6 Şubat 2010 Cumartesi

Can Çıkmadan

Yine bir Cuma maçı. Mesai bitimi soğuk havada trafikle cebelleşip kendimizi semte atmak, bir şeyler atıştırıp stada yetişmek için koşturup durduk. Ne bende ne de semtteki kimsede maç heyecanı göze çarpmıyordu zaten. Tezahürat yapan bir kaç ikili üçlü grup dışında herkes sakin sakin yürüyordu ağaçlı yolda. Telefonlarımıza gelen sms Tayfur'a gelen sms ile aynı idi belki de. Kadro da göze çarpan herhangi bir değişiklik yok gibiydi. Boynuz kulağı geçer misali atraksiyonlara girmemiş ya da girememişti Tayfur Havutçu.

Geldik, girdik ve yerimizi aldık maçın başlamasına az kala. O esnada kapalıdan yükselen "Yeeteer.." sesleri çınladı kulaklarımızda. Maçın başlamasıyla yerini "Beşiktaş'ım seni ben" aldı. İnanılmaz keyifsiz ve bir o kadar da basiretsiz bir oyun sonrasında ilk yarı gelişen tek organize atakta bulunan golle 1-0 bitti. İkinci yarıda da bu anlayış sürerken Gençlerli bir genç topa uzaktan ve yerden öyle bir vurdu ki tam köşeye, aklımıza Koray'ın Fener'e attığı golü getirdi. Ya da bir tek benim aklıma geldi. Sonuçta zaten ızdırap çekmeden bir maç izlemeye alışık olmayan tribünden yine dumanlar yükseldi birden. Golden on dakika sonra gelen değişiklikler etkisini yine bir on dakika sonra göstermeye başladı ve Bobo'nun golü bizi ızdıraptan kurtarırken Holosko ve Tabata'nın şık golleri alışık olmadığımız skor rahatlığını dakikalarla kısıtlı olsa da yaşamamıza imkan kıldı.

Gelen her gol sonrası "Yeeteer.." diye bağırılırken kimse kimseye müdahelede bulunmadı ve son gollerde tribünün istikameti iki hafta sonraki Galatasaray'a döndü. Maç çıkışında ise hala dillerden düşüremediğimiz operanın (!) söyleniyor olması ise içimi burktu.

Son olarak; on dört yaşından beri bulunduğum tribünü on beşinci dakikada terketmedim. Nedeni ise kendimce çok basit, "..uğrunda her şeyden öyle vazgeçmişken, nasıl vazgeçerim Beşiktaş'ım senden..". Yönetim yeni açık tribüne dijital baskılı ama nostaljik pankartla süslemeye çalışmış ama en önemlilerinden birini unutmuş; 'Aç kaldım, susuz kaldım, terketmedi sevdan beni Beşiktaş'ım'... Ha peşinden koşmak istediğim Beşiktaş'ım bu mu? Hayır. Gollere sevinip, herşeyi unuttum mu? Elbette hayır. Bu galibiyetle herşey düzelecek mi? Bence hayır...

Yani Beşiktaş için artık diyebileceğim; 'Hayırlısı...'

5 Şubat 2010 Cuma

This is VictorY


1-Nurten Gözoğlu: 1609
2-Ahmet Gencer: 1421
3-Ali Rıza Aral: 1334
4-Kenan Öner: 1236
5-İbrahim Koç: 1191
6-Mazlum Akyol: 1188
7-Emre Göllü: 1082
8-Hasan Bozkurter: 1055
9-Berkan Gocay: 1032
10-Levent Kulu: 1026 (VictorY Levent)

Yıllardır hem içeride hem de deplasmanlarda 'The Team of VictorY' pankartı ile göze çarpan Levent arkadaşımız son seçimlerde 10. sırada yer alarak Divan Kurulu'na üye olmaya hak kazandı. Oy sayımlarına Çarşamba günü başlanıp, Perşembe günü de devam edilirken bu heyecanı an be an Facebook'daki sayfasından bize iletti Levent. Sonuçta Beşiktaş tarihinde de ilk defa bir baba oğul beraber divan üyesi olmuş oldu. Kendisini kutluyor ve bu yolda başarılar diliyoruz.

