8 Haziran 2012 Cuma

Polonya-Yunanistan: 1-1


















Çok sade ve güzel bir açılış seremonisi izledik. Sahanın ortasında -TT Arena ve Atletizm Şampiyonası'nda rastladığımız- küre şeklinde bir perde olmadan salak saçma işlere girmeden tadında bir açılış izledik. İlla saçma sapan ışık oyunları yapmaya gerek yokmuş. Umarım herkes görmüştür.

Maç ise bu güzel açılış kadar keyifli başlamadı. Polonya ev sahibi olmasının avantajını erkenden hissettirdi.Yunan savunması yine alıştığımız can siperane gömleğini giymişti. Yunanistan Rehhagel'den kalma kapanma alışkanlığını atamamış, 4-3-3 görünümlü 4-5-1 ile sahada yer aldı. Yunanistan'ın görüntüsü böyleydi.

Ev sahibi Polonya'nın acelesi ev sahibi olmasından sanırım. Çok çabuk kaleye gitmeye çalıştılar. Sol kanadı neredeyse kullanmadılar. Sağ kanadı da bir o kadar güzel ve çok kullandılar. Buldukları ilk golde oradan geldi. Polonya'nın Dortmund'da oynayan oyuncuları çok konuşulacak sanırım. Blaszczykowski ve Lewandowski turnuvanın dikkat çekenleri arasına girebilirler. Polonya daha baskılı ve daha çok pozisyon bulunca galibiyetin kolay geleceğini düşündü sanırım herkes. Fakat işler tersine döndü.

Golü yedikten sonra Polonya daha az baskı yaptı. Yunanistan ise biraz daha cesur oynadı. Yunanistan savunması kadar defanstan topu uzaklaştıramayan oyuncu topluluğu görmedim. İleri uzun vuramadılar ilk 45 dakika. Bir de Ninis'in mahalle topçusu topuk pası denemeleri olacak gibi değildi. Hızlı ama etkisizdi maç boyu. Zaten zar zor pas trafiği yapan Yunanistan Ninis'in fantezilerine mahkum kalınca ilk yarı Gekas'ın yarım kafa vuruşuyla tamamlandı. Maçın hakemi ise ağır aksak giden maçı bir anda katletti. Sokratis'e öyle kartlar çıkardı ki Polonya'yı antipatik yaptı. Bununla da kalsa iyiydi aslında. Yunanistan'ın ender gelişen hücumunda ceza sahasında elle açık müdahaleye penaltıyı veremedi İspanyol hakem.

Topuk meraklısı Ninis'in yerine Salpingidis ile başladı ikinci yarıya Portekizli teknik adam. Maça da öyle başlasaymış keşke. Salpingidis fırsatçılığı ile 1-1'e taşıdı skoru. Polonya golden sonra aceleci kararlardan nedense vazgeçti. Bu aslında Yunanistan'ın istediği temposuzluğu da beraberinde getirdi. Polonya golü yedikten sonra karşı kaleye gitme iştahını da kaybedince Yunanistan 2. golü de bulacaktı biraz daha becerikli olabilselerdi. Polonya Tek. Dir. Smuda -Smuda Altay'ı çalıştırırken sezonun ilk maçı İzmir'de Altay-Fenerbahçe. Fenerbahçe geçen sezon 103 gol atmış. Bu yüzden medya 5-10 olur diyor. Altay 2-1 yeniyor. 2. golden sonra Smuda maç oynanmaya devam ederken stadın etrafında tur atıyor. Böyle de manyakmış kendisi. Bu bilgi için Mert Aydın'a teşekkür ederiz-ilk maçında sınıfta kaldı. Oyuna etkisi hiç yoktu. Ben sanırım yedek kulübesinde olsam kimse anlamazdı. Salpingidis'in böyle bir turnuvada yedekten gelip böylesine etkisini göstermesi inanılır gibi değil. Muhteşem bir etki yaptı ve maçı tersine çevirdi diye düşünürken bu kez Polonya yedek kulübesinden gelen Tyton maçın kahramanı oldu. Maç kötü başladı, güzel bitti. Yunanistan kötü başladı, güzel bitirdi.

Metin Diyadin'in Dünyası

Sene 2008 Metin Diyadin Eskişehirspor'un başında. Eskişehirspor henüz Süper Lig'e çıkmış değil. Kartalspor maçı öncesi Kartal'da bir otelde. Lobide konuşmuştuk, uzun bir röportaj vermişti. Ben röportaja gitmeden önce medyanın en çok konuştuğu şey Sergen-Metin Diyadin anlaşmazlığıydı. İlk sorumda o olmuştu. "Biz hallettik o sorunu, artık yaşanmayacak" demişti. Röportajdan 3 hafta sonra Metin Diyadin'in sözleşmesi tek taraflı fesh edildi.

Şimdi Kasımpaşa ile Süper Lig'de. Bu kez çalıştırdığı takım yönetimiyle gündemde. Metin Diyadin bu yönetimle anlaşabilir mi?

...Teknik direktörlerin prensipleri ve ilkeleri olmalı. Bunun dışına da asla çıkmamalılar. Bugün siyasette de karşımıza çıkıyor. Bazı değişmemesi gereken kurallar vardır. Ülke gündemini ve siyasetini de yakından takip ediyorum, bu nedenle vurgu yapıyorum. Türkiye'nin içinde bulunduğu dönemde de bunları görebiliyoruz. Bazı ilkeler vardır ki, bunlar değişmez. Şu an tartışılanlar değişmez.(Metin Diyadin'in neden bahsettiğini Mart 2008 gündemine bakarak rahatlıkla anlayabilirsiniz.) Ancak ve ancak gelişime uğrar...



Yalçın Küçük Futbol Yazmış

Yalçın Küçük seveni sevmeyeniyle son 50 yılın fenomenlerinden biri. Ben rast geldikçe Aydınlık gazetesindeki yazılarını okumaya ve anlamaya çalışıyorum. Anlamaya çalışıyorum çünkü anlaşılması hayli zor bir dili var.

Genellikle isimlere, anlamlarına ve köklerine inerek kişilerin geçmişleriyle ilgili tahliller yapıyor. Şu budur, kökeni budur diyerek bence yaftalıyor. Bugün blogumuza konuk olmasının nedeni futbol üzerine yazması. Burada kesiyorum ve 06 Haziran 2012 günü köşesindeki bir kısmı buraya aktarmak istiyorum.

