10 Nisan 2012 Salı

Şampiyon Beşiktaş ya da Ölme Eşeğim Ölme



BJK-GS:1-0
FB-TS:0-0

1-GS:39
2-FB:35
3-BJK:31
4-TS:29

GS-FB:0-0
TS-BJK:0-1

1-GS:40
2-FB:36
3-BJK:34
4-TS:29

TS-GS:1-0
FB-BJK:0-1

1-GS:40
2-BJK:37
3-FB:36
4-TS:32

GS-TS:0-0
BJK-FB:1-0

1-GS:41
2-BJK:40
3-FB:36
4-TS:32

TS-FB:0-1
GS-BJK:0-0

1-GS:42
2-BJK:41
3-FB:39
4-TS:32

FB-GS:1-0
BJK-TS:1-0

1-BJK:44
2-FB:42
3-GS:42
4-TS:32

9 Nisan 2012 Pazartesi

Bu Nasıl Fikstür? Yanılıyorsam Düzeltin Dostlar!

Bizi okuyan tüm arkadaşlar, bir futbol cahili olarak soruyorum bildiğim doğru mu yanlış mı?

Avrupa kupaları dahil tüm dörtlü finallerde grup maçları başladığı sıranın tersine doğru biter. Yani şunu demek istiyorum; A - B - C şeklinde oynadıysan ikinci tur dönerken C - B - A şeklinde döner ve o şekilde bitirirsin.

Fakat burada bir farklılık var.

Beşiktaş - Galatasaray
Trabzonspor - Beşiktaş
Fenerbahçe - Beşiktaş

Bu maçların rövanşı
Beşiktaş - Fenerbahçe
Beşiktaş - Trabzonspor
Galatasaray Beşiktaş şeklinde olmalıydı.

Ama son haftaya final bırakmak zihniyeti ile son maçların yeri değiştirilmiş. Şampiyon son maçta belli olsun diyerek Fenerbahçe - Galatasaray maçı en son haftaya atılmış.
Fikstürün belirlenmesindeki düzende yanılıyor muyum bilmiyorum ama burada da yine bir dolaplar dönmüş. Herhangi bir açıklama da yazmıyor federasyonun sitesinde. Tempo, heyecan ayaklarına Lig TV'ye bir kıyak daha çekilmiş. Bir iddiamız yok eyvallah ama bu kadar da saman altından su yürütür hareketlerde bulunmayın arkadaş.

Yine de ben yanılıyor olabilirim, okuyan arkadaşlardan da yorum bekliyorum.

2 Nisan 2012 Pazartesi

Çakal Olmayan Carlos


Hasbel kader getirdiler İstanbul'a. Hiç bir vaatte de bulunmadı. Okey masasında çiş molası veren adamın yerine bakar gibi geçti takımın başına. Bok yoluna gitti zaten esas adam. Bizimki bir zaman sonra yancı olacağını bile bile oynadı taşları. Okeyi vardı, onu da kullanamadı. Ya da okey yalancıydı, biz bilemedik. Elde o kadar çok Portekizli vardı ki çifte gidesi gelirdi insanın ama o hep ara taşları buldu. Gollere en az bizim kadar sevindi, yani tribünde olsa iki üç sıra aşağıdaki adamın sırtında bulabilirdi kendini... Altı ay önce bu cümlelerle anlatmaya çalışmışız Carlos Carvalhal'i. Sezon sonunda bir sürpriz yapıp omuzlarda bulur mu kendini diye düşünmüşüz ama olmadı. Normal sezonun son maçından önce görevine son verildi. Sorun çıkardığını da şaşırdığını da zannetmiyorum.

Bu ülke de başarıya giden her yol mübahken, başarının kıstasları da çok farklı. Kendisini başarılı bulduğumu söyleyemem ama bu onu sevmemi engellemiyor. Sevaplarıyla, günahlarıyla gönlümüze yazdırdı adını ve kendi rızasıyla olmasa da siyah-beyaz hikayesinin noktası kondu. Yolun açık olsun Carlos...

1 Nisan 2012 Pazar

Beşiktaş Off


Eskiden ligin normal şekilde, 34. hafta maçlarıyla bittiği sezonların son maçında skor beklentisi olmayan taraftarlar önünde oynardı Beşiktaş. Yine de "İstanbul'da bu son maç, sevindirin bizleri" tezahüratları ile takıma ricada bulunulurdu . Kaç kaç olduğuna bakmaksızın, bütün bir yazı Beşiktaş'sız nasıl geçireceğini düşünerek izlerdi tribündeki sevdalıları. Maç biter gönül dostlarıyla bir süreliğine vedalaşılır ve semtten hüzünle ayrılınırdı.

Bugünkü maç bu havada değildi. Play off denen icat sebebiyle son değildi çünkü. Hocamızın garantilediğimiz için mesut olduğu bu mini lige şansımızı da taşımak adına puanlar almalıydık ama nafile. Takım sadece adını yazdırmakla kalacak gibi. O altı maç sonunda herhalde  "Önemli olan katılmaktı" diyerek ayrılacak Carvalhal. Zaten son kaç maçtır eskisi gibi sevinç gösterilerinde bulunacağı bir gol de atamıyoruz.

Tribünler bugünün özelliği sebebiyle latife yaparak yönetimi daha ilk maçında istifaya davet edip hemen akabinde bunun şaka olduğunu belirten tezahüratta bulundu. Lakin bu işin şakası kalmadı. Beşiktaş'ın ağırlığını taşıyacak futbolcular görmek istiyoruz sahada. Tabi ki onların başında da hedefi katılımdan çok atılım olacak bir hoca.

Tribün de adam seçip ıslıklamaktan, iki hareketle baş tacı yapıp sonra bir hatada taca atma huyundan vazgeçmeli artık. "Ahmet Dursun, Seba gitsin" dendiğinde pişman olanlar bugün 'kim gitsin?' diye sorduğumuzda yine liste çıkarır. Kalan biziz, olan da bize oluyor. Beşiktaş takımdır. Yine takım olduğunda karşısında kimse duramaz.