Her şey Beşiktaş için...

Bana Göre

Beşiktaş-Gençlerbirliği: 1
Eskişehirspor-İstanbul BB: üst
Kayserispor-Galatasaray: alt
Ankaragücü-Bursaspor: 10
Sivasspor-Denizlispor: 10
Kasımpaşa-Antalyaspor: üst
Trabzonspor-Manisaspor: 1
Fenerbahçe-Diyarbakırspor: 1

4 Şubat 2010 Perşembe

Sirozdan Öleceğiz

Fotoğrafı geçen senenin sonunda Nevizade'deki İmroz Restaurant'da çekmiştim. Duvardaki asılı resim ve fotoğrafların arasında en dikkat çekici olanı buydu. Aklıma maç öncesi zaman zaman Balıkçılar Çarşı'sından yükselen o tezahürat geldi. Kadehler keyifle dolduğu gibi kederle de dolabiliyor bazen.

3 Şubat 2010 Çarşamba

Kabataş Erkek Liseliler


Yıl 1986. İnönü Stadyumu'nda bugüne dek yapılmış en büyük koreografi budur herhalde. Beşiktaş Jimnastik Kulübü'nün yeterince üstüne düşmediği Kabataş Erkek Lisesi tüzüğümüz gereği Beşiktaş Jimnastik Kulübü'nün varisi konumunda. Bu koreografi Kabataş Erkek Liseli öğrenciler tarafından okulun yatakhanesinde planlanmış. Ben ilk kez gördüm bu fotoğrafı. Benim gibi daha önce bir haber olanlara gelsin.

Bir İhtimal Daha Var

Demirören'in seçildiği gece kürsüden konuşmasını dinledim, daha fazla dayanamayıp bugün bir an önce bitsin diye yattım. Sabah kalktığımda her gazetede, her forumda isyan bekledim. Her yer süt liman, gösterilen tepkiler yetersizdi. Kongreye sitem yazıları dışında beklentimi karşılayan bir yer bulamadım. Gökhan Dinç'in köşe yazısını okuyunca da gazetelerin halini ne çabuk unutmuşum diye kızdım kendime. Beşiktaş'ın gerçek sahibi kongre üyeleridir diyordu.

Ekşi Beşiktaş'taki yazıları büyük bir hayretle okuyorum iki gündür. Arkanda kimse yokken gerçek Beşiktaşlılara güvenerek böyle bir protestoya girişmek büyük yürek ister. Kimin aklına gelmişse kendi adıma tebrik ediyorum. Stadyum genelinde böyle bir protestoyu başlatmak bir blog üzerinden örgütlemek güzel olduğu kadar da tehlikeli. Neyin ne zaman olacağı, kime patlayacağı belli değil. Stadyumdan çıkarken linç edilmek de var. Sonra gözünü bir açmışsın hastanedesin, başında Demirören. Taziyeye gelmiş. Böyle olayları tribünde görmek istemiyoruz. En kısa zamanda temizleyeceğiz. Mafya babasının cenazeye çelenk gönderme adetinin bir değişiği ile uyanmakta mümkün yani.

Ama bunlardan korkup sessizliğe dahil olmak, yukarıda bahsettiğim riski almaktan kötü. Bu yüreğe sahip nice abiler dolu kapalı. Eskisinden az olsa da hala var. Neden susuluyor? Vardır bir sebebi. Ben hala kapalı tribünden umutluyum. Haini kadar kahramanı da var kapalının. Bekleyelim görelim. Benim tribünden hala umudum var. Sessiz kalınmanın benim tarafımda tek bir mantıklı cevabı olabilir: "Kardeşim Osmanlı değiliz ki fethetmek istediğimiz yere bağıra bağıra girelim."

