10 Nisan 2012 Salı
Şampiyon Beşiktaş ya da Ölme Eşeğim Ölme
9 Nisan 2012 Pazartesi
Bu Nasıl Fikstür? Yanılıyorsam Düzeltin Dostlar!
Bizi okuyan tüm arkadaşlar, bir futbol cahili olarak soruyorum bildiğim doğru mu yanlış mı?2 Nisan 2012 Pazartesi
Çakal Olmayan Carlos
Hasbel kader getirdiler İstanbul'a. Hiç bir vaatte de bulunmadı. Okey masasında çiş molası veren adamın yerine bakar gibi geçti takımın başına. Bok yoluna gitti zaten esas adam. Bizimki bir zaman sonra yancı olacağını bile bile oynadı taşları. Okeyi vardı, onu da kullanamadı. Ya da okey yalancıydı, biz bilemedik. Elde o kadar çok Portekizli vardı ki çifte gidesi gelirdi insanın ama o hep ara taşları buldu. Gollere en az bizim kadar sevindi, yani tribünde olsa iki üç sıra aşağıdaki adamın sırtında bulabilirdi kendini... Altı ay önce bu cümlelerle anlatmaya çalışmışız Carlos Carvalhal'i. Sezon sonunda bir sürpriz yapıp omuzlarda bulur mu kendini diye düşünmüşüz ama olmadı. Normal sezonun son maçından önce görevine son verildi. Sorun çıkardığını da şaşırdığını da zannetmiyorum.
Bu ülke de başarıya giden her yol mübahken, başarının kıstasları da çok farklı. Kendisini başarılı bulduğumu söyleyemem ama bu onu sevmemi engellemiyor. Sevaplarıyla, günahlarıyla gönlümüze yazdırdı adını ve kendi rızasıyla olmasa da siyah-beyaz hikayesinin noktası kondu. Yolun açık olsun Carlos...
1 Nisan 2012 Pazar
Beşiktaş Off
Eskiden ligin normal şekilde, 34. hafta maçlarıyla bittiği sezonların son maçında skor beklentisi olmayan taraftarlar önünde oynardı Beşiktaş. Yine de "İstanbul'da bu son maç, sevindirin bizleri" tezahüratları ile takıma ricada bulunulurdu . Kaç kaç olduğuna bakmaksızın, bütün bir yazı Beşiktaş'sız nasıl geçireceğini düşünerek izlerdi tribündeki sevdalıları. Maç biter gönül dostlarıyla bir süreliğine vedalaşılır ve semtten hüzünle ayrılınırdı.
Bugünkü maç bu havada değildi. Play off denen icat sebebiyle son değildi çünkü. Hocamızın garantilediğimiz için mesut olduğu bu mini lige şansımızı da taşımak adına puanlar almalıydık ama nafile. Takım sadece adını yazdırmakla kalacak gibi. O altı maç sonunda herhalde "Önemli olan katılmaktı" diyerek ayrılacak Carvalhal. Zaten son kaç maçtır eskisi gibi sevinç gösterilerinde bulunacağı bir gol de atamıyoruz.
Tribünler bugünün özelliği sebebiyle latife yaparak yönetimi daha ilk maçında istifaya davet edip hemen akabinde bunun şaka olduğunu belirten tezahüratta bulundu. Lakin bu işin şakası kalmadı. Beşiktaş'ın ağırlığını taşıyacak futbolcular görmek istiyoruz sahada. Tabi ki onların başında da hedefi katılımdan çok atılım olacak bir hoca.
Tribün de adam seçip ıslıklamaktan, iki hareketle baş tacı yapıp sonra bir hatada taca atma huyundan vazgeçmeli artık. "Ahmet Dursun, Seba gitsin" dendiğinde pişman olanlar bugün 'kim gitsin?' diye sorduğumuzda yine liste çıkarır. Kalan biziz, olan da bize oluyor. Beşiktaş takımdır. Yine takım olduğunda karşısında kimse duramaz.