Eskiden küme düşen takımlara 'on' tane atarken bugün onlar karşısında hep 'off' modundayız. Samsun'un yok olmaya yüz tutmuş ümitlerini yeşertip, Antalya'nın ahını aldık yok yere. Bazen yükselmek için dibe vurmak lazım. Geçen seneki Galatasaray gibi puan cetvelinde diplere demir atmadık diye şükredecek değiliz. Biz zaten son iki senedir dipteyiz, sondayız, depresyondayız. Play off''da başroller kapılmış bence biz figüranız. Kötü adam mı oluruz, sürpriz sonla mı bitiririz bilemiyorum. Önümüzdeki maçlar Avrupa'ya gidebilmek için önemli ama biz esas daha genişçe önümüzdeki yıllara bakalım.

26 Mart 2012 Pazartesi

Yaşamak Bir Orman Gibi Kardeşçesine

Fikret Orman yeni başkanımız.
Tüm camiaya hayırlı olsun bakalım neler olacak.

İlk beklentim "Aşkımıza sahip çıkmak" için taraftarı yönlendirmesi. Bir önceki yazıda da belirttiğim gibi artık kendisi bizim başkanımız. Bizi doğru yönlendirir, özendirirse ve en önemlisi adım atarsa bu sezon Beşiktaş taraftarı daha fazla destek olacaktır.
Öncelikle şu stat işi belli olsun artık. Yıkılacak mı? Yıkılırsa nereye yapılacak? Yıkılmazsa kombine fiyatları ne olacak. Bu sene taraftarın ortaya koyduğu net bir tavır var iyi bir analiz ve doğru fiyatlandırma ile kombine sayısını arttırmalıyız. Kombine sayısının artması demek her maç daha çok taraftar demek bunu hepimiz biliyoruz.
İkinci olarak artık Kartal Yuvası profesyonellerle çalışmalı. Taraftarın günlük yaşantısında ve maçta rahatlıkla kullanabileceği ürün çeşitliliği ve kalitesi sağlanmalı ki gelirleri arttıralım. Buna ek olarak korsan ürün satıcılarını stat etrafında barındırmamalılar. (Taraftar da bilinçlensin bir zahmet artık almasınlar şunu!)

Bu liste böyle uzatılabilir. Yeni yönetimden sosyal medyayı takip etmesini de bekliyorum işin açığı. Buralardan kopmamalı uzak kalmamalılar. Bloglarda, Twitter ve Facebook'ta gerçekten gittikçe daha da bilinçli hale gelen bir kesim var. O hani her olayın altına dan dun yorum yapıp ayılama eleştiren ve küfür eden dallama klavye cengaverlerinden elbette bahsetmiyorum. Beşiktaş bir yere gelecekse bu tip taraftarın da yani yeni nesil ve daha bilinçli olan kesimin de buna katkısı büyük olacak.

Derdimiz ne şampiyonluk ne kişisel menfaat. Takım borçlarından kurtulsun, istikrarlı ve başarılı olsun. Artık tribünde kavga dövüş sona ersin ve mümkünse sahamız kapanmasın.
Bize gönülden bir adım atana biz koşarak geliriz. Böyleyiz herkes bilir.
O yüzden yalan beyanlarla artık ne vaktimizi ne kapımızı çalsınlar.

Yükü ağır yeni başkanın biz de hafifletmek için elimizden geleni yaparız. Samimiyet ve dürüstlük önemli. Umutsuz yaşanmıyor sonuçta, güzel günler göreceğiz inşallah ne diyelim...

Yani Ne Yapalım?

Bu yazıyı başkanlık seçiminden önce yazacaktım olmadı,

Fikret Orman'ın yaptırdığı pankart ve afişleri görmüşsünüzdür. "Şimdi değilse ne zaman! Aşkımıza sahip çıkalım" diyor. Ben askerdeyken muhafız birliği "hedef göster ceset iste" diye bağırırdı. Şimdi bu pankart iyi, güzel gayet duygusal ama hedef eksik.

Sahip çıkalım, ne yapalım? Kombine mi alalım? Maça mı gidelim? (Sezon bitti). Ürün mü alalım? (Kartal Yuvası'ndaki ürünlerin hali ortada bir kırmızı forma bile çıkartamadınız, farklılık yok ki gideyim para verip destek olayım.) Baklava alıp tesislere mi gelelim? Şiir mi yazalım? Ne yapalım?

22 Mart 2012 Perşembe

Sevgi Pıtırcıkları


UEFA'dan elenmişsin, ama oynadığının oyunun beş paralık değeri olmadan. Sen kamyonla gol yedin zamanında güzel Beşiktaş'ım biz sana sırt mı döndük? Bu sefer Mart ayına kadar oynadın tur atladın diye Forza sana yine methiyeler düzdü. "Bize Mart'ı gösterdin helal olsun, canın sağ olsun" gibilerinden... Biz o maçta sahada kahrolanlardanız. Oynanan oyunu gördükçe içimiz acıdı.

Gelelim Türkiye Kupası'na yine aynı hikaye. Boluspor "Beşiktaş elenmeyecek bir takım değil, eleyeceğiz" diyor ve eliyor! Sen de sahada seyrediyorsun. Elinde başka ne var ki kalan? Şampiyon mu olacaksın? Bu maça nasıl bu kadar düşük konsantrasyonla çıkarsınız anlamıyorum.
Ama olsun, biz yine öpüp başımıza koyalım. Ses çıkartmayalım. Konuşmayalım. Kuzu gibi gidip gelelim. Bunlar da top oynamasın, takılsın, gezsinler.

Biraz itiraz, biraz protesto, biraz anarşizm lütfen. Yakalım yıkalım demiyorum. Ürün almayalım kombine almayalım hiç demiyorum. Ama şu fakir edebiyatını bir tarafa bırakalım, bu kulübün düzelmesi için taraftar olarak ne yapabiliriz ona kafa yoralım.