Sahibinin Sesi Bu Kez Sahibini Eleştiriyor


Fanatik Gazetesi'nde bir yazı çıktı bugün. Malum kişinin köşe yazısı. Okudukça keyiflendim. İyi oldu sana dedim. Kulüp içindeki tüm hesapların suya düştü. Çünkü başkanın yanına daha önce davalık olduğun bir profesyonel atandı. Sen de el ayak titredi tabii. Artık istediğin gibi at koşturamayacaksın, direkt bilgi alamayacaksın belki de. Başkan seni deliğe süpürdü galiba. Oysa ki sen ne çok pohpohlamıştın. En haksız olduğu anlarda haklı çıkarmak için neler neler yazmıştın. Babanın oğu olsa bu kadar savunmazdın. Bunu da mı görecektin:) Bu hayat böyle işte. Ne oldum demeyeceksin, ne olacağım diyeceksin.

1 Şubat 2010 Pazartesi

Tuğrul Yenidoğan'a

"Süleyman Seba dâhil hiçbir başkan adayı seçim yarışında tüm sandıklarda önde tamamlayamamıştı. Bu çok iyi değerlendirilmelidir"

Ne demek şimdi bu. Süleyman Seba'nın başaramadığını mı başardı yani? Camiayı etrafında mı toplamayı başardı? 20 sandığın hepsinden galip çıkmak mı mesele? Seba 20-0 yapamadı diye mi fırsat bizim için Yıldırım Demirören?
Bundan başka bir değerlendirme çıkar mı?

"Seçimin gidişatı aşağı yukarı belli olduğunda Murat Aksu'nun listesinde yer alan çok değerli bir adayın "bunca borca sokmasına rağmen nasıl Demirören kazanıyor?" sorusu da günün şartlarında anlamsız kalmaktadır... Dış borcumuzu 5 misli arttıran iktidarlar oylarını nasıl çoğaltıp %47'lere çıkarabiliyorsa, Demirören'in de oylarını arttırması normaldir."

Türk halkının vurdumduymazlığı kongreye de sirayet etmiş demek istiyorsunuz sanırım. Bunu demekle kalmıyorsunuz bundan da dersler çıkartalım yerine bunu da değerlendirelim diyorsunuz.

"Kongrede Murat Aksu'ya oy vereceklerini ifade eden bazı bayan üyelerin, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ı kongre salonunda görmeleri üzerine fikir değiştirerek gidip Yıldırım Demirören'e oy verdiklerine bizzat şahit oldum... Eşim dahi Arınç'ı televizyonda izlediğinde telefon açıp oy vermek için gelmek istediğini iletti.Bu da çok iyi değerlendirilmelidir."

CHP İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin'i görünce tepki gösteren insan sayısı Bülent Arınç'ı görünce tepki gösteren insan sayısından az mı? O zaman neden AKP iktidar. Bir üst başlıkta yer alan günümüz şartları bir sonraki paragrafınızda neden geçerlilik bulmamaktadır?

Murat Aksu da maalesef ülkedeki mevcut muhalefetin yanlışına düşmüş, seçim stratejisini %70 rakibini eleştirmek, %30 kendini anlatmak üzerine kurmuştur. Üstelik eleştirdiği yönetim anlayışı, 3 yıl öncesine kadar 2. Başkanlığını yaptığı yönetim anlayışıdır. Kusura bakmayın ama bu stratejiyle seçim kazanılması Kaf dağının ardındaki hayaldir.

Yıldırım Demirören'in seçim stratejisi var mıydı? Ne anlattılar? Vaatleri nedir? Stadyumu yeniden inşa etme (2) ve tribünü temizleme projeleri ile seçim kazanılabiliyor mu?

"Yapan yapar, yapamayan ya vıdı vıdı eder, ya da eleştirmen olur!"

Düne kadar siz de eleştiriyordunuz. Ne çabuk yapan eden oldunuz?

Salonlar Sizinse Statlar Bizim

4506 kez aldatıldı, ihanete uğradı Beşiktaş. 4506 kez. Haklı olduğu kavgasında 1674 kez vurdular Beşiktaş'ı. Bir kulübe ancak bu kadar ihanet edilebilirdi. Bunu da yaşadık. Bir başkanın yeniden seçilmesi için bir başarı gerekir. Görev aldığı seneler boyunca hata üstüne hata yapan bir adayı yeniden seçen kongre üyeleri bilsinler ki: Salonlar sizinse statlar bizim.