Eskiden küme düşen takımlara 'on' tane atarken bugün onlar karşısında hep 'off' modundayız. Samsun'un yok olmaya yüz tutmuş ümitlerini yeşertip, Antalya'nın ahını aldık yok yere. Bazen yükselmek için dibe vurmak lazım. Geçen seneki Galatasaray gibi puan cetvelinde diplere demir atmadık diye şükredecek değiliz. Biz zaten son iki senedir dipteyiz, sondayız, depresyondayız. Play off''da başroller kapılmış bence biz figüranız. Kötü adam mı oluruz, sürpriz sonla mı bitiririz bilemiyorum. Önümüzdeki maçlar Avrupa'ya gidebilmek için önemli ama biz esas daha genişçe önümüzdeki yıllara bakalım.
26 Mart 2012 Pazartesi
Yaşamak Bir Orman Gibi Kardeşçesine
Fikret Orman yeni başkanımız. Yani Ne Yapalım?
Bu yazıyı başkanlık seçiminden önce yazacaktım olmadı,22 Mart 2012 Perşembe
Sevgi Pıtırcıkları

20 Mart 2012 Salı
Sadece Biz

4 Mart 2012 Pazar
Ne Fark Eder Kartal Sen Her Gün Yenilsen?

Sırf bana mı öyle oluyor bilmiyorum ama bu sene kimsenin yüreği pır pır etmiyor gibi. Hani bir bestemiz vardı ya; 'Ne fark eder Kartal, sen her gün yenilsen?' diye, onun söyleniş maksadı farklı olsa da bu sene aynen öyle geçip gidiyor. Kimi başkan sebebiyle alınan skorları umursamıyor, kimi şike sansasyonu sonrası oynanmaya başlanan play-off sistemli sezonu iplemiyor. Sonuçta Beşiktaş kaç maçtır kaybediyor ama o kadar da koymuyor. Koyan başka şeylerle dolmuş taşmışız, puan hesabını bir kenara bırakmışız hepimiz. Neyse, derin mevzulara girmeden kısa bir maç değerlendirmesi yazalım.
Takımın yarısının aklı çoktan uçakta Madrid'e doğru yola çıkmıştı sanki. Carvalhal takımı atak oynatarak nasıl bir skor bekliyordu bilemiyorum ama ilk yarım saat sonrasında ben beklentilerimi minimuma indirgemiştim bile. Orta sahada Ernst Başkan didinmekten iki büklüm olurken, geride didinen Egemen olmayınca evlere şenlik bir defans vardı bu akşam. Doksan dakikanın sonucundaki skor da şaşırtmadı. Hatta Trabzon o kadar gol kaçırdı ki yıllar önceki 7-1'lik maçın rövanşı alınabilirdi. Özellikle Burak Yılmaz ligde attığı gol sayısı kadar gol kaçırdı neredeyse. Bir de ağzından öyle bir küfür kaçırdı ki, biz tribünde hakemlere öyle veryansın etmiyoruz.
İlk iki maçtaki dondurucu soğuğa rağmen kıskandıran bir tribün performansı gösteren bayanlar bu gece nispeten daha iyi bir havada stadı hemen hemen doldurarak ellerinden geleni yaptılar. Maç 0-0 iken pınarbaşına girmeleri enteresan oldu. Onlar boynu bükük, kendilerine ayrılan yerden fazlasını dolduran laz kızları yüzlerinde gülücük evlerine dağıldılar. Maçın en güzel anı Carvalhal'in işaretiyle oyuna gireceğim diye saha kenarından kulübeye koşmaya başlayan Mustafa Pektemek'in hocanın 'bekle' işaretiyle suratına yansıyan üzüntü ifadesiydi.