Yapmıyor muyuz? O zaman o Çarşı'nın 'a'sı var ya hani anarşinin 'a'sı olan; onu da ya evrensel barış işaretiyle değiştirelim ya da çevirip g.tümüze sokalım!

20 Mart 2012 Salı

Sadece Biz


Beşiktaş'ın önemli maçlarda tıka basa dolmasının ardından hafta içine denk gelen bir lig maçına aynı ilgi olmayacaktı burası belli. Zaten benim için böyle zamanlar annemin çocukken yaptığı günden sonra misafirlerin gitmesi ve evdeki kısırın, pastaların çöreklerin bize kalması gibi.

Şimdi 33.000 kişi bir önceki maça geldiyse ve şimdiki maça 10.000 kişi ancak geliyorsa aradaki 23.000 kişinin hepsinin maddi durumunun kötü olduğunu, bilet alamayacaklarını düşünemem. Maalesef taraftarımızın büyük kısmı takıma sırtını dönmüş durumda. İlgisizler ve takip etmiyorlar. O yüzden sosyal medyada "aman bize de 50.000 kişilik stat olsun Beşiktaş'ımıza o yakışır" sallamalarını bir kenara bıraksınlar. Bize yakışan neyse bu takıma gönül verenler önce onu yapsın da sonrasında rakamlar konuşulur. Ayrıca şahsi görüşüm 25.000 yeterli, 25.001 değil!
Gerçi ben bu durumdan rahatsız değilim asıl tam tersine böyle maçları daha çok seviyorum. Tatilcilerin gitmesinden sonra Bodrum nasılsa dün öyleydi tribün. Biz bizeydik.
Sohbet ettik, kulübü kurtardık, memleketi kurtardık. Gollerde sarıldık kucaklaştık.

Saf aşıklar gibiyiz, bizi mutlu edecek hiçbir şey yok bu ilişkide belki verdiği zarardan başka ama orada olmayı seviyoruz işte. Zaten Beşiktaşlı'nın tek sevme yolu budur.
Reddine aşk!

Ricardo maalesef bir golle gönlümüzü kazanamazsın ama yine de ayağına sağlık.
Fernandes sana diyecek sözüm yok. Nasıl oldu da seni izleme şansını yakaladık, sen bu takıma nasıl geldin anlamak mümkün değil.

İyi ki varsın.

4 Mart 2012 Pazar

Ne Fark Eder Kartal Sen Her Gün Yenilsen?









Sırf bana mı öyle oluyor bilmiyorum ama bu sene kimsenin yüreği pır pır etmiyor gibi. Hani bir bestemiz vardı ya; 'Ne fark eder Kartal, sen her gün yenilsen?' diye, onun söyleniş maksadı farklı olsa da bu sene aynen öyle geçip gidiyor. Kimi başkan sebebiyle alınan skorları umursamıyor, kimi şike sansasyonu sonrası oynanmaya başlanan play-off sistemli sezonu iplemiyor. Sonuçta Beşiktaş kaç maçtır kaybediyor ama o kadar da koymuyor. Koyan başka şeylerle dolmuş taşmışız, puan hesabını bir kenara bırakmışız hepimiz. Neyse, derin mevzulara girmeden kısa bir maç değerlendirmesi yazalım.

Takımın yarısının aklı çoktan uçakta Madrid'e doğru yola çıkmıştı sanki. Carvalhal takımı atak oynatarak nasıl bir skor bekliyordu bilemiyorum ama ilk yarım saat sonrasında ben beklentilerimi minimuma indirgemiştim bile. Orta sahada Ernst Başkan didinmekten iki büklüm olurken, geride didinen Egemen olmayınca evlere şenlik bir defans vardı bu akşam. Doksan dakikanın sonucundaki skor da şaşırtmadı. Hatta Trabzon o kadar gol kaçırdı ki yıllar önceki 7-1'lik maçın rövanşı alınabilirdi. Özellikle Burak Yılmaz ligde attığı gol sayısı kadar gol kaçırdı neredeyse. Bir de ağzından öyle bir küfür kaçırdı ki, biz tribünde hakemlere öyle veryansın etmiyoruz.

İlk iki maçtaki dondurucu soğuğa rağmen kıskandıran bir tribün performansı gösteren bayanlar bu gece nispeten daha iyi bir havada stadı hemen hemen doldurarak ellerinden geleni yaptılar. Maç 0-0 iken pınarbaşına girmeleri enteresan oldu. Onlar boynu bükük, kendilerine ayrılan yerden fazlasını dolduran laz kızları yüzlerinde gülücük evlerine dağıldılar. Maçın en güzel anı Carvalhal'in işaretiyle oyuna gireceğim diye saha kenarından kulübeye koşmaya başlayan Mustafa Pektemek'in hocanın 'bekle' işaretiyle suratına yansıyan üzüntü ifadesiydi.

11 Şubat 2012 Cumartesi

Açık Kalp Ameliyatı


Eskiden  "Aman oğlum bırak, ne üzülüyorsun? Beşiktaş mı kurtaracak seni?" derdi annem. Şimdi ben Beşiktaş'ı kurtarma derdine düşmüşüm. Bırakmak bir kenara, her yenildiğinde daha bir sarılmışım yıllar geçtikçe. İşte o eski ve herkesin derdinin sadece Beşiktaş olduğu dönemlerden bir pankart. Öyle güzel özetlemişler ki Beşiktaşlılığı. Teşhisimiz belli ama bünye tedaviyi kabul etmiyor.