.... 23 Mayıs'ta Hürriyet'in dedikodusu Haber-Türk'ün sahibi Ciner'in Kasımpaşa'yı satın aldığıdır. "Beşiktaş" yapacakmış, İhsan Kalkavan ile Mübariz Mansimov yönetime girmişler. Güzel, bundan sonra iş bana düşüyor...

...Mübariz, bir süre önce, 50 milyon koyup Beşiktaş'ı almak istedi, arkadaşı Aziz Yıldırım tavsiye etmedi, Süleyman Seba ve Yıldırım Demirören karşı çıktılar. Kasımpaşa ikinci hamle olmalıdır...

Tabii burada en dikkatimi çeken konu Mübariz Mansimov'un 50 milyon'a Beşiktaş'ı almak istemesi. Oğlumu bulana 100 TL gibi saçma olmuş. Bu ne zaman olmuş o konuda bir tarih bildirmemiş yazısında. Seba zamanında olmuş olmalı diye düşünüyorum. Demirören'in elinin kiri ne de olsa. Seba zamanında olsa Ayhan Akman'a 8 milyon dolar veren Seba'nın da bu paraya tenezzül etmeyeceğini biliyoruz. Neyse...

Ne olursa olsun futbol konusunda bahsedilmeyen ya da ilk kez duyduğumuz bir iddia olması sebebiyle buradan paylaşmak istedim. Ezber bozan diyecektim ama o da laçka oldu.

7 Haziran 2012 Perşembe

Gözüme Kestirdiklerim


100.Yıl için özel saten bir atkı üretilmişti, ben o zaman da 100. Yıl Forması'ndan daha güzel bulmuştum atkı işini. Çünkü böyle ürünler hatıra olarak yıllarca saklanmalı diye düşünüyorum her zaman. T-shirt nihayetinde esner, yıpranır, bozulur ama atkıya bir şey olmaz. O yüzden benim gibi t-shirt almaya ısınamayan arkadaşlar varsa bu gerçekten güzel bir alternatif. Meraklılarına duyurulur fiyatı 19,90 TL.

Zaten FEDA t-shirt'ü almak isteyen üstüne göre olanı, istediği rengi arasa bulamaz şu aralar. Çünkü hedeflenilen rakamın çok altında üretim yapıldı. Kartal Yuvası ve Yönetim geçmiş yıllardaki kötü tecrübelerinden dolayı korkularından 100.000 tane yaptıramadılar. Elimizde kalmasın diye. Şimdi de ilk 10.000'ler hızla tükendi Kartal Yuvaları ürün bekliyor ama bir dahaki parti ne zaman gelir bilinmez. O zamana kadar inşallah milletin gazı geçmez. Benim tahminim bir ay sonra pek gidip soran olmayacak ama hadi hayırlısı.

Bu arada arkadaşıma FEDA ararken bunu gördüm çok beğendim ve bir tane hediye etmek için aldım. Yine aynı sıkıntılar bu t-shirt için de geçerli. Beden yok, numunelik bir iki tane getirtilmiş onlar da alanın elinde kalıyor.
Buradan çıkartılacak bir sonuç var; güzel olan hiç bir ürün elinizde kalmaz değerli yöneticiler. Saçma sapan tasarımları yaptırmaya ayıracağınız kaynağı sağlam modellere ayırırsanız bundan herkes fayda sağlayacaktır.

Orada sesimi duyan var mı??
Yok.

24 Mayıs 2012 Perşembe

Feda

Feda.

Haklısınız, doğru yoldasınız, olması gereken bu. Biz zaten söz verdik, bu yolda yürümek üzere adımlar attık, geri dönmeyiz, zaten çok şey feda ettik daha da edeceğiz.
Bu bağlamda FEDA t-shirt'ü doğrudur, kampanya doğrudur, verilen mesaj doğrudur.

Taraftar bu kadar duygusal yaklaşılan bir konuda elini cebine atacak takımını yalnız bırakmayacaktır, bu da 2+2=4 kadar ortadadır, gerçektir.

Okuyanlar bana kızacak ama ben yine de eleştirmek mecburiyetindeyim.
Ben bu t-shirt'e minimum 30 TL maksimum 50 TL vermeyi gözden çıkarttım. Eminim o ilk partiyi bitiren 1500 taraftar da benimle aynı düşüncedeydi. En azından 1400'ü!

Ama t-shirt'ü görünce, dokununca, penye kalitesine bakınca yine canım sıkıldı.

Lütfen yapmayın şunu Allah rızası için. Fanila benzeri uyduruk bir penyeye basmayın. Aldığımız şey hatıradır, biraz daha özen biraz daha incelik. Bu zihniyet ne zaman değişecek? Çok mu şey bekliyorum bilmiyorum ki...


Beşiktaş

Öyle bir kopmuşuz ki ligden de sonundan da. Süper Final'den de... Ne olup bittiğini hatırlamıyorum desem yeridir.

Uzun zamandır ilk kez Beşiktaş Futbol Takımı'na karşı nötr vaziyetteyim. Kızgın değilim. İçimde ufak bir mutluluk da yok. Yeni sezon umarım bize bunlardan en az birini hissettirmek için bahaneler sunar.
Gayet anlamsız bir sezon yaşadık. Bir şeyler yapıyormuş gibi gözükmekle beraber hiçbir şey yapmadık aslında. UEFA'da yol almışız, yapma ya Allah razı olsun elimizde ne var hiç. Türkiye Kupası'ndan dalga geçilerek elendik. Süper Final'de cezalandırıldık biletler kombineler yandı. Geriye ne kaldı derseniz, sadece bir Fenerbahçe galibiyeti bir Galatasaray beraberliği. Benim açımdan bir önemi yok. Çünkü şampiyon olmadıktan sonra olana yol açmanın da engel olmanın da anlamı yok.

Allah'tan imdadımıza basketbol takımımız yetişti de biraz heyecanlandık, bir parça gurur duyduk. Final serisinde de hiç olmazsa gidip destek olabileceğimiz, sonuç ne olursa olsun alkışlayacağımız bir takımımız var. Umarım önümüzdeki sezonlarda başarıları devam eder. Beşiktaş Jimnastik Kulübü unuttuğu yan branşları hatırlar ve onlara gereken değeri verir.