31 Ocak 2010 Pazar

Seçim Sonucu

Murat Aksu'ya Biçilen Giysi

Korkmayın akide şekeri dağıtılmayacak tribünlerde. Alkol taraması yapılmayacak. Beşiktaş'a şeriat gelmeyecek. Ulan bundan korkan adama sorarım: "Memleketin her yeri tutulurken, korktuğun şey her kuruma posta koyarken kılın kıpırdamaz. Mevzu bahis Beşiktaş olunca eteklerin zil çalar. Bırakalım siyaset ta dibine kadar girsin Beşiktaş'a. Seba'da Mit elemanı değil miydi. Seba değil miydi Alaattin Çakıcı'yı 84 kongresinde salonun koruması yapan. O zaman siyaset yakasından tutmadı mı Beşiktaş'ın?
Varsın kapalıya şeriat gelsin. Demirören gidecekse hoşgelsin sefa gelsin. İnsanları böyle böyle uzaklaştırdılar Murat Aksu'dan. Ülkenin genelinde tutmayan tertip Murat Aksu da tutacak mı bakalım. Korku dağları saracak mı?

Yıldırım Çarpmışa Dönmek

Yıldırım Demirören böyle düşünüyor mudur şimdi bilmem ama ben aynı şekilde düşünüyorum yarın ne olacak diye. Ulan bu Beşiktaş nasıl bir şeyse, maaşlara zam olacak mı diye düşünmüyorum da yine o mu seçilir diye düşünüyorum gecenin bu saatinde... Onu ilk kez bir Kocaeli deplasmanında görmüştüm. Bir elimizde biletler, diğerinde jetonlar (o dönem İsmetpaşa Stadyumu'na jetonla giriliyordu) dışarda kalmıştık. Görevliler tribünlerin dolduğunu iddia ederek İstanbul'dan gelen onlarca otobüsteki bir çok taraftarı almıyordu içeri. Maç başlamış, tribünün en tepesindekiler ara ara aşağıya maçtan enstanteneleri özet geçiyordu. İlhan'ın golüne dışardan sevinmiştik, girememenin verdiği hüzünle karışık. Devre arasında O çıkageldi yanında bir başka yöneticiyle. Etrafını saran "Başkanım dışarda kaldık" diyenlere eliyle sakin olmalarını işaret ederek durumu çözmeye gayret ederken, ben de çok yakınımda olmasının da gazıyla elimdeki bileti göstererek "Başkanım biletimiz var, giremiyoruz" diye veryansın etmiştim. Hiç unutamadığım bir sahne de biz en azından ikinci yarıyı izlemek üzere içeri girmenin peşindeyken, ona yaklaşan, apaçi tayfadan birinin "Başkanım bir sigara verir misin?" ricasını geri çevirmeyerek cebindeki paketten ona uzattığı bir dal sigara olmuştu. O zaman maçın ortasında gelip de dışarıda kalan taraftarıyla ilgilendiği için sempatiyle bakmıştım kendisine. Sayesinde bileti olanlar olarak içeri girip İlhan'ın ikinci golünü canlı izleyebilmiştik tam da pankartımızı asarken. Nerden bilebilirdim ki yıllar sonra 'Başkanım' diye hitap ettiğimiz adamın gerçekten başkan olup da o sigara gibi bizim ömrümüzden çalacağını.

2004 seçimlerinde askerdim. Fikret Orman daha bir yakışıyordu benim gözümde başkanlık koltuğuna, olmadı. Şimdi yakışmayanı görüyor gözlerim. Bakalım yarın akşam kadehimizi keyiften mi yoksa dertten, kederden mi doldurup boşaltacağız. Ya yağmurların ardından güneşli günler göreceğiz ya da yıldırım çarpmışa döneceğiz...