Bloga en son yazdığımızda Carvalhal son dakika golüne sevincinden depara kalkmıştı. O kadar konuşuldu ki herhalde nazar değdi. Adamcağız dört maçtır sevinemiyor. Dolayısıyla biz de. Kayseri'den kaç senedir puan kayıplarıyla dönüyorduk zaten İstanbul'a. Mersin maçı da kızların gözü önünde çığlık çığlığa gitti. Kadıköy'e puan fakirinin ekmeği olan umutla gitmemize rağmen iyi futbol oynayarak kaybettik ve en son Perşembe akşamı Sivas'ta maçın bitmesine yakın yılın golünü yiyerek iki puanı daha kayıplar hanesine ekledik. Ne olduğunu anlamadan ligin normal bölümünün sonuna geliyoruz.  Sonunda da ne olacağını pek anlayan yok. Play-off olayı resmen itibarını kaybeden Türk futbolu için bir aç-kapa (on-off) şeklinde Türk işi çözüm.

Yastığa başımızı koyduğumuzda sadece puan hesabı yapardık küçükken. Bugün hesabı kitabı yapmaya çalışıp da işin içinden çıkamadığımız o kadar çok şey var ki. Bir çırpıda sayılabilecek ve akla gelen dolu hatalar. Kendi kendimize konuşur buluyoruz sonra kendimizi. Deli diyorlar...

25 Ocak 2012 Çarşamba

Güzel Antrenör Golden Sonra Takıma Koşandır!

Dün akşam ne maçın stresi, ne tartışmalı pozisyonlar, ne yerde yatan futbolcular, ne yağmur ne çamur.. hiçbir şey kalmayacak aklımda bu kareden başka.

Bu kadar zamandır maç izliyorum, (lütfen yazılarımızı takip eden arkadaşlar bilgileri varsa yorum yapıp beni de aydınlatsınlar) maç bitmemişken golden sonra sahaya koşup oyuncuların üstüne atlayan, böylesine bir sevinç yaşayan antrenör görmedim.

Gol sevinci tam eski açık tribününün numaralıya komşu olan köşesinde yaşandı. Gözlerimin önünde. Eğer bu gol sevincine katılmak için sahaya girmemize izin verselerdi eminim bir uçtan diğerine ancak bu kadar hızlı koşabilirdik.
Takıma sarılmak için koşan, tribünden inen birisi miydi Beşiktaş takımının antrenörü Carlos muydu başka biri görse belki de anlayamazdı. Zaten Holosko sırtını döndüğünde hocanın kendisine doğru koşarak geldiğini görünce bir an o da gözlerine inanamadı, sonra kucaklaştılar. Videoyu defalarca kez izledim, izlemeyenler baksınlar ne demek istediğimi anlayacaklar.

1903 http://rakamla10.blogspot.com/2011/11/garip.html yazısında hocanın 'egosuz' bir insan olduğunu söylemişti. Çok doğru ve gerçekten samimi bir adam. Sanki bu öğlen gitsem yanına benimle çay içip tavla oynar, akşama rakı-balık yapalım desek 'tamam ben balıkları ayıklatır getiririm' der. Şu zamana kadar bir çok yabancı antrenörümüz oldu, bir çoğunu çok sevdik ama dün akşam bu adamın takımı sahiplenmesi ve sevince - üzüntüye ortak oluşundaki duygusallığı gözümde onu bambaşka bir yere taşıdı.

Bir maçtan sonra temsili olarak karşılıklı koşup birbirimize sarılalım mı Carlos Hocam?
Yanımda beraber ıslandığım, hiç tanımadığım, golden sonra sarıldığım adam kadar Beşiktaşlı'sın, harikasın Hocam.
Lütfen hep böyle kal.

24 Ocak 2012 Salı

Biraz Fazla Kaçmış



Yarın oynanacak kupa maçındaki oranlar biraz vicdansızca olmuş. Yani tamam sürekli tokatlanıyor olabilir ama yine de Madrid. :)
Bu arada bu akşamki Beşiktaş - Gaziantepspor maçı için bize 1,15, rakibe 9,00 verilmiş. Bu da saçma! Ne biz o kadar mükemmeliz ne de Antep o kadar kötü.
Neyse bakalım ne tutacak.

(Not: Ronaldo senden gerçekten hiç hoşlanmıyorum. Senin yüzünden Clear alamıyorum, kepeklendi lan saçlarım! Seni o şampuana sponsor yapan firmanın ben aklını badeleyeyim!)

13 Ocak 2012 Cuma

Kara Cuma

Yolda öğrendim Lefter'in vefatını. Bu oyuna gönül veren herkesin başı sağ olsun diyecektim ki cep telefonuma bir mesaj geldi. Rauf Denktaş'ı da kaybetmişiz.
Dünyamızı güzelleştiren iki büyük isim aramızdan ayrıldı.
Bize de bu satırlarla tarihe not düşmek kaldı.

Rauf Baba inşallah emeklerin boşa gitmez. Kıbrıs bizim kardeşimiz, biz orayı senin güzel insanlığınla daha çok sevdik. Türlü oyun oynanıyor bugün, kanma Kıbrıs! Rauf Baba'nın hatırına kanma.
Mekanın cennet olsun, yolun açık olsun...
Lefter varken daha güzeldi sanki hayat.
Biz, ne zaman, yine bir tribünde yan yana maç izleriz; işte o zaman arma fark etmeksizin futbola ömür vermiş tüm hayatlara karşı vazifemizi yerine getirmiş oluruz.

Her vedadan bir güzellik çıkarmak ümidiyle, nur içinde yatın.

12 Ocak 2012 Perşembe

Kaldıracağız Az Kaldı

‘Kaldırılsın diyenler var’

“Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu’nun Kasım ayında aldığı karardan sonra çıkmış yeni bir karar yok. Yani ortada izin yok... Ben o stadın kapasitesinin artırılarak yenilenmesine karşıyım. Stat geçmişte büyütülmüş. Şimdi eğer tekrar eskiye dönecekse, kapasitesi azaltılacaksa, yani küçültülerek yenilenecekse ona tamam derim. İnönü Stadı küçültülsün, butik bir stada dönüştürülsün. Aynı zamanda içinde kültür ve sanat faaliyetlerine ev sahipliği yapacak bölümler yer alsın, o zaman yenilenmesine sözüm olmaz. Sergi salonlarının, galerilerin yer aldığı özel, butik bir proje ile yepyeni, butik bir stadı olsun Beşiktaş’ın. Bakın ben böyle bir yenilenmeye ‘Tamam’ diyorum ama bilin ki, hükümet içinde bazı bakan arkadaşlarım, o stadın oradan tamamen kaldırılmasından yana...”