Yine stat yıkılacak manşetleri atıldı. Gereken izinlerin hepsi atılmış denilen o. Kombine alacak mıyız maç oynanacak mı sorunsalı şimdiden kafamızı meşgul etmeye başladı. Hayırlısı olsun ne diyelim.

Yönetimimizin ne yaptığı, ne yapacağı da pek belli değil hani. Politikamız nedir bilmiyoruz. Taraftara düşen görev belli de kulüp ne yapmayı düşünüyor muamma. İyice beyin d.mcıklaması yaşıyorum ne yalan söyleyeyim Beşiktaş ile ilgili, dur bakalım neler olacak bu sezon. Allah sonumuzu hayır etsin.

17 Nisan 2012 Salı

Bakma Sen

Herkes baksın sen bakma hakeme öyle. Ernst baksın, Hilbert baksın. İsyan da etsinler. Sen ardına bile bakmadan git soyunma odasına. Formanı çıkart ve önüne koy. Düşün hele o adamlar neden sahaya atladılar acaba? Neden çıldırdılar ve kendilerini kaybettiler? Haksızlığa tahammül edemedikleri için mi acaba? Pekiyi sen dönüp kendine baktın mı hiç? Senin bu performansın haksızlık değil mi? Artistliğin on numara futbolun dört buçuktan beş. Dün hakemin kırmızısından yırttın belki ama tribün yapıştırdı anında.

Kağıt üstünde kıskanılası isimlere sahip, masa başında esamesi okunmayan bir takım. Deplasmanlarda kıyım kıyım kıyılan, kendi sahasında yok sayılan bir takım. Şampiyonluktan kopunca bonkörleşen bir takım. Ve bu takımı bu hallere getirip de kayıplara karışan bir yönetim. Dün gece belki de bardağın taştığı son damla gibiydi. Hani iğneyi kendine çuvaldızı başkasına batırmak lazım ya; bizim her yerimiz iğnelenir olmuştu epeydir. Dün de batırdık işte. Her anlamda.

Sabote etmemek lazım zira hala kovalanan bir UEFA Avrupa Ligi var. Dördüncü olup da alttan gelenle oynanacak final maçına işi bırakmamak için kazanmaya başlamalıyız. Birilerini, puanları ve değerlerimizi...

15 Nisan 2012 Pazar

Direnaj Mucizesi

Dün o kadar ıslandık ki, daha yeni kendime geldim diyebilirim. En son yanılmıyorsam 2002 sezonuydu Gençlerbirliği ile oynanan Türkiye Kupası maçında bu kadar ıslanmıştım. Cezaymış gibi yağdı yağmur tüm öğleden sonra. Bahtsız takımız bu konularda alışığız ne diyelim.
Erken giren taraftarların şemsiyelerini içeri sokmalarına izin vermediler, bu yağmurda bu kadar aptalca bir uygulama nasıl oluyor hala anlamıyorum.
Sahanın hali, eskiliği, yıpranmışlığı maalesef içler acısı. Belde belediyesi zihniyetiyle tahta sopalarla, paspaslarla suyu dışarı atmaya çalıştık diyecek bir şey bulamıyorum. Gerçekten durumumuz vahim bu sahayı bir an evvel yenilemek gerekiyor bakalım ne olacak.
Prosedürü bilmiyorum fakat bu maçın oynanamayacağı maçın başlamasına iki saat varken de gayet belliydi. Bazıları kesin iptal edilir diyerek gittiler, biz inatla bekledik beklenen oldu. Neden daha önceden iptal etmediler bilmiyorum, maç saatine kadar beklemek gerekiyor sanırım kurallara göre.
Biletli gelen ve bileti atanlar nasıl itiraz edecek veya iptal edip biletlerini alabilecekler bilmiyorum ama o konuda da epey sıkıntı çıkacak gibi gözüküyor bu iki gün içerisinde.


Bir de şu kare var aklımdan çıkmayan. United Colors of Beşiktaş! Kimse alınmasın arkadaşlar "yağmur vardı ne yapalım" deyip kendilerini savunmasınlar. O kadar atıp tutmaya benzemez işte "erkek adam renkli takım tutmaz" diye. Adama böyle giydirirler! Sarı, kırmızı, lacivert, yeşil, mavi, mor ne ararsan vardı. Kartal Yuvası'ndan yağmurluk mont almazsan, hadi onu almadın alamadın yağmurluğun da en azından siyahını ya da beyazını bulmazsan o sarı-lacivert, yeşil-beyaz, sarı-kırmızı yağmurlukları giyersin. Bir tanesi de dememiş ki ulan bu renk giyilir mi diye.
Demek ki neymiş önce can sonra cananmış!
Sallamasınlar boşa.

10 Nisan 2012 Salı

Şampiyon Beşiktaş ya da Ölme Eşeğim Ölme



BJK-GS:1-0
FB-TS:0-0

1-GS:39
2-FB:35
3-BJK:31
4-TS:29

GS-FB:0-0
TS-BJK:0-1

1-GS:40
2-FB:36
3-BJK:34
4-TS:29

TS-GS:1-0
FB-BJK:0-1

1-GS:40
2-BJK:37
3-FB:36
4-TS:32

GS-TS:0-0
BJK-FB:1-0

1-GS:41
2-BJK:40
3-FB:36
4-TS:32

TS-FB:0-1
GS-BJK:0-0

1-GS:42
2-BJK:41
3-FB:39
4-TS:32

FB-GS:1-0
BJK-TS:1-0

1-BJK:44
2-FB:42
3-GS:42
4-TS:32

9 Nisan 2012 Pazartesi

Bu Nasıl Fikstür? Yanılıyorsam Düzeltin Dostlar!

Bizi okuyan tüm arkadaşlar, bir futbol cahili olarak soruyorum bildiğim doğru mu yanlış mı?

Avrupa kupaları dahil tüm dörtlü finallerde grup maçları başladığı sıranın tersine doğru biter. Yani şunu demek istiyorum; A - B - C şeklinde oynadıysan ikinci tur dönerken C - B - A şeklinde döner ve o şekilde bitirirsin.