11 Şubat 2012 Cumartesi
Açık Kalp Ameliyatı
Eskiden "Aman oğlum bırak, ne üzülüyorsun? Beşiktaş mı kurtaracak seni?" derdi annem. Şimdi ben Beşiktaş'ı kurtarma derdine düşmüşüm. Bırakmak bir kenara, her yenildiğinde daha bir sarılmışım yıllar geçtikçe. İşte o eski ve herkesin derdinin sadece Beşiktaş olduğu dönemlerden bir pankart. Öyle güzel özetlemişler ki Beşiktaşlılığı. Teşhisimiz belli ama bünye tedaviyi kabul etmiyor.
Bloga en son yazdığımızda Carvalhal son dakika golüne sevincinden depara kalkmıştı. O kadar konuşuldu ki herhalde nazar değdi. Adamcağız dört maçtır sevinemiyor. Dolayısıyla biz de. Kayseri'den kaç senedir puan kayıplarıyla dönüyorduk zaten İstanbul'a. Mersin maçı da kızların gözü önünde çığlık çığlığa gitti. Kadıköy'e puan fakirinin ekmeği olan umutla gitmemize rağmen iyi futbol oynayarak kaybettik ve en son Perşembe akşamı Sivas'ta maçın bitmesine yakın yılın golünü yiyerek iki puanı daha kayıplar hanesine ekledik. Ne olduğunu anlamadan ligin normal bölümünün sonuna geliyoruz. Sonunda da ne olacağını pek anlayan yok. Play-off olayı resmen itibarını kaybeden Türk futbolu için bir aç-kapa (on-off) şeklinde Türk işi çözüm.
Yastığa başımızı koyduğumuzda sadece puan hesabı yapardık küçükken. Bugün hesabı kitabı yapmaya çalışıp da işin içinden çıkamadığımız o kadar çok şey var ki. Bir çırpıda sayılabilecek ve akla gelen dolu hatalar. Kendi kendimize konuşur buluyoruz sonra kendimizi. Deli diyorlar...
25 Ocak 2012 Çarşamba
Güzel Antrenör Golden Sonra Takıma Koşandır!
Dün akşam ne maçın stresi, ne tartışmalı pozisyonlar, ne yerde yatan futbolcular, ne yağmur ne çamur.. hiçbir şey kalmayacak aklımda bu kareden başka. 24 Ocak 2012 Salı
Biraz Fazla Kaçmış

18 Ocak 2012 Çarşamba
13 Ocak 2012 Cuma
Kara Cuma
Rauf Baba inşallah emeklerin boşa gitmez. Kıbrıs bizim kardeşimiz, biz orayı senin güzel insanlığınla daha çok sevdik. Türlü oyun oynanıyor bugün, kanma Kıbrıs! Rauf Baba'nın hatırına kanma. 12 Ocak 2012 Perşembe
Kaldıracağız Az Kaldı

‘Kaldırılsın diyenler var’
“Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu’nun Kasım ayında aldığı karardan sonra çıkmış yeni bir karar yok. Yani ortada izin yok... Ben o stadın kapasitesinin artırılarak yenilenmesine karşıyım. Stat geçmişte büyütülmüş. Şimdi eğer tekrar eskiye dönecekse, kapasitesi azaltılacaksa, yani küçültülerek yenilenecekse ona tamam derim. İnönü Stadı küçültülsün, butik bir stada dönüştürülsün. Aynı zamanda içinde kültür ve sanat faaliyetlerine ev sahipliği yapacak bölümler yer alsın, o zaman yenilenmesine sözüm olmaz. Sergi salonlarının, galerilerin yer aldığı özel, butik bir proje ile yepyeni, butik bir stadı olsun Beşiktaş’ın. Bakın ben böyle bir yenilenmeye ‘Tamam’ diyorum ama bilin ki, hükümet içinde bazı bakan arkadaşlarım, o stadın oradan tamamen kaldırılmasından yana...”
Fanatik Gazetesi'nden alınmış bir haber.