Fanatik Gazetesi'nden alınmış bir haber.

Butik stat nedir? İlk kez duyuyorum pencerelerinde menekşeler, zakkumlar mı var?

Küçültme işine karşı değilim işin açığı dolmuyor dolmayacak da ama bu stat yenilenirse o alan bir sürü şey için kullanılacak. O yüzden kapasite artsın isteniyor zaten. Yoksa bizim Beşiktaş taraftarı olarak 70.000 kişilik stat hırsımız yok, gerek de yok zaten.

Beşiktaş Stadı tarihin ortasındadır dolayısı ile içinde sergilerin, salonların, galerilerin olması çok güzel olur. Ayrıca Bir yenileme yapılacaksa bu sadece Beşiktaş'ın değil İstanbul'un meselesidir. Oraya Ritz-Carlton zihniyetiyle yeni stat yaparsanız siluetin boku çıkar. Demirören İstiklal Caddesi'nde yaptığı alışveriş merkezinin cephesine nasıl özendiyse dokuyu bozmamak için burada da aynı özen gösterilmelidir.

Bir de sayın bakanın bazı başka bakan arkadaşları da stat yerinden tamamen kalksın diyormuş. Neden? Hangi gerekçe ile? Niyet ne? Amaç ne? Plan ne? Komik komik konuşmayın lütfen. Kimsenin ağzının suyu da akmasın.

Beşiktaş stadı başka yere taşınacaksa eğer hiç yıkılmasın daha iyi. Üstümüze yıkılana kadar ben bu tribünde kalmaya razıyım, yenilenecekse de yerinde yenilensin.

Sayın Demirören sözüm size, başkanlığınız döneminde maddi bir çok sıkıntı yaşanıyor, kulüp borç altında, iyi kötü günler geçirdik, anlaşamadığımız çok konu var ama bunların hepsi aşılır. Fakat bu stat sizin döneminizde başka bir yere taşınırsa, bu kazığı bize sayenizde atarlarsa iki cihanda elim yakanızda, hakkımı da helal etmiyorum.

Tabi sallar mısınız o da ayrı mesele. Tavşan dağ meselesi!

Golden Sonra Tribüne Koşsanıza Ulan!


Benim için maçın fotoğrafı bu!

Yağmurda şalını kafasına geçirip kaşkol sallayan Beşiktaşlı teyzem ellerinden öpüyorum!
Şairler Parkı'da kullanmış fotoğrafı başka yerlerde de gördüm, demek ki beğenen anlam yükleyen çok kişi var. Bence bu karenin baskılı penyesi yapılsın!

Dün akşam İnönü'de asla unutulmayacak bir gece yaşandı ve bunu televizyondan izlemek zorunda kaldığım için gerçekten kahroluyorum, keşke beleştepeye gitseydim.

"Biz ceza alsak bu tribünü Fenerbahçe gibi dolduramayız" demiştim, zira öyle de oldu. Fakat dün akşam ortada şöyle bir durum vardı; ciyaklayan kalabalıkla nitelikli ve organize kitlenin farkı o kadar açıktı ki!
Lütfen Fenerbahçe taraftarı arkadaşlarım kızmasınlar, bozulmasınlar o maçtan sonra hepimiz bayan taraftarlarına hürmet ettik, lakin kendi sahalarında dört tribün, 55.000 kişi "sarı - lacivert - şampiyon - Fener" diye bağırmayı beceremezken, bizim başımızın tacı bayan taraftarlarımız ve sadece 3.000 kişiyle -ağzımızı açık bırakacak şekilde- 90 dakika ses kesmediler.

"Küfürsüz Aşk Beşiktaşk" pankartının altında nalına mıhına bakmadan elaleme giydiren taraftar ancak Beşiktaş taraftarı olabilirdi zaten. Kadınımızın da erkeklerimizden farkı yok, dobra neyse o! Bu maçtaki tezahüratlardan sonra bir ara Bursa maçına da ceza gelebilir diye geçiriyordum içimden çünkü "ne iki gelsin iki, s.kicem böyle işi" si kaldı ne de "kurabiye Fener"i... Bir ara "annnene selam söyle Galatasaray" diyorlardı ki gülmekten ölecektim ve sonunda 'gücenme' diye de eklediler! Yahu bu ayrıntıları maça gelen adamların bile yarısı bilmiyordur ne zaman öğrendiniz, nasıl ezberlediniz?! Anlaşılacak gibi değil.

Hele bir de bu soğukta o yağmurda öyle rezil bir havada! Biz gitsek bundan daha iyi olamazdı, genç yaşlı hepinizin ellerinden öpüyorum.
Kadın taraftar sayımız az ama has ve öz'müş bir kez daha gördük. Hepinize bin kere on bin kere helal olsun!

Oynanan oyuna diyecek bir şey yok şanslı bir geceydi. Klasik Beşiktaş çileden çıkarttı. Fakat buna ek olarak gollerden sonra oyuncular birbirlerine sarıldı tribüne koştuklarını görmedim. Maç bitince tribünü selamladılar mı bilmiyorum ama bu taraftarı selamlamadılarsa; hürmet etmedilerse gerçekten yazıklar olsun. Umarım ben eksik görmüşümdür, yanlış konuşuyorumdur. Tribüne çıkıp tek tek ellerini öpseler yine az!

Hepinize canı gönülden teşekkür ederim, iyi ki Beşiktaşlıyım dedim izledikçe.
Hayatımıza güzellik kattınız.

8 Ocak 2012 Pazar

İştahsız, İsteksiz, Pesimist


Beşiktaş'ın sorunu iştahsızlıktı. İştahlı oynadı diyen çıkar mı bilmem. Çok ama çok iştahsızdı. Rakip yüksek ihtimal çok klişe bir tanımla küçümsendi. A2 düzeyinde çıkacak rakibi kasmadan yenebilecek bir mücadele yeter zannedildi.