30 Ocak 2010 Cumartesi

Bana Göre

Bizim maçın tahminini oynandıktan sonra eklemiş oldum buraya ama zaten galibiyetten başka bir şey yazmıyoruz...

Antalyaspor-Beşiktaş: 2
İstanbul BB-Kasımpaşa: 10
Diyarbakırspor-Trabzonspor: 2
Bursaspor-Eskişehirspor: 1
Gaziantepspor-Kayserispor: alt
Manisaspor-Ankaragücü: 2
Sivasspor-Fenerbahçe: 10
Denizlispor-Galatasaray: 2

Eller Günahkar

Top falan oynamadan, kaleye etkili bir şut atamadan, tartışmalı bir penaltı ile üç puanı aldık döndük İstanbul'a. Maçtan önce 'Bobo yine yazar mı?' diye makara yapıyorduk ama onun da makarası sarılmış film gibi oyunuyla gol atabilmesi pek mümkün değildi penaltı olmasa. Şu Orhan Ak da ilginç adammış. Forma kısa kollu, muhtemelen içinde atlet yok gibi ama ellerinde eldiven. Başka da bir şey yazılmaz bu maçla ilgili.
Fotoğraf: HaberTurk

29 Ocak 2010 Cuma

Ahmet Dursun Beşiktaş'a Doğru

Transfer dönemini bir kaleci alarak sessiz bir şekilde kapatıyoruz. İkinci devrenin başlamasıyla birlikte kaleyi teslim alır mı almaz mı bilemeyiz ama mecburiyetten kiralanan Ramazan da Beşiktaş tarihine üç maç üst üste penaltı vuruşuna maruz kalan kaleci olarak şimdiden geçmiş olabilir. Tarihe geçen transflerden biri de Ahmet Dursun'du zamanında. Gönlünde Kara Kartal olan başkanımızın aklında Beşiktaş olunca da cebinde hep akrep olurdu. Hiç para savurmayı sevmez, pazarlıksız transfer yapmazdı. Bir tek Ayhan Akman'a verilen bonservis bedeli kaldı akıllarda, O'nun da yüreğinde yara olarak kalmıştır belki de. Ahmet Dursun'u Beşiktaş'a ne kadara almıştı anımsamıyorum ama çok sevinmiştim geldiğinde. Bence başarılı da oldu oynadığı dönemde. Daha uzun yıllar oynamasını çok isterdim ama ilk kez duyduğumuz stres kırığı ve başka sakatlıklar sebebiyle mümkün olmadı. Ahmet de Beşiktaş'tan ayrıldıktan sonra eski günlerinde dönemedi. Bir ara 2005'te tekrar siyah beyazlı forma altında izlemiş olsak da eski şaşaalı günleri gibi olamadı. Gerçi oynadığı yıllar içerisinde hem derbilerde hem de Avrupa Kupalarında golü olan nadir forvetlerden oldu kendisi. Benim için özlenen Beşiktaşlılardan biri olarak geçip gitti İnönü'den. Tek kötü hatırası isminin bir beste içerisinde Seba ile anılmasından kaynaklı oldu. Seba da gitti, Ahmet de. Şimdi tekrar, üçüncü kez Beşiktaş'a dönüyormuş (!). Wikipedia'nın yalancısıyım. Profesyonel kariyerini özetlerken 2009-2010 sezonunun devre arasında Beşiktaş'la anlaştığı yazılmış. İnanmazsanız değişmeden bakın... :)https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEi3gkWBVVZxsn_rlrZXAMFcxO2EdICuwqHShd7Suw8O9VnndGt7vsVi5PiZWXmiA9MrM7680-Bo0jASruVHgPb97_4hpHiGEqm0G30TA-x48M6LhRfJEszHilkYmr7E-9A13Gw93Ty_3qY/s1600-h/adursun2010.JPG
http://tr.wikipedia.org/wiki/Ahmet_Dursun