Butik stat nedir? İlk kez duyuyorum pencerelerinde menekşeler, zakkumlar mı var?
Küçültme işine karşı değilim işin açığı dolmuyor dolmayacak da ama bu stat yenilenirse o alan bir sürü şey için kullanılacak. O yüzden kapasite artsın isteniyor zaten. Yoksa bizim Beşiktaş taraftarı olarak 70.000 kişilik stat hırsımız yok, gerek de yok zaten.
Beşiktaş Stadı tarihin ortasındadır dolayısı ile içinde sergilerin, salonların, galerilerin olması çok güzel olur. Ayrıca Bir yenileme yapılacaksa bu sadece Beşiktaş'ın değil İstanbul'un meselesidir. Oraya Ritz-Carlton zihniyetiyle yeni stat yaparsanız siluetin boku çıkar. Demirören İstiklal Caddesi'nde yaptığı alışveriş merkezinin cephesine nasıl özendiyse dokuyu bozmamak için burada da aynı özen gösterilmelidir.
Bir de sayın bakanın bazı başka bakan arkadaşları da stat yerinden tamamen kalksın diyormuş. Neden? Hangi gerekçe ile? Niyet ne? Amaç ne? Plan ne? Komik komik konuşmayın lütfen. Kimsenin ağzının suyu da akmasın.
Beşiktaş stadı başka yere taşınacaksa eğer hiç yıkılmasın daha iyi. Üstümüze yıkılana kadar ben bu tribünde kalmaya razıyım, yenilenecekse de yerinde yenilensin.
Sayın Demirören sözüm size, başkanlığınız döneminde maddi bir çok sıkıntı yaşanıyor, kulüp borç altında, iyi kötü günler geçirdik, anlaşamadığımız çok konu var ama bunların hepsi aşılır. Fakat bu stat sizin döneminizde başka bir yere taşınırsa, bu kazığı bize sayenizde atarlarsa iki cihanda elim yakanızda, hakkımı da helal etmiyorum.
Tabi sallar mısınız o da ayrı mesele. Tavşan dağ meselesi!
Golden Sonra Tribüne Koşsanıza Ulan!

8 Ocak 2012 Pazar
İştahsız, İsteksiz, Pesimist
Beşiktaş'ın sorunu iştahsızlıktı. İştahlı oynadı diyen çıkar mı bilmem. Çok ama çok iştahsızdı. Rakip yüksek ihtimal çok klişe bir tanımla küçümsendi. A2 düzeyinde çıkacak rakibi kasmadan yenebilecek bir mücadele yeter zannedildi.
Oysa alıştığımız kanatlardan yüklenme yoktu. Sebebi ise Mustafa Pektemek'in artık kendini kanat oyuncusundan çok Beşiktaş'ın forveti olarak hissetmesiydi. Simao'yu yine saymıyorum. Yok oğlu yok. Mustafa Pektemek sol kanata uzayan toplarda en uzak adamdı bazen. Sebebi kendisini sürekli gole yakın hissetmesinde yatıyor. Burada başka bir isim denenirdi diye söylemiyorum. Sadece gözlemlerimi yazıyorum.
Dedik ya Beşiktaş iştahsızdı diye. İştahsızlığın çözümü balık yağı Beşiktaş için balık gol anlamına geliyor. Yani top forvetinizin önünde duracak, sekecek bunu gol yapacaksın. Kanatlardan top gelmedi, Fernandes'in topu atacağı hareketli oyuncu yoktu. Yani maçın başından sonuna kadar balık yağı aradık onu yaratacak şutlar dahi atamadık.
Çok önemli puan kaybı mı? Bence değil. Çok var daha bitime. Play-Off'u var. Derbileri var. Küsen, asan, kesen çok twitter ve bloglarda. Bu takım bu sene bir şekilde bu yarışın içinde olacak. İlk kez bu kadar isteksiz bir takım gördük. Bunun sebebi kesinlikle rakipti.