Oysa alıştığımız kanatlardan yüklenme yoktu. Sebebi ise Mustafa Pektemek'in artık kendini kanat oyuncusundan çok Beşiktaş'ın forveti olarak hissetmesiydi. Simao'yu yine saymıyorum. Yok oğlu yok. Mustafa Pektemek sol kanata uzayan toplarda en uzak adamdı bazen. Sebebi kendisini sürekli gole yakın hissetmesinde yatıyor. Burada başka bir isim denenirdi diye söylemiyorum. Sadece gözlemlerimi yazıyorum.

Dedik ya Beşiktaş iştahsızdı diye. İştahsızlığın çözümü balık yağı Beşiktaş için balık gol anlamına geliyor. Yani top forvetinizin önünde duracak, sekecek bunu gol yapacaksın. Kanatlardan top gelmedi, Fernandes'in topu atacağı hareketli oyuncu yoktu. Yani maçın başından sonuna kadar balık yağı aradık onu yaratacak şutlar dahi atamadık.

Çok önemli puan kaybı mı? Bence değil. Çok var daha bitime. Play-Off'u var. Derbileri var. Küsen, asan, kesen çok twitter ve bloglarda. Bu takım bu sene bir şekilde bu yarışın içinde olacak. İlk kez bu kadar isteksiz bir takım gördük. Bunun sebebi kesinlikle rakipti.

Bir de Genç Edu için bir önerim var. İki ayak içi vuruşunu izledik. Yani olacak gibi değil. Mümkünse ayağının üstüyle vursun bundan sonra.

Takımın geneline bakınca. Fernandes'in çok değişik bir hastalığa tutulduğunun bilmem farkında mısınız?

Eskişehir ve Ankaragücü maçında Fernandes orta sahada kendi ekseni etrafında dönerken rakiplerinin yanına sokulmasıyla topu bırakması ve hakemi faul çalmaya emr-i vaki bırakması. Eskişehirspor maçında hakemin çaldığı düdüğe anlam verememiştim. Bugün de aynı şeyi yaptı ve rakibin defansı dengesiz yakalamasına neden oldu. Bu ilerleyen haftalarda kalemize gol olarak dönecek hareketlerden biri olacak.

İsmail ve Ekrem Dağ ile beklerin desteğini İsmail'i vasat Ekrem'i kötünün kötüsü kategorisine rahat rahat sokarız. Ekrem bir pozisyonda arka arkaya dört kez kimsenin müdahalesi olmadan düşmeyi becerecek ayakkabı seçimi ya da denge kaybı yaşayabiliyor. İnanılacak gibi değil.

Almeida'nın pesimist suratını değiştirecek bir şey varsa önce kendime sonra kendisine ileteceğim. Var mı çaresi?

31 Aralık 2011 Cumartesi

Yorgan, Şapka ve 2012


Çok güzel bir atasözümüz var; "Ayağını yorganına göre uzatmak", bir de deyimimiz; "Şapkayı önüne koyup düşünmek". İlki yaşanacak olaylardan önce önlem almak amaçlı, ikincisi ise alınmayan önlemler sonrasında yapılması gereken erdemli davranış biçimi. Eğer yorganı denildiği gibi kullanmazsanız ya ayaklarınız dışarıda kalır, mideyi üşütürsünüz ya da onları kapatayım derken kıçınız açıkta kalır kabuslar görürsünüz. Şapkayı da önünüze koymamakta diretirseniz gün gelir şapka düşer kel görünür.

Beşiktaş'ımızın yorganına uygun hareket edilmiyor son yıllarda. Hep bir taraflarımız açıkta. Rüyalarla avutuluyoruz, uyanınca üşüyoruz. Şapkada da amblem var ama Beşiktaş'ın B'si hep arka fonda kalıyor. Önlerde reklamlar.

Bu sene de birileri geldi, birileri gitti hem futbol hem de basketbol takımımıza. Voleybol zaten kimsenin umurunda değil. Hentbolda isimsiz kahramanlar başarıya doymadan yollarına aç (!) olarak devam ediyor. Stat muamma, Adidas artık vermiyor forma...

2012'de her şeyden önce Beşiktaş'ı duymak ve görmek istiyoruz. Kim gelmiş, kim gitmiş mühim değil. Sadece biri var, o gitsin yeter (!)... 

Bütün Beşiktaşlılar için  'pınarbaşı'  tadında bir yıl olsun...

23 Aralık 2011 Cuma

Maç İşte...

Hem sıkıldık hem de götümüz dondu!
Dün oynanan maçı anlatacak başka kelam bulamıyorum.
Yine de 3 puan 3 puandır.

Sporda Ahlakmış?!

Barcelona Kral Kupası'nda dün 9 gol attı. İlk penaltı gerçekten harika bir tiyatroculuk örneği. Bunlara ihtiyacı yok Barça'nın ama niye hala bu tür oyunculuk performansı sergiliyorlar anlamıyorum. (Bu eleştiriyi yaparken şunu da ilave edeyim; çok uzun yıllardır Barcelona'yı takip eder gönülden severim. Evimdeki Beşiktaş logolu malzemelerin herhalde yarısı kadar da Barcelona ürünü vardır.)

Neyse galibiyetin ardından forumları, spor haberlerinin altındaki yorumları ve bazı blogları okudum. Büyük çoğunluğunda Barcelona kendinden güçsüz bir rakibi ezen, spor ahlakı olmayan, terbiyesiz bir kulüp ve camia olarak resmediliyor. Buna verilen tepkileri anlamak mümkün değil. Beşiktaş'la dalga geçilen en büyük konu Liverpool yenilgisi. Forumlarda takımımızdan bahsederken insanlar '8JK' yazıyorlar bunu takip eden herkes biliyor. Ama işin içine rakip camialar girince başkasının yenilgisi çok rahat bir şekilde alay konusu yapılabiliyor.