Fakat burada bir farklılık var.

Beşiktaş - Galatasaray
Trabzonspor - Beşiktaş
Fenerbahçe - Beşiktaş

Bu maçların rövanşı
Beşiktaş - Fenerbahçe
Beşiktaş - Trabzonspor
Galatasaray Beşiktaş şeklinde olmalıydı.

Ama son haftaya final bırakmak zihniyeti ile son maçların yeri değiştirilmiş. Şampiyon son maçta belli olsun diyerek Fenerbahçe - Galatasaray maçı en son haftaya atılmış.
Fikstürün belirlenmesindeki düzende yanılıyor muyum bilmiyorum ama burada da yine bir dolaplar dönmüş. Herhangi bir açıklama da yazmıyor federasyonun sitesinde. Tempo, heyecan ayaklarına Lig TV'ye bir kıyak daha çekilmiş. Bir iddiamız yok eyvallah ama bu kadar da saman altından su yürütür hareketlerde bulunmayın arkadaş.

Yine de ben yanılıyor olabilirim, okuyan arkadaşlardan da yorum bekliyorum.

2 Nisan 2012 Pazartesi

Çakal Olmayan Carlos


Hasbel kader getirdiler İstanbul'a. Hiç bir vaatte de bulunmadı. Okey masasında çiş molası veren adamın yerine bakar gibi geçti takımın başına. Bok yoluna gitti zaten esas adam. Bizimki bir zaman sonra yancı olacağını bile bile oynadı taşları. Okeyi vardı, onu da kullanamadı. Ya da okey yalancıydı, biz bilemedik. Elde o kadar çok Portekizli vardı ki çifte gidesi gelirdi insanın ama o hep ara taşları buldu. Gollere en az bizim kadar sevindi, yani tribünde olsa iki üç sıra aşağıdaki adamın sırtında bulabilirdi kendini... Altı ay önce bu cümlelerle anlatmaya çalışmışız Carlos Carvalhal'i. Sezon sonunda bir sürpriz yapıp omuzlarda bulur mu kendini diye düşünmüşüz ama olmadı. Normal sezonun son maçından önce görevine son verildi. Sorun çıkardığını da şaşırdığını da zannetmiyorum.

Bu ülke de başarıya giden her yol mübahken, başarının kıstasları da çok farklı. Kendisini başarılı bulduğumu söyleyemem ama bu onu sevmemi engellemiyor. Sevaplarıyla, günahlarıyla gönlümüze yazdırdı adını ve kendi rızasıyla olmasa da siyah-beyaz hikayesinin noktası kondu. Yolun açık olsun Carlos...

1 Nisan 2012 Pazar

Beşiktaş Off


Eskiden ligin normal şekilde, 34. hafta maçlarıyla bittiği sezonların son maçında skor beklentisi olmayan taraftarlar önünde oynardı Beşiktaş. Yine de "İstanbul'da bu son maç, sevindirin bizleri" tezahüratları ile takıma ricada bulunulurdu . Kaç kaç olduğuna bakmaksızın, bütün bir yazı Beşiktaş'sız nasıl geçireceğini düşünerek izlerdi tribündeki sevdalıları. Maç biter gönül dostlarıyla bir süreliğine vedalaşılır ve semtten hüzünle ayrılınırdı.

Bugünkü maç bu havada değildi. Play off denen icat sebebiyle son değildi çünkü. Hocamızın garantilediğimiz için mesut olduğu bu mini lige şansımızı da taşımak adına puanlar almalıydık ama nafile. Takım sadece adını yazdırmakla kalacak gibi. O altı maç sonunda herhalde  "Önemli olan katılmaktı" diyerek ayrılacak Carvalhal. Zaten son kaç maçtır eskisi gibi sevinç gösterilerinde bulunacağı bir gol de atamıyoruz.

Tribünler bugünün özelliği sebebiyle latife yaparak yönetimi daha ilk maçında istifaya davet edip hemen akabinde bunun şaka olduğunu belirten tezahüratta bulundu. Lakin bu işin şakası kalmadı. Beşiktaş'ın ağırlığını taşıyacak futbolcular görmek istiyoruz sahada. Tabi ki onların başında da hedefi katılımdan çok atılım olacak bir hoca.

Tribün de adam seçip ıslıklamaktan, iki hareketle baş tacı yapıp sonra bir hatada taca atma huyundan vazgeçmeli artık. "Ahmet Dursun, Seba gitsin" dendiğinde pişman olanlar bugün 'kim gitsin?' diye sorduğumuzda yine liste çıkarır. Kalan biziz, olan da bize oluyor. Beşiktaş takımdır. Yine takım olduğunda karşısında kimse duramaz.

Eskiden küme düşen takımlara 'on' tane atarken bugün onlar karşısında hep 'off' modundayız. Samsun'un yok olmaya yüz tutmuş ümitlerini yeşertip, Antalya'nın ahını aldık yok yere. Bazen yükselmek için dibe vurmak lazım. Geçen seneki Galatasaray gibi puan cetvelinde diplere demir atmadık diye şükredecek değiliz. Biz zaten son iki senedir dipteyiz, sondayız, depresyondayız. Play off''da başroller kapılmış bence biz figüranız. Kötü adam mı oluruz, sürpriz sonla mı bitiririz bilemiyorum. Önümüzdeki maçlar Avrupa'ya gidebilmek için önemli ama biz esas daha genişçe önümüzdeki yıllara bakalım.

26 Mart 2012 Pazartesi

Yaşamak Bir Orman Gibi Kardeşçesine

Fikret Orman yeni başkanımız.
Tüm camiaya hayırlı olsun bakalım neler olacak.

İlk beklentim "Aşkımıza sahip çıkmak" için taraftarı yönlendirmesi. Bir önceki yazıda da belirttiğim gibi artık kendisi bizim başkanımız. Bizi doğru yönlendirir, özendirirse ve en önemlisi adım atarsa bu sezon Beşiktaş taraftarı daha fazla destek olacaktır.
Öncelikle şu stat işi belli olsun artık. Yıkılacak mı? Yıkılırsa nereye yapılacak? Yıkılmazsa kombine fiyatları ne olacak. Bu sene taraftarın ortaya koyduğu net bir tavır var iyi bir analiz ve doğru fiyatlandırma ile kombine sayısını arttırmalıyız. Kombine sayısının artması demek her maç daha çok taraftar demek bunu hepimiz biliyoruz.
İkinci olarak artık Kartal Yuvası profesyonellerle çalışmalı. Taraftarın günlük yaşantısında ve maçta rahatlıkla kullanabileceği ürün çeşitliliği ve kalitesi sağlanmalı ki gelirleri arttıralım. Buna ek olarak korsan ürün satıcılarını stat etrafında barındırmamalılar. (Taraftar da bilinçlensin bir zahmet artık almasınlar şunu!)