Bir de Genç Edu için bir önerim var. İki ayak içi vuruşunu izledik. Yani olacak gibi değil. Mümkünse ayağının üstüyle vursun bundan sonra.
Takımın geneline bakınca. Fernandes'in çok değişik bir hastalığa tutulduğunun bilmem farkında mısınız?
Eskişehir ve Ankaragücü maçında Fernandes orta sahada kendi ekseni etrafında dönerken rakiplerinin yanına sokulmasıyla topu bırakması ve hakemi faul çalmaya emr-i vaki bırakması. Eskişehirspor maçında hakemin çaldığı düdüğe anlam verememiştim. Bugün de aynı şeyi yaptı ve rakibin defansı dengesiz yakalamasına neden oldu. Bu ilerleyen haftalarda kalemize gol olarak dönecek hareketlerden biri olacak.
İsmail ve Ekrem Dağ ile beklerin desteğini İsmail'i vasat Ekrem'i kötünün kötüsü kategorisine rahat rahat sokarız. Ekrem bir pozisyonda arka arkaya dört kez kimsenin müdahalesi olmadan düşmeyi becerecek ayakkabı seçimi ya da denge kaybı yaşayabiliyor. İnanılacak gibi değil.
Almeida'nın pesimist suratını değiştirecek bir şey varsa önce kendime sonra kendisine ileteceğim. Var mı çaresi?
31 Aralık 2011 Cumartesi
Yorgan, Şapka ve 2012
23 Aralık 2011 Cuma
Maç İşte...
Sporda Ahlakmış?!

20 Aralık 2011 Salı
Beşiktaş Tribünlerinin Değişimi
İstanbul Büyükşehir Belediye maçında Beşiktaş futbol takımı oyuncuları ellerinde aşağıdaki pankartla sahaya çıktılar.
Bundan önceki dönemlerde de siyasi içerikli pankartlar açılmıştı. Örneğin Cumhurbaşkanı'na açılan aşağıdaki pankart gibi. Yine geçen sene Necmettin Erbakan'a açılan pankart ve devamında Başbakanın rahmetli annesi ile ilgili açılan başsağlığı pankartı.
Bunların hiçbirinde gariplik yok. Zira Türkiye değişiyor, Beşiktaş taraftarı da Türk toplumunun üyelerinden oluştuğuna göre tribünün değişmesi de gayet normal. Bu bazı kesimleri hiç ilgilendirmiyor, bazılarını ise sinirlendiriyor. Açılan pankartlar arasında bir fark var, bunlar genelde tribünde açılan pankartlardı. Fakat o hafta lig takımlarının çoğu "geçmiş olsun" temalı pankartla çıkmazken Beşiktaşlı oyuncular ellerinde bu yazıyla sahaya çıktılar. Dolayısı ile siyasi görüş tribünden kulübe sıçradı. Şimdi bazıları 'geçmiş olsun' demenin neresi siyasi diyebilir. Olaya şöyle bakalım, Başbakanın annesi rahmetli olduğunda kulübün resmi internet sitesinden Yıldırım Demirören bir taziye yazısı yazdı. Bu tip bir hareketi yapmak demek tüm camia adına hareket etmek demektir bence. Eğer kendi adına bu yazıyı yazdıysa pekala şirketinin internet sitesinden de yazabilirdi. Bu tarz bir yaklaşım kulübün siyaset yapmamasını da engellemiş olurdu. Yapılan davranıştan rahatsız olmayan taraftarlar olabilir. Fakat benim gibi bu tutumu beğenmeyenler de var. Yapılanları 'Başbakana yalakalık' olarak değerlendiren insanlara verecek cevap bulamıyorum işin açığı. "Bak pankartla çıkınca ertesi gün Tayfur ile Adalı serbest kaldı" diyen adama ne denir bilmiyorum. Tüm bu olanları sadece uzaktan izliyorum, bakalım daha neler olacak diyorum.