Yani Bu ülkedeki futbol taraftarının (burada gerçekten sağduyulu olan, yan yana maç izleyebilen, vurup kırmayan kitleyi ayırarak konuşuyorum) spordaki ahlakı konuşma lüksü olduğuna inanmıyorum. "İnsanda bu kadar hırs mı olur, zayıf takımın üzerine bu kadar gidilir mi" diyen adam kendi takımı lig maçında rakibine değil 9, 19 gol atsa yine de ayıp demez. Bu ikiyüzlülüğe ne gerek var anlamak mümkün değil.

Biz 8 yedik, büyük rezillikti. Keşke olmasaydı ama oldu. Herhalde bizden başka da Avrupa'da 8 yiyen çıkmaz Türk takımlarından. O gün kimse Liverpool'u kınamadı. "Ulan ne hayvan adamlar insan biraz geri çekilir!" diyen olmadı. O bakımdan şu Fanatik, Fotomaç, Milliyet vb spor gazetelerinin internet sayfalarındaki haberlerin altına bilinçsizce, empati yapmadan yorum yapmaktan millet vazgeçerse şahane olur.

9 attı helal. Girsin Hospitalet'lilere!

20 Aralık 2011 Salı

Beşiktaş Tribünlerinin Değişimi

Geçtiğimiz ay yazdığım bir yazı ile ilgili bazı arkadaşlar garip yorumlar yazdılar. Futbola siyaset karışalı çok oldu bu sebeple ara sıra siyasi içeriği olan yazılar yazmakta zarar görmüyorum. Fakat bu ülkede kendi fikrinde olmayan insanı eleştiren herkes agresif bir tutumla bunu yapıyor. Neyse insandır deyip geçelim, yazımıza dönelim.

İstanbul Büyükşehir Belediye maçında Beşiktaş futbol takımı oyuncuları ellerinde aşağıdaki pankartla sahaya çıktılar.

Bundan önceki dönemlerde de siyasi içerikli pankartlar açılmıştı. Örneğin Cumhurbaşkanı'na açılan aşağıdaki pankart gibi. Yine geçen sene Necmettin Erbakan'a açılan pankart ve devamında Başbakanın rahmetli annesi ile ilgili açılan başsağlığı pankartı.



Bunların hiçbirinde gariplik yok. Zira Türkiye değişiyor, Beşiktaş taraftarı da Türk toplumunun üyelerinden oluştuğuna göre tribünün değişmesi de gayet normal. Bu bazı kesimleri hiç ilgilendirmiyor, bazılarını ise sinirlendiriyor. Açılan pankartlar arasında bir fark var, bunlar genelde tribünde açılan pankartlardı. Fakat o hafta lig takımlarının çoğu "geçmiş olsun" temalı pankartla çıkmazken Beşiktaşlı oyuncular ellerinde bu yazıyla sahaya çıktılar. Dolayısı ile siyasi görüş tribünden kulübe sıçradı.


Şimdi bazıları 'geçmiş olsun' demenin neresi siyasi diyebilir. Olaya şöyle bakalım, Başbakanın annesi rahmetli olduğunda kulübün resmi internet sitesinden Yıldırım Demirören bir taziye yazısı yazdı. Bu tip bir hareketi yapmak demek tüm camia adına hareket etmek demektir bence. Eğer kendi adına bu yazıyı yazdıysa pekala şirketinin internet sitesinden de yazabilirdi. Bu tarz bir yaklaşım kulübün siyaset yapmamasını da engellemiş olurdu. Yapılan davranıştan rahatsız olmayan taraftarlar olabilir. Fakat benim gibi bu tutumu beğenmeyenler de var. Yapılanları 'Başbakana yalakalık' olarak değerlendiren insanlara verecek cevap bulamıyorum işin açığı. "Bak pankartla çıkınca ertesi gün Tayfur ile Adalı serbest kaldı" diyen adama ne denir bilmiyorum. Tüm bu olanları sadece uzaktan izliyorum, bakalım daha neler olacak diyorum.

Bunları söyleyip yazmam lazım çünkü Beşiktaş taraftarı kadar coplanan, biber gazına maruz kalan, dövülen, eziyet edilen bir taraftar grubu daha yoktur. Bunun altında bazı zamanlarda doğrudan siyasi görüş yatmaktaydı. Siyah Beyaz poşu bağladığı için dövülen Beşiktaş taraftarı var bu memlekette. Hal böyle olunca o zamandan kalan adamlar şimdi gelinen noktayı garipsiyor bu düşüncelerinde de haklılar/haklıyız.

Bizim üniversite döneminde kurduğumuz taraftar grubunda her tipte insan vardı. Her siyasi görüş konuşulurdu ama sonuçta asıl olan Beşiktaş'tı. Ben bugün bile Beşiktaş Futbol Takımı'nı Milli Takımın üzerinde görürüm. O şekilde değer veririm. Benim için yeri başkadır o sebeple bu stadyumun içinde olan taraftarlardan sadece ve sadece takıma aşk ile bağlı olmalarını bekliyorum. Spora siyaset karışmasını, bu tarz şovenist mesajları, artık kalitesi düşen tepki ve organizasyonları beğenmiyor ve garip buluyorum. Çünkü tribünümüz ilk ve en önemli işi olan sporu, futbolu ve destek vermeyi unuttu artık. Rakip ataklarında yuhalamıyor, baskı kurmuyor ıslıklamıyoruz. Takımın enerjisi düşünce destekleyerek morallendirme işini ancak Avrupa maçlarında yapıyoruz. Onun yerine bizi gazetelere çıkartacak aksiyonlar peşindeyiz. Ama o gazetelere ilk çıkışımızın 132 desibel ile olduğunu da unutmuş durumdayız.