Bu liste böyle uzatılabilir. Yeni yönetimden sosyal medyayı takip etmesini de bekliyorum işin açığı. Buralardan kopmamalı uzak kalmamalılar. Bloglarda, Twitter ve Facebook'ta gerçekten gittikçe daha da bilinçli hale gelen bir kesim var. O hani her olayın altına dan dun yorum yapıp ayılama eleştiren ve küfür eden dallama klavye cengaverlerinden elbette bahsetmiyorum. Beşiktaş bir yere gelecekse bu tip taraftarın da yani yeni nesil ve daha bilinçli olan kesimin de buna katkısı büyük olacak.

Derdimiz ne şampiyonluk ne kişisel menfaat. Takım borçlarından kurtulsun, istikrarlı ve başarılı olsun. Artık tribünde kavga dövüş sona ersin ve mümkünse sahamız kapanmasın.
Bize gönülden bir adım atana biz koşarak geliriz. Böyleyiz herkes bilir.
O yüzden yalan beyanlarla artık ne vaktimizi ne kapımızı çalsınlar.

Yükü ağır yeni başkanın biz de hafifletmek için elimizden geleni yaparız. Samimiyet ve dürüstlük önemli. Umutsuz yaşanmıyor sonuçta, güzel günler göreceğiz inşallah ne diyelim...

Yani Ne Yapalım?

Bu yazıyı başkanlık seçiminden önce yazacaktım olmadı,

Fikret Orman'ın yaptırdığı pankart ve afişleri görmüşsünüzdür. "Şimdi değilse ne zaman! Aşkımıza sahip çıkalım" diyor. Ben askerdeyken muhafız birliği "hedef göster ceset iste" diye bağırırdı. Şimdi bu pankart iyi, güzel gayet duygusal ama hedef eksik.

Sahip çıkalım, ne yapalım? Kombine mi alalım? Maça mı gidelim? (Sezon bitti). Ürün mü alalım? (Kartal Yuvası'ndaki ürünlerin hali ortada bir kırmızı forma bile çıkartamadınız, farklılık yok ki gideyim para verip destek olayım.) Baklava alıp tesislere mi gelelim? Şiir mi yazalım? Ne yapalım?

22 Mart 2012 Perşembe

Sevgi Pıtırcıkları


UEFA'dan elenmişsin, ama oynadığının oyunun beş paralık değeri olmadan. Sen kamyonla gol yedin zamanında güzel Beşiktaş'ım biz sana sırt mı döndük? Bu sefer Mart ayına kadar oynadın tur atladın diye Forza sana yine methiyeler düzdü. "Bize Mart'ı gösterdin helal olsun, canın sağ olsun" gibilerinden... Biz o maçta sahada kahrolanlardanız. Oynanan oyunu gördükçe içimiz acıdı.

Gelelim Türkiye Kupası'na yine aynı hikaye. Boluspor "Beşiktaş elenmeyecek bir takım değil, eleyeceğiz" diyor ve eliyor! Sen de sahada seyrediyorsun. Elinde başka ne var ki kalan? Şampiyon mu olacaksın? Bu maça nasıl bu kadar düşük konsantrasyonla çıkarsınız anlamıyorum.
Ama olsun, biz yine öpüp başımıza koyalım. Ses çıkartmayalım. Konuşmayalım. Kuzu gibi gidip gelelim. Bunlar da top oynamasın, takılsın, gezsinler.

Biraz itiraz, biraz protesto, biraz anarşizm lütfen. Yakalım yıkalım demiyorum. Ürün almayalım kombine almayalım hiç demiyorum. Ama şu fakir edebiyatını bir tarafa bırakalım, bu kulübün düzelmesi için taraftar olarak ne yapabiliriz ona kafa yoralım.

Yapmıyor muyuz? O zaman o Çarşı'nın 'a'sı var ya hani anarşinin 'a'sı olan; onu da ya evrensel barış işaretiyle değiştirelim ya da çevirip g.tümüze sokalım!

20 Mart 2012 Salı

Sadece Biz


Beşiktaş'ın önemli maçlarda tıka basa dolmasının ardından hafta içine denk gelen bir lig maçına aynı ilgi olmayacaktı burası belli. Zaten benim için böyle zamanlar annemin çocukken yaptığı günden sonra misafirlerin gitmesi ve evdeki kısırın, pastaların çöreklerin bize kalması gibi.

Şimdi 33.000 kişi bir önceki maça geldiyse ve şimdiki maça 10.000 kişi ancak geliyorsa aradaki 23.000 kişinin hepsinin maddi durumunun kötü olduğunu, bilet alamayacaklarını düşünemem. Maalesef taraftarımızın büyük kısmı takıma sırtını dönmüş durumda. İlgisizler ve takip etmiyorlar. O yüzden sosyal medyada "aman bize de 50.000 kişilik stat olsun Beşiktaş'ımıza o yakışır" sallamalarını bir kenara bıraksınlar. Bize yakışan neyse bu takıma gönül verenler önce onu yapsın da sonrasında rakamlar konuşulur. Ayrıca şahsi görüşüm 25.000 yeterli, 25.001 değil!
Gerçi ben bu durumdan rahatsız değilim asıl tam tersine böyle maçları daha çok seviyorum. Tatilcilerin gitmesinden sonra Bodrum nasılsa dün öyleydi tribün. Biz bizeydik.
Sohbet ettik, kulübü kurtardık, memleketi kurtardık. Gollerde sarıldık kucaklaştık.

Saf aşıklar gibiyiz, bizi mutlu edecek hiçbir şey yok bu ilişkide belki verdiği zarardan başka ama orada olmayı seviyoruz işte. Zaten Beşiktaşlı'nın tek sevme yolu budur.
Reddine aşk!