27 Ocak 2010 Çarşamba

Bir Kupa, İki Hoca

Bizim maçtan sonra Mustafa Denizli ne dedi bilmiyorum. Çok da önemi yok zaten; muhtemelen beklenmedik şekilde erken veda ettiğimizden ve artık bütün konsantrasyonumuzu lige vereceğimizden dem vurmuştur. Kupa için yola devam eden iki favori takımın hocasının bu akşamki maçlardan son canlı yayında söyledikleriyse oldukça ilginçti. Trabzonspor'un hocası Şenol Güneş bu hava ve saha koşullarında maçın oynanmasına isyan ederken, "Maçı kazandık ama bu akşam bana göre ligi kaybettik, bu saatten sonra bu sahada artık top oynanmaz" dedi. Haklıydı çünkü ağırlaşan zemin doksan dakikanın sonunda kolay kolay onarılamayacak hale gelmişti. Galatsaray'ın hocası F. Rijkaard ise Dos Santos transferiyle ilgili soruyu "Eğer doğruysa iyi bir haber" diyerek cevapladı. Buna şaşıran spiker çevirmene haberin resmi internet sitesinden yayınlandığını anımsatsa da Rijkaard'ın bu olaydan bi haber yorumları şaşırttı hepimizi.

6

Fenerbahçe taraftarının burun kıvırdığı Guiza, bu sezon 10 gol atmış.
Galatasaray'ın küstürdüğü Kewell 10, istemedikleri Nonda 7 gol atmış.
Trabzonspor taraftarının bir türlü sevemediği Umut 10 gol atmış.
Bizim en golcü oyuncumuzun gol sayısı yukarıda.

Trabzon'da Kış




Çıkış Yolu


Rıdvan, İsmail, Necip bir de Cumali'yi izlerken Serdar Özkan çoktan abi bilmem farkında mıyız. İnşallah bu çocukların da kredisini uzatırız Serdar gibi. Serdar gençse diğerleri çocuk daha. Nihat ve Nobre gariban affetmediler dün gece. İnönü'nün havasından mıdır suyundan mı sahaya çıkan rakipler müthiş oynuyor. İshak ve Cafercan müthişlerdi. Yıllar önce aynı renklerde Celal Kıbrızlı'nın Şekerspor'unu izlemiştim İnönü'de. Onlar da müthiş oynamışlardı. Orta sahada Necip'in bölgesinde aynı hevesle tutulduğumuz Yusuf oynardı. Onları da zar zor yenmiştik. 2-1. Tribünler de 33 bin 500 kişi vardı. Hala gözümün önünde İnönü Stadyumu'nun tabelasındaki 33.500 yazısı. Sezonun açılış maçıydı yanılmıyorsam. Hava sıcak. Çok şey değişmiş o günden bugüne. İleri mi gitmişiz geri mi diye bakmak lazım. Bugün Türkiye'de geriye doğru koşan kulüpler sıralamasında kafaya oynar Beşiktaş. Bir takımı alt lige düşmek değil, taraftarının ümidini kesmesi öldürür. Saha içindeki oyun her zaman değişir, bugün kötü yarın iyi. Derdimiz de bu değil zaten. Derdimiz zihniyetin geriye gitmesi. Umudun kalmaması. Sonucunu bildiğin bir seçimde kaybetmesini beklerken tarafsız olma gibi bir açmaza düşmek. Bok değil kaka. Mavi değil lacivert demek. Bu tribün b planını da düşünmeli. Yarın zaferle çıkacak bir yönetim var karşımızda. İster inan ister inanma. Demirören bir dönem daha başkan. Bundan sonra ne yapılacak? Bu sezon şampiyonluk gelse bu kadar protesto sonrasında sevinç yaşanabilecek mi? Buruk bir sevinç yaşamak Demirören uğruna doğru mu? Demirören'in başkanlığı kazanması demek Beşiktaş'ın satılması anlamına gelir diye yüksek perdeden bağıran tribünlerimiz, gün olup rakip tribünler İnönü'ye geldiğinde bu tezahürata alkış mı tutacak? Kendi silahımızla aslında bizim olan Beşiktaş'ın ayağına sıkıyoruz. Ne yapmak gerek bir akıl hocası arıyoruz.