Bunları söyleyip yazmam lazım çünkü Beşiktaş taraftarı kadar coplanan, biber gazına maruz kalan, dövülen, eziyet edilen bir taraftar grubu daha yoktur. Bunun altında bazı zamanlarda doğrudan siyasi görüş yatmaktaydı. Siyah Beyaz poşu bağladığı için dövülen Beşiktaş taraftarı var bu memlekette. Hal böyle olunca o zamandan kalan adamlar şimdi gelinen noktayı garipsiyor bu düşüncelerinde de haklılar/haklıyız.
Bizim üniversite döneminde kurduğumuz taraftar grubunda her tipte insan vardı. Her siyasi görüş konuşulurdu ama sonuçta asıl olan Beşiktaş'tı. Ben bugün bile Beşiktaş Futbol Takımı'nı Milli Takımın üzerinde görürüm. O şekilde değer veririm. Benim için yeri başkadır o sebeple bu stadyumun içinde olan taraftarlardan sadece ve sadece takıma aşk ile bağlı olmalarını bekliyorum. Spora siyaset karışmasını, bu tarz şovenist mesajları, artık kalitesi düşen tepki ve organizasyonları beğenmiyor ve garip buluyorum. Çünkü tribünümüz ilk ve en önemli işi olan sporu, futbolu ve destek vermeyi unuttu artık. Rakip ataklarında yuhalamıyor, baskı kurmuyor ıslıklamıyoruz. Takımın enerjisi düşünce destekleyerek morallendirme işini ancak Avrupa maçlarında yapıyoruz. Onun yerine bizi gazetelere çıkartacak aksiyonlar peşindeyiz. Ama o gazetelere ilk çıkışımızın 132 desibel ile olduğunu da unutmuş durumdayız.
Bütün bunların hepsini geride bırakamaz mıyız?
Bu renklere gönül veren biri olarak hiçbir zümrenin kullandığı bir topluluk olmak istemiyorum ben. Çünkü bir slogan atılıyor tüm Beşiktaşlılara mal oluyor. Bir pankart açılıyor bana uysun uymasın üstüme yapışıyor. Bu şekilde hissetmekten hem sıkıldık hem yorulduk. Kol kola girip şu maçı izleyelim artık birader Allah aşkına. Para çıktı mertlik bozuldu, şikeydi, siyasetti, çıkardı derken hayattan çaldığımız bir 90 dakikamız var onun da anasını bellediler.
Yeter bir düşün yakamızdan, çıkın hayatımızdan.
Gölge etmeyin yeter...
15 Aralık 2011 Perşembe
Beşiktaş Bele İyi Gelir
Bir gün öncesinde yaşadığım spor sakatlanmasından dolayı belim feci derecede ağrıyordu. öğleden sonra daha fazla dayanamayıp eczaneye gittim. Şansıma eczacı da kapalı alt tribündenmiş. Dedim "abi maçın bitiş saatini biliyorsun bana ona göre bir iğne yap ki eve gidene kadar ağrımı hafifletsin, artık atlara vurulanlardan mı yaparsın ne karıştırırsın içine bilemem". Hakikatten eli hafifmiş bir iki saat sonra kendime geldim stada yöneldim. 3 Aralık 2011 Cumartesi
2 Aralık 2011 Cuma
Gelişine Vole!
Mahalle maçlarında o yamuk plastik toplar üstümüze doğru gelirken "gelişine vole" diye bağırıp vurmaya çalışırdık çatıya, dağlara taşlara giderdi ya; al sana vole! 100 kere gelse belki 2-3'ünde top bu şekilde ayağa oturur fakat Ernst'in çizgiden çevirdiği ortaya göz diken Quaresma'nın volesi gönlümüzü fethetti. Adam gol attıktan sonra çok mutlu oldu yüzündeki ifadeden çok belliydi.