Ricardo maalesef bir golle gönlümüzü kazanamazsın ama yine de ayağına sağlık.
Fernandes sana diyecek sözüm yok. Nasıl oldu da seni izleme şansını yakaladık, sen bu takıma nasıl geldin anlamak mümkün değil.

İyi ki varsın.

4 Mart 2012 Pazar

Ne Fark Eder Kartal Sen Her Gün Yenilsen?









Sırf bana mı öyle oluyor bilmiyorum ama bu sene kimsenin yüreği pır pır etmiyor gibi. Hani bir bestemiz vardı ya; 'Ne fark eder Kartal, sen her gün yenilsen?' diye, onun söyleniş maksadı farklı olsa da bu sene aynen öyle geçip gidiyor. Kimi başkan sebebiyle alınan skorları umursamıyor, kimi şike sansasyonu sonrası oynanmaya başlanan play-off sistemli sezonu iplemiyor. Sonuçta Beşiktaş kaç maçtır kaybediyor ama o kadar da koymuyor. Koyan başka şeylerle dolmuş taşmışız, puan hesabını bir kenara bırakmışız hepimiz. Neyse, derin mevzulara girmeden kısa bir maç değerlendirmesi yazalım.

Takımın yarısının aklı çoktan uçakta Madrid'e doğru yola çıkmıştı sanki. Carvalhal takımı atak oynatarak nasıl bir skor bekliyordu bilemiyorum ama ilk yarım saat sonrasında ben beklentilerimi minimuma indirgemiştim bile. Orta sahada Ernst Başkan didinmekten iki büklüm olurken, geride didinen Egemen olmayınca evlere şenlik bir defans vardı bu akşam. Doksan dakikanın sonucundaki skor da şaşırtmadı. Hatta Trabzon o kadar gol kaçırdı ki yıllar önceki 7-1'lik maçın rövanşı alınabilirdi. Özellikle Burak Yılmaz ligde attığı gol sayısı kadar gol kaçırdı neredeyse. Bir de ağzından öyle bir küfür kaçırdı ki, biz tribünde hakemlere öyle veryansın etmiyoruz.

İlk iki maçtaki dondurucu soğuğa rağmen kıskandıran bir tribün performansı gösteren bayanlar bu gece nispeten daha iyi bir havada stadı hemen hemen doldurarak ellerinden geleni yaptılar. Maç 0-0 iken pınarbaşına girmeleri enteresan oldu. Onlar boynu bükük, kendilerine ayrılan yerden fazlasını dolduran laz kızları yüzlerinde gülücük evlerine dağıldılar. Maçın en güzel anı Carvalhal'in işaretiyle oyuna gireceğim diye saha kenarından kulübeye koşmaya başlayan Mustafa Pektemek'in hocanın 'bekle' işaretiyle suratına yansıyan üzüntü ifadesiydi.

11 Şubat 2012 Cumartesi

Açık Kalp Ameliyatı


Eskiden  "Aman oğlum bırak, ne üzülüyorsun? Beşiktaş mı kurtaracak seni?" derdi annem. Şimdi ben Beşiktaş'ı kurtarma derdine düşmüşüm. Bırakmak bir kenara, her yenildiğinde daha bir sarılmışım yıllar geçtikçe. İşte o eski ve herkesin derdinin sadece Beşiktaş olduğu dönemlerden bir pankart. Öyle güzel özetlemişler ki Beşiktaşlılığı. Teşhisimiz belli ama bünye tedaviyi kabul etmiyor.

Bloga en son yazdığımızda Carvalhal son dakika golüne sevincinden depara kalkmıştı. O kadar konuşuldu ki herhalde nazar değdi. Adamcağız dört maçtır sevinemiyor. Dolayısıyla biz de. Kayseri'den kaç senedir puan kayıplarıyla dönüyorduk zaten İstanbul'a. Mersin maçı da kızların gözü önünde çığlık çığlığa gitti. Kadıköy'e puan fakirinin ekmeği olan umutla gitmemize rağmen iyi futbol oynayarak kaybettik ve en son Perşembe akşamı Sivas'ta maçın bitmesine yakın yılın golünü yiyerek iki puanı daha kayıplar hanesine ekledik. Ne olduğunu anlamadan ligin normal bölümünün sonuna geliyoruz.  Sonunda da ne olacağını pek anlayan yok. Play-off olayı resmen itibarını kaybeden Türk futbolu için bir aç-kapa (on-off) şeklinde Türk işi çözüm.

Yastığa başımızı koyduğumuzda sadece puan hesabı yapardık küçükken. Bugün hesabı kitabı yapmaya çalışıp da işin içinden çıkamadığımız o kadar çok şey var ki. Bir çırpıda sayılabilecek ve akla gelen dolu hatalar. Kendi kendimize konuşur buluyoruz sonra kendimizi. Deli diyorlar...

25 Ocak 2012 Çarşamba

Güzel Antrenör Golden Sonra Takıma Koşandır!

Dün akşam ne maçın stresi, ne tartışmalı pozisyonlar, ne yerde yatan futbolcular, ne yağmur ne çamur.. hiçbir şey kalmayacak aklımda bu kareden başka.

Bu kadar zamandır maç izliyorum, (lütfen yazılarımızı takip eden arkadaşlar bilgileri varsa yorum yapıp beni de aydınlatsınlar) maç bitmemişken golden sonra sahaya koşup oyuncuların üstüne atlayan, böylesine bir sevinç yaşayan antrenör görmedim.

Gol sevinci tam eski açık tribününün numaralıya komşu olan köşesinde yaşandı. Gözlerimin önünde. Eğer bu gol sevincine katılmak için sahaya girmemize izin verselerdi eminim bir uçtan diğerine ancak bu kadar hızlı koşabilirdik.
Takıma sarılmak için koşan, tribünden inen birisi miydi Beşiktaş takımının antrenörü Carlos muydu başka biri görse belki de anlayamazdı. Zaten Holosko sırtını döndüğünde hocanın kendisine doğru koşarak geldiğini görünce bir an o da gözlerine inanamadı, sonra kucaklaştılar. Videoyu defalarca kez izledim, izlemeyenler baksınlar ne demek istediğimi anlayacaklar.

