bildiğim kadarı ile kapalı tribünden bir çok kişi de bu düşüncede. Peki siyasi bir oyun diye düşünülen ve yorumlanan tutuklanmayı yapan hükümetin başına yani başbakana bu denli yalakalık yapılmasının ne anlamı var onu çözemedim. Bu iki pankart "sayın başbakanımız başımız sağolsun annenizin mekanı cennet olsun" ve "cennet annelerin ayakları altındadır mekanın cennet olsun Tenzile anne" 'Çarşı' imzası ile dün kapalı tribünde açıldı. Geçen sene Erbakan'a açılan pankarttan sonra bu pankartlar olayın rengini iyice değiştirdi. Başbakan bir insandır sonuçta ve annesini kaybetmiş olması üzücüdür, bu boyutta ben de kendisine başsağlığı diliyorum fakat mesele bu değil. Burada tribünün kaydığı eksen önemli.
Alen Markaryan bir konuşmada "Çarşı bir ruhtur, kendisini bu ruhtan hisseden herkes Çarşı'dandır." demişti. Ben taraftarımızın asi, muhalif, düzen karşıtı ama demokrat, çevreci ve nihayetinde sosyalist yönünü seviyorum. Geçen sene Erbakan'a 'hocam' deyip hepimizin hocası yaptılar bu sene de rahmetli Tenzile Hanım hepimizin annesi oldu!
Bu tribünün zihniyeti neredeyse 180 derece döndü. Geçen sene Erbakan'a açılan pankartın olduğu tribünde olmaktan oldukça rahatsız olmuştum. Çarşı artık buysa benim burada işim yok diyerek ve endüstriyel futbola - zamlara karşı bir tutum izleyerek Eski Açık'tan kombine aldım. Dün açılan pankartlar saatlerce ıslanmama rağmen doğru bir karar verdiğimin göstergesidir. Çarşı'nın adı kalmış tadı kaçmıştır artık. Şimdi kapalıdan bazı arkadaşlar "üç beş adamı tribüne mal etme" diyebilirler. Ederim! Bu pankartları açtırıp altına 'Çarşı' yazılıyorsa olay bitmiştir benim için. Ben yıllarca Fenerbahçe "Adam gibi adam Recep Tayyip Erdoğan" pankartı açtıktan hemen sonraki maç "Tek Adam Mustafa Kemal" diye pankart açan tribünle övündüm. O güzel günler geride kaldı. Memleketimin halini düşünürken nasıl gözlerim doluyorsa tribüne de artık içim parçalanarak bakıyorum...
Yani kısaca Alen abi ben artık kendimi o ruhtan hissetmiyorum!

8 yorum:

selaminko dedi ki...

siyasi kısmı ile ilgilenmiyorum yazınızın ama hakikaten sormak istiyorum Boboyu gönderip de Edu'yu almak hangi üstün zekalı arkadaşın fikri idi acaba.

mceyhan dedi ki...

Çok güzel yazı olmuş, elinize sağlık. Akşam maçı yeni açıktan izledim ve kapalının halini gördüm. Yeni açıktaki tribünler birlik sağlamak adına hemen hemen her tezahüratta kapalıya seslenirken, kapalı kendi havasında tezahüratlarını sürdürdü. Ben sizin kadar tribünlerin yapısını bilmiyor olabilirim ama Optik Başkan'ın hayalindeki Çarşı'nın bu olmadığını düşünüyorum.

TIKANDI BABA dedi ki...

valla dün bobo olsa da sonuç farklı olmazdı sanırım. daha da geriye gidelim delgado gönderildiğinde bile gutiden iyiydi. yani bence sorun genel...

Mete Ayvazoğlu dedi ki...

Başsağlığı pankartını yalakalık olarak niteleme sebebi senin Yılmaz Özil zihniyetine sahip olmandan kaynaklanıyor..

CHP'liler dışındaki herkes mağara kaçkını cahil yobaz :)

Bu ülkede herkes seninle aynı siyasi görüşte değil,uyan ve saygı göster.

Yağmurda ıslandın diye havasını atmana gerek yoktu.

Sevsinler seni :)

revan dedi ki...

durumun nedenlerini konuşmak anlamsız; son 1-2 senede (bence; mustafa denizli döneminin bitimiyle, ki köprüden önceki son çıkıştı orası - belki de süleyman seba'nın gidişiyle) şahlanan birkaç meseleyi buraya sığdırmak zor olur.

mesele şu aslında; biz kendimizce işaret etsek bile yanlış giden şeylere, kimsenin dinleyeceği, oturup düşüneceği de kalmadı.

işin en acı kısmı; beşiktaşlıların (çarşı demiyorum dikkat) bir şekilde bir araya gelip bu olay hakkında konuşup yapıcı/yaratıcı bir eleştiri getiremiyor olmaları. 3-4 sene öncesinde sinyallerini almaya başladığımız bu duruma şimdi yavaş yavaş isyan edilmeye başlanması yani.

dediklerin doğru; da aslında olay futbolcular yahut teknik yönetimle bile alakalı değil. birkaçını yollarsın; yenileri gelir.. aynı tas aynı hamam.

beşiktaş'ın (ve kısmen türkiye'de futbolunun) girmiş olduğu yolla alakalı bu. federasyon-klüpler ilişkisi, yayın hakları ve klüplerin maddi kaynakları, kadroya oyuncu sağlama mekanizmaları (altyapı 0 ın altlarında geziyor; ki çıkabilen gençlere yatırım/destek yok), klüp yönetimi, genel olarak klübün vizyonu.. gibi konu başlıklarını sayabilirim.

sistemden bahsediyorum.

şu saydığım şeylerin üzerine oturulup düşünülmesi; ve akıllıca çözümler üretilmesi gereken bir durumdayız (değil mi? yoksa ben kafayı mı yedim). yoksa iki yama çakarız pantolona da yırtılır gene bir yerinden.

iş işten biraz geçti.

ek olarak 2 senedir tek maça gitme enerjisini bulamıyorum kendimde, belirteyim.

haydi sağlıcakla.

TIKANDI BABA dedi ki...

@mete beni en çok sen sev olur mu?

TIKANDI BABA dedi ki...

@revan
bu oyunu, düzeni, gidişatı görüp maça gelmek istemiyorum enerjim yok diyen taraftara ne diyebilirim..
adam haklı beyler!

TIKANDI BABA dedi ki...

@mceyhan
kardeşim ben yeni açık tribününün kapalının kapıları açık ve bedavayken yine de yağmur altında yerinde kaldığına tanık olmuş biri olarak diyebilirim ki benim gözümde orası kral bir tribündür...