Bütün bunların hepsini geride bırakamaz mıyız?
Bu renklere gönül veren biri olarak hiçbir zümrenin kullandığı bir topluluk olmak istemiyorum ben. Çünkü bir slogan atılıyor tüm Beşiktaşlılara mal oluyor. Bir pankart açılıyor bana uysun uymasın üstüme yapışıyor. Bu şekilde hissetmekten hem sıkıldık hem yorulduk. Kol kola girip şu maçı izleyelim artık birader Allah aşkına. Para çıktı mertlik bozuldu, şikeydi, siyasetti, çıkardı derken hayattan çaldığımız bir 90 dakikamız var onun da anasını bellediler.

Yeter bir düşün yakamızdan, çıkın hayatımızdan.
Gölge etmeyin yeter...

15 Aralık 2011 Perşembe

Beşiktaş Bele İyi Gelir

Bir gün öncesinde yaşadığım spor sakatlanmasından dolayı belim feci derecede ağrıyordu. öğleden sonra daha fazla dayanamayıp eczaneye gittim. Şansıma eczacı da kapalı alt tribündenmiş. Dedim "abi maçın bitiş saatini biliyorsun bana ona göre bir iğne yap ki eve gidene kadar ağrımı hafifletsin, artık atlara vurulanlardan mı yaparsın ne karıştırırsın içine bilemem". Hakikatten eli hafifmiş bir iki saat sonra kendime geldim stada yöneldim.

Bu sene Eski Açık'ta olduğumdan gollerin hepsi benim kaledeydi. Başlarda hop oturup hop kalktık acaba gol gelir mi diye bekledik ama olmadı. Hocanın çıkarttığı takıma lafımız yok artık zaten. En azından maçtan önce kadronun yarıdan fazlasını tahmin eder hale geldik. Bence bu büyük olay, hele de son yıllardaki istikrarsızlıktan sonra. Tribün formundaydı. Konfetiler havai fişek gösterisine benziyordu gerçekten çok emek verilmiş ve çok güzel oldu. Zamanında 20 büyük torba konfetiyi 2 haftada ancak hazırlayabildiğimiz için dünkü meselenin ne kadar uğraştırıcı olduğunu tahmin edebiliyorum. Gözlerimi alamadım herkesin eline sağlık.

Golü yediğimiz anda içimiz karardı. Çünkü Beşiktaşlıyız. Dertliyiz, alışığız, bunalımdayız. Hemen herkes telefona sarıldı Kiev maçı sorulmaya başlandı. Devre arasına girerken biz yenik Kiev 2-0 önde. Herkes "şeyi tuttuk eleneceğiz galiba" demeye başladı. Ben annemi arıyorum "oğlum içimde sıkıntı var 3-1 yenileceksiniz galiba" diyor. Kadın tüm maçları bildi bu sene. Bu özelliğini bilenler benden gelen haberi duyunca hepten yıkıldılar. Moralleri bozuldu valide dediyse çıkalım bari maçtan diyen oldu.

Neyse ikinci yarı böyle başladı. Eller telefonda Kiev maçından iyi haber beklerken penaltı geldi golü bulduk. Annem 1-3 dediği için bizim ekip sevinemedi doğru dürüst. Pektemek gol demek ve Edu'nun gerçekten harika golü ile maçı 3'e bağlayınca kendime geldim.

Gerçekten böyle mutlulukları nadiren yaşıyoruz. Söyleyecek çok şey yok, Beşiktaş bizi uzun bir aradan sonra gerçekten mutlu etti sağ olsunlar.

Annemin de otoritesi yıkılmış oldu. Biz ne zaman bu tabuyu yıkacağız diyorduk ki en güzel maça denk geldi!!

Ayrıca ikinci golün sevincinde üst sırayla sarmaş dolaş yerlere yuvarlanınca belimde bir iyileşme oldu. Üçüncü de cilası oldu eve koşarak gittim.

2 Aralık 2011 Cuma

Gelişine Vole!

Mahalle maçlarında o yamuk plastik toplar üstümüze doğru gelirken "gelişine vole" diye bağırıp vurmaya çalışırdık çatıya, dağlara taşlara giderdi ya; al sana vole! 100 kere gelse belki 2-3'ünde top bu şekilde ayağa oturur fakat Ernst'in çizgiden çevirdiği ortaya göz diken Quaresma'nın volesi gönlümüzü fethetti. Adam gol attıktan sonra çok mutlu oldu yüzündeki ifadeden çok belliydi.

Sonrasında "maç 2-0'a geldiğinde Beşiktaşlılar derin bir nefes aldılar" diyebilir miyiz? Tabi ki diyemeyiz! Nerede o güzel günler, hey yavrum hey. Kansere çare var Beşiktaş'a çare yok! Yakın tarihin Gençlerbirliği maçı uzak tarihin Malmö maçı kafamızın içinde topaç gibi dönmeye başladı. Beşiktaş'ın oyun içerisindeki gelgitleri ve dengesizliği bizi bir gün öldürecek!

Güntekin Onay maçı sadece erkekler izlese Almedia'ya herhalde küfür edecekti. Nefes alıp vermesinden, sinirinden cümlelerinden belli oluyordu. Sarı Fırtınamız beyefendi Metin'imizin bitmek tükenmek bilmeyen sakinliği adamı iyice zıvanadan çıkarttı. Öyleki 3. golde "golll beeeaaa" - "Almedia'ya verdi verdi verdi verdi at dedi atamadı, yatırdı kaldırdı, neler yaptı neler" şeklinde haykırmasının sebebi içinde sıkışan gazdır!

Verilmeyen golü sağ olsunlar tek açıdan bir kere gösterdiklerinden ne olduğunu anlayamadık. Ne desem yalan olur ama orada bir tiyatro dönmüş gibi.

Neyse öyle veya böyle maçı aldık, fakat 14 Aralık'taki stoke maçı tam bir kalp krizi olacak. Şimdiden belli. Statta olacak arkadaşlar yanlarına dil altı mı alırlar, sakinleştirici içip mi gelirler bilmiyorum. Şimdiden Allah hepimize sabır ve kolaylık versin.