1903 http://rakamla10.blogspot.com/2011/11/garip.html yazısında hocanın 'egosuz' bir insan olduğunu söylemişti. Çok doğru ve gerçekten samimi bir adam. Sanki bu öğlen gitsem yanına benimle çay içip tavla oynar, akşama rakı-balık yapalım desek 'tamam ben balıkları ayıklatır getiririm' der. Şu zamana kadar bir çok yabancı antrenörümüz oldu, bir çoğunu çok sevdik ama dün akşam bu adamın takımı sahiplenmesi ve sevince - üzüntüye ortak oluşundaki duygusallığı gözümde onu bambaşka bir yere taşıdı.

Bir maçtan sonra temsili olarak karşılıklı koşup birbirimize sarılalım mı Carlos Hocam?
Yanımda beraber ıslandığım, hiç tanımadığım, golden sonra sarıldığım adam kadar Beşiktaşlı'sın, harikasın Hocam.
Lütfen hep böyle kal.

24 Ocak 2012 Salı

Biraz Fazla Kaçmış



Yarın oynanacak kupa maçındaki oranlar biraz vicdansızca olmuş. Yani tamam sürekli tokatlanıyor olabilir ama yine de Madrid. :)
Bu arada bu akşamki Beşiktaş - Gaziantepspor maçı için bize 1,15, rakibe 9,00 verilmiş. Bu da saçma! Ne biz o kadar mükemmeliz ne de Antep o kadar kötü.
Neyse bakalım ne tutacak.

(Not: Ronaldo senden gerçekten hiç hoşlanmıyorum. Senin yüzünden Clear alamıyorum, kepeklendi lan saçlarım! Seni o şampuana sponsor yapan firmanın ben aklını badeleyeyim!)

13 Ocak 2012 Cuma

Kara Cuma

Yolda öğrendim Lefter'in vefatını. Bu oyuna gönül veren herkesin başı sağ olsun diyecektim ki cep telefonuma bir mesaj geldi. Rauf Denktaş'ı da kaybetmişiz.
Dünyamızı güzelleştiren iki büyük isim aramızdan ayrıldı.
Bize de bu satırlarla tarihe not düşmek kaldı.

Rauf Baba inşallah emeklerin boşa gitmez. Kıbrıs bizim kardeşimiz, biz orayı senin güzel insanlığınla daha çok sevdik. Türlü oyun oynanıyor bugün, kanma Kıbrıs! Rauf Baba'nın hatırına kanma.
Mekanın cennet olsun, yolun açık olsun...
Lefter varken daha güzeldi sanki hayat.
Biz, ne zaman, yine bir tribünde yan yana maç izleriz; işte o zaman arma fark etmeksizin futbola ömür vermiş tüm hayatlara karşı vazifemizi yerine getirmiş oluruz.

Her vedadan bir güzellik çıkarmak ümidiyle, nur içinde yatın.

12 Ocak 2012 Perşembe

Kaldıracağız Az Kaldı

‘Kaldırılsın diyenler var’

“Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu’nun Kasım ayında aldığı karardan sonra çıkmış yeni bir karar yok. Yani ortada izin yok... Ben o stadın kapasitesinin artırılarak yenilenmesine karşıyım. Stat geçmişte büyütülmüş. Şimdi eğer tekrar eskiye dönecekse, kapasitesi azaltılacaksa, yani küçültülerek yenilenecekse ona tamam derim. İnönü Stadı küçültülsün, butik bir stada dönüştürülsün. Aynı zamanda içinde kültür ve sanat faaliyetlerine ev sahipliği yapacak bölümler yer alsın, o zaman yenilenmesine sözüm olmaz. Sergi salonlarının, galerilerin yer aldığı özel, butik bir proje ile yepyeni, butik bir stadı olsun Beşiktaş’ın. Bakın ben böyle bir yenilenmeye ‘Tamam’ diyorum ama bilin ki, hükümet içinde bazı bakan arkadaşlarım, o stadın oradan tamamen kaldırılmasından yana...”


Fanatik Gazetesi'nden alınmış bir haber.

Butik stat nedir? İlk kez duyuyorum pencerelerinde menekşeler, zakkumlar mı var?

Küçültme işine karşı değilim işin açığı dolmuyor dolmayacak da ama bu stat yenilenirse o alan bir sürü şey için kullanılacak. O yüzden kapasite artsın isteniyor zaten. Yoksa bizim Beşiktaş taraftarı olarak 70.000 kişilik stat hırsımız yok, gerek de yok zaten.

Beşiktaş Stadı tarihin ortasındadır dolayısı ile içinde sergilerin, salonların, galerilerin olması çok güzel olur. Ayrıca Bir yenileme yapılacaksa bu sadece Beşiktaş'ın değil İstanbul'un meselesidir. Oraya Ritz-Carlton zihniyetiyle yeni stat yaparsanız siluetin boku çıkar. Demirören İstiklal Caddesi'nde yaptığı alışveriş merkezinin cephesine nasıl özendiyse dokuyu bozmamak için burada da aynı özen gösterilmelidir.

Bir de sayın bakanın bazı başka bakan arkadaşları da stat yerinden tamamen kalksın diyormuş. Neden? Hangi gerekçe ile? Niyet ne? Amaç ne? Plan ne? Komik komik konuşmayın lütfen. Kimsenin ağzının suyu da akmasın.

Beşiktaş stadı başka yere taşınacaksa eğer hiç yıkılmasın daha iyi. Üstümüze yıkılana kadar ben bu tribünde kalmaya razıyım, yenilenecekse de yerinde yenilensin.

Sayın Demirören sözüm size, başkanlığınız döneminde maddi bir çok sıkıntı yaşanıyor, kulüp borç altında, iyi kötü günler geçirdik, anlaşamadığımız çok konu var ama bunların hepsi aşılır. Fakat bu stat sizin döneminizde başka bir yere taşınırsa, bu kazığı bize sayenizde atarlarsa iki cihanda elim yakanızda, hakkımı da helal etmiyorum.

Tabi sallar mısınız o da ayrı mesele. Tavşan dağ meselesi!

Golden Sonra Tribüne Koşsanıza Ulan!


Benim için maçın fotoğrafı bu!