26 Ocak 2010 Salı

Kargalar Bile Dona Kalır

Fotoğraftaki karga gerçekten de konduğu çitin üzerinde donmuş. Olay Çanakkale'de meydana gelmiş ama dondurucu soğuklar ülkenin dört bir yanında etkili oluyor. Aklıma Mustafa Denizli'nin geçen seneki "Kimse bana klavuzluk etmeye kalkmasın. Çünkü bu kargalar bana klavuzluk edemez" sözü geldi bu kareyi görünce. Son İBB maçında spiker ve yorumcu da bir kaç kelam edememiş, anlam verememişti hocanın tercihlerine, oyun kurgusuna vs. Onu aldırdı neden oynatmıyor, buna şans veriyor da ötekine neden vermiyor, beriki ters tarafta oynuyor gibi geliyor bana yoksa şüphen mi var?!... Bu akşam üstü (!) manasız bir kupa maçında öteki, beriki ve diğerleri şans bulur herhalde. Antalya maçıyla da lige ısınmaya başlar başka hedefi kalmayan topçularımız. Sonra zaten hepimiz nefeslerimizi tutup çözülmeyi bekleyeceğiz Pazar gününde.

24 Ocak 2010 Pazar

Başarılarınızın Devamını Dileriz!!!

İnsan uzun yıllar kendi kendine yalan söylerse an gelir o yalanını gerçek zanneder. Tıpkı Yıldırım Demirören'in kendi yalanına kendinin inanmış olduğu gibi. Ben aşağıdaki sözlere kendisinin inandığına can-ı gönülden inanıyorum. Gerçekten kendisinin başarısız olmadığını düşünüyor. Hatta bu kez bir adım daha ileri götürüp başarılı olduğunu iddia ediyor. Biz mesela kendisini dışarıdan izliyoruz ve başarısız buluyoruz. Yoksa biz içinde miyiz? Dışarısı neresi ki? Kendisine Yeni Türkü'den şu şarkıyı hediye ediyor, başarılarının devamını diliyorum.

ya dışındasındır çemberin
ya da içinde yer alacaksın
kendin içindeyken
kafan dışındaysa
çaresi yok kardeşim
her akşam böyle içip kederlenip
mutsuz olacaksın
meyhane masalarında
kahrolacaksın
şiirlerle şarkılarla kendini avutacaksın
ya dışındasındır çemberin ya da içinde yer alacaksın
“Kendimi dışardan izleseydim, hem sportif hem de idari yönden başarılı bulurdum.”
By Yıldırım Demirören

23 Ocak 2010 Cumartesi

Bir Beşiktaşlı Gözüyle Fenerbahçe-Denizli

Teşekkürler Digitürk. Zannediyorum bu hafta tüm takımlar sahaya bu pankartla çıkacaklar. Garip bir ülke burası. Hep asıl kahramanlar geride kalıyor, görmezden geliniyor. Fenerbahçe dün gece kadro genişliği nedir gösterdi dosta düşmana. Beşiktaş'ın kadro genişliği parasıyla rezil olmak anlamında kullanılabilir ancak. Fenerbahçe'nin kadrosu ile Beşiktaş kadrosu arasındaki maliyet farkında uçurumlar yok. Aradaki fark Tabata üstü İsmail Köybaşı kadar.

Tribünlerine göz gezdirdim biraz Fenerbahçe'nin. O hava şartlarında bizim ki kadar dolmuştu. Tribünleri bizim tribünlerin kopyası tabii ki. Karşılıklı tezahüratlarında bir anda desibel yükseltilmesi başka bir yerde karşıma çıkınca o tribünlerin yaratıcılık anlamında rakipleriyle olan yarışlarında beyaz bayrak çektikleri anlamı taşıyor benim için. Hatta içlerinde ıslık çalışlarıyla bir Alen bile bulmak mümkün. Onun ıslığını taklit edip bağırın demek isteyen bir eleman bile mevcut. Onu da geçtim KFY tribünü denen tribün sağlı sollu bağırma işine dahi girişiyor. Bizim kapalının ufak modeli bunlar.