Yağmurda şalını kafasına geçirip kaşkol sallayan Beşiktaşlı teyzem ellerinden öpüyorum!
Şairler Parkı'da kullanmış fotoğrafı başka yerlerde de gördüm, demek ki beğenen anlam yükleyen çok kişi var. Bence bu karenin baskılı penyesi yapılsın!

Dün akşam İnönü'de asla unutulmayacak bir gece yaşandı ve bunu televizyondan izlemek zorunda kaldığım için gerçekten kahroluyorum, keşke beleştepeye gitseydim.

"Biz ceza alsak bu tribünü Fenerbahçe gibi dolduramayız" demiştim, zira öyle de oldu. Fakat dün akşam ortada şöyle bir durum vardı; ciyaklayan kalabalıkla nitelikli ve organize kitlenin farkı o kadar açıktı ki!
Lütfen Fenerbahçe taraftarı arkadaşlarım kızmasınlar, bozulmasınlar o maçtan sonra hepimiz bayan taraftarlarına hürmet ettik, lakin kendi sahalarında dört tribün, 55.000 kişi "sarı - lacivert - şampiyon - Fener" diye bağırmayı beceremezken, bizim başımızın tacı bayan taraftarlarımız ve sadece 3.000 kişiyle -ağzımızı açık bırakacak şekilde- 90 dakika ses kesmediler.

"Küfürsüz Aşk Beşiktaşk" pankartının altında nalına mıhına bakmadan elaleme giydiren taraftar ancak Beşiktaş taraftarı olabilirdi zaten. Kadınımızın da erkeklerimizden farkı yok, dobra neyse o! Bu maçtaki tezahüratlardan sonra bir ara Bursa maçına da ceza gelebilir diye geçiriyordum içimden çünkü "ne iki gelsin iki, s.kicem böyle işi" si kaldı ne de "kurabiye Fener"i... Bir ara "annnene selam söyle Galatasaray" diyorlardı ki gülmekten ölecektim ve sonunda 'gücenme' diye de eklediler! Yahu bu ayrıntıları maça gelen adamların bile yarısı bilmiyordur ne zaman öğrendiniz, nasıl ezberlediniz?! Anlaşılacak gibi değil.

Hele bir de bu soğukta o yağmurda öyle rezil bir havada! Biz gitsek bundan daha iyi olamazdı, genç yaşlı hepinizin ellerinden öpüyorum.
Kadın taraftar sayımız az ama has ve öz'müş bir kez daha gördük. Hepinize bin kere on bin kere helal olsun!

Oynanan oyuna diyecek bir şey yok şanslı bir geceydi. Klasik Beşiktaş çileden çıkarttı. Fakat buna ek olarak gollerden sonra oyuncular birbirlerine sarıldı tribüne koştuklarını görmedim. Maç bitince tribünü selamladılar mı bilmiyorum ama bu taraftarı selamlamadılarsa; hürmet etmedilerse gerçekten yazıklar olsun. Umarım ben eksik görmüşümdür, yanlış konuşuyorumdur. Tribüne çıkıp tek tek ellerini öpseler yine az!

Hepinize canı gönülden teşekkür ederim, iyi ki Beşiktaşlıyım dedim izledikçe.
Hayatımıza güzellik kattınız.

8 Ocak 2012 Pazar

İştahsız, İsteksiz, Pesimist


Beşiktaş'ın sorunu iştahsızlıktı. İştahlı oynadı diyen çıkar mı bilmem. Çok ama çok iştahsızdı. Rakip yüksek ihtimal çok klişe bir tanımla küçümsendi. A2 düzeyinde çıkacak rakibi kasmadan yenebilecek bir mücadele yeter zannedildi.

Oysa alıştığımız kanatlardan yüklenme yoktu. Sebebi ise Mustafa Pektemek'in artık kendini kanat oyuncusundan çok Beşiktaş'ın forveti olarak hissetmesiydi. Simao'yu yine saymıyorum. Yok oğlu yok. Mustafa Pektemek sol kanata uzayan toplarda en uzak adamdı bazen. Sebebi kendisini sürekli gole yakın hissetmesinde yatıyor. Burada başka bir isim denenirdi diye söylemiyorum. Sadece gözlemlerimi yazıyorum.

Dedik ya Beşiktaş iştahsızdı diye. İştahsızlığın çözümü balık yağı Beşiktaş için balık gol anlamına geliyor. Yani top forvetinizin önünde duracak, sekecek bunu gol yapacaksın. Kanatlardan top gelmedi, Fernandes'in topu atacağı hareketli oyuncu yoktu. Yani maçın başından sonuna kadar balık yağı aradık onu yaratacak şutlar dahi atamadık.

Çok önemli puan kaybı mı? Bence değil. Çok var daha bitime. Play-Off'u var. Derbileri var. Küsen, asan, kesen çok twitter ve bloglarda. Bu takım bu sene bir şekilde bu yarışın içinde olacak. İlk kez bu kadar isteksiz bir takım gördük. Bunun sebebi kesinlikle rakipti.

Bir de Genç Edu için bir önerim var. İki ayak içi vuruşunu izledik. Yani olacak gibi değil. Mümkünse ayağının üstüyle vursun bundan sonra.

Takımın geneline bakınca. Fernandes'in çok değişik bir hastalığa tutulduğunun bilmem farkında mısınız?

Eskişehir ve Ankaragücü maçında Fernandes orta sahada kendi ekseni etrafında dönerken rakiplerinin yanına sokulmasıyla topu bırakması ve hakemi faul çalmaya emr-i vaki bırakması. Eskişehirspor maçında hakemin çaldığı düdüğe anlam verememiştim. Bugün de aynı şeyi yaptı ve rakibin defansı dengesiz yakalamasına neden oldu. Bu ilerleyen haftalarda kalemize gol olarak dönecek hareketlerden biri olacak.

İsmail ve Ekrem Dağ ile beklerin desteğini İsmail'i vasat Ekrem'i kötünün kötüsü kategorisine rahat rahat sokarız. Ekrem bir pozisyonda arka arkaya dört kez kimsenin müdahalesi olmadan düşmeyi becerecek ayakkabı seçimi ya da denge kaybı yaşayabiliyor. İnanılacak gibi değil.

Almeida'nın pesimist suratını değiştirecek bir şey varsa önce kendime sonra kendisine ileteceğim. Var mı çaresi?