Birşey olmuyor ama. Ne yapsalar ne etseler olmuyor. DNA'larına işlemiş. Denizli dün gece oyunu bence hiç ama hiç çirkinleştirmedi. Yere yatıyorlar kalkmıyorlar, sert oynuyor diye homurdanan tribünler Beşiktaş-İBB arasında geçtiğimiz sezon oynanan maça tanık olsalar sahaya inerlerdi herhalde. Denizli kümeye sloganı ise gecenin kaybedeniydi. Bizim kapalıda Kocaeli kümeye diye bağıran ufak bir grubun susturuluşu geldi aklıma. Herşey benzeyebilir ama tribün aklı asla.

22 Ocak 2010 Cuma

Bana Göre


Ligin ikinci devresi bu akşam oynanacak olan maç ile birlikte başlıyor.
Biz de tahminlerimize devam ediyoruz...

Fenerbahçe-Denizlispor: 1
Eskişehirspor-Manisaspor: 10
Kasımpaşa-Bursaspor: üst Ert.
Beşiktaş-İstanbul BB: 1
Ert.
Ankaragücü-Diyarbakırspor: 10
Kayserispor-Gençlerbirliği: alt
Trabzonspor-Sivasspor: 1
Galatasaray-Gaziantepspor: 1
.
Sacripante Banko Kupon
Bochum-Schalke: 2 (1.75)
W. Bremen-B. Munich: 2 (2.00)
Valladolid-Barcelona: 2 (Handikaplı) (1.60)
Celtenham-Rochdale:2 (1.80)
.
Toplam Oran: 10.08
.
Sacripante Sistem Kuponu (4-5-6)
Fenerbahçe-Denizlispor: 02 (4.00)
Eskişehirspor-Manisaspor: üst (1.85)
Bochum-Schalke: 2 (1.75)
W. Bremen-B.Munich: 2 (2.00)
Salernitana-Ancona: 2 (2.30)
Ankaragücü-Diyarbakırspor: 1 (1.65)
.
Toplam Oran: 98.29 / Kupon Bedeli: 22TL / Maksimum Kazanç: 724TL
.
Badem Kupon
Kasımpaşa-Bursaspor: üst (1.65) Ert.
Ankaragücü-Diyarbakırspor: 1 (1.65)
Villareal-Zaragoza: 1 (1.35)
H. Berlin-M'Gladbach: 1 (1.75)
.
Toplam Oran: 6.43

21 Ocak 2010 Perşembe

20 Ocak 2010 Çarşamba

Açık - Kapalı

İki başkan adayımızın listeleri bugün Akaretler'deki kulüp binasında, Divan Kurulu Başkanı Yaçın Karadeniz'e teslim edildi. Murat Aksu bizzat gelerek teslim ederken, Yıldırım Demirören kendi gelmeyerek kapalı zarf içerisinde gönderdi.

Murat Aksu'nun listesi; Ali Baransel, Murat Akdoğan, Emre Berkin, Yahya Kemal Gencer, Merdan Araz, Faruk Pala, Gülengül Altınsay, Bahri Büyükhanlı, Koray Deniz, Mahmut Arslan, Ahmet Nur Çebi, Dündar Yetişener, Adnan Dalgakıran, Mine Kürkçüoğlu Vargı, Cihat Kumuşoğlu, Ender Çolak, Metin Albayrak, Kadir Kılıç.
Gün içerisinde dolanan asparagas haberleri yalanlayan Fikret Orman, Demirören'in listesinde yer almayacağını açıkladı. Buna karşın Demirören'in Alaaddin Aykaç, Fahrettin Curoğlu, Mete Düren, Doğan Küçükemre, Cengiz Zülfikaroğlu ve Serdar Adanalı gibi isimlerle son ana kadar temas halinde olduğu biliniyor.
Zarfların biri açık, biri kapalı. Beşiktaş'ımızın da bahtı açık olsun seçim sonunda, bizim mekanımız hep 'kapalı'...